• Abdullah b. Amr çoğu kere hadis­leri yazardı. Bizzat kendisi şöyle anlatıyor:

    “Ben Hz. Peygamber’ den (s.a.s) duyduğum herşeyi yazıyor ve ezberlemek istiyordum. Bazı KureyşIiler beni men etmeye çalıştı­lar ve ‘Hz. Peygamber’ den işittiğin herşeyi yazıyor musun? Halbu­ki o da bir insandır, diğer insanlar gibi bazen o da kızgın olabilir’ dediler.”'

    Onlar demek istiyorlardı ki, Hz. Peygamber (s.a.s) bir kızgın­lık anında ciddi olarak niyetlenmediği bazı şeyler söylemiş olabilir.
    Dolayısıyla kişi O’nun hadislerini yazmada seçici olmalıdır. Abdul­lah b. Amr onların görüşlerini Hz. Peygamber’ e (s.a.s) aktardı. Hz.Peygamber (s.a.s) cevaben dudaklarına işaret ederek buyurdu ki:

    “Muhammed’in canını elinde tutan (Allah)a yemin ederim ki, bu iki (dudağın) arasından haktan başka bir şey çıkmaz. O halde yaz.”'

    Bu, kendisinin her sözünün otoriter niteliğinde hiçbir şüphe ve tereddüt olmaksızın yazılması konusunda Hz. Peygamber tarafın­dan verilmiş açık ve mutlak bir emirdir.
  • Bölüm:1

    Prof.Dr.Mahmut Erol Kılıç
    Röportajından Bazı bölümler🌹🌷
    (Röportajı derleyen:Ekrem Sakar)

    Hakikat-i Muhammediyye dendiği zaman neyi anlamak gerekiyor?
    Hz. Peygamber'in hakikatini anlatabilmek gerçekten zor bir husustur.
    Hz. Muhammed'in(s.a.v.) Hakikatini anlatmaya cüret edenler, bedelini ödemişlerdir. Bunun bedeli kendi kanıyla abdest almaktır.
    Aynu'l-Kudat Hemedani diye büyük bir irfan ehli var. "Aynu'l-Kudat"; yani kadıların, hukuçuların gözbebeği. Hukuk ilminde o kadar yetkin bir insan ki unvan olarak kendisine "kadıların gözbebeği" denmiş. Yani bu kişi dini bilmiyor, ahkamı bilmiyor denilemez. Bu zat, sadece zahirdeki ahkamı bilmekle insan kendi nefsini bilmiş olmuyor, Rabbini tanımış olmuyor noktasına geldiğinde ise, Hz. Peygamber'in hakikatini anlatma sadedinde küçük bir kitapçık kaleme alır: Zübdetü'l-Hakayık.
    Hakikatlerin zübdesi, özü... Ve Aynu'l-Kudat Hemedani, bu kitapta Hz. Muhammed'in(s.a.v.) hakikatini bir nebze açıkladığı için şirkle suçlanır ve çok feci bir şekilde katledilir. Canlı canlı derisi soyulmak suretiyle şehit edilir. Ruhu şad olsun. Dolayısıyla Hz. Muhammed'in(s.a.v.) Hakikatini tam manasıyla anlatabilmek çok zordur.
    Efendimizin "alemlere rahmet" olarak gönderilişi hakikatini nasıl anlamak gerekir? Hz. Muhammed(s.a.v.) Efendimizin alemlere rahmet olarak gönderilmesi, "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" kutsi haberiyle birlikte okunmalıdır. Rahmetim her şeyi kuşatmıştır haberi, Hakikat-i Muhammediyye her şeyi kuşatmıştır hakikatini de ihtiva eder. Çünkü Cenab-ı Allah "Ben Hz. Muhammed'i alemlere rahmet olarak gönderdim" diyor.
    Bugün, modern dünyanın en büyük sorunu buradadır, Batı dünyası, Hz. Muhammed(s.a.v.) Efenidimizi, Ortadoğulu bir düşünür olarak görüyor. O bahr-i ummanı, bu kayıtlı sıfata indirgemek suretiyle kurutmaya çalışıyor.
    Oysa Hz. Muhammed'in(s.a.v.) hakikatini tanımak evrensel bir noktadır. Hz. İsa Londralı değildir, Parisli değildir. Hz. İsa'da Ortadoğuludur. Hz. Musa da bir Ortadoğuludur. Ama bugün "Hz.Musa'nın dinine tabiyim" diyen birçok insan ondaki o evrensellik yolunu tanımaktadır.
    Öyleyse niye Hz. Muhammed'i(s.a.v.) sadece bir topluluğa, bir coğrafyaya hapsetme eğilimi var?
    Bunun nedeni, Hz. Muhammed'in(s.a.v.) o enerjisini, o nurunu perdeleme gayretidir. Binaenaleyh devre-i Muhammedi çok önemlidir. Hz.Muhammed'in(s.a.v.) bi'setiyle başlayıp kıyamete kadar devam edecektir. Bu devrenin geçerli metafizik modülasyonu bu devrenin ihtiyacı olan her şeyi ihtiva eder.
    Mesela Hz. Musa'ya indirilen öğretinin, şeriat yönü baskındır. Hz. İsa'ya indirilen ise şeriat getirmemiştir. Sebebi Hz. Musa'ya indirilen hukuki normlara o dinin hukukçuları öyle önem verdiler ki ruhunu, aşkını, muhabbetini kaybettiler.
    Bu bakımdan, o kaybedilen ruhu, manayı "yeniden üfleyecek birisi", bir mesih gerektiğinden Hz. İsa Musevi Şeriatı'nı ihya eden birisi olarak gelmiştir. Hz. İsa, kaybolmuş olan o ruhu, var olan dinin içerisine yeniden üflemiş birisidir. Bu açıdan Hz. İsa'nın fonksiyonu tasavvufi açıdan çok önemlidir.
    Hz. Muhammed'e(s.a.v.) indirilen vahiyde, Hz. Musa'ya indirilen de, Hz. İsa'ya indirilen de topluca bulunmaktadır. Dolayısıyla Hz. Muhammed'in(s.a.v.) misyonu hala araştırılmaya muhtaçtır.
    Bugün Müslümanım diyenler dahi Hz. Muhammed'in(s.a.v.) Hakikatinden perdelidirler. Sosyolojik anlamda Hz. Muhammed'in(s.a.v.) yolunu izlediklerini söylerler, ama hakikatine muttali olan Muhammedi sayısı azdır.
    "Eslemna" ile "Amenna" farkı...

