• Alengirli Şiirler Bu kitabın pdf'si elinde olan var mı?
    Ben pdf olarak okuyordum, kitap 17. Sayfada bitti. Eksik koymuşlar galiba, tam halini de bulamayınca sizlere sorayım dedim.
  • İkisinin de katkısı var. Ben ikisinden de fayda gördüm. Okudum, anladım; gezdim, tanıdım. İkisi de keşfe giden yolları açar.
  • Müthiş lezzetli, bayıldığım bir şiirdir. Uzun bir şiir, dilerseniz kendiniz kolaylıkla bulup okuyabilirsiniz.

    Şah'ın bahçesinde gonca gül biter
    Anda garip garip bülbüller öter
    Bunda ayrılık var ölümden beter
    Niçin gitmez Yıldız Dağ'ı dumanın

    Ben de bildim şu dağların şâhısın
    Gerçek erenlerin nazargâhısın
    Abdal Pir Sultan'ın seyrangâhısın
    Niçin gitmez Yıldız Dağ'ı dumanın
  • Nedendir bilinmez çok önemliymiş gibi bir çok kişiden alıyorum şu soruyu.
    Bir arkadaşım bugün;
    -Neden sevgilin yok? Diye sordu.
    Ona ve herkese cevabımdır.

    - Sevgilimin olmasını gerektiren bir sevgi eksikliği veya bir boşluk görmüyorum hayatımda. Ondan gelecek sevginin, kat ve kat fazlasının içinde büyüdüm, hiç bir zaman da sevgililerin yaptığı gibi en ufak bir sıkıntıda terk edilmedim ve gönlümden başka bir şeyim de istenilmedi.

