• onra resmin damladı karanlığa; gülen gözlerin… Ne çok yakışıyor gülmek sana bir tanem. Ben en çok gülüşünü seviyorum.


    Senin için kendimden vazgeçerken bir an bile düşünmedim.

    Çalınır kapı. Ardına kadar açılır kapı. Girer içeri sessizce yolcu. Geçiyordur. Uğramıştır. Kalır.

    Ben güzel ruhuna aşık oldum senin. Sadece bu yüzden sadakat kokuyor bu tutku. Çünkü sen ebedi ruh hastalığım olacaksın benim.

    #sevdamözledim#
  • 184 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Müptezeller bittikten sonra yaklaşık altı-yedi tane kitabın kapağını açıp, göz gezdirip başlamadan bırakan ben... en sonunda da en alttaki bu kitabı çıkarmakla çok iyi yapmışım.

    Şu ana kadar okuduğum, çok beğendiğim ve isteyenlere tavsiye ettiğim Koku, Serenad, Uçurtma Avcısı ve hatta Şeker Portakalı'nın evet Zeze'nin bile üstüne çıkabilecek bir kitap, okuduğum kitapların en güzellerinden. Herkesin mutlaka okumasını istediğim muhteşem bir kitap. Bu kitap okunmalı, okutturulmalı. Ne kadar çok yere ulaştırılabilirse ulaştırılmalı. Hatta bu sitede yalnızca okuma, alıntı, toplantı gibi etkinliklerin yanında bir de elimizden geldiğince ki aramızda bir çok öğretmen vardır onların yardımıyla yalnızca ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak üzere kitap, kütüphane kurma kampanyaları yapılabilir.

    Yalnızca okumakla kalmayıp uygulayabilmek de asıl mesele. Aslında çoğu da bizim düşüncelerimiz. "Yaşamak istediğimiz ülke" için çalışan bu güzelim insanlara katılmak umarım bizlere de vesile olur da biz de üzerimize düşeni yapabilir, yaşanılabilir bir ülke için adım atmış oluruz. Konu başlıklarında olduğu gibi, yurdunu seven, işini iyi yapan, dürüst, hoşgörülü bir insan ve ülke olabilmek için...

    Ve ayda bir kere de olsa elimizden geldiğince ismi geçen kuruluşlara, hiç tanımadığımız ama mutlu olmalarına katkıda bulunabileceğimiz o insanlar için kısa mesajla yardımda bulunmayı ihmal etmesek... İnsan olan karşılıksız yapmalı tüm güzel şeyleri ve hep inandığım şeylerden biri de "birini mutlu edebilmek o mutluluğu görmek kadar güzel bir duygu yok."

    Karınca kararınca elimizden ne geliyorsa...

    Ülkemde böyle insanların, böyle bir kuruluşun olması inanılmaz gurur verici ve umut dolu. Umarım daha da büyür ve çoğalırlar. Böyle bir ekipte yer almayı çok ama çok isterim. Kitabın son sayfalarında yer alan Uğur Böcekleri ekibindeki arkadaşların sözlerini de ekliyorum son satırlara. Bu duygularına hayran olmamak ve o duygulara ortak olmak dünyanın en güzel mutluluğu olsa gerek.

    - Benim için TUP, insan hayatına küçücük de olsa dokunabiliyor olmanın verdiği büyük mutluluk… Her seminerde gözlerimin mutluluk ve heyecandan dolması, her seminer sonrası gözlerdeki sevinç ışığı, her seminer sonrası bu ülkede güzel şeyler olduğuna, olacağına duyduğum güven. Ve benim için TUP, hayatımdaki büyük sihir…
    (Aslı Akyol)

    - Gelecek aydınlık olacaksa eğer, gerçekten; sırf bu projenin ışığı bile yeter.
    (Ayşe Atalar)

    -Dürüstlüğün, samimiyetin, yurt sevgisinin, girişimciliğin ve birçok değerin anlam kazandığı bu projede, Türkiye Uğur Böcekleri Projesi'nde, anlam kazanabilmek temennisiyle..
    (Davut Kör)

