• 651 syf.
    ·37 günde·Puan vermedi
    Selam️ Haruki Murakami “Sahilde Kafka / Umibe No Kafuka”.. Öncelikle; böyle kompleks bir eseri “su gibi okudum”, “hemen iki günde bitiyor” diyerek, ne denli hızlı okuduklarını belirtmiş, tüm okurların önünde, saygıyla eğiliyorum. Zira bu su gibi hali, benim okuma ritmim için mümkün olmadı. Gayet yavaş ve zorlu bir okuma süreci ile imtihan oldum.

    Kalemimi rahat oynatmak, şu konuda mı açık verdim, burada mı diye endişe duymadan yazmak istiyorum. Bu sebeple, yakın zamanda kitabı okumak isteyenler, esere dair paylaşımlarımı es geçebilirler.

    Yazardan okuduğum altı yedi kitap sonunda, nedir okuduğum eserlerinin ortak noktaları diye, kabataslak bir daire çizip içini doldursam; “Sürreal, post-modern, bilinç akışı, bilinçaltı, bellek, kediler, ensest, pedofili, Oedipus ve Elektra kompleksi, paralel evren, Araf, kolektif bilinç, klasik müzik” diye giden tıklım tıkış bir liste elde ederim.

    Sahilde Kafka ile de, Murakami bir kez daha kendi kurallarıyla, müstakil evrenini yaratmış. Okurun birçok sorusuna yanıt bulamadığı, finalin; hayatın aslı gibi, savruk bırakılıp “son bu mu?” dedirtecek kadar, okuyanın muallakta kaldığı satırlar, benim için artık yazarın alışılagelen tavrı halinde..

    Esere, kendine Kafka Tamura adını veren 15 yaşındaki delikanlının evden kaçışıyla giriş yapıyoruz. Babasıyla mesafeli ilişkisi, annesinin ablasını da yanına alarak, baba ve oğulu terk edişi, zaman içinde bu yarayla büyüyen çocuğun, tek ebeveyni tarafından “bir gün annen ve ablanla cinsel ilişkiye gireceksin” kehanetiyle; Kafkanın bilinç akışı şeklinde okuyoruz. Bunu belirtme sebebim, yazarın bakış açısını defalarca değiştiren tekniğine de değinebilmek. Kısa bir evden kaçışa hazırlık macerasına, Kafkanın sohbet ettiği Karga karakteri dahil oluyor. Ama, Karga bir hayali arkadaş mı, üst bilinç yansıması mi bu noktada belirsiz.

    Bölüm geçiyor ve kendimizi gizemli bir olayın Pentagon araştırma notlarını okurken buluyoruz. Bu noktada anlatıcı değişiyor, güvenilir anlatıcı kimliğiyle karşımıza çıkıyor. Cereyan eden olay, 2. Dünya Savaşı sırasında kırsalda yaşayan bir öğretmen ve ilkokul öğrencilerinin başından geçiyor. Ormanda mantar toplamaya çıkan öğretmen birden bire uyku haline geçip olduğu yere yığılan öğrencileriyle kalakalıyor, öğrencilerden biri dışında hepsi birkaç saat içinde kendine geliyor. Haftalarca hastanede kalıp belli bir tanı konamayan, kendine geldiğinde adını dahil her şeyi unutan Kafkadan sonra ikinci baş karakterimiz “Nakata” .

    Hemen her cümleye bendeniz Nakata, pek de akıllı değilimdir diye başlayan karakter, Kafka on beşken artık altmışlı yaşlarında, okuma yazma bilmeyen, eğitim hayatına geçmişteki olay sebebiyle devam edemeyen Nakata, kedilerle konuşabiliyor. Nasıl yaptığını bilemese de, gökten balık ya da sülük yağdırabiliyor. Nakatalı bölümlerde anlatım yine değişiyor, sınırlı tekil üçüncü şahıs ve müdahil yazar arasında gidip geliyor.


    Kaçarken yolda tanıştığı ve acaba ablam mıdır sorusuyla, üzerine erotik düşler kurduğu “Sakura”
    Vardığı noktada, yeni edindiği arkadaşı “Oşima” (aynı zamanda en yoğun entelektüel yönlendirme Kafka ve Oşima arasındaki diyaloglar sayesinde okura zerk edilir)
    Hem çalışıp hem yaşamaya başlayacağı kütüphane müdiresi ve annem mi acaba sorusunun hedefi “Saeki Hanım” ile birlikte Kafka cephesinde kitaba psikolojik çokseslilik gelmiş olur. Yükselen yeni seslerle beraber, geri kalan tüm okumayı, klasik müzik eşliğinde yapıyorsunuz, zira Murakami maestro edasıyla okurunu dinlemeye davet ediyor.