    Biraz da ben sorayım o zaman,
    Peki siz bu kadar Sevgili konusuna hayatınızı, düşüncenizi, fikrinizi verecek ne gibi bir boşluk içerisindesiniz? Sizce de artık hayatınızı başka birinin elin de oyuncak edecek zamanı geçmediniz mi?
  • Chrysoglottus: Düşük çenem yüzünden sizlerin akşam yemeği yemenizi engellemekten korkmasam ve adi yazarların yazdıklarıyla kutsal nutukları birbirine karıştırmanın uygun olacağını bilsem, bugün okuduğum fazla da karmaşık olmayan bir şeyi basit bir lezzet kabilinden arz etmeye cüret edebilirdim.
    Eusebius: Dine uygun ve iyi tavırlara sebep olan şeylere adi dememek gerekir. Elbette ilk sırada Kutsal Kitap’ın otoritesi vardır ama bazen antik yazarların, hatta sapkınların, hayır, hatta o şairlerin söylediği veya yazdığı öyle temiz, öyle kutsal ve ilahi şeylere rastlıyorum ki, bunları yazarken ilahi bir ilham geldiğini, hatta Mesih’in ruhunun bizim tahmin ettiğimizden daha fazla yayıldığını ve bizim listelerimizdekilerden daha fazla aziz olduğunu düşünmeden edemiyorum. Arkadaşlarımın yanında özgürce itiraf edebilirim: Cicero’nun Eski Çağ Üzerine’sini, Arkadaşlık Üzerine’sini, Görevler’ini ve Tusculan Soruları’nı{37} önce kitabı öpmeden ve bu ilahi ruha saygılarımı sunmadan okuyamıyorum. Ama politika, ekonomi ve etik hakkında yazan modern yazarlarımızdan bazılarını okurken aman Tanrım! Ötekilerle karşılaştırıldığında nasıl da soğuk! Yazdıklarına karşı nasıl da ilgisizmiş gibi görünüyorlar? Bir Cicero veya Plutarkhos’a ait kitabı kaybetmektense, Scotus gibi yirmi tanesini kaybetmeyi yeğlerim. Onlara tümüyle karşı olduğumdan da değil… Ancak ilk söylediklerimden birini okumanın beni iyileştirdiğini hissediyorum. Ötekinin başından kalktığımda erdemlerin üzerinde bıraktığı etkinin ne denli soğuk olduğunu kestiremezsem de, itiraz ve tartışmanın en şiddetlisine meylettiğim de bir gerçek; bu nedenle diyorum ki, aklından ne geçiyorsa korkma, söyle!
    Chrysoglottus: Bana da Cicero’nun tüm felsefe kitaplarında ilahi bir nefes varmış gibi gelse de Eski Çağa ilişkin risalesini Eski Çağda yazdı. Bu bana kadim bir Yunan atasözünü  hatırlatıyor, ölmekte olan  kuğunun şarkısını. Bugün onu okuyordum, şu sözler beni hepsinden çok etkiledi, sanki kalbime işledi: “Tanrı bana hayatıma beşikten itibaren yeniden başlama fırsatı verse ve yaşadığım yılları bir daha yaşamama izin verecek olsa, bunu asla kabul etmem. Kendi yarışımı bitirmişken tekrar başlangıç noktasına da koşmam. Çünkü şunu düşünürüm: Bu hayatta zevkli olan ne var ki? Ya da şöyle sorayım: Acısız ne var ki? Bunlar olmasaydı şüphesiz doyum ve sorun da olmazdı hayatta. Geçmiş hayatım için, eğitimli insanlar da dahil çoğunun yaptığı gibi ağlayıp sızlamam, ayrıca yaşadığım için pişman da olmam, çünkü kıymetsiz bir hayat sürmediğimden eminim. Bu hayattan ayrılırken bir handan ayrılmış gibi olacağım, meskenimden ayrılmış gibi değil. Çünkü doğanın bize verdiği vücutlar konaklamak içindir, yerleşmek için değil. Bu ayaktakımından ve kirli yığından kurtulup ruhlar topluluğuna ve âlemine gittiğim gün ne muhteşem bir gün olacak!” Cato böyle demiş. Bir Hıristiyan bundan daha ilahi biçimde konuşabilir miydi? Keşke keşişlerimizin, kutsal bakireleriyle yaptıkları da dahil, tüm konuşmalar bu yaşlı paganın genç paganlarla yaptığı konuşmalar gibi olsa. (...)
    Nephalius: (...) Cato’nun konuşmasına gelirsek, mükemmel bir konuşma da olsa, bence içinde bir Hıristiyan’a yakışmayacak kadar cesaret ve küstahlık var. Ben de aynı şekilde bir Hıristiyan’ın, Sokrat’ın zehri içmeden az önce Crito’ya söylediklerine yakın şeyler söylediğini duymadım: “Tanrı’nın gözünde yaptıklarım onaylanacak mı, onaylanmayacak mı, bilmiyorum ama emin olduğum bir şey var, Onu mutlu etmek için gönülden gayret gösterdim; gayretlerimi kabul edeceğine dair ümidim var.” Bu büyük adam kendi performansı konusunda şüphe içindeydi ama ilahi iradeye boyu eğmeye olan eğilimi hakkında gayet bilinçliydi; bu nedenle de kendi niyetinin dürüstlüğünün yüzü suyu hürmetine, Tanrı’nın inayetinin kendisini kabul edeceğine dair bir umut besliyordu. Mesih’i ve Kutsal Kitapları tanımayan biri için zihni gerçekten de muhteşem bir yüceliğe sahipti. Bu nedenle, bazılarının, “Sancte Socrates, ora pro nobis,” (Aziz Sokrat, bizim için dua et) diye haykırdıklarını okuduğumda zoraki de olsa sabredebiliyorum.
    Chrysoglottus: Ben de bazen Vergilius ve Horatius’un ruhları için umut beslemekten alamıyorum kendimi.
    Nephalius: İstemeden de olsa ne çok Hıristiyan’ın ölümünü gördüm. Bazıları güvenilmeyecek şeylere güveniyorlardı, bazıları son nefeslerini çaresizlik içinde veriyorlardı, çünkü ya ahlak dışı yaşamlarının bilincindeydiler ya da ölüm saati geldiğinde düşüncesiz bazı kişiler tarafından zihinlerine vicdan azabı doldurulmuştu, bu yüzden de çaresizlik içinde öldüler.

