• 240 syf.
    Oysa ne kadar uzun zaman olmuştu,
    Nihal Atsız okumayalı...
    Şimdi düşünüyorum da ne diye bunca zamandır okumamışım bu eseri.
    Bilemiyorum.
    İnce Memed tadında güzel mi güzel bir eser.
    Güzelden öte bir baş yapıt.
    Çok beğendim.
    Okurken kendimi kah kılıç kalkan kuşanmış,
    At 'ını dört nala taaaa Balkanlara süren bir cengaver gibi hissettim ,
    Kah o acıklı hikayelerin ağırlığı altında ezilmiş Bi gariban gibi için için eridim,
    Üzüldüm,
    Canım sıkıldı,
    Vayy anasını be :
    ' Olimm Deli Kurt ne derdin kederin varmış öyle be ' diyip derde kedere boğuldum.
    Hani bazı kitaplar vardır ya ;
    Okur geçersin,
    Pek sana bir şey katmaz...
    Ama bu kitap öyle mi?
    Sana çok şey katıyor.
    Sana ait olanı sana hatırlatıyor.
    Öyle çok uzun bir kitap değil,
    Eeee Bi günde biter mi?
    Bi günde bitirmeyi bırak 2 saatte yer bitirirsin,
    Öyle sürükleyici.
    Ama size tavsiyem birkaç güne yayın kitabı okumayı.
    Niye mi?
    Tadına varabilmek için;
    Bi 20-30 sayfayı okuyun,
    Ara verip,
    Hemencik YouTube girip,
    Osmanlı Marşları,
    https://youtu.be/ErbabybJ0lE
    Macar / Türk karışımı şarkılar dinleyip,
    https://youtu.be/bxqiDf9K4bk
    Bi güzel enerji depolayıp,
    Bambaşka bir duygu yoğunluğuna bürünüp öyle devam edin kitaba...
    Ben böyle yaptım.
    Hem daha çok keyf aldım,
    Hem de daha iyi anladım.
    Neyi mi?
    Atalarımızın ne kadar büyük bir değer olduğunu.
    İyi okumalar, güzel paylaşımlar
  • 720 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ahmet Ümit okumayı çok seviyorum. Bir kere alıştım zaten Komiser Nevzat,Evgenia, Ali ve Zeynep'e, uzun süre okumayınca özlüyorum.Kahin kitabında benzer tadı aldım hem dil olarak hem kurgu olarak. Tek eleştirim, buna da saygı duyuyorum yazarın tercihidir, ama polisiye deyince yeterince Amerikalı, avrupalı ve kurgusu oralarda geçen yazarların kitapları mevcut. Konu ülkemizde geçebilirdi. Günay Kafur'un kuklacı'dan sonra okuduğum ikinci kitabı. Ben çok beğendim kitabı kurgusunu ve içeriğini. Fizik, Quantum fiziği vs bölümlerin olduğu sayfalardan ayrı bir keyf aldım. 750 sayfa sürükleyici heyacanın dozunun arttığı bir kitap. Ben yazarın karakter yaratması gerektiğine inanıyorum. Adam yazacak bizler okuyacağız ve kimbilir belkide benimseyeceğiz karakterleri. Yaşasın kitaplar...
  • 161 syf.
    ·2 günde·9/10
    Kıyamadığım
    Hey bir zamana bakıp bakıp
    Seyrine doyamadığım
    Şimdi gurbette bırakıp
    Sesini duyamadığım

    Evde kapanıp kaldın mı?
    Seyrana çıkıp gördün mü?
    Başkalarının oldun mu?
    "Benimsin" diyemediğim
    ..
    .. 1932

    Olsun ki bir insan aşka inanmasında biyle bir şiir dökülmesin satırlarına. Sabahattin Ali'nin bu değerli eserinin ilk iki nakaratındaki sevdiğine seslenişi öylesine içtendi ki duygularına ortak olmak istedim. Ne var ki o artık bu dünyanın insanı değil artık.

    Yaşamış olduğu hayatı bilmek zor tabii. Yer yer Allah'a inancını kaybetmesi ve ona yüz çevirmesi, "acaba onun suçumudur" diye sorasım geliyor, kendi kendime. Etrafında dost bildiklerinin,
    -Öyle Günler Gördüm Ki...-
    "Öyle günler gördüm ki, dost bildiğim insanlar
    Ben yanına varınca dudağını kıvırdı" diyor şiirinde.


