• "Eğer kanunları kimin yazdığını bilseydim ona gider ve şöyle derdim: Kanunları öyle bir yaz ki elimi kaldırıp kimseye vurmayayım. Kanun çelik gibi sağlam olmalı; anahtar gibi. Benim yüreğimi kilitlesin o kadar! O zaman ben korkarım. Aksi takdirde korkmam. Hayır!"
  • dağ başını efkâr almış
    gümüş dere durmaz ağlar
    gözyaşından kana kesmiş gözlerim
    ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
    ağlar ağlar cihan ağlar
    mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
    altmış üç ilimiz altmış üç yetim
    yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
    her geçen seni bizden
    parça parça götürür
    mustafa'm mustafa kemal'im

    diz dövdüm
    gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna sakarya'nın suları nâmın söyleşir hemşehrim sakarya öksüz sakarya ankara'dan uçan kuşlar
    kemal'im der günler günü çağrışır
    kahrolur bulutlara karışır
    gök bulut yaşmak bulut
    uca dağlar dev boyunlu morca dağlar divan durmuş bekleşir
    mustafa'm mustafa kemal'im

    nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
    çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
    şol yüzünde güneş südü sıcaklık ellerinden öperim mustafa kemal
    senin dalın yaprağın biz senin fidanların biz bunları yapmadık
    sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal elsiz ayaksız bir yeşil yılan
    yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
    hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
    çün buyurdun kesenleri astılar
    sen uyudun asılanlar dirildi
    mustafa'm mustafa kemal'im

    karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor bu gece kıyamet gecesi
    bu vapur bandırma vapuru
    yattığı yer nur olsun mustafa kemal
    ben ölümden korkmam diyor
    korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu değirmen döndü dolandı yıllar oldu
    bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
    o bize öğretmedi kazan kaldırmasını günahı vebali öğretenin boynuna
    erdirip oldurana ana avrat sövmesini yüreğim kırıldı kanım kurudu
    var git karadeniz var git başımdan
    mızıka çalındı düğün mü sandın
    bir yol koyup gideni gelir mi sandın mustafa'm mustafa kemal'im

    ankara'nın taşına bak
    tut ki baktım uzar gider efkârım
    çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım gözlerimin yaşına bak
    ankara kalesi'nde rasattepe'de
    bir akça şahan gezer dolanır
    yaşın yaşın mezarını aranır
    şu dünyanın işine bak
    mustafa'm mustafa kemal'im
  • Delikanlı,aşık olduğu kızla bir partide karşılaştı. Kız, anlatılamayacak kadar güzeldi. O gün, peşinde o kadar çok delikanlı vardı ki...
    Partinin sonunda, kızı kahve içmeye davet etti. Kız, parti boyunca dikkatini çekmeyen delikanlının davetine şaşırdı. Fakat tam bir kibarlık gösterisi yaparak, kahve davetini kabul etti. Hemen köşedeki çok şirin bir kafeye gittiler.Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali, kızın da huzurunu kaçırdı. "Ben artık gideyim," demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. "Bana biraz tuz getirir misiniz?" dedi. "Kahveme koymak için..."
    Yan masalardan bile, şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz!..
    Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla, "Garip bir damak zevkiniz var," dedi.
    Delikanlı anlattı:
    "Çocukken, deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı, ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı, çok sevdim. Kahveme tuz koymam da bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annem ile babam, hâlâ o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki..."
    Bunları söylerken, gözleri nemlenmişti delikanlının. Kız, onun dediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini ve ailesini bu kadar özleyen bir adam; evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri. Ev duygusu olan biri...
    Kız da konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı. O da ailesini anlattı. Şirin ve güzel bir sohbet olmuştu.
    Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi prenses, prensle evlendi. Ve sonuna kadar çok mutlu yaşadılar.
    Prenses, ne zaman kahve yapsa, kahvenin içine bir kaşık tuz koydu hayat boyu. Eşinin böyle sevdiğini biliyordu çünkü...
    40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç," diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu satırlarında:
    "Değerli hayat arkadaşım! Lütfen beni affet! Bütün hayatımızı, bir yalan üzerine kurduğum için beni affet! Sana hayatımda bir kere yalan söyledim. Tuzlu kahvede...
    İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, "şeker" diyecekken "tuz" çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim.
    Bu yalanın, bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı, defalarca düşündüm. Ama her defasında, korkumdan dolayı vazgeçtim.
    Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiç bir sebep yok. İşte gerçek:" Ben, tuzlu kahveyi hiç sevmem!" O, garip ve rezil bir tat... Ama seni tanıdığım andan itibaren, bu rezil kahveyi içtim, hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak, hayatımın en büyük mutluluğuydu ve ben bu mutluluğu, o tuzlu kahveye borçluydum.
    Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim. İkinci bir hayat boyu daha, tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..."
    Yaşlı kadının gözyaşları, mektubu sırılsıklam ıslattı.
    Laf açıldığında, bir gün biri yaşlı kadına, "Tuzlu kahve nasıl bir şey?" diye soracak oldu.
    Gözleri nemlendi kadının... "Çoook tatlı, çook!" dedi.
    Mine İzgi
    Sayfa 372 - Elit Kültür Yayınları
  • Kur'an dedirtir ben de derim, hiç de çekinmem.
    Ondan ona şekva ederim sen gibi şaşmam
    Hak'tan Hakk'a feryad ederim, sen gibi aşmam,
    Yerden göğe dava ederim, sen gibi kaçmam.
    Ki, Kur'anda hep dava nurdan nuradır, sen gibi caymam.
    Kur'andadır hak hikmet, isbat ederim, muhalif felsefeyi beş para saymam.
    Furkan'dadır elmas hakikat, dercan ederim, sen gibi satmam.
    Halktan Hakk'a seyran ederim, sen gibi sapmam.
    Dikenli yolda tayran ederim, sen gibi basmam.
    Ferşten arşa şükran ederim, sen gibi asmam.
    Mevte, ecele dost bakarım, sen gibi korkmam.
    Kabre gülerekten girerim, sen gibi ürkmem.
    Ejder ağzı, vahşet yatağı, hiçlik boğazı; sen gibi görmem.
    Ahbaba kavuşturur beni, kabirden darılmam, sen gibi kızmam. Rahmet kapısı, Nur kapısı, Hak kapısı, ondan sıkılmam, geri çekilmem.
  • Bazıları, “Ben Allah’ı severim, O’ndan korkmam!” der. Bilmez ki, korku, sevginin ta merkezine yerleştirilmiştir. Sevgi korkunçtur. Dağın tepesini seven, uçurumdan nasıl korkmaz?