    - Seminer verdiğim günün bitiminde insanlara faydalı olmanın mutluluğunu
    yaşıyorum ve hayatım boyunca seminer vermek istiyorum. Çünkü ihtiyacı olanlara yardımcı olmak, bir şeyler vermek harika bir duygu. Türkiye Uğur Böcekleri Projesi benim hayata dair sorumluluklarımın bir parçası. (Eda Sincar)

    - Hayat amacımız, bireyden topluma gelişim; söylenmektense söylemek hayata dair güzellikleri. Bence herkes hayatının hangi döneminde olursa olsun mutlaka TUP'la tanışmalı ve insan olmanın tadını çıkarmalı. TUP, hayatta başka bir şeyle ikamesi olmayan nadir oluşumlardan biri belki de. (Elif Aydın)

    - TUP, sanki bir yara bandı gibi, gittiği yerde insanların her an fark edemediği, ama sürekli sızlayan yaralarını kapatıveriyor. İnsanları mutlu etmekten mutluluk duyan insanlarla dolu bir sosyal sorumluluk projesi.
    Gönüllüleri için de ikinci bir okul. (Elif Çakıcı)

    - İnsan olmanın en değerli yanı iyilik yapmaktır. Türkiye Uğur Böcekleri Projesi'yle her defasında daha fazla hissettim insan olmanın güzelliğini. (Emin Barış)

    - Kütahya Cezaevi'ne Fulya, Taylan, Neslihan, Özgür ve ben birlikte gittik.
    Bir mahkûm çıkışta bir şiir verdi. "Anama yazmıştım Şerif Hocam. Sen hak ettin. Şiir senin. Ben anama bir tane daha yazarım" dedi. Şiiri okudum, gözlerim doldu. İnsanlık dolu bir şiir. Genç ve efendi bir çocuktu. "Niye buradasın?" diye sordum. "Hocam ben adam öldürdüm" diye yanıtladı.
    "Senin gibi efendi biri nasıl adam öldürür?" diye sorduğumda da "Hocam kimse bize bunları anlatmadı ki" diye yanıt verdi. Ders hepimize.

    - Hayata yeniden böyle bir noktadan başlamak istiyorsanız eğer, birilerine el
    uzatmak istiyorsanız, gelişmek ve geliştirmek istiyorsanız, TUP, sizin de
    aradığınız proje demektir. İnandıktan sonra insanın başaramayacağı hiçbir
    şey yoktur. (Funda Çelik)

    - İnsanların karşılıksız hiçbir şey yapmadığı günümüzde, karşılıksız iyilik yapmanın tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum hayata dair verdiğim seminerlerde. (Gülçin Demircan)

    - Bazen bir zorlukla karşılaştığımda, içinden çıkamadığımda kenara çekilip olaya bir de "Uğur Böceği" gibi bakıyorum. Mücadele ruhu kazandırdı.
    Karanlığa küfretmektense bir mum yakmayı öğretti bana, bu da hayatımın her aşamasında bana yardımcı oluyor. (Merva Fındık)

    - Gittiğimiz yerlerde yarattığımız "Uğur Böceği Etkisi"nin sonuçlarını
    düşününce, sahip olduğum mutluluk ve huzuru ifade etmekte kelimeler
    yetersiz kalır. Bunun yanında hayata ve olaylara bakış açımı değiştiren,
    kendimi bulduğum muhteşem bir projenin içerisinde olduğumu düşünüyorum.
    (Merve Işıl Kaya)

    - Mine konuşma engelliydi. Seminer bitiminde, herkes dağıldıktan sonra sırasına gitti ve forma bir şeyler çizmeye başladı. El ele tutuşan iki kişi, birisi küçük, birisi büyük ve topuklu ayakkabıları var ve aralarında bir kalp. Seminer ile ilgili düşüncelerini yazması gereken kısma da bir ev çizmiş…(Nazlı Özdil)

    Nazlı'yı toplantılarda beyaz uğur böceği tişörtü ve kocaman gülümsemesiyle hatırlıyorum. İçten, sıcak ve akıllı Mine'den aldığı o küçük kalp ve ev resmi bir insanın hayatında alabileceği en güzel hediyelerden
    biridir.