    36. Sayfadan 40 sayfaya kadar olan bir şiiri var 5 parçadan oluşan. 5. Parcasında şöyle sesleniyor Ali
    Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül aldırma
    Ağladığın duyulmasın
    Aldırma gönül aldırma
    https://youtu.be/3y7jU1ELJ4o
    .. 1933 yılında yazdığı bu güzelim şiiri (Hapishane Şarkısı) benim gönlümde de yer etmesi ve sevdiğim bir eserdir ve gönüllere fazlasıyla taht kurmuş. Aradan 86 yıl geçmiş ve neredeyse bir asrı devirmek üzere...


    Sonra bir ağıt tutturur Ali der ki;
    Her gün seni aradım
    Nicin benden uzaksın
    Dağa, taşa soruyorum:
    Niçin benden uzaksın?...
    ..
    Ve devam ediyor ağıtlarına öylece "Uzakta" şiiri ile dünyadan ayrı tuttuğu sevdasına. Her insan bir defa aşık olur ömrü boyunca diyoruz ya bazen. Bir daha çıkıp gelmiyor o sevdalar. Sonra soyutluyoruz kendimizi bu hayattan. Öylece gidiveriyor yârenler rüzgarda savrulurcasina, ummadık bir mevsimde. Bahar ise güz oluyor ömür bazen de bir kış...


    Sonra bir "Rüzgar" şiiriyle karşılıyor Ali bizi ve serzenişte bulunuyor
    "Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
    Benim artık sana itimadım var.
    (...)" ve sonra elini eteğini çekiyor, gamsız yârsız dünyadan. Biliyor ki fayda da yok artık sevdalardan, bana...

    Sabahattin Ali'nin şiirlerinde kendime armağan ettiğim eserleri gördüm ve kendim yazmışıcasına sahiplendim. Bazı bazı dizelerin bana veya benim duygularıma hitap etmesi Sabahattin Ali'ye hayranlığımı (özellikle şiirsel dokuntu, tarz- kurgu farklı) arttırdı. Tabii o şiirlerine "alıntı"larda dahi yer vermedim, müsadeniz olursa kendime sakladım. Bana özel olan duyguların bende saklı kalmasını anlayışla karşılarsınız?

    Kendinizde bulabileceğiniz çok güzel şiirlere imza atmış. Ne kadar "Kürk Mantolu Madonna"dan zevk aldıysam bu güzel dizelerden de o kadar keyf aldım.

    Bazen kasıldım kaldım
    Ama biraz duygulandım
    Bazen bir kelebek gibi özgür
    Bazen de tavşan gibi kaçamaz halde kaldım;
    Şiirlerin ortasında.

    Tabii kitabı hazırlayan Atilla Özkırımlı çok teşekkur ediyorum emeklerinden dolayı. Sadece şiir kitabına ait olan şiirlerini kitaba toplamayarak, dergi vb. Mecmualardan da diğer şiirlerini toplayarak yerleşim şekline de hayran kalarak, büyük bir mutlulukla okudum. Peki ne yapıyoruz sözün burasından sonraki safhasında, bizde Sabahattin Ali'ye birkaç dize döktürüyor ve "inceleme"den uzaklaşıyoruz.

    Zaman ayırdığınız için teşekkür eder, minnet ve şükran dolu bin teşekkürlerimi kabul etmenizi dileği ile.

    (Sabahattin Ali'ye İthafen)

    Sevmediler mi dünyada
    En narin kalp atışlarını
    Üzülme güzel insan
    Duymazlar feryatlarını

    Dünyada sevmeyenler
    Ne bilir, aşk tadını
    Bir bedene, bir mülke
    Satmışlar ruhlarını

    Bir afet deyi ağladın
    Sabahları yolladın
    Aşkın bir bedeli olmalıydı
    Sende ben gibi yaşadın.

    Şimdi var git yatağına
    Gelmeyen yoksa dudağına
    Öpmediyse soğuk taşını
    Öpmezler canlı olan-canı
    Benim de gözyaşımı.


