• Bir ateşim yanarım, külüm yok, dumanım yok.Sen yoksan mekanım belli değil, zamanım yok.
  • Nasıl başlayacağımı ne diyeceğimi bilmiyorum. Şöyle düşünün, Bir şeyler artık uzaklaşmanızı söylüyor ve ani bir kararla çantanız sırtınızda nereye gideceğinizi bilmeden yola çıkıyorsunuz ve nereye olduğu belli olmayan bu yolculukta suç ortağınızı buluyor ve hayatı gerçek anlamıyla yaşıyorsunuz. Bitmemesi için uğraştım hatta bir gün boyunca hiç bakmadım bile ama bitti. Şarkı seçmekte de kararsız kaldım o yüzden ancak 3 taneye kadar azaltabildim. Bence ben bu romanı bitirmedim ben resmen bu romanı yaşadım çünkü başka bir izahı yok bunun. Sanki Andrew Waffle House da dans ederken bende onunlaydım, Söylediği her şarkıda yanındaydım, Andrew Camryn'e güzelim derken bile. O bahsedilen şarkılar, hikayeler, gezdikleri yerler özellikle de New orleansa gitmeleri kısaca her bir satırı benim onlarla olduğumu kanıtlar gibiydi. Uzun araba yolculuğu hayalimin de katkısı var bu kitabı sevmemde bu yaz Kıbrısa gitme ihtimalim var uçak yerine arabayla gidip kendime bir Andrew bulmayı düşünmüyor da değilim yaniii. Şunu belirtmek istiyorum BU KİTAP PLANSIZ TATİL YAPMA VE YOLCULUĞA ÇIKMA KARARIYLA VALİZ HAZIRLATIR (tabi otobüste Andrew bulabilecek kadar şansınız yaver gider mi bilemeyiz) Zaten Andrew gerçek olamayacak kadar muazzam ruhlu bir çocuk bunu da not olarak geçeyim. Yelloz Camryn kaptı güzelim çocuğu
  • Mustafa Kemal'i Yılmaz Özdil'in kaleminden okumak gayet güzeldi. Ve şunu belirtmem lazım hemen incelemenin başında, kitabı bir tarihcinin yazdigi biyografi olarak değil de gerceklerle kurgulanmis bir eser olarak okudum. Çünkü klasik bir biyografide yapılması elzem olan ilk şey yararlandigin kaynakları belirtmen, bunlara kitabında yer vermen. Çünkü ne kadar güzel şeyler söylemiş olursan ol söylediklerin havada kalmış olur. Şahsen okurken hep aklimdaydi, "Tamam iyi hoş yazmış bunu lakin kaynağı ne bunun". Kitaptaki birçok olayı başka kitaplardan da ve kişilerden de duymuşlugum olduğu için verdiğim puan düşük olmadı. Dediğimi ozetlersem: Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul güzel diziler ve anlattığı birçok olay da gerçek olaylara dayanıyor olabilir lakin tarihi öğrenmek icin bu durum onlari kaynak teşkil etmez.
    ...
    Mustafa Kemal'i bu kitapta bir arkadaş, bir abi gibi hissediyorsunuz. Yani sen ben gibi biri. Üzülen, sevinen, oyun oynayan, aşık olan, kavuşamayan... Bu açıdan çok hoşuma gitti.

    Mustafa Kemal'i artık senelerdir yapılan algı operasyonlarından kaynaklı seveni sevmeyeni 'dinsiz' veya 'dinle işi olmayan, dine çok uzak' olarak algilamistir. Lakin bu kitapta bilakis dinle yakından alakali, dine oldukça saygılı ve dinin halk tarafından anlaşılmasına önem veren bir Mustafa Kemal portresi ile karşılaşıyoruz. Dini, rituellere indirgeyen Emevi-saltanat dini ekolunde önemli olan "namaz kılmak, oruç tutmak, belli kandillerde camide namaz kılmak, kurban kesmek..." gibi ibadet ve rituellere indirgenmis durumdadir ve evrensel iyi kavramları, ilkeleri ikinci,üçüncü plana itildigi için insanlarda dindar, din yönünden makbul insan denilince akla sadece 'namaz kılan, kurban kesen, oruç tutan...' sakallı, tespihli bir dayi figürü akla geliyor. Bir insan bunları yapmasa ya da az yapsa ama topluma faydali olsa dahi o kişi dindar görülmez. Böyle de garip, absürd bir durum vardır.

    Mustafa Kemal'in en hoşuma giden ozellikerinden birisi hatta en başta geleni kitap okumaya olan tutkusu. Cephelerde dahi kitap okumaktan vazgeçmiyor. Hayatı boyunca 3997 kitap okuduğu biliniyor.