    (Erasmus)
  • 128 syf.
    ·32 günde·8/10
    sürgüne çarptırılmış bir dille.

    malatya'da siyaset okumaları atölyesinde okunacak olan kitaplarımızdan biri de edward said'in entelektüeli idi.
    60-70'lerden tutun 80-90'lara ve hatta 2000'lilerden de oluşan geniş yelpazeli bir ekiptik.
    entelektüel kitabının tahlili için artistlik yapıp gönüllü olduğumu,
    kitabı bitirebildikten(!) sonra itiraf edebiliyorum tabii ki. :)

    edward wadie said; karşılaştırmalı edebiyat profesörü, aktivist, teorisyen.
    babası, amerikan vatandaşı filistinli hıristiyan
    annesi, lübnanlı hıristiyan
    doğum: 1 kasım 1935 ölüm: 25 eylül 2003
    okumayı düşündüğüm diğer kitapları: "filistin sorunu", "medyada islam" ve "yersiz yurtsuz"

    ayrıntı yayınlarından inceleme türüyle bize ulaşan "entelektüel"in ilk basımı 1995 yılında sekizinci basımı da nisan 2018'de basılıyor..
    amerikalı yayımcı ben sonnenberg'e de ithaf ediliyor.
    dokuz sayfadan oluşan sunuş bölümünü iki buçuk saat içerisinde okuduğumu da söyleyeyim ne olacaksa olsun :) reith konferansları nedir, nerede olmuştur, kimler niye neden ve nasıl katılmışlar, robert kim, john kim, öteki john da kim, toynbee kim? o kaynaktaki kitaba bak bu kaynaktaki kitaba bak hem o hem bu kaynaktaki kitaplara bak, incele, okuyup okumayacağını belirle, notlar aall şeymaa; açıp bir de anlamakta güçlük çektiğim birkaç reith konferansı da dinlemeye çalışıncaa efendim kitabın içinde kaybolmuş bulundum bir kere. :)
    bu kısımda edward said, entelektüel" üzerine kimdir, neyi benimser, neyi reddeder üzerinde ufak ufak tespitler yaparak girizgâhını yapmış bulunuyor. benim kadar uzatıp da keyif alabilirsiniz, oradan oraya koşturup araştırırken pek de sıkıldığım söylenemez.:)

    kitaptaki "entelektüel" tanımlamalarından önce benim de zihnimde bi şeyler oluşsun diye entelektüel taramaları yaptım, görüşünü önemsediğim insanlardan entelektüel yorumu istedim.
    entelektüel: kökeni fransızca olan bir kelime. hem akademik hem de avam ordan burdan tanım topladım. :)
    *bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş aydın, münevver.
    *entelektüel birikime sahip olan kişi(haadi caanım allasen). :)
    *elinde piposu, diğer elinde kitabı, gözlüğü olan kişi. :)
    *istanbul'da metro'da çok varlar. :)
    *entel ile karıştırılmaması gereken bir kelime.
    *eskiden olduğu gibi toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin iki yüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir.
    *ilk kez 1898'de emile zola, bir dost meclisinde sarfetmiştir bu sözcüğü.
    *hürriyet'te vehbi koç'un kızı: "bizdeki entelektüeller ya solcudurlar sadece batı'ya bakarlar, veyahut sağcıdırlar doğu'ya bakarak batı'dan bihaberdirler."
    *charles bukowski: "entelektüel basit bir şeyi karışık söyleyebilen kişidir; sanatçı ise zor bir şeyi kolay."
    *sartre de 'aydınlar üzerine' kitabında: "entelektüellik, teknik bilgi gerektirir. sınıfsız olmaktır."