    2005 yılında vefat eden sayın

    Kıyamadığım
    Hey bir zamana bakıp bakıp
    Seyrine doyamadığım
    Şimdi gurbette bırakıp
    Sesini duyamadığım

    Evde kapanıp kaldın mı?
    Seyrana çıkıp gördün mü?
    Başkalarının oldun mu?
    "Benimsin" diyemediğim
    ..
    .. 1932

    Olsun ki bir insan aşka inanmasında biyle bir şiir dökülmesin satırlarına. Sabahattin Ali'nin bu değerli eserinin ilk iki nakaratındaki sevdiğine seslenişi öylesine içtendi ki duygularına ortak olmak istedim. Ne var ki o artık bu dünyanın insanı değil artık.

    Yaşamış olduğu hayatı bilmek zor tabii. Yer yer Allah'a inancını kaybetmesi ve ona yüz çevirmesi, "acaba onun suçumudur" diye sorasım geliyor, kendi kendime. Etrafında dost bildiklerinin,
    -Öyle Günler Gördüm Ki...-
    "Öyle günler gördüm ki, dost bildiğim insanlar
    Ben yanına varınca dudağını kıvırdı" diyor şiirinde.


    36. Sayfadan 40 sayfaya kadar olan bir şiiri var 5 parçadan oluşan. 5. Parcasında şöyle sesleniyor Ali
    Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül aldırma
    Ağladığın duyulmasın
    Aldırma gönül aldırma
    https://youtu.be/3y7jU1ELJ4o
    .. 1933 yılında yazdığı bu güzelim şiiri (Hapishane Şarkısı) benim gönlümde de yer etmesi ve sevdiğim bir eserdir ve gönüllere fazlasıyla taht kurmuş. Aradan 86 yıl geçmiş ve neredeyse bir asrı devirmek üzere...


    Sonra bir ağıt tutturur Ali der ki;
    Her gün seni aradım
    Nicin benden uzaksın
    Dağa, taşa soruyorum:
    Niçin benden uzaksın?...
    ..
    Ve devam ediyor ağıtlarına öylece "Uzakta" şiiri ile dünyadan ayrı tuttuğu sevdasına. Her insan bir defa aşık olur ömrü boyunca diyoruz ya bazen. Bir daha çıkıp gelmiyor o sevdalar. Sonra soyutluyoruz kendimizi bu hayattan. Öylece gidiveriyor yârenler rüzgarda savrulurcasina, ummadık bir mevsimde. Bahar ise güz oluyor ömür bazen de bir kış...


    Sonra bir "Rüzgar" şiiriyle karşılıyor Ali bizi ve serzenişte bulunuyor
    "Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
    Benim artık sana itimadım var.
    (...)" ve sonra elini eteğini çekiyor, gamsız yârsız dünyadan. Biliyor ki fayda da yok artık sevdalardan, bana...

    Sabahattin Ali'nin şiirlerinde kendime armağan ettiğim eserleri gördüm ve kendim yazmışıcasına sahiplendim. Bazı bazı dizelerin bana veya benim duygularıma hitap etmesi Sabahattin Ali'ye hayranlığımı (özellikle şiirsel dokuntu, tarz- kurgu farklı) arttırdı. Tabii o şiirlerine "alıntı"larda dahi yer vermedim, müsadeniz olursa kendime sakladım. Bana özel olan duyguların bende saklı kalmasını anlayışla karşılarsınız?

    Kendinizde bulabileceğiniz çok güzel şiirlere imza atmış. Ne kadar "Kürk Mantolu Madonna"dan zevk aldıysam bu güzel dizelerden de o kadar keyf aldım.

    Bazen kasıldım kaldım
    Ama biraz duygulandım
    Bazen bir kelebek gibi özgür
    Bazen de tavşan gibi kaçamaz halde kaldım;
    Şiirlerin ortasında.

    Tabii kitabı hazırlayan Atilla Özkırımlı çok teşekkur ediyorum emeklerinden dolayı. ( Ruhu sad olsun). Sadece şiir kitabına ait olan şiirlerini kitaba toplamayarak, dergi vb. Mecmualardan da diğer şiirlerini toplayarak yerleşim şekline de hayran kalarak, büyük bir mutlulukla okudum. Peki ne yapıyoruz sözün burasından sonraki safhasında, bizde Sabahattin Ali'ye birkaç dize döktürüyor ve "inceleme"den uzaklaşıyoruz.

    Zaman ayırdığınız için teşekkür eder, minnet ve şükran dolu bin teşekkürlerimi kabul etmenizi dileği ile.