    - Herkesin hayatında kilometre taşları vardır. O kilometre taşında yaşanılanlar olmasa insan farklı yerlere sürüklenir. TUP da benim için farklı bir kilometre taşı, hayatı değiştiren ve aslında hayat veren. Gelişen, geliştiren, insana dokunan, insanlığını hatırlatan bir proje TUP. (Nihan Özel)

    - Önce kendimize, sonra yakın çevremize hoşgörü, girişimcilik, iş kalitesi, yurt
    sevgisi ve dürüstlük değerlerinin ne kadar önemli olduğunu anlatırız. Sonra düşeriz yollara, Türkiye'nin dört bir yanına bilginin ışığını yayarız. (Sinem Dinçol)

    - İlk seminerinizi verdikten sonra, değerlendirme formlarını elinize alıp okumaya başlayacaksınız. Okumayı bitirdikten sonra, sadece bir saat içerisinde insanların hayatlarına dokunduğunuzu anladığınızda, hayat gözünüze hiç görünmediği kadar güzel görünecek. (Volkan Duygunoğlu)

    - Seminer sonunda huzura kavuşuyorum, çünkü bilgimin zekâtını vermiş ve
    insanların hayatlarına dokunmuş oluyorum. Bir mahkûmun bana "Hayatım benim kelebeğimi öldürdü, artık sizle yeniden canlandıracağım" demesi her
    şeyin karşılığıydı. TUP bir hayat felsefesi bence. (Tuğba Bademci)

    - Sildiklerinin bir önemi yok, yerine doğrular yazılmıyorsa, Bildiklerinin bir önemi yok, senden başkası bilmiyorsa'' diye çıktığım bu yolda her geçen gün bilgiyi paylaştıkça, gözlerde oluşan tebessümleri görmenin bu projenin gerçek amacının en belirgin kanıtı olduğunu düşünüyorum (Gamze Güngörür)

    - Sönen mumların emanet ettiği karanlıkları, gözlerindeki ışıklarla aydınlatacak koca yürekli kardeşlerimizi seyirci koltuklarından kaldırıp sahneye çıkarmaktır Türkiye Uğur Böcekleri Projesi (Gökhan Müftüoğlu)
  • 308 syf.
    ·29 günde·9/10
    Herkese merhabalar. Bir süre önce:"Nietzsche felsefesine dair bilgi sahibi olmak istiyorum, kitap önerebilir misiniz?" diye bir ileti paylaşmıştım. İletiye gelen yorumların birçoğu "Zerdüşt"ü okumam yönündeydi. Ben de merak ettim ve kitabı hemen temin edip okumaya başladım. Paylaştığım ileti geçici bir iletiydi, o yüzden yorum atanları hatırlayamıyorum. Fakat şunu öğrendim ki;kitap tavsiyesi konusunda 1000kitap üyelerine güvenebilirim.

    Evet, yavaş yavaş incelemeye geçebiliriz.

    "Herkes ve hiç kimse için bir kitap" diye Nitelendiriyor Nietzsche Zerdüşt'ü. Ayrıca Zerdüşt'ün "Yazılmış en derin" kitap olduğunu iddia ediyor. Ben de Zerdüşt'ü "Nietzsche felsefesinin köşe taşı" diye nitelendiyorum. Lisedeki felsefe derslerinden filan az çok tanıyordum Nietzsche'yi. Altmışa yakın eseri varmış, bunu yeni öğrendim. Şunu da bu kitabı okuyunca öğrendim;felsefe ders kitaplarından Nietzsche hakkında edindiğim bilgilerin tamamı Zerdüşt kaynaklı neredeyse. Yani elinize bir felsefe ders kitabı aldınız ve karıştırmaya başladınız, işte o kitaptan Nietzsche hakkında edinebileceğiniz bilgilerin neredeyse tamamı Nietzsche'nin bu kitabından alıntı yapılmış. Nietzsche'ye ait onlarca kitap olmasına rağmen bu kitabın yeri çok ayrı.

