• 339 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Cemil Meriç. 38 yaşında gözlerini kaybetmiş ama hayata küsmeyip kendi deyimiyle mazoşizmin şehvetine kapılmadan son nefesine kadar üretkenliğini sürdüren kitapları kendine liman yapan adam. Kendisini bu kitapla ilk defa okudum. Yazarın oğlunun düzenlemiş olduğu bu kitapta önce yazarın iyi hazırlanmış bir biyografisi veriliyor ki bu daha sonra yazarın söylediklerini, hislerini anlamanız için iyi bir rehber oluyor.
    Bana kalırsa Cemil Meriç, kendini tam anlamıyla hiçbir yere ait hissedememiş, ne doğuya, ne batıya; ne sağa ne sola; ne yeniye ne geriye. Çünkü hepsini eleştiriyor ama her yerde kendinden bir parça bulmuş. Öyle olacak ki her yönü denemiş zamanında. Buna karşın, ülkesini çok sevmiş. Karanlıklarına rağmen. Bir yerde diyor ki-belki de en sevdiğim sözü-karanlıkta kavga olmaz. Karanlıktayız diyor bırakın sağı-solu, yeniyi-geriyi. Bizi uyandırmaya, aydınlatmaya çalışıyor. Hatta neden işçi partisine girmek istemediğini soran birine:''Benim yerim kütüphane, ben ışık arayan, aydınlanmak, aydınlatmak isteyen bir insanım'' diyor. Machiavelli'yi ''kitap yani ışık'' diye nitelendiriyor. Kendisiyle aynı amacı taşıdığı için özdeşleştiriyordu belki de. Bununla birlikte söylemeliyim ki oldukça kapalı bir anlatım mevcut. Kitapta yer yer konusu ismiyle özdeşleşip bu ülke olsa da yer yer batıya eleştiri yer yer sevdiği yazarlara, sanatçılara övgüler, ve bu yazarlardan alıntılar şeklinde devam ediyor. Bu hem dil olarak-fazlasıyla aşina olmadığımız kelimeler mevcut- hem de anlatılanlar biraz üstü örtülü biçimde veriliyor. Yani yazar Machiavelli'den, Balzac'tan bahsederken aslında sözünü etmeden yine ülkeye getirdiği bir eleştiriye değiniyor. Benim kendi görüşüm, bu kitabın edebiyat bilgisi olanlar tarafından okunması çok daha iyi olacaktır. Kitabı düzenleyen de bunu öngörmüş olacak ki kitabın arkasına çok çok detaylı bir bibliyografya koymuş.
    Yani aslında içeriğe dair söylenecek şey var. Kitap dolu dolu. Okuyun, görün derim ben. Epey de uzun oldu sanırım. O zaman Cemil Meriç'in belki de hayallerindeki Türkiye'yi sığdırdığı dörtlüğü bırakıp kapatıyorum.
    Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke
    Bir ülke ki insanları dimdik
    Dünya duvarlarla bölünmemiş
    Kelimelerin gönlün derinliklerinden fışkırır
    Emek kemale uzatır kollarını
    Aklın ırmağı, alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş
    Ne olurdu Tanrım, benim ülkem de böyle olsa!
  • ... Kendini iyi biri olarak gösteriyor, kimseye zarar vermiyor: kendinden ve doğadan başka hiçbir şeye! Sırf pençeleri yok diye kendilerine iyi diyenlerden biri olmaktan vazgeçirmeliyim onu. Ben cömertliğine güvenmeden önce onun lanetlemeyi öğrenmesi gerek. Hiç öfke duymuyor! Birinin onu incitmesinden bu kadar mı korkuyor? Kendisi olmaya cesaret edememesinin sebebi bu mu? Ne den yalnızca küçük mutlulukların peşinden koşuyor? Ve buna da erdem diyor. Bunun asıl adı, korkaklıktır! Uygar, kibar ve görgülü bir adam. Vahşi tabiatını ıslah etmiş, içindeki kurdu kuzuya çevirmiş. Ve buna ölçülülük diyor. Bunun asıl adı, sıradanlıktır!
  • Orta sınıftan biri için kendi ben'inden, kuşkusuz yeterince gelişmeyip güdük kalmış bu ben den değerli bir şey yoktur.
  • 512 syf.
    ·10 günde·Beğendi·8/10
    Ben yine ben. Çılgınlığın ötesi Stephen king den beklemediğim bir konuydu. Kitap güzel. Sarıp sarmalıyor ama bazı kopukluklar havada kalan şeyler de var. Ama okunur.

    Spoiler

    Örneğin kadın 14 yıl işkence gördüğü kocasını çarşafta gördüğü bir kan damlasından dolayı terketti. Bunu bağlayamadım. Tabloya ilk girip çıktığinda uyku halindeydi ama ikincisinde uyanıktı. Kitapta bahsi geçen derenin suyunda parmağın bile ıslansa her şeyi unutacaktı ama yeni kocasına bu dereden 3 damla içirmek zorunda kaldı. Başka noktalar da var fakat kısa keseyim .
  • "Ben ailem için ne değer ifade ediyorum acaba,
    beni merak edip arkamı arayacaklar mı?"
    Muzaffer Taytak
    Sayfa 123 - Galeati Yayıncılık - (Mustafa)
  • Sokrates yok, ahlak yalan. (Sokrates yoksa ahlak felsefeside olmamış oluyor o zaman ahlak denen şeyde yalan oluyor arkadaşlar).