    (Sabahattin Ali'ye İthafen)

    Sevmediler mi dünyada
    En narin kalp atışlarını
    Üzülme güzel insan
    Duymazlar feryatlarını

    Dünyada sevmeyenler
    Ne bilir, aşk tadını
    Bir bedene, bir mülke
    Satmışlar ruhlarını

    Bir afet deyi ağladın
    Sabahları yolladın
    Aşkın bir bedeli olmalıydı
    Sende ben gibi yaşadın.

    Şimdi var git yatağına
    Gelmeyen yoksa dudağına
    Öpmediyse soğuk taşını
    Öpmezler canlı olan-canı
    Benim de gözyaşımı.

    Rahmetle ve minnetle



    Kıyamadığım
    Hey bir zamana bakıp bakıp
    Seyrine doyamadığım
    Şimdi gurbette bırakıp
    Sesini duyamadığım

    Evde kapanıp kaldın mı?
    Seyrana çıkıp gördün mü?
    Başkalarının oldun mu?
    "Benimsin" diyemediğim
    ..
    .. 1932

    Olsun ki bir insan aşka inanmasında biyle bir şiir dökülmesin satırlarına. Sabahattin Ali'nin bu değerli eserinin ilk iki nakaratındaki sevdiğine seslenişi öylesine içtendi ki duygularına ortak olmak istedim. Ne var ki o artık bu dünyanın insanı değil artık.

    Yaşamış olduğu hayatı bilmek zor tabii. Yer yer Allah'a inancını kaybetmesi ve ona yüz çevirmesi, "acaba onun suçumudur" diye sorasım geliyor, kendi kendime. Etrafında dost bildiklerinin,
    -Öyle Günler Gördüm Ki...-
    "Öyle günler gördüm ki, dost bildiğim insanlar
    Ben yanına varınca dudağını kıvırdı" diyor şiirinde.


    36. Sayfadan 40 sayfaya kadar olan bir şiiri var 5 parçadan oluşan. 5. Parcasında şöyle sesleniyor Ali
    Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül aldırma
    Ağladığın duyulmasın
    Aldırma gönül aldırma
    https://youtu.be/3y7jU1ELJ4o
    .. 1933 yılında yazdığı bu güzelim şiiri (Hapishane Şarkısı) benim gönlümde de yer etmesi ve sevdiğim bir eserdir ve gönüllere fazlasıyla taht kurmuş. Aradan 86 yıl geçmiş ve neredeyse bir asrı devirmek üzere...


    Sonra bir ağıt tutturur Ali der ki;
    Her gün seni aradım
    Nicin benden uzaksın
    Dağa, taşa soruyorum:
    Niçin benden uzaksın?...
    ..
    Ve devam ediyor ağıtlarına öylece "Uzakta" şiiri ile dünyadan ayrı tuttuğu sevdasına. Her insan bir defa aşık olur ömrü boyunca diyoruz ya bazen. Bir daha çıkıp gelmiyor o sevdalar. Sonra soyutluyoruz kendimizi bu hayattan. Öylece gidiveriyor yârenler rüzgarda savrulurcasina, ummadık bir mevsimde. Bahar ise güz oluyor ömür bazen de bir kış...


    Sonra bir "Rüzgar" şiiriyle karşılıyor Ali bizi ve serzenişte bulunuyor
    "Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
    Benim artık sana itimadım var.
    (...)" ve sonra elini eteğini çekiyor, gamsız yârsız dünyadan. Biliyor ki fayda da yok artık sevdalardan, bana...

    Sabahattin Ali'nin şiirlerinde kendime armağan ettiğim eserleri gördüm ve kendim yazmışıcasına sahiplendim. Bazı bazı dizelerin bana veya benim duygularıma hitap etmesi Sabahattin Ali'ye hayranlığımı (özellikle şiirsel dokuntu, tarz- kurgu farklı) arttırdı. Tabii o şiirlerine "alıntı"larda dahi yer vermedim, müsadeniz olursa kendime sakladım. Bana özel olan duyguların bende saklı kalmasını anlayışla karşılarsınız?

    Kendinizde bulabileceğiniz çok güzel şiirlere imza atmış. Ne kadar "Kürk Mantolu Madonna"dan zevk aldıysam bu güzel dizelerden de o kadar keyf aldım.

    Bazen kasıldım kaldım
    Ama biraz duygulandım
    Bazen bir kelebek gibi özgür
    Bazen de tavşan gibi kaçamaz halde kaldım;
    Şiirlerin ortasında.