    Nietzsche Zerdüşt'ü yazarken sadece içeriği ile bir farklılık yaratmamış.Bu kitabın insanoğluna verilen en büyük armağan olduğunu düşünüyor Nietzsche. Ve madem insanoğluna bu kadar büyük bir armağan veriyor, tabiki sıradan olmasını istemeyecektir. Bu nedenle bir felsefe kitabı yazmış olmasına rağmen şiirsel bir üslup kullanmış Nietzsche, bir farklılık da böyle yaratmak istemiş.

    Yani kitap bir felsefe kitabı olmasına rağmen yer yer şiir, yer yer düzyazı olarak yazılmış. Ayrıca başkahraman Zerdüşt'ün yaşadığı olaylar da öyküleyici anlatım tarzı ile yazılmış. Bu özellikleri de edebi bir yön katmış kitaba. Bu nedenle kitap kategorize edilirken hem felsefi, hem de edebi kitaplar grubuna dahil ediliyor.

    Ayrıca Nietzsche teşbih sanatından da sıkça yararlanmış kitapta. Kitabın tamamında benzetmelere dayalı bir anlatım var.

    Şimdiye kadar kitabın yazılış tarzıdan ve kitabı özel kılan bazı detaylardan bahsettim. Şimdi biraz da içerik özelliklerine değinelim. Bu kitap nedir ve ne anlatıyor?

    Nietzsche kitapta tanrı, erdem, dinler, insanlar, dostuklar, gençlik, yaşlılık, üstinsan gibi kavramları konu edinmiş. Bu konular hakkındaki görüşlerini aktardığı bir kitap...

    Fakat bu görüşleri okurlarına Zerdüşt adını verdiği karakter üzerinden "Böyle Söyledi Zerdüşt" ifadesi ile aktarıyor..

    Biraz da Zerdüşt'ten bahsedeyim. Başkahraman Zerdüşt gerçekten çok değişik bir kardeş. Bir gün insanlardan sıkılmaya başlıyor ve kendini dağlara, yalnızlığın tam ortasına atıyor. Fakat bazen yalnızlıktan sıkılıyor, iletişim ihtiyacı duyuyor ve tekrar insanların arasına katılıyor.Yer yer dışlanıyor, yer yer benimseniyor insanlar tarafından.

    Ayrıca başkahraman Zerdüşt hakkında bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Kitabın kahramanı olan Zerdüşt, Zerdüştlük dininin kurucusu olan ve bazı insanlar tarafından peygamber olduğuna inanılan -çeşitli rivayetler var- Zerdüşt ismindeki başka bir insanla karıştırılıyor.

    Nietzsche bu yanlışlık hakkında şunları söylemiş zamanında:"Zerdüşt adı ne anlama geliyor? Sormadılar bana bunu, sormalıydılar:çünkü o İranlının tarihteki korkunç benzersizliğini yapan şey, benimkinin tam tersidir. Burada konuşan ne bir peygamber ne de bir din kurucusu denen o güç istemi ve hastalık kırmasıdır."

    Bu düzeltmeyi özellikle dahil etmek istedim incelemeye.

    Evet, içerikten devam edebiliriz.

    Kitaptaki çok önemli iki kavram var. Bunlardan biri "üstinsan" diğeri de "bengi dönüş" kavramı.

    Nietzsche, bu kavramlar üzerine yazmış kitabı zaten.

    Nietzsche, insanı hayvan ve üstinsan arasında bir köprü olarak görüyor. "üstinsan"a ulaşmak için kendini aşması gerektiğini savunuyor. Ona göre, insan kendini aşabileceğine inanırsa "üstinsan"a ulaşmak yolunda daha kolay ilerler.

    Kitabı yazarken kitabının yazıldığı dönemin insanları tarafından anlaşılmayacağını ve kitabın değerinin zamanla daha da artacağını düşünüyormuş Nietzsche. Ve Nietzsche'nin bu kehaneti doğru çıktı. Kitap yazıldığı dönemde fazla ilgi görmemiş. Fakat kitabın popüleritesi gün geçtikçe artmaya devam etmiş. Şu an ise felsefe alanındaki en önemli kitaplardan biri zaten.

