• TRT HABER kanalında her cumartesi günü ‘İnsanlık Hali’ programı yapılıyor, Prof. Dr. Kemal Sayar ve Prof. Dr. Erol Göka ile birlikte. Her hafta farklı konuların ele alındığı tabiri yerindeyse ‘Kitap gibi’ bir program. Şu ara tatilde ama 8 Eylül’den itibaren devam edecek. Çok güncel ve bize dair meselelerin konuşulduğu bu hoş muhabbetlere göz atmanızı öneriyorum. Programın geçmiş bölümlerinin linkini de şuracığa bırakıyorum :)

    https://www.youtube.com/...nkBmfVXlC62UJIZL1w_E
  • Üniversite ikinci sınıftaydım herhalde. Belki üç. Dersin ya da hocamızın adını hatırlamıyorum. Okulla pek de ilgili olmadığım buradan da anlaşılabilir. Devam zorunluluğumuz yoktu, zaten amfiler de yoklama yapılamayacak kadar kalabalık oluyordu. Hocalarımızdan birisinin bizi bir kitaptan sorumlu tuttuğunu öğrendim arkadaştan. Kızdım başta, fotokopicilerde not yok mu diye söylendim. Olmadığını söyledi arkadaşım, “Ama kitap ilgini çeker.” diye de ekledi. İsmini öğrendim kitabın: Zygmunt Bauman “Modernite ve Holocaust”.
    Tam da o sıralar kapitalizm, emperyalizm, ulusçuluk ve faşizm üzerine okumalar yapıyordum. O sıralar nasıl kapitalizm derinleşip emperyalizme dönüşmüşse kapitalizmin ideolojisi olan ulusçuluğun da derinleşip faşizme dönüştüğünü düşünüyordum. Belki bu kitapta düşüncelerim doğrultusunda bir şeyler de bulurum diye hemen edinip başladım okumaya. Ama kitap beklentilerimin çok çok ötesine geçti.
    Öncelikle kitap sosyolojik bir eser. Yani benim umduğum gibi kapitalizm – emperyalizm ekonomik alt yapılarıyla pek ilgilenmiyor. Ama kapitalizmin başka icatları olan, uygarlık, modernite gibi kavramlarla ve bunların bazen neleri örttüğüyle, devletlerin merkezileşmesiyle gücün ve zor kullanımın gündelik hayattan çıkıp nasıl büyük bir devlet aygıtına dönüştüğüyle, bürokratik aygıtın insandışılaştırılmasıyla (ya da bürokrasi çalışanlarının işlerine yabancılaşmasıyla), ahlaki sorumluluğun yerine teknik sorumluluğun gelmesiyle ve bunun gibi aslında modern devletin doğasında olup da “holocaust” yaşanmasına neden olan sosyolojik olgularla ilgileniyor.
    Benim için en çarpıcı tespiti yaşanan bu soykırımın sadece bir delinin deli saçması davranışları olarak açıklanamayacağını ortaya koymasıdır. Holocausta giden yol adım adım anlatılıyor bu kitapta. Ve bunun olmasını sağlayanın da modern bürokratik devlet aygıtının ta kendisi olduğu vurgulanıyor. Bu adımları tek tek saymam şu an mümkün değil ama tüm holocaust operasyonundan sorumlu olan, Nazi Almanya’sının askeri teşkilatı değil Ekonomik yönetim dairesidir. Amaçları Almanya’nın ‘çöplerden’ – Yahudilerden, çingenelerden, ari ırk olmayanlardan, eş cinsellerden, sakatlardan vs vs . . . – temizlenmesidir. Başta bunları Almanya’nın dışındaki fethettikleri ülkelerde oluşturdukları toplama kamplarına sürerler ama bürokrasi en optimal çözümü aramaya ve bulmaya meyilli olduğu için sürgün etmenin maliyetinin yerine insanların yağlarından elde edileceklerin karı karşılaştırılarak bu soykırım mekanizmasının çalıştırılmasına karar veriliyor.
    Yani Hitler’in ve Nazilerin mantık ve bu arada insanlık dışı düşünce yapılarının sonucu değil aslında holocaust, tamamen kapitalist, tamamen modern bir işleyişin sonucu.
    NOT: Ben bu kitabı, başta da belirtmiş olduğum gibi üniversite yıllarında okumuştum. Kitabın bana hatırlattırdıkları, bende bıraktıkları bunlar. Tabii ki eksiklerim ya da yanlış değerlendirmelerim olabilir.
  • İşte artık kitabın ilk sayfalarına gömülmeye hazırsın. Yazarın benzersiz tarzıyla buluşmak için ilk adımını atıyorsun. Hayır. Bu tarz sana hiç tanıdık gelmiyor. Zaten bu yazarın başkalarınınkinden farklı olan, benzersiz bir anlatım biçimi olduğunu kim söyledi ki? Kaldı ki, onun kitaptan kitaba farklılıklar gösteren bir yazar olduğu bilinir. Ve zaten onu tanınır kılan da bu farklılıktır. Ne var ki bu kitabın şimdiye kadar yazdıklarıyla en azından senin anımsadıklarınla hiç ilgisi yok gibi görünüyor. Bu bir hayal kırıklığı yarattı mı? Göreceğiz. Belki en başta, hani adını duyduğunda ona belli bir yüz yakıştırdığın kişiyle tanıştığında, zihnindeki çizgileri bu gördüğün yüzdekilere uydurmaya çalıştırıp şaşırman gibi bir bocalama yaşayabilirsin. Ama sonra devam edersin, kitabın gene de kendini sana okuttuğunu fark edersin; yazardan beklentinden bağımsız olarak kitap kendi başına ilgini çeker, hatta iyice düşünecek olursan böyle olmasını, tam olarak ne olduğunu bilmediğin bir şeyle yüzleşmeyi yeğlersin.
    Italo Calvino
    Sayfa 24 - Yapı Kredi Yayınları