    Necip Fazıl KISAKUREK
  • Kur'an dedirtir; ben de derim, hiç de çekinmem.
    O'nda O'na şekvâ ederim, sen gibi şaşmam.

    Hak'dan Hakk'a feryâd ederim, sen gibi aşmam.
    Yerden göğe dâvâ ederim, sen gibi kaçmam.

    Ki Kur'ân'da hep dâvâ nurdan nuradır, sen gibi caymam.
    Kur'ân'dadır hak hikmet, isbât ederim, muhâlif felsefeyi beş para saymam.

    Furkan'dadır elmas hakikat, dercân ederim, sen gibi satmam.
    Halktan Hakk'a seyrân ederim, sen gibi sapmam.

    Dikenli yolda tayrân ederim, sen gibi basmam.
    Ferşten arşa şükrân ederim, sen gibi asmam.

    Mevte, ecele dost bakarım, sen gibi korkmam.
    Kabre gülerekten girerim, sen gibi ürkmem. ...
    Bediüzzaman Said Nursî
    Sayfa 200 - Sözler Neşriyyat. San. Tic. A.Ş. / Siyah Dutun Bir Meyvesi.
  • "Kimi vuracaksın ? !.."
    "Kimi vuracaksın ? !!! ..."

    https://youtu.be/CC1rEJGCkSg

    "BURADA VURULACAK BIR ADAM VARDI ONUDA "BEN" VURDUM ! .."

    #Spoiler

    Hakkı yenmiş bir yazar ... ben yemişim mesela , çok geç kalmışım okumakta demek isterim öncelikle ...

    Kerim Korcan'dan bahsederken ... Orhan Kemalden ,Kemal Tahirden hatta Nazım Hikmetten bir eksiği yoktur Korcan'ın hapishane gerçeğini yansıtmak adına demişler başka üstadlar .üslubu ,anlatımı dört dörtlük bir yazar .. (çok doğru)

    "hele ki o "şiveli felsefe" denen bir şey varsa ışte o budur :)

    BİÇİMİNİ BOZMA!
    "Terbiye denen bir nane vardır ki onu bakkaldan dirhemle satmazlar!...
    Adam ol biraz! ...
    Sana her zaman söylüyoruz boyunca konuş. Bundan başka İstambol yok! Aç gözünü, topu topu bir tanedir İstambol!"

