• 160 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    “ Köşemde insanlardan uzak,yaşamdan kopmuş, bencil bir nefret içinde ruhsal çürümüşlükle hayatımı nasıl berbat ettiğimi uzun uzun anlatsaydım, inanın hiç ilginç olmazdı.Romanın bir kahramanı olmalıdır, ama burada inadına her şeyiyle olumsuz bir kahraman var ve bu, okurun tatsız bir duyguya kapılmasına neden olacak, çünkü bizler yaşamdan koptuk,hepimiz az ve ya çok, aksıyoruz. Hem öylesine kopmuşuz ki, zaman zaman gerçek “ canlı yaşam” dan tiksiniyoruz, bu yüzden de, bize onu hatırlattıklarında buna dayanamıyoruz.Bunu o kadar ileri götürmüşüz ki, gerçek “canlı yaşam”ı neredeyse bir iş, neredeyse görev sayıyoruz ve hepimiz yaşamın kitaplarda daha güzel olduğunda hemfikiriz.Ayrıca,kimi zaman neden çabalayıp duruyoruz,neyi yüceltiyoruz, neyi arzuluyoruz? Neyi olduğunu kendimizde bilmiyoruz...Soylu arzularımızın , yerine getirilirlerse bunun bizi daha kötü duruma düşüreceğini biliyoruz.Evet, deneyiniz,sözgelimi daha çok özgürlük verin bize, içimizden bazılarımızın ellerini çözün , çalışma alanımızı genişletin, üzerimizdeki egemenliğinizi kaldırın... İnanın, tekrar tekrar egemenliğiniz altına girmeyi önce bizler isteyeceğiz.Sanırım, böyle dediğim için kızıyorsunuzdur bana,bağırıp çağırmaya,tepinmeye başlıyorsunuz.” Lütfen yalnızca kendi hesabınıza konuşun!” diyorsunuz.” Yeraltındaki kendi yaşamınızdan söz edin!” ‘Bizler’ demeyin!” İzin verin baylar, evet ,’bizler’dediğim için kendimi savunacak değilim.Bana gelince,ben hayatımda bu olayı öylesine uç noktaya götürdüm ki, siz onu bunun yarısına kadar götürmeye cesaret edemediniz.Öte yandan, korkaklığınıza sağduyu dediniz, yalanlarınızla kendinizi avuttunuz.Anlayacağınız,belki ben sizlerden dah “canlıyım”bile. Evet ,daha bir dikkatli bakın!Doğrusu, bizler bugün canlılığın nerede bulunduğunu , ne olduğunu, nasıl adlandırıldığını bile bilmiyoruz.Elimizden kitaplarınızı alsanız bir anda ne yapacağımızı şaşırır kalırız;ne yapacağımızı, kime sığınacağımızı, neye tutunacağımızı, ne seveceğimizi, neden nefret edeceğimizi, neye saygı duyacağımızı, neyi aşağılayacağımızı bilemeyiz.İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize.Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız.Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun
    zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan.Zevk duyuyoruz bundan.Çok yakın bir gelecekte bir şekişde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız.Ama yeter artık;” yeraltından” daha fazla yazmak istemiyorum.

    Kitabın en vurucu pasajıyla incelemeye başlamak vurucuolur diye düşündüm.