    birinci bölüm: entelektüelin temsil ettikleri

    -"entelektüel belli bir kamu için ve o kamu adına bir mesajı, görüşü, tavrı, felsefeyi ya da kanıyı temsil etme, cisimleştirme, ifade etme yetisine sahip olan bireydir. bu rolün özel, ayrıcalıklı bir boyutu vardır ve kamunun gündemine sıkıntı verici sorular getiren, ortodoksi ve dogma üretmektense bunlara karşı çıkan, kolay kolay hükümetlerin veya büyük şirketlerin adamı yapılamayan, devamlı unutulan ya da sumen altı edilen insanları ve meseleleri temsil etmek için var olan biri olma duygusu hissedilmeden oynanamaz."

    ikinci bölüm: milletlere ve geleneklere pes etmemek

    george orwell'in siyaset ve ingiliz dili denemesinin bahsi geçiyor burada. orwell, "siyasal dil" diyordu, "yalanları doğru, cinayetleri saygın göstermek ve içi tamamen boş sözlere doluymuş görüntüsü vermek amacıyla tasarlanmıştır."
    bir önceki bölümde benda'nın kadınlardan entelektüel olamayacağı ifade edilirken; bu bölümde modern feminist entelektüel için virginia woolf'un "kendine ait bir oda"sı örnek gösteriliyor.
    ve ekleniyor: "woolf bir kadının yazmak için eline kalemi aldığında nasıl bu erkek değerleriyle her zaman karşı karşıya kaldığını anlatırken, aynı zamanda entelektüel birey yazmaya ya da konuşmaya başladığında gündeme gelen ilişkiyi de anlatır aslında."
    ve pek tabii ali şeriati ve malcolm x de anılan entelektüellerden.

    -"yönetenlerin islamı mı, diye soruyor suriyeli şair ve entelektüel adonis..."
    yine entelektüeller için, -"milliyetçi olmayı sürdürseler bile milliyetçilik yüzünden eleştirilerinden vazgeçmemişlerdir."


    bu bölümde esperanto* dilinin de bahsi yapılmakta. benim gibi merağa düşüverenler varsa buraya da ufak bir parantez olayıım. :)
    esperanto, polonyalı göz doktoru lejzer zamnhof tarafından ortaya atılan uluslararası bir dil.
    bu dilde,"ümit eden" anlamına gelmekte.
    bu doktorumuz, çok dilli bir ortamda yetişmiş ve bilmesine rağmen karışık bulduğu latince ve yunancayı reddetmiş.
    esperanto; almanca, fransızca, ingilizce ve rusça dillerinin harmanlanmış hali.
    bu dilde her şey çok basit ve mantıklı imiiş. isimlerin cinsiyeti yok, yazıldığı gibi okunuyor. bütün fiiller kurallı.
    otuz bini aşkın kitap, dergi, yayın ve gazete bulunuyor. ve hattaa bu dilden çoook insan evlenmiş filan :)
    bir iki örnek cümle de bulmuştum: -"te animo estas mia!(benim olacaksın)" -"dio dei lumo.(come with me)"

    üçüncü bölüm: entelektüel sürgün:göçmenler ve marjinaller

    bu bölümden alıntı çokça yapmış idim. kitabın arka kapağındaki yazı da kitabın mottosu da genel olarak kitaba yayılmış bulunmakta -sürgün, marjinal,yabancı-.
    marjinal* toplumda türdeş bir kümenin içine girmeyen, onun en ucunda yer alan, aykırı.
    sürgün* içinde yaşadığı toplumun( ve hatta dünyanın) yerlilerinden olmamayı, orada hep tedirgin, rahatsız ve başkalarını da rahatsız eden bir yabancı* olmayı içeren bir konum ona göre.