    🍁

    "Allah ve melekler, Resulüne salat ve selam ederler" (Ahzab, 33/56) ayetini nasıl yorumlarsınız?
    Biz bütün varlık olarak ona salat ediyoruz. Bu salata, bu koroya, bu semavi şölene, bu ilahi cümbüşe siz de katılın anlamı vardır burada. Bu, Hz. Muhammed'in(s.a.v.) aslında ölümlü olan bedeni yönünün haricinde bir de ölümsüz bir ruhu olduğunu göstermektedir. Çünkü ayette "salat ediniz" diye bugünü ve geleceği de kapsayan bir emir bulunmaktadır. Emir anlamında olunca Hz. Peygamber'in ruhunun ölmediğini de ima etmektedir.
    O'na salat etmek, kuru kuruya selam göndermek değildir. Bir hat açmaktır.
    Siz bir insanı seviyorsanız "Ben Seni Seviyorum" demek suretiyle aslında o insanla aranızda o sözler üzerinden bir link, bir hat açmaktasınız. Dolayısıyla İslam inisiyasyonunda, seyr-i sülukta salavat getirmenin çok önemli bir rolü vardır. Çünkü bu anlayışta Nebi, bir mürebbi olarak sizi eğitecektir.
    Seyr-i sülukta Nebi'den feyz alınarak ilerlenilir. Bu nedenle Salvat-ı Şerife getirme dersleri bulunmaktadır. Siz salavat getirdiğiniz zaman O'nun size "ve aleyküm selam" diye karşılık verdiğini hissedersiniz. Burada, yani iki selamın karşılaştığı yerde bir aşk ve irfan hakikati tecelli etmektedir.
  • Peygamber (S.A.V) Efendimiz Hazretleri, bütün yaratılmış olanların en güzeli idi. Bütün uzuvları uygun idi. Ölçülü idi, yakışıklı idi. Mübarek vücudu, güçlü ve kuvvetli idi. Zayıf ve şişman olmayıp orta halde idi, etleri sıkıca idi. Nurlu cildi ipeklerden yumuşaktı. Hoş güzel cisminin kokusu fevkalâde güzeldi. Okşadığı şeylerden günlerce güzel kokular duyulurdu. Tertemiz vucudu beyazdı, nurani idi. Bu beyazlık içinde hoş-güzel bir pembelik parıldardı. Pek sevimli olan mübarek boyu ne kısa, ne de uzun idi. Bununla beraber yanında bulunanlardan dâima uzun görünürdü. Berrak göğsü ve iki mübarek omuzlarının arası geniş idi ve nurlu omuzlarının arasında güvercin yumurtası gibi bir kırmızı ben nişanesi var idi ki, bu bir "Hatem-i Nübüvvet = Peygamberlik mührü" idi. O Nebiyyi Zişanın bilekleri, elleri, parmakları uzunca ve kalınca idi. Mübarek başı ve ağzı pek ölçülü ve pek güzel sayılacak şekilde büyükçe idi. Ön dişleri seyrekçe idi. Söz söyledikçe inci tanelerinden daha berrak olan dişlerinin parıltısı görülürdü. Parlak alnı genişti. Hilâl kaşları uzunca idi. Kaşlarının arası açıkça idi. İki kaşının arasında gazap ettiği zaman kabarıp beliren hoş-güzel bir damar vardı. Hoşluk-güzellik nişanesi olan kirpikleri, uzun ve siyah idi. Saadetli sakalı sıkça idi, bir tutam boyunca bulunurdu. Ahirete teşrifleri sırasında mübarek başıyla sakalının beyaz saçları henüz yirmi kadar bulunuyordu. Sünbüllerden daha zarif, daha güzel kokulu bulunan başının saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düz idi, kulaklarının yumuşaklarını geçmezdi.