    Kırk yaşına gelmiş bir adamın gençliğini ve yaşadıklarını sorguladığı bir kitaptır diyebiliriz.Kitabın kahramanı, kendisini yeraltında yaşayan hasta bir adam olarak adlandırır kimseye benzetemediği için olsa gerek..Canlı yaşamdan kopuşunu da herkesten zeki olmasına bağlar..Kitap da yer yer durum komedisi diyebileceğim yerlerde gülümserken buldum kendimi..Sözgelimi(bu kelimenin hastasıyım bu arada)Bir meyhanede isteka ile dayak yiyip pencereden atılan adama özenip beni de atsalar keşke deyişine..Ya da subayın hasta adamımızı dövmeyip omuz darbesiyle yolundan çekmesi karşısında yıllarca içinde bir kin oluşturup öç alma duygusuyla kendini bilemesi sonra yıllar sonra sokakta subayla karşılaşınca subaya yol vermesi (burda koptum ama) daha sonraki zamanlarda bir kez daha subayla karşılaştığında bu kez her şeyi göze alıp çarpışmasıhasta adamımız için çok önemli bir kancadır takılıp kaldığı kendi varlığının küçümsenmesi adasından..artık gemisini kurtardığına göre yeni beyin yakan hayattan kopuş ve sorgulamalara yelken açabilir nitekim öyle de yapıyor kendisi..
    Kırk yaşına geldiğinde geçmişinden tanıdığı kimseyi hayatında bırakmamıştır kendi olabilmek adına yapmıştır bunu..
    İnsanlarla gözgöze gelemez ,çoğu insanın canlı yaşamdan kopmamak adına gerçekte ne hissettiklerini ,nerede ne yapmak istediklerini sonuna kadar sorgulamadıklarını düşünür ve onlara ödlek der..
    Bir kadınla tanışır aşık olduğunu kendine itiraf edemez ve onunla tanıştığına pişman olur..İlişkilere bakış açısını da Aşk ın karşı tarafa kendi elinle sana zorbalık yapmasına izin verme cümleleriyle açıklar..
    Hasta adamımızın farkındalığı öyle bir zirve yerdedir ki toplumun kendisini nasıl gördüğünü de bilir zaman zaman hakaretler yağdırır kendisine pişman olur böyle olduğu için..İnsanlara gereksinim duyduğunda insan içine karışır ara ara ve bu beni bi süre idare eder der yeraltına geri döner..
    Böyle insanlar neden var toplum içinde..İnsanlara sahte ve yalancı ve rütbe düşkünü bir hayatı ,nereden itibaren yaşamaya başladıklarını ve manasız ,gerçeklerden uzak yaşadıkları hayatlarının nasıl göründüğünü göstermek için mi!!Olabilir.
    Bir yeri duraksayarak iki üç kez yeniden okuyarak okudum romanda..Bir insan eğer kendisiyle alay geçiyorsa o insan size içini dökmeye hazır hale gelmiştir bunu yer yer sizin canınızı acıtarak da yapıyorsa hele..İnsan psikolojisi adına hasta adamımızdan müthiş bir gözlem..
    Gerçek bir okurun bir gün oturup yazmak isteyeceği türden bir kitap..Malesef üzülerek belirtmeliyim ki hiç bir kitap Yeraltından Notlar kadar erkileyici ve insanın iç dünyasındaki çelişkileri sorgulamaları anlatmada bu kadar başarılı olamayacaktır.Nasıl ki bir tane Hz Muhammed bir tane Atatürk bir tane Neşet Ertaş var ise bir tane de Fyodor Dostoyevski vardır..Kitabı okurken ve bittiğinde kendi ‘canlı yaşam’ınızın içine birden düşmez o okuduğunuz kitap içinde bir süre daha yaşamaya devam edersiniz ya..işte Yeraltından Notlar ı okumayı bitirdiğinizde hayatınıza kaldığınız yerden duygularınız değişmemiş ama aklınız açılmış olarak devam ediyorsunuz..
    Okunası bir kitap ..Aklı üstün tutanlara tavsiye olunur.
  • (Resul) Sen çok itibarlı, çok saygın insanlara layıktın; ama ömrünü benimle çürüttün. Acaba ahirette de beni eş olarak seçer misin?
    ...
    (Medine) Rabbimin çok sevdiğinden hiç şüphe olmayan sen; Cennetin o müstesna köşelerine yerleşince acaba beni tanıyıp, şefaat eder misin?
    Halit Ertuğrul
    Sayfa 152 - Nesil