    Devletten aldığı yardım parasıyla yaşayan Nakata, kedilerle konuşabilmesi ve sonsuz sabrı sayesinde, arada kayıp kedileri bulma işi yapar, işten elde ettiği para; sevdiği bir yemeği yiyecek miktardadır. (Onun bu halini okumak beni çok hüzünlendirdi) Yine kayıp kedilerden birini ararken, kedilere işkence edip öldüren ve kendini Johnnie Walker diye tanıtan esrarengiz adamla yolu kesişir. Tanışma noktasına gitmesi, aralarında geçen konuşmalar vs hepsi gerçeküstüdür.

    Nakata için bu tanışıklığın akabinde gerçekleşen olaylar, onu yaşadığı şehirden uzaklaştırır. Elbette okuma yazma bilmeyen, kısıtlı hayat tecrübesine sahip, yaşadığı muhitten bile ayrılmamış yaşlı bir adam için yolculuk; başlı başına bir maceradır. Nereye gittiğini bilmez, yönünü anı anına tayin eder, tesadüflerle mesafe katederken, belki de hayatındaki ilk arkadaşı ve yolculuğunun bundan sonraki kısmında onunla olacak olan “Hoşino” yeni karakter olarak kitaba dahil olur.
    Hoşino, asker eskisi, geçimini şoförlük yaparak sağlayan, hoyrat, vurdumduymaz, pek de derinliği olmayan biridir, lakin Nakata ile çıktığı yol, aynı zamanda onun da içsel yolculuğu ve gelişim sürecinin başlangıcı olur.

    Eserin yarısına geldiğimizde 300 350. sayfa gibi, Nakata ve Kafka aynı coğrafyada, farklı uçlardadır. Nakatanın aradığı, nerede nasıl bulacağını ve esasen şeklini dahi bilmediği “Giriş Taşı” kucağımıza itina ile teslim edilir. Nedir bu taş, ne işe yarar, karakterimiz neden onu arar? Bilmiyoruz.

    Kitabın içinde Murakami’nin yaptığı Çehov alıntısı “Eğer öyküde bir tabanca geçiyorsa, sonunda mutlaka patlaması gerekir” sözü, yazar konuları bağlar ya da bağlamazken, okuru sorularla bi başına bırakırken, kural olmaktan çıkar, bana göre kendiyle çeliştiği en dik yokuş bu alıntıdır.

    Böylesi fantastik bir kurgu için geçerli kural, yazarın bilgilendirme yapmadığı sürece okurun bilemeyeceği her nevi bilgiyi vermesidir, bunu nasıl yapacağı kısmı yazara kalır. Bilgilerin topaklanmadan araya servisi yeterlidir fakat, Murakami bu kuralı uymadığı gibi, metafor üstüne metafor, son kertede metafora metafor doğurtur.


    Alıntı, sayfa 446 “Benim kim olduğumu siz de mutlaka anlamışsınızdır, diyorsun. Ben Sahilde Kafka’yım. Senin hem sevgilin hem de oğlunum. Karga adlı delikanlıyım.”

    Minicik not; Kafka Çek dilinde Karga anlamına da geliyor.

    Ben kitabı paylaşmaya başlamadan, sizlerden tam bu mevzuyu azıcık araştırmanızı rica etmiştim. “Oedipus Kompleksi”
    Freud’un psikanalitik teorisine göre, karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni safdışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamına “Oedipus Kompleksi ya da Karmaşası” denir. Freud’un da böyle bir duruma seçtiği isim, tesadüfi değil. Mitolojide kendi öz annesiyle ensest ilişki yaşayan Oedipusun hikâyesine atfen.

    Eseri okurken beni en çok zorlayan şey, esasen bu ilişkiydi. Saeki Hanımın, annesi olması şüphesine rağmen, ona cinsel açlık duyan 15 yaşındaki Kafka’nın, o şüpheyi “evet ya da hayır” olarak bildiğimiz gerçeklikte asla netlemeyen 50 yaşın üstündeki kadınla birlikte olması. Bilinen gerçeklikte diyorum, zira bilinçaltı, bilinç üstü, hayaller ve rüyalar, kimi zaman astral seyahatler olarak, gerçeklik birden fazla şekilde karşımıza çıkıyor. Onlardan birinde de, evet ben senin annenim veya hayır değilim dememiş olan karakter, Kafkadan özür diliyor; ki o özür de kitap boyunca okuru kontrpiyede bırakan yazarın, yanıtı örtük de olsa verdiği yer oluyor.
    Benzer bir birleşme Murakami için ilk mi? Hayır. 1q84’de bu form “baba-kız” cinsel ilişkisi olarak yine vücut bulmamış mıydı? Bulmuştu.

