• 80 syf.
    ·2/10·
    Merhaba:)Kitabı sahafta görüp geçen sene almıştım; içimden pişman olacağımı hissettim aslında ama yine de deniyim dedim zaten ince okunur diye düşündüm kendimce.Kitabi da verem etti okurken ayıp etmişin baya senden beklemezdim dediğim çok yer oldu. Arthur Schopenhauer(soyadınız da çok zor fikirleriniz gibi:)Nietzschenin akıl hocası olması fikirleri ve hayatıyla bana farklı garip biri geliyordu.Felsefe de okurken pesimist yönü hele Hitlere kaynaklık etmesi bunların hayatı ve fikirleriyle ters düşmesi bizzat uzak durmaya çalışıyordum ürküyordum kendisinden sonra birşekilde Yaşam üzerine Aforizmalariyla ilk başladım hadi o bana bazı bölümlerde fikirlere katılmadığım oldu guzel yine de eser ama bu kitap nedir abicim?

    Aşk denen şeyi üreme içgüdüsünün bir tür dışavurumu, hatta doğanın bireye türün devamını sağlamak adına gösterdiği faaliyetler için sunduğu bir tür teşvik olarak tanımlıyor. Insan da dahil olmak üzere bütün canlıların dünyaya acı çekmek için geldiğini savunurken hayatın bütün nimetlerinden faydalanarak kendi düşünceleriyle de çelişkiye düşmüş.

    hayatta beni okuduğuma en çok pişman etmiş olan schopenhauer kitabı olduğunu söyleyebilirim.

    kadınların eş seçiminde tamamen rasyonel güdülerle hareket ettiği fikrini savunup duruyor.Mantığı o kadar keskin ki fikirleri saplantı haline getirdi. schopenhauer'a göre aşk metafiziksel bir olay üstüne ve doğanın bir aldatmacasıdır. kitabın ana fikri bu. yani aşk, doğanın kadın ve erkeğe üremek için hazırladığı bir aldatmacadır. ancak aşk sağlıklı bireyler arasında görülür ve bu kişiler sağlıklı bireyler oluşturur. aralarında "aşk" olmayan bireyler sağlıksız, kısır bireyler oluşturur ve bu bireyler ürememelidir.gay ilişkiler hakkındada kısır bireylere benzer bir düşünce var fakat okurken bana mantıklı gelmedi ve birçok soru aklıma geldi saçma geldi:)

    Ask acisindan bolca nasibini almis dedim. insanlarin evlenme, asik olma gudusunun asil sebebinin onlarin guzel, uyumlu cocuklar dunyaya getirmek oldugunu iddia ediyor, hepimizin ortaya bir uyum cikarabilmek adina kendimizdeki eksikleri tamamlayacak esler aradigimizi soylemis, buna da 'yasam iradesi' adini veriyor dostlar.

    Annesi yeteneği yüzünden kendisinden nefret etmiş , o da bütün kadınlardan dedim ki hayatı da öyle geçmiş .Kitabin ilk bölümü, kadınlara dair kısmının, schopenhauer'in kadınlar hakkındaki düşüncelerini öğrenmekten çok dönemin, yani 18 ve 19. yüzyılın kadına bakışını anlayabilmek için değerli aslında ama bu kadar kadını gömmeye ne gerek var? diye düşündüm .Schopenhauer'in kadınları sanatta, günlük hayatta en önemlisi ahlakta daha aşağı görmesi kadına karşı bu bakış açısının yıkılmasını engeller bi bakıma, kadına atfedilen davranış yüzünden kadınlar da sanat,gündelik hayat gibi konularda geri kalır. ama yazar bununla pek ilgilenmiyor o daha çok kadını yermeyi amaçliyor.Freud için kadınlarla arası kötü diyenler schopenhauer için ne derler acaba?diye merak ediyorum.
    Bu bölümü günümüz toplumuna göre okumak büyük bir yanlış olabilir.ama tabi Türkiye'deki kadına bakış açısını yadırgamıyorsanız kitap sizin için pek farklı şeyler söylemeyecek ben öyle okurken hissettim.

    Bu kitabı sonra araştırdım tabi Şopen Bey niye böyle düşünmüş felan diye tabiki gördüğüm sonuç karşısında şaşırmadım:)

    Schopenhauer’in 60 küsür yaşındayken 20’li yaşlarda genç bir kadına yaptığı evlenme teklifinin reddedilmesiyle başlıyor kitabının hikayesi:)Gururuna yedirememiş
    kitapta kadınlara o kadar yüklenilmiş ki, nedeninin ne olduğunu anlamamak elde değil zaten.sadece şu konuya hak verebildim biraz evlenen insanların neslini devam ettirme içgüdüsü ve ölümden korktuklarından ötürü çocuk yaptıklarına değinen kısmına.Gerisi sadece reddedilmeyi hazmedemeyen egosuna yenik düşmüş bir adet filozof beyanı gibi geldi.Aşka deginiyor ama bir çok şeyi açıkta bırakıyor.Ask üreme iç güdüsü felan değil tamamen ona bağlamak yanlış..

