• " Yaratma gücünü ıstıraptan alan sanatkâr var mıdır ki birinde bize en hüzünlü mersiyeyi; incelik kökleri aile ocağının toprağında sert kayalara rastlayan, ilk açılan yaprakları amansız eller tarafından kopartılan, çiçekleri açılır açılmaz soğuktan donan ruhlardaki o gizli, sessiz fırtınaları anlatan eseri meydana getirecek?

    Hangi şair bize dudakları bir memenin acı sütünü emen tebessümleriyle, haşin bir bakışın tesiriyle eriyip giden çocukluğun ıstırabını mısralaştıracak? İşte bu zavallı kalplerin tasvirini yapmak benim çocukluğumun gerçek macerasını nakletmektir. Ben henüz yeni doğmuşken başkalarının gururunu kıracak bir hareket yapmış olabilir miydim? Yoksa annem, yaradılıştan vücudumda veya ruhumdaki herhangi bir kusur yüzünden mi bana karşı soğuk davranmaktadır? "
  • İnsan kaybolmayı ister mi ?
    Ben işte istedim bayım .
    Uzaklara gittim .
    Uzaklar sana gelmez , sen uzaklara gidersin .
    Uzaklar seni ister , bak uzaklar da aşktan anlar bayım .
  • Gözler buluşunca iki kalbe.
    Yürekler de bir heyecan kaplar bu telaşın içinde...”“Üstüne kır çiçekleri sinmiş meğer.
    Gülüşü güneş, yüzü gökyüzü sevdiğimin...”Seven sevdiğini aklından çıkarsa bile kalbindeki yeri asla değişmez.
    Kalp sevgiyi saklayan sandık misalidir.Belki de insanlar yüreğinden geçtiği gibi konuşmalılar.
    Aklından geçtiği gibi değil.“Sana hissettiklerimi söylemekte bile çekiniyorum.
    Boğazımda kelimeler düğüm düğüm...”“Sen gökyüzünde maviysen ben toprak üstünde sana hasret bir çiçek..."Yüreğim güzel günler de geçer. Sen hep bir sev, hep bir benimse beni...”Bu devirde yalnız olmaktan korkmuyorum.
    Gökyüzü benimleyken, güneş yine aynı yerden doğarken, kuşlar yine özgürlüğü bana hatırlatırken... Ben yalnız olamam.Sevdiğimden her şey.
    Bu gitmelerim,
    kıskançlığım,
    özlemim,
    ...“Olmuyor dedikçe olmaz.
    Emek gerek,
    çaba gerek.”“Gönlüme sağanak gibi düştün.
    Ben ise ıslanmışım sana, öylece“Olamıyoruz gökyüzüne iki yıldız,
    gökyüzünde iki sevda kuşu,
    Gökkuşağın da yan yana iki renk...”"Mevsimlerden bahar da geçti.
    Ama sen hep bir baharsın gönlüme."Kırıp dökmek kurumaktan önce gelir. Kuruyunca tam dökülür insan. Yaprak gibi bir bir...Bir ölüm gibi geldi bana, son kez çalan şarkıda söylüyordu: "Ayrılıklar belki birleştirir bizi."Seni yine en olmadık zamanda bir şarkıda yakaladım.
    O an aktı hüzün çeşmem.“Sormayın halimi belli eder yüreğim,
    İçi boş dünya için ne kadar yorulmuş bu bedenim.”“Sen benim içime yer eden en güzel hissin.
    Sanki dünyamda bir tek sen varmış gibisin.”Dünya'nın da derdi var.
    Ama o hiç olduğu yerden ayrılmıyor,
    küsmüyor hayata, darılmıyor bulutlara.Olmuyor.
    Bu dünyaya sığmıyor umutlar.
    Hayal edemiyorum güneşi...“Esecekse içinin rüzgarı.
    Tam bu zamanda essin, geç kalmasın yüreğime”İyi ki gökyüzü var;
    Yıldızlarla dolu gecesi,
    maviye boyanmış gündüzü...
    Beni benden alıyor sanki.Zemheri mevsimiydi, gönlümün her köşesi.
    Ama sen hep mevsimlerden ertesi.
    Bir ay kadar ertesi bir gün, bir yıl...“Sevdim maviliği, sevdim gökyüzünü.
    Bana başka huzur gerekmez.
    Gökyüzünün sahibinden başka...”“Gün ağarken bir kızıllık oluşur ya hani.
    Sen orda yaşıyorsun işte,
    hiç kaçırmam seni ...”Yüreğim seni görmek için dualar ederken, kalbimin ağrıyan yeri görmemek için âminler savuruyor...Eğer sevdiğiniz insanı düşünürken bile huzurlu ve güvende hissediyorsanız. Kaderinizi bulmuşsunuzdur.“Seni sevmeyeni asla sevme! Yoksa kalbin yokmuş gibi davranır.”Sen aşkın tefsiri gibi geldin gönlüme.
    Gözlerin,
    Kaşların,Kirpiklerin.İnsanlardan kaçmak istediğimde sessiz bir ortam hayal ederim. Kuşların uçtuğu, ağaçların bol olduğu bir yer, şelalelerin aktığı ...
    Bana o vakit dokunmayın işte.”“Lâl olur her bir hücremin sen sesi,
    Anla artık beni ,gözlerine kilitlenmiş kalbimin sahibi... ”“ İnsan karşısındakini dinlemediği sürece sonuç elbette
    ayrılık olur,
    kırgınlık olur,
    hasret olur, ”Geçmişini konuştuğun kişi geleceğini düşlediğin kişiyse sus!
    Çünkü geçmiş aranıza üçüncü kişi rolünü üstlenir.Melek düştü toprağa.
    Öyle bir düştü ki;