    Tabii kitabı hazırlayan Atilla Özkırımlı çok teşekkur ediyorum emeklerinden dolayı. Sadece şiir kitabına ait olan şiirlerini kitaba toplamayarak, dergi vb. Mecmualardan da diğer şiirlerini toplayarak yerleşim şekline de hayran kalarak, büyük bir mutlulukla okudum. Peki ne yapıyoruz sözün burasından sonraki safhasında, bizde Sabahattin Ali'ye birkaç dize döktürüyor ve "inceleme"den uzaklaşıyoruz.

    Zaman ayırdığınız için teşekkür eder, minnet ve şükran dolu bin teşekkürlerimi kabul etmenizi dileği ile.

    (Sabahattin Ali'ye İthafen)

    Sevmediler mi dünyada
    En narin kalp atışlarını
    Üzülme güzel insan
    Duymazlar feryatlarını

    Dünyada sevmeyenler
    Ne bilir, aşk tadını
    Bir bedene, bir mülke
    Satmışlar ruhlarını

    Bir afet deyi ağladın
    Sabahları yolladın
    Aşkın bir bedeli olmalıydı
    Sende ben gibi yaşadın.

    Şimdi var git yatağına
    Gelmeyen yoksa dudağına
    Öpmediyse soğuk taşını
    Öpmezler canlı olan-canı
    Benim de gözyaşımı.
    #48662505


    Rahmetle ve minnetle...
  • 392 syf.
    ·4 günde·8/10
    * * * Giz içermez* * *

    Madem Türkçe var ingilizce de (spoiler) olmasın


    "Bay Sherlock Holmes" keyif ile izlediğim bir kaç filminden bana sepetin içerisinden böylesine göz kırparak okuman gereken bir ben var Kadim çekiciliği vardı "Holmes"in pişman etmeyen, bir tavırla çekip çıkartmıştım. Ne bir şüphe de bulundum, ne de bulunacak bir havadaydı bünyem. Sayfalarını karıştırmadan: aldım kokladım, harika da bir koku bırakmışlar sayfalara. Gerçekten kokulu kitabımı çok sevdim.. okurken de... koklarken de.. Buluşmaya hazır bir sevgili gibi gelmişti o gün bana, bende ona hayır diyemedim ve taktım koluma. Pişman da etmedi..

    Ben sadece 1 tanesi ile tanıştım, geriye kalan 165 kitap daha var. Ilerleyen günlerde, ömür ne kadar ise alıp okumaktan çekinmeyeceğim, Bay Arthur Conan... teşekkürler diyerek kitabın sayfalarını çevirme vakti.


    *Kitabımızın hikayesi 5 hikayeden oluşuyor.*

    1. Dörtlerin Esrarı .. 200 sayfa
    2. Bohemya'da Bir Skandal . . . 40 sayfa
    3. Beş Portakal Çiçeği .. 40 sayfa
    4. Bir Kimlik Vakası . . . 40 sayfa
    5. Bescombe Vadisinin Sırrı . . . 50 sayfa

    ~Dörtlerin Esrarı~

    "Holmes" yardımcısı "Watson" ile birlikte, ofisinde her zaman ki sakin günlerden birini geçiriyorlardı.. (rutin bir gündü de diyebiliriz) Bayan Morstan kapıyı tıklatıp içeriye girene kadar...
    Watson Bayan Mary Morstan'dan etkinmiş olmalıydı. Çünkü bakışları bir okuyucunun görebileceği derecede anlaşılır bir beden diline hakimdi... - konumuza dönelim-

    Bayan Morstan, bir mektup aldığını, bir zaman sonra hediye olarak düzenli olarak inci gönderildiğini... bu olaylar silsilensinden rahatsızlık duyduğunu ama ne olup bittiğini, bir kenara koyalım, son aldığı mesajda gönderenin buluşmak istediğini ve anlatacak bir şeyler olduğunu, eğer tedirgin olacaksa (güven) iki dostu ile birlikte gelebilirsin mesajıydı. Tabi polis kesinlike olamaz mesajı da içeeiyordu. Bayan Mary de Holmes ve de Watson dan yardım istemesi oldu.
    Tanışmaları tam da böyleydi.
    Bayan Mary Morstan ayrıldıktan sonra Watson, güzel cekici bir kadın olduğunu dile getirsede Holmes oralı olmadı, ona göre herkes şüpelidir. Tabii olay çözülene kadar. Bu tür olaylarda haliyle tecrübeliydi. -ona hak vermek lazımda!-

    Olay sadece bir inci ile bitmiyordu, omür boyu yetecek bir hazinenin de kapıları bulusmada aralanmıştı. Bartholomew Sholto, yüzbaşı Sholto'nun ogullarından biriydi. Diğeri ise, başka bir evde, hazinenin bulunduğu tavandan inen bir hırsızın onu öldüreceginden habersizdi.