    Kitaba göre; aşk evliliği yaparsak türün devamı için en doğru yolu seçmiş oluruz fakat içgüdülerimizle hareket ettiğimiz için tür amacına ulaştıktan sonra bütün o tutku uçup gider ve ömür boyu mutsuzluğa mahkum kalırız.
    öte yandan mantık evliliği yaparsak, türün çıkarlarını değil kendi bireysel çıkarlarımızı gözetmiş oluruz ve muhtemelen daha huzurlu bir evliliğimiz olur. fakat bu durumda doğaya aykırı davrandığımız için bir şekilde belamızı buluruz.
    kısacası evlenmeyin arkadaşlar gerek yok:)

    NOT=Feminist değilim fakat kadınlara bu denli yüklenilmesini açıkçası doğru bulmuyorum.
    Incelemeyi uzatma sebebim milletin okumadan yüksek bir puani vermesi olabilir..
    Iyi okumalar:)
  • 94 syf.
    ·10/10
    Tolstoy; İlan İlyiçin ölümü,İnsan ne ile yaşar gibi öykülerinde olduğu gibi İtiraflarımda da yaşamın anlamını sorguluyor,sorgulatıyor.Öykümüz 82 sayfa ve 17 bölümden oluşuyor fakat sindirilerek okunması gerekir diye düşünüyorum.Biraz felsefik bir kitap.Tolstoy 82 sayfada gerçekten hayatın anlamını her yönden sorguluyor, sürekli sorular soruyor, araştırmalar yapıyor tıpkı benim de bir zamanlar bu konuda düşündüğüm şeyleri düşünmüş olarak görüyorum.Bu kitapta kendimi buldum çok değerli bir yapıt.

    Tolstoy, çocukluktan itibaren Ortodoks inancına göre eğitim görmüş ve öyle bir çevrede büyümüştür fakat inanışını sağlam bir zemine oturtamamıştır.Yaşı ilerledikçe artık inancsız biri olmuştur.Hayatını uzun bir süre boyunca kendi tabiriyle bir pazarit,şehveletleri,zevki peşinden koşan kötü biri olarak sürdürmüştür.Yazarlık yapmış şöhret kazanmış,yazılar yazmış insanları eğitmeye çalışmış ama nasıl eğittiğini,ne verebildiğini kendisi de idrak
    edememiş.Etrafındakiler nasıl yaşıyorsa öyle yaşamaya devam etmiş.Fransa seyahatinde bir mahkûmun giyotin ile idamına şahit oluşundan ve  çok sevdiği kardeşi Nikolayın(akıllı,zeki biri) ölümü ile yaşamı derinden şu sorular ile sorgular  Ben neden varım? Hayatın anlamı ne? Ölümlü dünyada tüm bu çaba niye? Hayat nedir ve amacı nedir? .Lakin tarih boyunca süregelen bu soruların cevabını ne Tolstoy,ne bilginler nede filozoflar verebildi.Tolstoyun ruh hali öykü boyunca evriliyor kimi zaman intiharın eşiğine geliyor fakat içinde rahat etmeyen, anlamadığı, çözemediği,onu intihardan alıkoyan bir şeyler olduğunu sezinler bu yüzdende intihar düşüncesinden önce araştırmaya girişir.Kimi zaman buhranlar umut ışığına kimi zamanda umutları tuzla buz olmuş.Etrafındaki çevreyi analiz ederken 4 gruba ayırıyor.Birinci grupta kurtuluşun yolu cehalettir yani bu insanlar hayatı sorgulayan bu soruları hiç düşünmemiş farkında bile olmadan yaşayıp gitmişler.Bu kategorideki insanlar kendini Schopenhauer,Süleyman ve Buda'ya gösteren hayatın sorusunu hala anlayamamıştır.İkinci grup kaçış (hazcılık),ne olursa olsun hayatın tadını çıkarmaya çalışırlar.Üçüncü kaçış yolu güç ve enerjidir.Hayatın kötü, anlamsız olduğunu anlamak ve ondan kurtulmaktır.Tolstoy kendini bu görüşün içine sokuyor.Dördüncü grupta ise kaçışın yolu zayıflıktır, hayatın ne kadar gereksiz, anlamsız olduğunu anlarsın fakat intihar edecek kadar güçlü değilsindir.Bende kendimi bu grubun içine dahil etsem sizleri kızdırmış olmam herhalde.Tolstoy gibi bir avuç insandan biriyim.Lafı kısa keselim ve işi sonuca döndürelim, Tolstoy bakışlarını çalışan grup yani mujiklere çevirince her şeyi anlar.Onlar inançlı insanlardır,hayatlarından memnundurlar, ölümü bilirler fakat buna rağmen yaşarlar,umutsuzluk içinde düşmezler.


    Doğamızdaki hiçliğin karşısında duran şey,evreni olduğu gibi bizi de yöneten, içimizdeki yaşama iradesidir.

    Her inancın özü,hayata ölüm tarafından yok edilemeyecek bir anlam vermesidir.
  • Güzel bir kız şu âlemin bütün papazlarına bedel değilse, ben de şu bardağın içinde boğulayım. O aldıkları ondalıklar, çevirdikleri dolaplar uyduruk göz boyamadan, şeytanca bir dolandırıcılıktan başka nedir ki?

    The Vicar of Wakefield, Goldsmith
  • Sonbaharla solup düşmeye hazır hale gelen bu yaprak yok oluşuna üzülüp kederlenir, baharda ağacı giydirecek taze yeşile bakıp teselli olmaz fakat feryat edip durur: '' Ben bunlar değilim! Bunlar tamamen farklı yapraklar! Ah, budala yaprak! Nereye gitmek istiyorsun? Ve ötekilerin nereden geleceğini zannediyorsun? Uçurumdan ürküp korktuğun hiçlik nedir?
  • (...) nasıl ki retina üzerindeki görme sinirinin tam giriş noktası kör, nasıl ki beynin kendisi bütünüyle hissiz, güneşin cismi karanlık ve göz kendisinden başka her şeyi görüyorsa, "ben" de bilinçteki karanlık noktadır.