    Arkadaşlar Sokratesin kökeni Sümerlere dayanıyor şimdi kanitlicam yani Sokrates hiç yaşamamıştır.
    Yaşadı diyen arkadaşlar, gözüyle gördü mü, sesini falan duydu mu, Sokrates gelip sizinle çay mı içti nerden biliyosunuz yani bana 2.000 yıl önce 3.000 yıl önce yaşamış (yani yaşamış olduğu söylenen) adamı savunmayın.
    Getirirsiniz koyarsınız önüme, bana Selam verir ben tamam derim. Aksi takdirde yok böyle birisi, kökeni de Sümerler.

    Sokratesin yaşamadığına dair kanıt:

    Sokrates kelimesinin, Sümercedeki kökenine gelelim,

    Sokrates-Socrates evet, Sümerin neyi meşhur, toplumu meşhur.

    Toplum ne demek Society demek, SOCrates-SOCiety gördüğünüz gibi.

    İsmindeki Ra nerden türedi derseniz,
    Sumerian, i-yi kaldırırsak ne olur SumeRAn olur arkadaşlar.

    İsmindeki tes nerden türedi,

    T harfi Society deki tden, e harfi Sumeriandeki e-den, i harfide yine Sumeriandeki i-den türemiştir arkadaşlar.

    Dediklerimi çürütecek bir kanıtınız var mı? Yok.
    O zaman boş-boş konuşup benim canımı sıkmayın.

    --

    Sokrates resimleri çizmekle olmuyor ahanda Sümerlerden gelmiş.

    Şimdi tamam kelime olarak Sümerlerden gelmiş olabilir kendisi peki derseniz arkadaşlar,

    Sokrates neye inanırdı? Tanrıya.
    Sümerlerde ne boldur? Tanrı.

    Aha, ispatı gördüğünüz gibi. Çürütebilir misiniz? Hayır yapamazsınız çünkü kanıt var, tabletler var, kaçamazsınız.

    Bazı felsefeciler Sümerleri tartıştı,
    e Sokrates nedir? Filosoftur arkadaşlar felsefecidir.


    --

    Gördüğünüz gibi Sokrates hikayesi uydurma, antik yunan masalları işte. Yediler elalemin beynini, bizim millette Sümer nedir ne değildir bilmiyor, araştırmıyor, sorgulamıyor.

    Resmen 21-ci yüzyılda 3000 yıllık masalı çürütüyoruz yani geldiğimiz noktaya bak.

    Arkadaşlar dediğim gibi Sokrates yaşamadı, Sokrates yaşamadıysa Platon da yaşamadı, e o zaman Aristoteles hikayesi de palavra.

    Platon ve Aristotelesin yaşamadığını ispatlamak kolay zaten 2 dakkaya ispatlarım bulurum kökenlerini.

    Yani dediğim gibi yok böyle birisi.
    Sonra Sokratesten alıntılar paylaşıp adamın canını sıkmayın.

    Şimdi "yok Sümerlerden türemedi" diyenler çıkar,

    kardeş Sokrates ne zaman yaşadı? M.ö. 400-lerde.
    Sümerler ne zaman ortaya çıktı? m.ö. 4000-lerde.
    Sümerler daha eski, demek ki Sokratesin kökeni Sümerler arkadaşlar.

    Arkadaşlar eski masallar bunlar inanmayın yani hepsi Sümerlere dayanıyor.

    Bazılarınız şey der şimdi Mezopotomya nerde, Yunanlar nerde der şimdi bazılarınız,

    Yada şey der 3.600 yıllık hikayeleri Yunanlar m.ö. 400-de mi tartışıyordu falan der, ki onların kendilerinden 3.600 yıl önce yaşamış Sümerler hakkında bilgi almak için kaynaklarıda yoktu falan der şimdi.

    Yunanlar kurnaz adamlar bugün yaptıklarını görüyoruz zaten, napıp ne edip Sümerleri öğrenip birşeyler araklamışlar işte.

    Gördüğünüz gibi, zaten Yunan diye ırkta yok bunlarda masal,
    bugün Yunan dediğimiz adamlar aslında Mısırlılardır bu konuya da değinirim Yunanlar sümer tabletlerinde geçen uygarlık yani bunlar ırkmış falan bunlar yalan.

    Siz bana inanın bunların Sokratesin yaşadığını kanıtlamak için kitapları var,
    ama bu kitapları Sokratesin yazdığını nerden bilicez? Belki başkası yazmıştır yani o yüzden inanmayalım.

    Biliyorum bazılarınız için ilk başta bu gerçeği kabullenmek zor olucak ama öyle yani.

    Sokrates yoktur, var yaşadı diyerek kendinizi kandırırsınız anca,
    gerçekler acıdır, acıtır.

    Sokrates yok, ahlak yalan.

    Sağlıcakla kalın.