    Toprak halinden ,gök mavisinden utandı...“Sanki biri üzmüş gibi dökülüyor kalbinin papatya yaprakları...”"Kalbimin dengini sende bulmuşken.
    Bir başka bedenin kalbine ağır gelirim."Cennetime seni almak varken.
    Bu dünya telaşı niye?
    Gönlü gül kokusu
    Kalbi gül bahçesinden bir avlu...Dış görünüşe göre seveceksen eğer.
    Denizi sev.
    Uzaktan mavi olduğu halde yakından kaybediyor o güzel maviliği... .“Bu devrin insanlarından korkun. Artık iyilik içlerinden ruh gibi ayrılmış.
    Boş bir beden sanki.”Maviden alırmış insanlar huzur.
    Ben maviden çok senden aldım.
    Senden başka birinde de aramadım...“Her şeyin yok olup gideceği bu hayatta. Gözlerin, bana kalsın.
    Çünkü onlar bana bakan en güzel parçan.
    .Neden mi insanlara bir şans daha verilmez?
    Çünkü, yaşanılanları tekrar yaşatma korkusu barındırdığı için.”“Ne sevdam bitecek yüreğimde ne kalbimdeki kuşların uçuşları.
    Şimdi sende çok uzaklardasın ey gözleri gamzeli bakışlım.”Kuşların konduğu penceremde güller açmış.
    Sarmış sanki evimin çatısına kadar."Seviyorum demeyi herkes diline dolamışta .
    Kalpler hep bi'dur vakası yaşıyor.
    Sus diyor sus
    Ben sevmiyorum diyor.
    Ama dilimiz alışmış söylemeye.
    Çünkü, biz sevmesek bile kalplerin kırılmasından korkuyorduk."“Kovama doldurduğum
    gökyüzüm,
    koparmaya kıyamadığım
    papatyam,
    ellerimi açıp dualarıma yakışanımsın...”Ben bu yolda devam edersem eğer.
    Papatya kokulu yollardan geçerim.Açılın bulutlar göklerden alacağım mavilik var.
    Açılın yıldızlar yalnızlığıma kucak açacak karanlığa ihtiyacım var.“İnsan insanı düşünmeli.
    Hem kalbinden
    Hem de gönlünden gibi."“Avuçlarına yuva yapmış kelebek olsam.
    Ömrüm uzardı.”Sev;
    Papatyaları,
    Kuşları,
    Çiçekleri,
    Yüreği güzel olan insanları...Papatyalara benzeyen birinin gülüşleri güneş olur.
    Tıpkı sen gibi
  • İki türlü yaşam tarzı görüyorum. Bir tanesi "dış odaklı" tanıklığın önemli olduğu. Annem ne diyecek, babam ne diyecek, öğretmen ne diyecek, işte otoriteler ne diyecek türünden bir bakış tarzı içerisinde. Böylelikle sürekli bir dışarıya hesap verme durumu var. Bir de "iç tanıklığa" önem veren bir yolculuk. Yani bu dış tanıklık hep bir denetlemeye dayalı oluyor. İç tanıklık önem vermesi ise gelişime dayalı oluyor. 6 tane tanıklık boyutu var benim üzerinde durduğum. Her zaman bu var ve yaratan bu 6 tanıklık boyutunu bizim içimize program olarak zaten koymuş vaziyette. 1)Ben var mıyım? 2)Olduğum gibi kabul ediliyor muyum yoksa ötekileştiriliyor muyum? 3)Ben tekliğim içinde görülüyor muyum, değerli miyim? 4)Güveniliyor mu potansiyelime? 5)Emek ve zaman değer miyim,sevilmeye dahil miyim? 6)Ekipten miyim, bana saygı duyuluyor mu? Dış tanıklıkta "Ben var mıyım?" diyor, göze bakıyor. "Kabul ediyor musun beni?" diyor, gözüne bakıyor. Yani senin kabul edebileceğin hale nasıl gelebilirim. Şöyle giyineceksin, böyle giyineceksin, şöyle yapacaksın falan şeklinde. "Değerli miyim?", "Bana nasıl değer verebilirsin?" Hep böyle dışarıya bakma durumu var. Ama iç tanıklıkta anne, baba, eğitim diyor ki "BAK EVLADIM, HİÇ KİMSE OLMASA DAHİ SENİN HAYATINDA SEN VARSIN. Unutma, unutma bunu sakın." Kendi tanıklığın senin en önemli tanıklığın. Kendi gözünde var mısın? Kendini olduğun gibi kabul ediyor musun? Kendinle ilişkini değerli görüyor musun? Kendi potansiyeline güveniyor musun, yapabileceğine? Kendini emek ve zaman vermeye değer görüyor musun? Kendine saygın var mı ve ekibini keşfettin mi? Içindeki bizi keşfedip sorumluluğunu aldığın zaman hayatına anlam girer. Böylelikle kendi tanıklığını keşfetmiş birisi güvenilir bir insan olur. Dış tanıklığa göre oluşan ahlakta "Kimse görmüyor ki istediğini yap." dersin. Böylelikle tamamiyle dıştan denetimli bir ahlak girer. Ama iç tanıklığını keşfetmiş birisi o zaman yapamaz ki, mümkün değil. İşte tasavvuf burada girer. O can, aslında senin özün, evrenin özü ve o tanıklık yapıyor.
  • “Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla (duâya başlıyorum). Bütün hamdler âlemlerin Rabbi olan Allâh-u Te’âlâ’ya mahsustur. Allâh-u Te’âlâ Efendimiz Muhammed’e, Ehl-i Beyti’ne ve sahâbesine salât-ü selâm eylesin.