    Ashab-ı güzîn'den Hz. Enes demiştir ki: "Ben, Resulullah (S.A.V)den daha güzel bir zat görmedim, mübarek yüzünden sanki güneşin nurları akardı, o güzel yüzünde parlayan letafet nurları, güzel dişlerinden gülümsedikçe saçılan berrak parıltılar, karşısında bulunan duvarlara aksederdi.
    Evet... Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in bütün uzuvları, bütün duyu organları pek mükemmeldi. Başkalarının göremeyecekleri, işitemiyecekleri kadar uzak yerlerde bulunan şeyleri görür, sesleri işitirdi. Pek vakarlı olan yürüyüşü, inişten aşağıya doğru akar gider gibi süratlice idi. Kendisinde her yönüyle bir mükemmeliyet, bir fevkalâdelik görünürdü. Kendisini ilk gören bir kimse, bir heybet içinde kalırdı, kendisiyle görüşüp konuşmak şerefine nail olan kimse, ona karşı derin bir sevgi duyardı. Onun yüksek vasıflarını görüp anlatanlar, onun bir benzerini ne ondan evvel ne de ondan sonra görüp bilmediklerini itiraf ederlerdi. Kısacası O bir letafet ve mükemmeliyet harikası idi. Sallâllahü aleyhi vesellem.
    RESULÜ EKREM (S.A.V)İN
    Büyük İslam İlmihali - 597
  • Şeddâd b. Evs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.): “İstiğfar etmenin en güzelini sana öğreteyim mi?” buyurdu ve:

    “Allah'ım, sen benim Rabbimsin. Sen varsın, senden başka İlâh yoktur. Beni sen yarattın. Ve ben senin kulunum. Gücüm yettiği kadarıyla ezelde sana verdiğim söz üzerine ve emirlerine uygun bir hayat tarzında sebat edeceğim. İşlediğim günah ve hatalardan dolayı sana sığınıyorum. Bana ikram ettiğin nimetlerini itiraf ve ikrar ediyorum. Günahlarımın da varlığını itirafve ikrar ettiğim gibi. Bunca nimetlerine karşı işlediğim bunca günah ve kusurlarımdan dolayı sana iltica ediyorum, beni afvet yâ Rabbî. Hakikat odur ki, günahları başka afveden yoktur, ancak sen varsın. Senin afvın vardır. Senin sonsuz merhamet ve afvına sığınıyorum ey merhametlilerin merhametlisi!"
    { sav }
  • Neden peki her şeyi bulandırıyor
    Ertelenen bir konferans
    Geç kalkan bir otobüs?
    Milli şefin treni niçin beyaz?
    Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
    Ne saçma! Ne budalaca!
    Dört İncil'den Yuhanna'yı
    Tercih edişim niye?
    Ben oysa
    Herkes gibi
    Herkesin ortasında
    Burada, bu istasyonda, bu siyah
    Paltolu casusun eşliğinde
    En okunaklı çehremle bekliyorum
    Oyundan çıkmıyorum
    Korkuyorum sıram geçer
    Biletim yanar diye
  • Ne saygım ne kaygım yok gelsin gelen, Azrail'den erken
    Zaten cehennemlik keyfim ve ben
    Orada halletmeden işimi geri dönemem