    "Bir yazarın anlattıkları kadar anlatım biçimi de önemlidir diyorsak " eğer. .. acıyı tatlı dille anlatmıştır Korcan

    ..bizim (benim) bilmediğim hapisane kültüründeki "volta " nın bir mahkum hayatında ne kadar önemli olduğunu ne anlama geldiğini ???? ne kadar uzun koridor olursa o kadar iyi olduğunu öğreniyoruz ???
    .................
    "Gördünüz mü şu yeni gelenin volta vuruşunu?"
    "Evet efe."
    "Adamı ben adım atışından tanırım. Aha şuraya çiziyom.
    Bu meydan bu adamın!"
    ................

    Post un başa ne işler açtığını Korcan hikayelerinde öğrendim mesela...
    Post demek "kumar" demekmiş. .
    Kumar demek "ağalık ve sömürü " demekmiş ..hele ki oyna bir dert oynama ayrı bir dert demekmiş ..

    "Paylasırsak büyürüz,büyürsek bizi kimse ezemez" diyen Tatar Ramazanın sözleri bu kalemden çıkma ..
    Bizzat yaşadığı mahkum hayatını yansıttığı öyküler..12 yıllık mahkumiyet gözlemlerinin yansıması

    ANILARINDAN NOT ..
    Kerim Korcan, Sinop Kalesi’nde tamı tamına 10 yıl yatar. 10 yıl sonra dışarıya çıktığı anda Sinop Milli Parkı’ndaki şu levhayı okur:’Kalbe ışığı dolar, sakın dokunma solar’ … Bu sözü hiç unutmaz…
    "Zamanın merhametsız olduğu tek tek yer " dediği hapishanesine son kez bakarken
    Daha sonra iki yıl daha hapis yaratacaktır ama burada değil. . Istanbul da ...

    Kitaba gelince ..
    Tatar Ramazan hepimizin bildiği ama pek çoğumuzun "kitap" olarak okumadığı bir efsane hikaye ..

    Sisteme karşı tek başına durmaya çalışan bir adam .. bir "SÜRGÜN" mahkum
    Sürgün mahkum en tehlike altında yaşamaya çalışan mahkumdur aslında ..

    Çünkü her gittiği yeni, yerde ,yeniden kendini anlatmak ,canını korumak zorundadır ,heleki düzene çomak sokmak istiyorsa..

    70 hapisane gezdi diyorlar onun için hele birde bize gelsin bakalım ..el mi yaman beymi bekleyişi ile karşılanır Ramazan ..
    Özü sözü birdir ..
    Adalet kelimesine sarılmış "oyunu bozmuştur " kimi çok sevmiş kimi öldüresiye nefret etmiştir ondan ..

    Ramazan filmindeki Kadir Inanır portresine benzemiyor aslında o dikkatimi çekti, çünkü kitaptan çok filmle özdeşleşmiş. .kitaptaki Ramamazan daha eğitilmiş bir konuşmaya üstelik sarı saçlara mavi gözlere sahip "kurt gibi bakıyor "diyorlar onun için :)

    Haklı olduğum yerde devlet dahil kimseden korkmam hesap sorarım diyen bir adamın öyküsünü okuyun derim ..

    Kitabın sadece 99 sayfası ona,diğer sayfaları ayrı ayrı hikayelere yer veriyor ..
    "Elmas" var mesela ben onu kadın zannetim bir an dedim ne işi var bu kadının bunca adam içerisin de :) ilginc bir isim olmuş elmas ve elmasın hikayesi

    "ÇAL BE Elmas diyorlar ona neden ? :)

    Ben de söyle be Elmas diyorum ..
    "Biz daima kurdu kurda boğdurturuz" diyen sisteme ..
    Söyle be Elmas ...
    Yazdır be Elmas ..
    .
    "Yaz; katip ....
    hukuktan, asayişten, adaletten yaz!
    Yaz; tomar tomar takırdat daktiloyu!
    Cemiyette huzurun temeli asayiş, asayişin temeli
    adalettir !
    ..............Elmas "


    Dip not :
    Gerçek bir karakterimdir Ramazan diye baktığımızda bir "Antepli" hikayesi çıkıyor karşımıza ama net değil o sebeple o dur diyemedim.

    http://www.gaziantephaberler.com/...ri--yazisi-7751.html
    Vesileyle bunu da okuyacağız ..
    Abdullah Dayı - "Azrail'in Öbür Adı" Antep Canavarı
    Çok uzattım biliyorum ama daha yazacak eksik kalan o kadar çok şey var ki ..

    Söz üstüne söz söylemiyor bitiriyorum :)
    Hatam varsa Affola :)

    Kirmastılı : "Hep böyle mi gidecek bu?"
    Ramazan : "Evet böyle gidecek"
    Kirmastılı : "Ne zamana kadar?"
    Ramazan : "Namussuzlar tükenene kadar!"
    Kirmastılı : "Namussuzlar tükenir mi?"
    Ramazan : "Tükenir"
    .........

    GITTIM :)