    Genel bir değerlendirme yapacağım ve incelemeyi noktalayacağım.

    Kitabın dili çok ağır ve yoğundu. Bazı cümleleri anlayabilmek için tekrar tekrar okudum. Yorgun kafayla okunacak bir kitap değil kesinlikle. Kitapta öyle yoğun cümleler var ki, o cümlelerden yola çıkarak farklı kitaplar bile yazılabilir. O derece yani. Kitaptaki her cümle çok önemli. Yüzlerce alıntı paylaşılabilecek bir kitap, Zerdüşt. "Felsefe okumayı, kendimi geliştirmeyi,ufkumun genişlemesini seviyorum;ben iyi bir okurum" diyen herkese tavsiye ediyorum. Birçoğunuzun başucu kitabı olacak hatta. Fakat kendinizi hazır hissetmeden okumayın diyorum.

    Okuduğum kitapları puanlarken zevk ve ölçütlerime göre birçok kriterin değerlendirmesini yapıyorum. Bu konuda biraz takıntılı sayılırım. Bu kitabı da kendimce değerlendirdim ve 9 puan veriyorum. Kitap baya iyi, bence okuyun;ufkunuz açılır.

    "İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi, kalın sağlıcakla."

    Böyle söyledi Zerdüşt.
    ***
    " Sümeyye Mert gel sen gel, burii gel. Çabık gel."

    Ayrıca böyle söyledi Zerdüşt.
    ***
  • 259 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Kitapları elime almadan önce ben küçük bir araştırmasını yaparım hep; kim ne demiş,  konusu ne gibi...
    Rastladığım çoğu yorumda Turgenyev'in dilinin agır olduğunu ve karmaşık olduğunu vurgulamıslar. Tabii bu yüzden kitabı elime almaya cesaret edemedim bir kaç ay. Sonra dedim Turgenyev'le tanışma zamanı geldi. Bir de ben yorumlayım dedim kendi fikirlerimle.
    Ön yargılı başladığım kitap o kadar akıcı geldi ki su gibi akıp gitti ellerimde..

    Yalnızca çok durağan bir kitaptı. Başlarda hiç heyecan yoktu sıradan bir heyecansız duygusuz bir hikaye okuyor gibiydim. (Tabii bu durum sonlara doğru değişti heyecan arttı.) ama durağan olmasına rağmen insanı içine cekemeyi başarıyor (şahsen beni çok güzel içine alıp duygudan duyguya sürüklemeyi basardı).
    Hem çok sıradan bir eser hemde sıra dışı bu ikilem arasında gidip geliyorsunuz.


    -1862'de kaleme alınan Babalar ve Oğullar Turgenyev'in en meşhur eserilerinden.


    -Rus Edebiyatı 'nın tam anlamıyla yazılmış ilk modern roman örneği olarak kabul edilebilir.

    -Yayımlandığında pek çok siyasi, edebi ve felsefi tartışmanın odağı haline gelmiş bir kitap

    -Bugün için de edebî değerini koruyan bir eserdir.

    -O zaman Rusya’sında yaşanan geleneksellik ile bireysellik arasındaki çatışmayı adım adım göstermektedir..

    -Ayrıca Nihilizm ile ilgili fikir oluşturan bir yapıttır. ( Ben 'Nihilizm' nedir ? Bu kitap da öğrendim. )
    Sözlük anlamı: Hiçcililk olarak tek kelimeyle açıklıyor aslında.
    Genis anlamlı olarak;
    Hiççilik ya da nihilizm veya yokçuluk; 19. yüzyıl ortalarında Rusya'da, özellikle genç entelektüel kesim arasında taraftar bularak yükselen ve bu nedenle kendine büyük felsefi akımlar arasında yer edinen bir felsefî yaklaşımdır. 

    -Eser Nihilizm konusunda yazılmış ilk eser olarak da. Biliniyor.

    - 2003'de filmide yapılmıştır.


    -O devirlerde Rusya'yı en iyi anlatan eserler arasında diyebilirim.

