• ÖMRÜM SONUNA DEK SANA EMANETİM

    Gunesim oldun usuyen yüreğimi isittin şu basit iki kelimeye sen anlam kazandirdin’seni seviyorum’ günden güne değerini yitiren cevheri aldin sevginle isledin yeniden her gün yeni bir beni keşfettim sayende içime umutsuzluk düştüğünde mutsuz olduğumda sen güldurdun yüzümü ne zaman sinirlensem ne zaman icim de fırtınalar kopsa sigindigim liman hep sen oldun her sabah sesinle uyanmayi seviyorum ben ya da nefes alış verisini hissederek uyumayı aslında her gün yeni bir masal yaşıyorum seninle ama mutlu sonla biten ya da mutlu sonsuz mu demeli ben aslında aldığım her nefes kadar muhtacım sana soludugum her hava kadar. Korkularimi endiselerimi seninle yendim ben içimde ki boşluğu seninle doldurdum hayatım seninle anlam kazandı.Ben ilk defa bi insanı kaybetmekten korkuyorum çünkü nasıl desem insan gunesini nasıl kaybetsinki eğer kaybederse hep gece olur hep karanlık yani.Bazı gecelerde gökyüzüne bakıyorum oyle o gökyüzü benim hayal perdem oluyor seninle yaşayacağım hayaller beliriyor gözümün önünde .Ben hayatta hiç risk almadım biliyo musun bitanem hep korkularim her seyin önüne geçiyordu ta ki seni taniyana kadar hayatıma oyle bir girdin ki seninle yeniden doğmuş gibi oldum beni baştan yarattin.Sanki böyle bazı şarkılar bizim için yazılmış gibi bazıları ise bizi anlatıyor işte. Hani böyle gülmem için elinden gelen her seyi yapıyorsun ya bu beni o kadar mutlu ediyor ki.Bazen sanki bir ruyaymis gibi geliyor bütün bu yaşadıklarım ama ruyaysa bile kimse uyandirmasin beni sonsuza kadar sürsün bu rüya. Senin şimdi hangi yönünü anlatiyimi ki anlat anlat bitiremem ki seni.Seni seviyorum çünkü sen hep benimlesin gözümü kapatmam yeterli görmem için ne zaman seni hayal etsem içimde kelebekler ucusuyo böyle karnimda çok değişik bi sıcaklık hissediyorum böyle nasıl desem anlatamıyorum ki keske kalbimin dili olsa da seninle konusabilse gerçi sadece gozlerime bile baksan seni ne kadar çok sevdiğimi anlarsın ki ben bir tek senin yanında kendimi tamamlanmış ve özgür hissediyorum ben bir tek senin yanında çok mutluyum ya da seni yanımda hissetiğimde boyle bi adaya gidelim seninle icinde yanlız ikimiz olalım kendi dünyamızı kuralım orda ben korkmam biliyo musun çünkü sen yanimdasin bir tek seninleyken kendimi tam güven de hissederim ben çünkü başıma bir sey gelmesine asla izin vermezsin biliyorum.Şimdi gelip bana kalbini ver desen veremem çünkü o sende ki zaten bundan sonra sana ait ona iyi bak olur mu sevdiğim.iyi bakacagindan adım gibi eminim. Hani ben hayal kurmayı ve o hayallerin gerçekleşeceğini seninle öğrendim. Bilmediğim seyleri sorduğumda anlamasam bile tekrar tekrar anlattin senden öğrenecek çok şeyim var ki benim ömrümün sonuna kadar sesini dinleyebilirim. Sana BEYİM diycem böyle KOCACIĞIM dicem her istediğim de boynundan öpebilcem aslında hiç durmadan da öpebilirim. yaşayacağım ney varsa seninle yaşamak istiyorum ben bir ömür ellerinden tutup hiç birakmamak istiyorum. o kadar çok baglandim ki sana hayatım her saniye acaba su an napiyor diye düşünüyorum oysaki ben sadece nefesini nefesimde hissetmek istiyorum kimseyi sevemem diyen ben deli divane aşık oldum sana. Her anım da seni istiyorum yanımda iyi gunumde kötü gunumde hep sen ol istiyorum her an hayatımın her yerinde ol bana hep oyle güzel guzel bak sesini her duyduğumda kalbimin ritmi değişiyor bir gün yanımda gelince zaten duyarsin kalp ritmimi. Sadece ismini duyunca bile kendimden geçiyorum mesela. Evet seni aşırı kiskaniyorum benden başka kimse sevmesin istiyorum seni paylasamiyorum iste seni kimselerle sadece ben seviyim sadece benimle gül. Iyi ki der ya insan hani sen de benim iyikimsin iyi ki gelmissin be valla o gün iyi ki cevap vermişim sana iyi ki benim sevdiğimsin seni çok seviyorum ben ve ömrümün sonuna kadar da çok sevicem kalbimin tek sahibi ♥
  • Bazıları, "Ben Allah’ı severim, O’ndan korkmam!” der. Bilmez ki, korku, sevginin ta merkezine yerleştirilmiştir. Sevgi korkunçtur. Dağın tepesini seven, uçurumdan nasıl korkmaz?