    Allâhım! Sana başvurma yolunu bana cömertliğin gösterdi. Senin huzuruna beni iyiliğin ulaştırdı. Senin nezdine beni keremin yaklaştırdı. Sana gizli kalmayan sıkıntılarımı ancak Sana şikâyet ediyor ve Senden, Sana zor gelmeyecek şeyler istiyorum.

    Zâten Senin, benim durumumu bilmen, istememe de hâcet bırakmıyor. Ey sıkıntılıların derdini açan Zat! İçinde bulunduğum sıkıntıları benden gider. Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten de ben zâlimlerden oldum.

    ‘Biz onun duâsını kabûl ettik ve kendisini gamdan kederden kurtardık. İşte müminleri de böyle kurtarırız.’ (el-Enbiyâ Sûresi:88) (şeklinde Yûnus (Aleyhisselâm)a bahşettiğin müjdeye beni de nâil et).

    Ey herkese iyilik eden, Kendisine ise iyilik edilemeyen Allâh! Ey celâl ve ikrâm sâhibi! Ey lütuf ve in’âm sâhibi!

    Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sen ki sığınanların desteği, emân dileyenlerin koruyucusu ve korkanların sığınağısın!

    Allâhım! Eğer beni nezdinde bulunan (Levh-i Mahfuz’dan ibâret) Ümmü’l-Kitâb’da, (kâfir ölecek) bir bedbaht yâhut mahrum veya kovulmuş ya da rızkı dar bir kimse olarak yazdıysan, fazl-u kereminle bu şekâvetimi, mahrûmiyetimi, reddedilişimi ve rızkımın darlığını sil.

    Beni Ümmü’l-Kitâb’da (îmânla ölecek) bir bahtiyar, rızkı bol ve hayırlara muvaffak bir kişi olarak kayda geçir. Çünkü Sen buyruğu hak olan bir Zat olarak, gönderdiğin peygamberinin lisânına indirdiğin kitâbında:

    ‘Allâh dilediğini siler, dilediğini sâbit bırakır. Ümmü’l-Kitâb (değişmeyen ezelî ilim) ise sâdece O’nun katındadır.’ (er-Ra‘d Sûresi:39) buyurdun.

    İlâhî! Kıymetli Şa’bân ayının her hikmetli işin kendisinde ayrılıp kesin karara bağlandığı on beşinci gecesindeki en büyük tecellî hürmetine Senden dileğimiz, bildiğimiz ve bilmediğimiz, en iyi senin bildiğin tüm belâları bizden açıp gidermendir. Şüphesiz ki en ulu ve en iyi olan ancak Sensin.

    Allâh-u Te’âlâ, Nebiyy-i Ümmî olan Efendimiz Muhammed’e, Ehl-i Beyti'ne ve sahâbesine çokça salât ve bolca selâm eylesin. Âmîn!” (ez-Zebîdî, İthâfü’s-sâdeti’lmüttakîn, 3/427; Ahmed ed-Deyrabî, el-Mücerrebât, sh:13)
  • umursamıyorum yılgınlığımı filan
    çünkü sessizce yaşanmalı her şey
    bir devrim sessizce olmalı mesela
    ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

    bir palyaço neden yalan söylesin ki
    ben palyaço olsaydım söylemezdim
    marangoz olsaydım da söylemezdim
    ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

    hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
    kaç kilo çeker ki bir palyaço
    hem neden yüzüme vuruyorsunuz
    bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

    gocunmam ki ben, ben gocunmam
    bir palyaço ne kadar gocunmazsa
    o kadar, o kadar gocunmam işte

    rakı doldurun! eksilmesin

    Anonim