    1840 Rusya’sında yaşanan geleneksellik ile bireysellik arasındaki çatışma tartısmalar romanın ana teması; Babalar  gelenekselliği oğullar ise yenilikçiliği ve çağa ayak uydurma modaya uyma gibi düşünceleri temsil etmektedir...
    (Hal böyle olunca kitap her çağa için çok uygun çünkü her yeni gelen yeni nesil bir önceki nesli beğenmiyor ve kuşak çatışması çıkıyor; bu durum su an ki cagımızda da kendini belli ediyor.)

    Bu gibi benzer çatışmaların içinde kendi babamızla (ailenizle )olan ilişkilerinizide yakalayabilirsiniz
    Karakterler de çok ilginç ve etkileyiciydi.

    Kitap okunması gereken bir kitap ihmal etmeyin eminim size bir şeyler katacaktır.
    (Bana kattıgına inanıyorum )

    Okuyun böyle kitaplar okuyun...
  • Bir sözcüğün iki boyutu söz konusudur. Sözcük ve sözcüğün ihtiva ettiği anlam. Bu noktada sözcük ile sözcüğün ihtiva ettiği anlamı bir birinden ayırmak gerekir. Sözcükler değişmemekle birlikte ihtiva ettikleri anlamlar tarihsel süreç içerisinde değişime uğradığı görülmektedir. Böylece sözcüklerin işiten kişinin zihnindeki çağrışımlar da güncel kullanımı bağlamında olmaktadır.

    Sözcükler, nesnelerin, olay ve olguların zihnimizde çağrışımlar yapmasını sağlar. Biz bu çağrışımlar yoluyla düşünür ve konuşuruz. Bu çerçevede sözcüklerin anlamı, anlam atfetme yöntemi ile tarihi süreç içerisinde zamandan zamana, toplumdan topluma, kültürden kültüre, dilden dile farklılık gösterir. Örneğin "masa" sözcüğüne bizim yüklediğimiz anlam ile, eğer İngilizce bilmiyorsanız, "table" sözcüğüne yüklediğimiz anlam aynı değildir. Bu nedenle bugün din dili olarak kullanılan sözcüklerin kelime olarak ilk dönemlerinde ihtiva ettiği anlamları olmakla birlikte, tarihi süreç içerisinde yüklenmiş olduğu anlamları da vardır. Anlam yükleme sonucunda bazen kelimeler ilk anlamlarından oldukça farklı bir anlamı ihtiva eder hale gelebilmektedir.

    Örneğin, "okumak" sözcüğü 1500 sene önce de bugünkü gibi kağıt üzerindeki bir metni okuma anlamını taşıyor muydu? "Alak" sözcüğü bugün çevirisi yapıldığı gibi zigot anlamını taşıyor muydu? Yoksa bu anlamları bizlermi o kelimelere yükledik. "Din" kelimesi de böyle bir kelime olduğu kanaatindeyim. Bu kelime günümüzde artık kurumsallaşmış, İslamiyet, Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm, vb., bir organizasyon olarak dini ifade eder hale gelmiştir. Bu nedenle yapılan Kur'an çevirilerinde de genellikle tercüme etmeye de ihtiyaç duyulmamaktadır. Bu husus herhangi bir Kur'an mealine bakılınca görülecektir.

    "Dini yalanlayanı gördün mü?", "din günü" "... daha güzel dinli kim vardır.", "Dininizde taşkınlık etmeyin", "dinde zorlama yoktur", "Allah katında din İslam'dır" vb çeviriler bu kapsamdadır. Kanaatimce bu yaklaşım/anlatım Kur'an'ın anlaşılmasını zorlaştırıyor ve bazı durumlarda da insana sorumluluklarını yeterince kavrayamamasına neden olmaktadır.

    "Din" kelimesi anlam olarak bir borçluluk halini ifade etmektedir. Yani sorumluluğu ifade etmektedir. Modern dönem öncesi Türkçede borç senetleri "deyn senetleri", borçlar idaresi "duyun-u umumiye" gibi. Sanırım "dayı" kelimesi de benzer bir muhtevaya sahip. Örneğin biraz aykırı, sıra dışı davranışlar gösteren kişiler için "dayın kim senin" derken de "sen nereye bağlısın, kimden güç alıyorsun" gibi bir anlamda kullanılmakta.