    |Necip Fazıl KISAKÜREK
  • "Demek bir şey değişmedi?"

    "Değişmez olur mu, elbet değişti. Böyle güzel bir olaydan sonra bir şeyin değişmemesi mümkün mü? Daha güzele doğru değişti her şey."

    "Haklısın, aptalca korktum bir an."

    "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak. Karanlıktaki çocuklar korkar. Biz ne çocuğuz, ne de her yer karanlık."

    "Çok yakın bir zamana kadar geceleri korkardım ben. Işığı söndüremezdim."

    "Artık korkacak mısın?"

    "Senin yanındayken korkmam."

    "Hayır, bensiz de korkmamalısın. Cesur kişiler gibi tutalım ellerimizi. Selamlaşmak için, birbirimize dayanmak için değil. Bak Olcay, seni benden koparabilirler, ama içimden bir ben söküp atarım seni. Cesaret, inanç da öyle. Şimdi, bir yığın alışkanlığın var örneğin senin, bunları bırakabilir misin?"

    "Evet."

    Ürkekçe, ama kararlı görünmek isteğiyle söylemişti bunu Olcay.

    "İşte ben, bu alışkanlıklarından biri olmak istemem. Senin düzenle olan bağlarından biri. Sabahki diş fırçan, ya da kolunun altına sürdüğün deodorant, ya da yumurtalı şampuan olmak istemem. Bunların günlük mutluluğunda, rahatlığında belki sadece ufak bir payları var. İşte ben bu gündelik mutluluğun daha büyük bir payı olmak istemem. Yani daha rahat olman, korkmaman için örneğin, destek olamam sana. Düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra zaten karanlıktan korkmayan biri olursun. O zaman yine beni seversen, bu sevgi kabulümdür. Tamam mı?"
    Sevgi Soysal
    Sayfa 190 - Bilgi Yayınevi
  • Ayla güneşim geldi, bak göz ışığım geldi
    inci kaynağım geldi altın pınarım geldi

    sarhoşum nice ondan coştu bakışım nurdan
    özge şey mi istersin? özge yoldaşım geldi!

    o gümüş tenli güzelim girdi yusuf’um kapıdan
    o yol kesenim geldi, tövbe bozanım geldi

    eski yoldaşım dinle! dünden iyidir şimdi
    müjde sarhoşuydum dün, ondan ulağım geldi

    dün fenerle ben kentte pek arandığım o kişi
    gör bugün yol üstünde güller bostanım geldi

    sardı elleri belime hem kucakladı o beni
    bir taç ve kemer sundu, işte sultanım geldi

    bak bahar ve bahçesine! bak şarap kadehlerine!
    bak coşan azıklarına! gül şeker dalım geldi

    o hayat suyumdur hey! ben ölümden korkmam ki
    ürkmem serzenişlerden, çünkü kalkanım geldi

    ondan yüzük aldım hey, ben süleyman’ım artık
    ah nasılda şahane, baştaki tacım geldi

    dert haddini aştıkça aşkta yolculuk ettim
    yolculuktan ah mevlam mutluluk payım geldi

    içki vaktidir şimdi şimşek çakıyor başta
    uçmak vaktidir şimdi kol ve kanadım geldi

    işte parlamak vakti bir seher gibi parlak
    işte gürlemek vakti çünkü aslanım geldi

    aldılar beni yerden, sözlerim yarım kaldı
    vardım göğe dünyadan arlanış savım geldi

    Mevlana
  • `Evgeny Grinko - Field`

    Kıza bir partide rastlamıştı...
    Harika birseydi. O gun pesinde o kadar delikanli vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı,, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti.
    Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...        
    "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı...                