    dördüncü bölüm: profesyoneller ve amatörler

    burada bir arkadaşımla yaptığım muhabbeti paylaşmak istiyorum :)

    ben: şimdi bak, entelektüeli kelime olarak araştırıyorum. altyapı olsun ki adamın(hevet yazar:) dediğini tanım olarak almayayım. sana da sorayım ne demek entelektüel? kullanıyoz havalı kelime de:)
    arkadaşım: haydaa:)
    b: noldu yaktım mı beynini? :)
    a: zekasını ve düşünme yetisini meslek amacıyla kullanan kişi. yahut bütün fikirlerini, aklını şahsi kanaatleri için kullanan kişi, yani amacı uğruna tüm yetisini kullanan
    b: vay reyiz iyi bi şey yani?
    a: çıkarları uğruna zekasını kullanan kişi
    b: kötü oldu. ahah:)
    a: yani biraz profesyonel bir iş diyebilirim
    hani bak zekasını ne için kullanır insan?
    b: kullanan birine mi sorsan ahah :p
    a: açıklamasını yapıyorum ama ben bundan mahrumum :)
    b: est efenim
    a: profesyonel bir iş efenim bu, biz mahrumuz ama :))
    b: biz amatörüz :)
    araya sayfalar sayfalar girdii :)
    b: bak baak, ne olduu; sen hani entelektüele profesyonel dedin ben de hani biz amatörüz dedim
    a: ee dedindi
    b: bkz: "profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör kalıp kamusal alanda yoksullar, yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil etmekte ısrar eden bireydir entelektüel." diyor edward said.
    b: entelektüelmişiz ya l*. ahahha:)
    a: haydaa :)

    beşinci bölüm: iktidara hakikâtı söylemek

    buraya da okurken "-adamlık." diye not aldığım alıntıyı bırakıyorum:
    "geçen iki yıl içinde birkaç kere medyadan ücretli danışmanlık yapma teklifi aldım. bunu reddettim, bir tv kanalı ya da gazeteyle ve bu piyasanın kaypak siyasal dili ve kavramsal çerçevesiyle sınırlı kalmak istemedim. keza, düşüncelerinizin sonraları nasıl kullanılacağı konusunda hiçbir fikrinizin olmadığı bir iş olan, yönetim makamları için danışmanlık yapmakla da hiç ilgilenmedim.
    ikincisi, doğrudan ücret karşılığı bilgi vermek, bir üniversite sizden halka açık bir konferans vermenizi istediğinde başka, sadece az sayıda memurdan oluşan kapalı bir çevreye konuşmanız istendiğinde bir anlama geliyor. bu ayrım bana çok bariz göründüğünden üniversite konferanslarını her zaman kabul ederken diğerlerini her zaman reddettim.
    son olarak, siyasi düzeyde de filistinli bir grup benden ne zaman yardım istese ya da bir güney afrika üniversitesi ne zaman ülkelerini ziyaret edip ırk ayrımcılığına karşı ve akademik özgürlükten yana bir konuşma yapmamı talep etse istisnasız kabul ettim."

    altıncı bölüm: tanrılar hep iflas eder

    burada gerçek entelektüelin laik olduğuna vurgu var. bölümde geçen soruyla, cevap aramadan sormak eylemiyle girişiyorum bu alıntıya:

    --"kişi kafa bağımsızlığını korurken aynı zamanda herkesin önünde mezhebinden dönüp günah çıkarma ıstırabını yaşamayabilir mi?"

    sağlam bir kitap.
    birçok kitaba yol olan sizi de yolcu etmek isteyen bir kitap.
    bilmediğim çok kavramı, daha çok insanı, daha daha çok fikri; yolculuğumda bana yoldaş etti, iyi de etti.
    son bölümde nöronlarım birbirine girdi ve aralarındaki boşluk öyle arttı ki. :)
    herkese entelektüel diyemeyeceğimi, çookça az olduklarını kati bir şekilde zihnime yerleştirdi.
    beni yoran, mahrum kalmadığım için de mutlu eden bir kitap oldu.

    **yok mu oralarda sürgün? marjinal? yabancı birilerii hıı? :)
  • Şimdi Işkur'dan geldim. Dün çıkmış olan haber dahilinde (ev hanımlarına evde iş imkanı ayda 600-800 tl) ben de bir gideyim bir sorayım dedim.
    Bana söylenenleri aktarıyorum;
    Sabahtan beri gelen kaçıncı kişisiniz, bünyemizde böyle bir sistem bulunmuyor, herhalde sitelere tıklansın diye haber yapıldı.