    Muhasebede bir kural vardır. Alan hesap borçludur. "Allah katında din İslamdır" ifadesi de doğan her insan avans olarak almış olduğu yaşam karşılığında Allah'a borçludur ve bu borcunu Allah'a boyun eğerek ödeyecektir.

    Ben sözcüklere, Kur'an-ı Kerim'in sözcüklerine, tarihi süreçte yüklenilmiş anlamları baz alınarak yapılan tercümelerin bizim din algımızdaki büyük problemlerden biri oluşturduğu kanaatindeyim.

    Alıntı
  • 189 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    “Yazarlık nedir? Bir hüsranın avuntusu... Yazarlık bir narsis kompleksi...” şeklinde Haldun Taner alıntısıyla başlıyor. Altında bir Dostoyevski alıntısı. Aslında yazmanın kendimiz için olduğu, bunu birilerine sunmanın da bir yandan hadi beni alkışlayın gibi kötü bir niyet barındırdığı minvalinde alıntılar diyebiliriz. Gerçekten edebiyat nedir, yazarlık neden var bunları bir sorgulatıyor. Başarılı dediğim yazarların çoğunda bunu görüyorum ama, sanki bir öfke var. Yazmaya mecbur bırakılma çaresizliği içinde gibiler. Halbuki yazmasalar da olurdu. Sanırım, çok okuyan insanın başka da şansı kalmıyor bu yüzden çaresizlik. Murat Gülsoy benim direkt kitaplarıyla tanıdığım birisi değil. İlk olarak Oğuz Atayla ilgili bir yazısını görüp öğrendiğim bir isim. Takip etmeye başladım çünkü o kadar bilgili ve dolu dolu olduğu belliydi ki. Bir akademisyenmiş ve yaratıcı yazarlık kursları veriyormuş vs bunun gibi birçok şey. Belli başarılı ve yazın insanı olduğu çok belli. Bir ara şu an ismini hatırlamadığım bir kitabını okudum(yanlış zaman maalesef) biraz ağır gelmişti.(tekrar okuyacağım mutlaka) Bu Kitabı Çalın, hiç de öyle yorucu ağır değildi. Aksine eğlenceli de bir kitap olmuş. Hikayelerden oluşuyor, her biri birbirinden güzel. Kapak daha doğrusu kitabın ismi dikkat çekici, ama ben kitapları kapağına ya da ismine göre almadığım için normalde görsem almazdım, tabii arkasında Oğuz Atayın isminin geçtiğini görmeseydim. Ben tavsiye ediyorum, tabii çalmanızı değil almanızı ! :)
  • 405 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    > BAK SPOILER, MPOILER YOK, HER KİMSEN SAKIN ŞİKAYET EDİP, EMEKLERİ HİÇ ETME DOSTUM !!! <

    > Evet, geldik gene güzel bir kitabımızın sonuna ve benden merakla beklenen incelemelerden birisine daha. Her ne kadar ZümrütGökce’in Grangé etkinliğinde aktif olarak boy gösterememiş olsam da, kendisinin şiddet ve cebir ile beni tanıştırmak istemiş olduğu yazarın kendisi ve okutmak istediği kitaplarından birisi olan; Kurtlar İmparatorluğu ile sonunda ben de tanıştım ve Grangé kervanına katılanlar arasındayım. Neyse, bu kadar şaka yeter! Zümrüt cinnet geçirip, beni boğazlamadan ve pıçahlamadan önce, ben hemen incelememe geçeyim ve size kitap hakkında olan düşüncelerimi aktarayım.