    Ertesi gun anlastıkları gibi kardeş Sholto'nun yanina vardıklarında kapı kilitli, içerden bütün seslenmelere rağmen Bay Thaddeus Sholto cevap vermedi. Kapı kırılarak içeri girildiğinde ise, biraz evvel söylemiş oldugum gibi, ölmüştü. Vücudunda bir iğne vardı ve zehirliydi. Holmes bunu fark ettiginde Watson'a elini sürmemesi konusunda uyardı. Ve kovalamaca silsilesi ve katil böylelikle başlamış oldu.


    Katilin peşine düşürülürken, biraktiğı izleri bir bir takip edilmeme başlanırken, polis olan Jones kardeşi Sholto'nun ölümünden suçlu olabilirdi ve de tutuklandı. Böyle olacağını adı gibi biliyordu..

    Hikaye gerçekten bende mükemmel bir hayranlık bıraktırdı. Her bir adım, büyük bir zevkle, pür dikkat bütün satırları kaçırmaksızın okudum ve keyf verdi. Ipucları, olan biten, hikayenin devamı kitabın içerisinde. Ben sizi merakta bırakarak, ikinci hikayeye geciyorum.

    - - -
    ~Behomya'da Bir Skandal~

    ×
    《En tatlı tutkular bile onun için dudak bükülecek ve küçümsenecek şeylerdi.》
    Acaba bir aşk hikayesi ile karşı karşıyamıyız? Bakalım!

    Bu sefer kapıdan içeriye giren bir doksan boylarında maskeli bir adamdı. Yüzü gizli olmak kaydıyla kendileri ile görüşmeye gelme sebebi ise. Kraliuet ailesinden bir haber getirdiği ve yardım etmeleri için Holmes ile anlaşmaya gelmişti. Konu gizliydi.

    Söz konusu kişi; Kont von Kramm'dı. Elbette ki takma bir isimdi. Söz konusu, Ormstein Hanedanlığının (Bohemya) veliaht kralıyla alakası olmasıydı.
    Bu sefer işin içerisinde sahtekârlık, ağırmı oldu? Peki hafifletelim, şantaj! Bu kelime daha doğru olur. Söz konusu veliahtın, Irene Adler ile yanyana resimlerinin olması, ve de bir kaç imzalı kağıtm önemli olan konu ise, veliahtin evlilik hazırlığı da da da daaamm.

    Buradan sonrasını anlatmayacağımı eminim biliyorsunuzdur. Hikayenin geri kalanını kitap seven siz değerli okurlar, bu kitabı almaniz için ufak bir tavsiye..

    Ne kadın ama!
    Şunu dipnot olarak altını çizmeliyim ki, Bayan Adler'in, Holmes'i nasıl tera köşeye katırdığını eminim merak etmiyorsunuzdur(!)diye düşünuyorum...

    - - -

    ~ Bes Portakal Çiçeği ~
    Hızlı geçen spekülasyon olayların o on senelik zarfında, bir çok olay olmuş, şehir, şiddetli yağan yağmurların esiri olmuştu. -ki bir misafirimiz vardı. Misafirimiz (benim değil Holmes'un misafiri) Bay Jonh Openshaw amcası Elias ile beraber yasayan (babasının izni ile) Jonh, bir gün amcasına Hindistan'dan gelen bir zarfın içinden dökülen beş adet portakal çekirdeğini bakakalırlar. Olan bu hal, Jonh'un komiğine gitsede, amcası Elias'in hiç hoşuna gitmedi...

    Tabii bu aldığı mektup ve ardından gelen art ardı içki şişelerinin devamında ölüm getirdi. Ne kadar jüriler intihar desede, (içkiden iyice kafası gitti bakılarak) yarım metrelik suda intihar ettiği kararıydı. Mal varlığı, avukat aracılığı ile Jonh'un babasına eğer o da ölürse Jonh'a miras kalacaktı. Nitekim öylede oldu. Jonh'un babası arkadaşı binbaşı Freebady'i ziyarete gitti. Iki gun sonrada babasinin kireç ocağına düşerek ölüm haberi geldi..

