• 80 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Merhaba sevgili okur... Kitabın incelemesine geçmeden önce takdir edersiniz ki, bu olağanüstü eseri yazan ve eseri kaleme alan yazar hakkında kısa bilgi vermek istiyorum sizlere.

    Halil Cibran, 1883 Lübnan doğumlu yazar, şair ve ressamdır. Evet ressam bende şaşırdım buna gerçekten. Yazar, şairliğinin yanında hayatı boyunca yüzlerce tablo ve resim yapmış. Halil Cibran, 1931'de de hayata gözlerini yummuş.

    Eserin içeriğine bakıcak olursak; Gerçek adı El Mustafa olan Orphalese halkıyla birlikte uzun süre yaşadığı için, Orphalese halkının kendisine verdiği isim "Ermiş" olmuş.

    Ermiş, kendisini doğduğu adaya geri getirecek gemiyi tam on iki yıl boyunca bekler. Bu süre zarfında Ermiş, Orphalese halkının her zaman saygı ve sevgi duyduğu bir insan olmuştur.

    Kitap, sohbet havası içinde yazılmış, yirmi sekiz başlık altında toplanmış kendi nazarımda çok değerli denemelerden oluşur. Kitapta Ermiş'e Orphalese halkı sürekli soru sorar. Bu sorular, çok çeşitli ve anlamlı sorulardır. Halkın sorduğu sorulara örnek verecek olursam; Sevgi, evlilik, özgürlük, yasalar, suç ve ceza, eğitim, arkadaş, zaman, konuşmak, iyilik ve kötülük, ibadet, din, haz, güzellik, mantık ve arzu, bağış eylemleri vs.

    Ermiş, halkın kendisine sorduğu bütün sorulara büyük bir ustalıkla, büyük bir söz dağarcığı ve kelime ustalığıyla o kadar anlamlı cevaplar verir ki, Orphalese halkından soru soran birini, ve halkını bütünüyle vermiş olduğu cevaplarla adeta, düşünmeye, benliklerini arayışına, ruhani psikolojik çözümlemelere sürükler.

    Ermiş'in kitabın içindeki sözleri, cümleleri, olağaniçi olaylardaki eylemleri olağanüstü şekilde betimlemesi beni kitaba o kadar çok bağladı ki; Ermiş'in halkının içinde buldum kendimi o zamanda, o dönemde soru işaretlerine boğuldu sanki beynim. Ermiş, sorulara cevap verdikçe, kafamdaki soru işaretleri de kayboldu. Sonra kitabın içeriğinin, konularının bende bıraktığı eşsiz duygu eyleminin tokat gibi yüzüme yansıyıp, çarpması geldi. Kitap, titretti, sallandırdı beni. Uyku sarhoşu değil de; kitabın sayfalarının içinde halkının onu çok seven Orphalese halkının soru sarhoşları gibi oldum çoğu zaman :)

    Bu nadide eserle yazar, Ermiş adını verdiği kutsal isimle bir kere okuyucunun merakını uyandırmış. Daha sonra okuyucu da kitabın içinde sayfalarla baş başa kalınca, Ermiş'in Orphalese halkının sorularına verdiği yanıtları okuyucu da üstüne alıyor. İşte bu da; yazarın muhteşem dil üslubu kelimeleri büyük bir ustalıkla yorgan gibi nakış nakış işlemesiyle ve kalem ustalığından kaynaklı.