    > Eskiden Avrupa'da yüzyıllardır kulaktan kulağa dolaşan, korkutucu bir hikâye vardı ve hikâyemizin adı; Türk’ün Öfkesi’ydi. 16. yüzyılda, Avrupalılar da, Avrupa'nın sınırlarını zorlayan ve neredeyse cihana hükmeden Türklerin, yeni doğmuş bebeklerinin mızraklarına tükürdükleri düşüncesi hâkimdi. Bunda yüklü olan mana, Türklerin savaş sanatındaki kabiliyetlerini bu şekilde soyunun devamına aktarmak olduğu düşüncesiydi. Fakat bu düşünce zaman içerisinde değişti ve buna etkende; Osmanlı padişahlarının kendi soylarını ve hanedanın bekası adına devamlılığını sürdürebilmek için, kardeşlerini susturması ile ilgili korkunç hikâyeler Hristiyan Batı'yı dehşete düşürdü ve Haçlıların, Avrupalıların bu sebepten ötürü Türklerin dünyasına olan bakış açısında, barbar Türkler düşüncesi daha fazla yer edindi.

    > Belki bazılarınız yapmış olduğum alıntılar içerisinde Türkler ve özellikle Bozkurtlar geçtiği için, Jean-Christophe Grangé'nin bu polisiye gerilim romanıyla belirli ırkçılık kavram ya da terimleri ile okurların milli duygularına oynadığını düşünebilir. Fakat ben şahsen eminim ki, yazar bu okumuş olduğum romanını ele/kaleme almadan önce, bizlerin geçmiş tarihi hakkında epey bir araştırma yaparak, bu eserini tamamlamıştır düşüncesindeyim.

    > Okumuş olduğum birçok şeyden sonra, Zümrüt sayesinde aşırı keyifli bir mola vermek anlamında okuduğum bu “Kurtlar İmparatorluğu” için konuya ilişkin mükemmel bir örnek vermek gerekirse: bana biraz Paris’te bulunan, Quartier Pigalle’deki efsanevi “Théâtre du Grand Guignol”ü hatırlattı. İlgilenenler netten kısa bir araştırma ile bu ilginç tiyatro hakkında daha detaylı bilgiye erişebilirler. Grangé'ın bu romanındaki sürükleyici konusu ile hafızasını kaybetmiş bir kadının öyküsü biz okurları beklemektedir. Anna Heymes, onun şu an içinde bulunduğu bu kötü durumundan sorumlu olabileceğini ya da olmayabileceğini düşündüğü şüpheli bir karakter olan kocasına güvenebilir mi?

    > Yazarın bu dördüncü romanı, konusu itibariyle biraz çağdaş Türk siyasetini de içine almakla birlikte, Avrupa'daki Türk göçmen işçilerden tutun da, Fransız polis teşkilatının işleyişini, biraz kurgusal, biraz gerçek olan nörolojik araştırmaları ve deneyleri, plastik cerrahiyi, seri katilleri, amnezi ve hafıza kayıplarını işliyor. Eski bir muhabir olan Grangé, gazetecilik geçmişinin vermiş olduğu deneyim ile kitabın akışında, detaylarında ve araştırmalarının derinliğine bir hayli önem vermiş görünüyor. Aslında filmlerini izleyenler ya da kitaplarını okuyanlar bilirler, gidişat bize az biraz Alfred Hitchcock'un çalışmalarını da hatırlatmıyor değil. Kendisi, kalemi sayesinde, gayet hızlı ve akıcı tempolu bir anlatım tarzı ile doğru karakterleri olması gerektiği gibi çok etkili işliyor ve sıra dışı gelişen hadiseler ile romanın dramatizmine ve benzersizliğine katkıda bulunuyor. Yaşamını, hatırlayabildiği kısımları bir araya getirip yavaş yavaş birleştirmeye çabalayan ve neredeyse hiçbir şeyi anımsamayan bir kadının kendi gerçek kimliğini ararken, daha da şüpheli duruma gelmesinin öyküsüdür “Kurtlar İmparatorluğu”.

    > Kısacası, polisiye roman okumayı seven, bol aksiyon, kan ve vahşet görmek isteyen herkesi Zümrüt Gökçe ile tanışmaya, aman ne diyorum ben pardon, Grangé ile tanışmaya davet ediyorum. Ben okudum, pişman olmadım ve sizleri de okurken görmek isteyenler illaki olacaktır.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~