    Kendi benliğinde ablası kabul ettiği, belki de gerçekten ablası olan kişiye düşsel olarak bile olsa tecavüz etmesi, annesiyle seks yapması, eserdeki cinsellik boyutunu “kasık beyin hattının” dışında tutuyor, akışa katkısı var mıdır? Sebep nedir? Tartışmaya açık.
    Kendi adıma; yazar ya da eser farketmeksizin, çiftlerden birinin çocuk yaşta olması veyahut aile içi cinselliği aktarması, okuduğum kitabı “Demir leblebi” haline getiriyor. (Çok zorlanıyorum) Başladığımı, bu zorlanmaya rağmen bitirebilmemi ise, yine eserden bir alıntı ile izah edebilirim.
    “Zehri içen kabını da yer”


    Hakim olduğumuz beş karakterin “Kafka, Nakata, Oşima, Hoşino ve Saeki” fiziksel, zihinsel özellikleri dahil neredeyse yedik içtiklerine kadar öğreniyoruz, sırları hariç. Okurken aklınıza hangi soru gelir ve zihninizin arkasında takılı kalırsa, bilin ki; o sorunun cevabı, direkt ya da endirekt gelmeyebilir.

    Nakata’nın çocukken dahil olduğu esrarengiz olayın sebebi neydi? Neden diğer çocuklar hasarsız atlatırken Nakata bunları yaşamak zorunda kaldı? Nasıl oluyor da gökten balık ya da sülük yağdırabiliyor?
    Kafka’nın babası o kehaneti neye istinaden yapmıştı? Annesi gerçekten Saeki miydi? Kedilere işkence eden karakterin amacı neydi? Saeki Hanım o kapıyı nasıl bulmuştu? vs vs vs
    Yazmaya devam etsem, bunlar gibi birçok sorum net olarak yanıtlanmış değil.

    Ama sonra, son düzlük son yüzlükte Murakami şefkatli kollarımıza yeni kavramını bırakıyor.



    Alıntı: “Limbo, canlılar ve ölüler dünyası arasında kalan bir ara mekândır. Silik ve yalnızlığın hâkim olduğu bir yer.” Sayfa 607

    Ek Bilgi: Limbo (Latince: Limbus, kelime anlamı kenar veya sınır, manâsı cehennemin "sınırı"), Roma Katolik Kilisesi teolojisine göre ölüm sonrası ölenin işlediği günahlardan dolayı ruhunun lanetlenip cehenneme atılmadığı durum hakkında bir hipotez.

    Okuduğum her satır, bağlantısız her durum, cevapsız tüm sorular, şu alıntıyla birlikte başka bir boyuta ulaştı. Öyle miydi, böyle miydi? diye devam ederken, yazar son anda başka bir alan yarattı.

    Altı postun sonunda bütüne baktığımda, eser başlı başına bir ahlaki cendere. Evet ilgi çekici birden fazla olayla başlayıp, arada düşen tempoyla devam ederken, hadi sonunda ne olacak diye okumayı teşvik ediyor, bulmacanın parçalarını birleştirmeye çabalarken, zihin zorlayıcı bir yanı da var ama; işkence, tecavüz, ensest, pedofili vs ne denli normalleştirilir, bunun edebi karşılığı nediri, günün sonunda her okur kendine yanıtlar.
    Elimden geldiği kadar ayrıntılı ve tarafsız bir inceleme yapmaya çalıştım.