    "K.k.k." dan gelen mektuba oralı olmayan Jonh'un babasına, juri iş kazası dendi ve olay kapandı.

    Şimdi sıra Mirasin tek varisi olan Jonh'da...

    - - -

    ~ Bir Kimlik Vakası ~

    Bayan Mary Sutherland hanıma Okland'taki Amcası Ned tarafından bir miktar miras kalır... Bayan Sutherland, bu bir miktar parayı hisse senedine yatırarak, belli bir kâr elde etmekteydi. - İki bin beş yüz pound -

    Üvey babası Bay Windibank, annesinden on beş yaş küçük olduğundan, acaba neden evlenmiş olabilirdi. Tabii ki para için.. lakin burada Mary Sutherland'a da karşķ bir görevi daha vardı. Bay Windibank, üç ayda bir biriken kârı alır ve annesine teslim ederdi. Böyle bir durumda da Sutherland'ın evlenmesini de istemez...

    Bayan Sutherland, Bay Hosmer Angel isminde bir erkek ile tanışır söylenirler üvey babası, buluşmalarına pek sıcak bakmadığı için, o Fransa'ya işleri için gittiğinde buluşurlar. Kilise'de nikah kıyılırkende yine Fransada dır.

    Kiliseden sonra bir otelde kahvaltı yapmayı kararlaştırırlar. Fakat, araba da yer olmadığı için arkadan gelen ufak arabaya Bay Angel biner.. fakat ortadan yok olur (otele asla damat gelmez) En sonunda, Bayan Sutherland Holmes'e gelir ve olayı anlatır. Üvey babasının izin vermemesine rağmen... - ipucu vermem gerekirse, Bay Windibank Sutherland'ın parasını evden çıkmasını istemiyordu.-

    - - -

    ~ Boscombe Vadisinin Sırrı ~

    Bay Turner'ın bir kızı vardır.
    Ayni yaşta Bay McCarthy'nin dw bir oğlu vardır. Bay Turner, gençliğinde yapmış olduğu bir kac hatadan dolayı, McCarthy'nin eline düşmüştür..

    Bay McCarthy Boscombe Gölü'ne gitmiştir. Genç McCarthy babasının yanına varır ve arlarında ufak bir tartışma olur. Onları gören son kişi William Crowder olur. Tartıştıkları görür ve aceleyle eve gidip ailesine haber verir. Tartışmadan sonra yüz metre kadar uzağa giderken genç McCrathy, göl kenarından bir çığlık sesi duyar ve babasına doğru koşar, fakat babası kan içindedir ve kollarında can verir.

    Genç McCrathy bu olayda elleri kan içinde kaldığı için suçluda o olur. Mahkemede aklanamaz ve, suç onun üzerine kalır.

    Bu esrarengiz olayda Holmes'in işi bayağı zor görünüyor. Gerçekten genç McCrathy babasınımı öldürdü? Ya da genç McCrathy'nin üzerine bu işi yıkmak için birileri aralarında anlasmışmıydı?

    - - -


    İnceleme bittiğine göre bana müsade,
    Sizede keyfli Holmes okumalar...
  • 80 syf.
    ·Beğendi
    Yeşimim diğer kitapların gibi Hayalperest de sade ve çok akıcı bir dille yazılmış.Okurken çok büyük bir keyf aldım.Her yaşın okuyabileceği,masal dünyasının yaratıcı kahramanı Walt Disney masal tadında biyografisi ile ellerimin arasındaydı.Çocukluğumun ve hiç büyümeyen çocuk ruhumun yaratılarının kahramanı.Ben ortaokul ve lise yıllarımda Walt gibi olmasada çizgi film karekterlerini çizmekten büyük bir keyf alırdım.Senin her kitabınla hayatımda farklı bir yıla gidiyor ve anlatılmaz heyecanlar yaşıyorum.Bu gün yine o heyecanlardan birini yaşamama vesile olduğun için teşekkürler.Demekki içimdeki çocuk ruhum yeteneklerimi unutturmamış.Görselde gördüğün çizimler sana.İnsanı motive gerçek bir yaşam öyküsü.Keşke daha uzun olsaydı elimden bırakamadım.Yolu açık ve bol okurlu olsun. yeşimdemir hayalperest waltdisney waltdisneyworld