    Mustafa Kemal'in en hoşuma giden özelliklerinden birisi akıl ve bilime önem vermesi, hayata bu pencerelerden bakmasidir ve bununla beraber yobazlar, din tüccarlarına düşman olmasıdir.

    Mustafa Kemal'in bir çınar ağacı zarar görmesin diye konağı 4 santim civarı kaydirmasi olayını Greenpeace duysa heralde bunun filmini yaparlar, Atatürk'un heykelini dikerlerdi, aynı saatlerde bizim ülkedeki 'reaya' ise halihazirda dikilmiş olan heykeli indirmeye gayret ederdi.

    Mustafa Kemal ile görüsen bir meczubun -din adamı diyorlar- Mustafa Kemal'in gözlerinden cikarimda bulunup onun Deccal olduğunu söylediği rivayet edilir. Mustafa Kemal, vatani için cephelerde carpisirken yaralanması neticesinde biraz sakat olan o gözünden din tüccarları onun Deccal olduğu sonucuna varabiliyorlar! İşte yobazliga ve din tuccarligina karşı olmamız için en temel sebep budur. Mustafa Kemal'in geçirdiği hastalıklar ve rahatsızlıklar ve de cephede yaşadığı yaralanmalar sayfalarca anlatılıyor. Neler yok ki:
    - Böbrek rahatsızlığı
    - Sıtma
    - Kaburgası kırıliyor
    - Gözünden yaralaniyor
    - Kalbinden rahatsizlaniyor
    - Siroz
    - Göğsünden vuruluyor
    Aklımda kalanlar bunlar.

    Mustafa Kemal denince akla belki de ilk başta kadın hakları gelmeli. Aslında Türk toresinde kadının yeri erkekle eşit veya esite yakındır. Hatun otagda bas tacidir, hakanin yanındadır. Savaşta eli kılıçta savaşta, barista ekonominin de içinde, çocuğunun da bakimindaydi. Lakin zamanla Arapciligi islamiyet sanmamiz neticesinde kadın toplumda erkeği günaha sokan cisim olarak yaftalanip ikinci plana itildi. Mustafa Kemal ile tekrar hak ettiği seviyeye yükseldi Türk kadını. Şimdi bakıyorum da bustuné baltayla vuran, 'Ataturk ilah değildir, onun böyle anilmasi dine aykırıdır, batının kanunları getirdi' diye tepki gösteren -provokasyon yapan- kadınları görünce sasiyorum. Yani sormak isterim bu kadınlara, bir erkeğin 4. eşi mi olmak istersiniz, mirasta, bosanmada hiçbir söz hakkınız olmamasını, sürekli kocanizdsn dayak yemeyi ve bunun hakkında yasal bir işlem uygulanmamasini, eğitim gormemeyi, dışarıya erkeğiniz olmadan cikamamayi ... mi istiyorsunuz? Ben eminim ki Mustafa Kemal, mezardan kalksa ve görse ülkenin durumunu en çok bu kadınlara üzülür.
    ...
    Mustafa Kemal, kendini milletine adamış yalnız bir adamdı. Yalnızlığı özel hayatindaydi. Mutlu bir evliliği olmadı, çocuğu olmadı ama birçok evlatlık çocuğu oldu ve hepsini okuttu. Neyi varsa milletine bağışladı. Bir yüzükle bile gelmedi ve bir yüzüğü bile olmadan gitti. Ancak vatanıni seven, aklı hür, vicdanı hür her Türk insanın gönlüne 'akıl ve bilim' yazılı birer yüzük bıraktı.

    Keyifli okumalar...
  • Zayıflığın, gevşekliğin mülk sahibi olmalarını önlediği, belli sayıyı aşan kimseler hiçbir şey kaybetmeden fakir düştüler; çünkü etraflarında her şey değiştiği halde sadece onlar değişmemişlerdi; geçimlerini zenginlerin elinden alıp kabul etmek ya da saldırıp kapmak zorunda kaldılar; şunun ya da bunun huyunu değişikliğine göre hükmetmek, kulluk ya da zorbalık, çapulculuk doğmaya başladı. Zenginler, kendi paylarına hükmetmek zevkini tadar tatmaz, başka bütün zevkleri küçük görmeye başladılar; eski kölelerini kullanarak yeni kölelere boyun eğdirirken, komşularını kullaştırmaktan başka bir şey düşünmez olurlar. İnsan etini bir defa tadınca başka bütün yiyecekleri hırçınlıkla geri çeviren, sadece insan yutmak isteyen aç kurtlar gibiydiler.
  • Ayrı ayrı alındığında, aidiyetlerimden her biri sayesinde hem cinslerimin büyük bir çoğunluğuyla belli bir akrabalığım var, aynı ölçütleri toplu olarak ele aldığımdaysa başka hiçbir kimlikle karıştırılamayacak, kendime özgü bir kimliğim oluyor.