      "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak icin.."           
      Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı... Kahveye tuz!..    
        Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
    Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi..                  Delikanli anlattı;                
    "çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar... Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.."                  Bunlari söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar  özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri...
    Kız da konuşmaya başladı... Onun da evi uzaklardaydı... Çocukluğu gibi... O da ailesin anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak...                
      Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...       
      Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar.
    Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...                  40 yil sonra, adam dunyaya veda etti. "Olumumden sonra aç" diye bir mektup  bırakmıştı sevgili karısına...
    Şöyle diyordu, satırlarında...             
        "Sevgilim, bir tanem... Lutfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan  üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim... Tuzlu kahvede...
    İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.
    Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan... Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemisti. Sana         gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgectim.       
      Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...                  İşte gerçek... Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu         tuzlu kahveye borçluydum.             
        Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve  bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."             
        Yaşlı kadının ggozyasları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında, birgün biri kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu...             
        Gözleri nemlendi kadının...             
        "çok tatlı!..." dedi...          
    Dileriz tuzlu kahve yapsanız bile, sizi sadece "Sİz" olduğunuz için sevenleriniz ve o kahveyi sevginin ışığında zevkle içenleriniz olsun....
  • "Eğer kanunları kimin yazdığını bilseydim ona gider ve şöyle derdim: Kanunları öyle bir yaz ki elimi kaldırıp kimseye vurmayayım. Kanun çelik gibi sağlam olmalı; anahtar gibi. Benim yüreğimi kilitlesin o kadar! O zaman ben korkarım. Aksi takdirde korkmam. Hayır!"
  • dağ başını efkâr almış
    gümüş dere durmaz ağlar
    gözyaşından kana kesmiş gözlerim
    ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
    ağlar ağlar cihan ağlar
    mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
    altmış üç ilimiz altmış üç yetim
    yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
    her geçen seni bizden
    parça parça götürür
    mustafa'm mustafa kemal'im

    diz dövdüm
    gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna sakarya'nın suları nâmın söyleşir hemşehrim sakarya öksüz sakarya ankara'dan uçan kuşlar
    kemal'im der günler günü çağrışır
    kahrolur bulutlara karışır
    gök bulut yaşmak bulut
    uca dağlar dev boyunlu morca dağlar divan durmuş bekleşir
    mustafa'm mustafa kemal'im

    nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
    çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
    şol yüzünde güneş südü sıcaklık ellerinden öperim mustafa kemal
    senin dalın yaprağın biz senin fidanların biz bunları yapmadık
    sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal elsiz ayaksız bir yeşil yılan
    yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
    hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
    çün buyurdun kesenleri astılar
    sen uyudun asılanlar dirildi
    mustafa'm mustafa kemal'im

    karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor bu gece kıyamet gecesi
    bu vapur bandırma vapuru
    yattığı yer nur olsun mustafa kemal
    ben ölümden korkmam diyor
    korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu değirmen döndü dolandı yıllar oldu
    bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
    o bize öğretmedi kazan kaldırmasını günahı vebali öğretenin boynuna
    erdirip oldurana ana avrat sövmesini yüreğim kırıldı kanım kurudu
    var git karadeniz var git başımdan
    mızıka çalındı düğün mü sandın
    bir yol koyup gideni gelir mi sandın mustafa'm mustafa kemal'im

    ankara'nın taşına bak
    tut ki baktım uzar gider efkârım
    çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım gözlerimin yaşına bak
    ankara kalesi'nde rasattepe'de
    bir akça şahan gezer dolanır
    yaşın yaşın mezarını aranır
    şu dünyanın işine bak
    mustafa'm mustafa kemal'im