    Tavsiye ediyor musunuz sorusuna yanıtım; şu incelemeyi okuyup kendi yaş ve hayat talimine uyduğuna kanaat getiren veya eseri merak edenlere, peki neden olmasın derim. Daha genç arkadaşlar için ise, spesifik bir eser mi evet, siz henüz okumazsanız kayıpta olur musunuz? Hayır.
    Saygılarımla
  • Konu seçeneğine ne seçsem bilemiyorum sevgilim.
    Bizde felsefe de var edebiyat da ayılık da... baksana -da (dahi) anlamını yüklemekten bir hal oldum. Senle neden Çok ortak özelliğimiz var sevgilim? Milyon kişi içinde neden sen çıktım karşıma? Ya da yüzlerce tanıdığının arasında hatta binlerce tanıdığının arasında neden sen teksin? Varlığını tek hissettiğim kişisin. Bugün karanlığa bakarak biseyler düşündüm sevgilim... odanın penceresinden.. büyük camdan bakarak... Onu bana yaz olur mu? Insanlar sanıyor ki ben başkaları için yazıyorum. Kimse tahmin bile edemez bir tane 55 kilo gelen vücuda yazdigimi...
    Özlüyorum seni sevgilim. Beni nasıl sahipleniyorsun!
    Normalde bir erkek diyemez sahiplenniyorsun diye ama Allah sana böyle bir özellik vermış. Ben yanında ne kadar rahatım bilemezsin.
    Hani cami adio da bağırislarim var ya, onlar rol bebeğim. Sen Benim olsan umrumda mi olur? Yanımdan ayırmam ki seni bir delikanliyim diyen dönüp baksın sana! Ben sessizlikle sınamıyorum aşkı.
    Maddiyatla da sınaniyorum hayati sevgilim. Verdiğin para içerisinden iki şarap aldım. Iki litre içince kendime geliyorum sevgilim. Maddiyatsizligima çok üzülüp, utanıyorum biliyor musun? Çünkü cevremde kimse beni böyle bilmiyor ve kimse dokunduramaz bile...
    O yüzden selvi boynunda ağlıyorum sevgilim.
    Anneni görmek istiyorum. Annenin yaninda aglamak istiyorum. Lütfen buluşmamızda bana izin ver.
    Bir erkeğe ağlamak kelimesi ne kadar çok yakışmıyorsa, ben kendime senin yanında ağlamayı yakistiriyorum sevgilim. Hayatımda beni rahminden çıkaran annem bile böyle görmemiştir. Senin beni gordugun kadar...
    Nikotin ihtiyacından fazla sevgilim sana olan özlemim...
  • Bütün dargınlıklarım,
    Unutmalar bir yana
    Çocukluğumun çekingenlikleri,
    Kızarmalar, kaçmalar bir yana
    Artık açılmalıyım
    Yelkenleri şişirip engin okyanuslara.
    Yetmez mi bunca yıl
    Konaklamam sahilde,
    Yetmez mi kaçmam
    Dalgaları görünce ..?
    Koskoca delikanlıyım şimdi,
    Artık açılmanın sırası geldi.
    Dümen kıracağım arzularımca
    Sağa-sola
    Geceleri karanlıktan
    Ürkmiyeceğim artık,
    Dolaşacağım sabahlara dek.
    Ben de seveceğim,
    Ben de sevileceğim
    Ve benim de durağım olacaktır
    Bundan böyle sahil meyhaneleri !.
  • 488 syf.
    ·14 günde·Puan vermedi
    | Kalpten Sabıkalı ~ Merve Duman |
    °
    Cinayet Masası’ndan komiser Şebnem ve Atakan.
    Bir yandan kovalamacalar bir yandan da aşkta kovalamaca. Hem aşkla savaş hem de suçlarla. Arka arkaya öldürülen kadınlar, Romanik Çiçekçi isimli bir seri katil, Yunan asıllı bir başka katil ve neden öldürüldüğü bilinmeyen bir başka genç kız. Bir sürü sır, aksiyon, macera ve tüm bunların yanında en güzeli ve eğlencelisi olan aşk. Atakan Vuslat. Aşkın en güzel hali Şebnem’e tutkun, aşkını belli etmekten çekinmeyen adam. Tabii belli etmek dediysek romantik haller beklemeyin kendisi edepsiz, laf cambazı biri. Sayfalar sadece Atakan ve edepsiz halleriyle geçsin istedim. Düşünün yani nasıl tatlı bir tip olduğunu Bir insan ancak bu kadar sevimli olabilir hatta. Hep bir laf oyunları, çileden çıkaran haller, aynı zamanda güzel bir aşk
    Bir yandan Şebnem’in sırları ve geçmişi bir yandan işleri, katiller derken sayfalar su gibi aktı. Tabii karakterlerimiz Atakan, Şebnem ve katillerle sınırlı değil. Yazarın ilk kitabı Aşktan Sabıkalı’nın karakterleri Savaş ve Bihter (onların hikayesini de okumayı çok istiyorum) Kancalı lakaplı amirleri Seval, Vicdan gibi bir sürü karakter vardı.
    Sayfalar ilerledikçe Romantik Çiçekçi’nin anlatımından olan kısımları okudukça kim olduğunu öğrenmek için çıldırdım ve öğrenince ciddi anlamda şok oldum.
    Bu kısımları spoiler vermeden geçersem gelelim yeniden Atakan’a o nasıl bir evlilik teklifiydi Allahım eridiiiim bir de sonlarda sürekli denk geldiğim “Ben de böyle delikanlıyım işte” cümleleri beni benden aldı ileride çocukların hikayelerini de okumak istediğimi belirtmeden yorumumu noktalamak istemiyorum. Yani efendim sanırım artık buraya mutlaka okuyun diye belirtmeme gerek yoktur