    Kitabı okurken sayfa sayısı az olmasına rağmen, yavaş yavaş okumakta fayda var ki; ben öyle yaptım. Çünkü sorulan sorulara Ermiş'in vermiş olduğu cevaplar, bana Kafka'nın "Aforizmalar" kitabını hatırlattı diyebilirim. Yalnız, bu kitapta; Ermiş'in verdiği cevaplarda hiçbir absürtlük, hiçbir yalnış bir bilgi yok bana göre. Ermiş' in halkına verdiği cevapları o kadar çok beğendim ki, Ermiş'in cevaplarına mest oldum adeta hayatım, kısa ama çok derin ve anlamlı olan kitabın sayfalarında film şeridi gibi geçti gözümün önünden. İşte bu hazzı, bu keyfi, bu muhteşem duyguları veren kitaplara aşık olunur diyebilirim sizlere. Ben kitaba aşık oldum. Kitap, şuandan itibaren kütüphanemde en değerli kitaplardan oldu :)

    Kitabı okurken, çok fazla alıntı paylaşımı yapmış bulundum. Ama inanın o altını çizdiğim cümlelerin benim nazarımda çok büyük değeri, anlamı, hikmeti olduğu için paylaştım siz değerli okurlarla... Ve baktım ki, kitabı inceleme yapmadan kitaptan yapmış olduğum alıntılarla kitaba ilginiz yoğundu gerçekten sevdiniz ve kitabı merak ediyorsunuz. Zaten bu harikulade eser, bir baş ucu kitabı olması lazım kesinlikle.

    Kitaptan en güzel alıntılar:
    "Bizim aramızda yürüyen bir insandın, gölgen yüzlerimizi aydınlatan bir ışıktı."

    "Sevdiğinizde, Tanrı yüreğimde demek yerine, Tanrı'nın yüreğindeyim demelisiniz.

    "Emek aracılığıyla hayatı sevmek, hayatın en gizli sırrına erişmek demektir."

    "Sevginin kendini tamamlamaktan başka bir arzusu bulunmaz."

    Sevgiyle, saygıyla, büyük bir ilgiyle okuyun, okutun değerli okur...

    Şunu unutmayın hiçbir zaman;

    (Güzellik görenin gözündedir.)

    Ve;

    Kitabın bıraktığı yoğun heyecanla ve duyguyla size benden bir aforizma tavsiyesi vereyim değerli okur;

    "Sevme eylemini kaybedip, tekrardan kazanabilirsiniz. Fakat o unutulan "kalp" olursa, işte onu toplamak ya da tamir etmek, inanın bir insan için en zor çabadır."

    İyi geceler 1K :)
  • Bunca yalnızlıklar bunca yoksulluklar benim işim değil
    Bu çirkinliği ben yaratmadım
    Ne de bu kahpe güzellikleri
    Bende sevmediğin ne varsa senden türedi
    Şu karanlık bakışlar
    Şu ellerin pisliği
    Şu dudaklarımdan çıkan iğrenç sözler
    Besbelli senin eserin
    Ne buldumsa sende buldum kötülükten yana
    Ne öğrendimse senden öğrendim
    Seni sevdikten sonra başladım yaşamağa

    Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
    Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
    Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
    Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur...
    Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
    Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur.

    Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
    Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 62 - Yapı Kredi Yayınları
  • Güzel olan
    Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
    Erimek yarını olmayan zamanlarda
    Durdurmak bir yerde bütün saatleri
    Bütün kuralları kırıp parçalamak
    Sonra varmak o yerlere
    Mevsimlere dur demek
    Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
    Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
    Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
    Delicesine içmek
    Ve unutabilmek her şeyi ansızın
    Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
    Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
    Güzel olan
    Sevmek seni Tanrılar gibi
    Seninle Tanrılaşmak...

    Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
    Ne bu şehir kalacak
    Ne bu duygusuz sürü
    Bu korkunç kalabalık
    Her vapur seni getirecek bana
    Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
    Kapılar sana açılacak
    Senin için söylenecek şarkılar
    Şiirler senin için yazılacak
    Her evde bir resmin
    Her meydanda bir heykelin olacak
    Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
    Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
    Kopup ötelerden, ötelerden
    Yalnız bana geleceksin
    Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

    Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
    Sende buldum erişilmez hazları
    Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
    Duyguların en ölmezini sende duydum
    Susuzluğum dudaklarında dindi
    Yalnızlığım ellerinde
    Çoğu gün unuttum açlığımı
    Sende doydum...

    İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
    Anladım yaşadığımı her nefes alışta
    Seninle geçtim bütün zamanlardan
    Seninle var oldum
    Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

    Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
    Ne zaman oradan öpsem,
    Değişir gözlerinin rengi
    Yanar dudakların, terler avuçların
    Dökülür kapkara aydınlık gibi
    Omuzlarına saçların
    Gitgide artar kalbinin vuruşları
    Bir musiki halinde dünyamı doldurur
    Ansızın bütün sesler kesilir
    Zaman durur
    Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
    Her gün seninle yeniden var oluruz
    Eriyip kaybolduğumuz yerde...

    Sesini duymadığım gün
    Yaşanmış değil
    Açan çiçek değil
    Öten kuş değil
    Yüzünü görmediğim gün
    İçimde yıldızlar sönük
    Güneşler güneş değil
    Seni sevmediğim gün
    Seni anmadığım gün
    Olacak iş değil...

    Her günüm seninle geçsin
    O güneşe en yakın
    Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
    Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
    İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
    Uzaklarda, en uzaklarda
    O gemilerin uğramadığı limanlarda
    Işığım ol, alınyazım ol benim
    Vatanım ol, evim ol
    Yeter ki bir ömür boyu benim ol
    Her günüm seninle geçsin...
    Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Akşama doğru Porsuk nehri kenarında dolaşmak veya lületaşı işçilerini seyretmek hoşuma giderdi. Lületaşından büyük sultanların veya bilinmeyen kişilerin figürlerinin oluşmasını görmek olağanüstü bir duygudur.Orada özellikle insanlarla konuşmak hoşuma giderdi. Bir kere, şimdi belki de evli çocuklu, belki mimar olmuş bir çocuk tanımıştım. O zaman altı yaşlarındaydı ve 'büyüyünce ne olmak istiyorsun?' sorusuna 'Yunus Emre olmak istiyorum' cevabını vermişti. Ben de adını küçük Yunus koymuştum. Bence Eskişehir'in bütün çocukları biraz Yunus'tur, hepsi biraz Türkmen'dir. Eğer Türkmen değilse çoğu Tatar'dır. Eskişehir'de çok Tatar var. Ben bir Tatar evinde yemek yedim ve bir kere, Hıdırellez gecesiydi, ben de sevdiğim kişinin adıyla bir kâğıdı Tatar geleneğince Porsuk çayına attım. Kâğıda yazdığım isim Türkiye idi. O sevgiyi her zaman içimde buldum. Tatarlar haklıydı, 5 Mayıs akşamı Hz. Hızır bereket getirerek dolaşıyordu ve Eskişehir'in çevresindeki küçük evler onun yolunu aydınlatmak için ışıkları yanık uyuyordu. O akşam ben de bereketimi almıştım.
  • 50 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    SPOİLER
    Vah Bartleby,Vah İnsanlık...
    Kitaba ilk başladığımda Bartleby karakterine ben de avukatımız kadar garip yaklaştım.Kızdım,garipsedim,anlamsız buldum,anlamaya çalıştım.Bartleby`ın ölülerle içli dışlı bir meslekte olması dahi bana yeterince anlam katmamıştı ta ki kitabın son ve en vurucu cümlesine kadar:Vah Bartleby,vah insanlık.Bartleby`ın hikayesi aslında insanlığın hikayesiydi çünkü.Gördüklerimiz,yaşadıklarımız bize anlamlı gelmiyorsa saçma deriz,kızarız,gıcık oluruz ve maruz kalmaya devam edersek görmezden geliriz.İşte Bartleby böyle öldü.Anlaşılmadı,görmezden gelindi ve o da kendinden vazgeçti.Ve kaçınılmaz son gerçekleşti tıpkı insanlığın başına geldiği gibi.