Zeynep Buse Küçük, Not: Seni Hala Seviyorum'u inceledi.
Dün 16:44 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

İlk kitap nerede bittiyse ikinci kitap da orada başlıyor. Olaylar tam anlamıyla kaldığı yerden devam ediyor Yalnız bu sefer Lara Jean'i biraz daha zor zamanlar bekliyor. Kitapta değişmeyen tek şey Song kızlarıydı Ben bu üçlüye bayılıyorum Özellikle de Kitty'e

Peter seni çok severim ve daima da Team Peter olacağım ama bu kitapta beni gerçekten çok sinir etti. Yer yer kafasını duvara sürtüp kıvılcım çıkarmak istedim Eski sevgiliyle o kadar samimi olunduğu nerde görüşmüş Allah aşkına... Lara Jean ise tam olarak yaşından bekleneceği üzere aslında kimi sevdiğini çözmeye çalışıyordu. Kitap sonuna kadar büyük gel-gitler yaşadı

Fakaat bu kitabın yıldızı kesinlikle Stormy idi Her kelimesi yaptığı her şey beni benden aldı Keşke böyle bir arkadaşım olsa dedim ️ Son olarak üçüncü kitabı ve çıkacak olan filmi büyük bir merakla bekliyorum Çok beklemem umarım

Aycan, Third Debt'i inceledi.
 21 May 15:18 · Kitabı okudu · 5 günde · 10/10 puan

*go to hell. Cut.*
*go to hell. Daniel.*
*go to hell. Bonnie.*
*
*
*
Üzülerek söylemek zorundayım ki bu incelemede bütün içimi dökeceğim ve bol bol spoi yerine geçecek şeyler yazacağım. Third Debt’i okuduktan sonra okursan senin için daha iyi olur. Ama yok ben merak ediyorum diyorsan >

*
*
*

Second Debt’in sonunda V sayesinde polisler Nila’yı almaya gelmişti.

Tam Jethro ve Nila arasındaki buzlar çözüldü dedikten sonra Nila’yı götürmeye geldiler.

Third Debt, İki ay sonrasını anlatarak başladı. Sonra iki ay önce diyerek Nila gittikten sonra neler olduğunu anlatmak için geçiş yaptı.

Nila, babası ve ikizinin yanına geri götürüldü.

Jethro ise Nila gittiği için ceza çekmek zorunda kaldı.

Ölmediği için sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim.
Jethro’nun bir hastalığı var fark ettiysen eğer. Cut bunu her zaman Jethro’nun üstünde kullandı. Bu kitapta dehşet verici bir şekilde kullanmaya devam etti.

Benim aşkım ilaçlarla kendini kaybetti. Nila’ya olan aşkını, zaafını bir kutuya koyup kaldırdı sanki.

23 bölüm ölüm gibiydi.

Bu arada Nila, hamile olduğundan şüphelendi. Onlardan çok ben heyecanlandım. Çocuk olursa bütün bu borç falan ortadan kalkardı. Ve işte sırf bu yüzden çocuk falan yok. Olsaydı çok kolay olurdu. Daha zaman var neyse.

Cut ve Jethro ittifak yaptıkları için Nila’nın hamile kalma planlarını suya düşürdüler.
Jethro o kadar kendinden geçmiş durumda ki, Cut Nila’nın dudağından öptüğünden hiç-bir-şey-hissetmiyor. Çok sinir oldum. Bu kadar duygusuz olduğu için resmen kafayı yiyecektim.

*Where was my strength? My conviction?*

Bir de ortaya çıkan şu medya ayaklanmasını durdurmak için ropörtaja katılıyorlar Nila ve Jethro.

Orada Nila çok güzel oynuyor ya, ‘kız arkadaşı değilim, nişanlıyız, yakında evleniyoruz.’ Dediğinde o kaybolmuş Jethro nasıl şok oluyor..

Zaten orada da hamilelikten bahsediyor.. Of ya çok güzel oynadılar orada.

Çekilen fotoğrafları görebilseydim keşke. Hala onları merak ediyorum. İşte Pepper tam olarak bunu yapıyor bana. Hiç çekilmemiş olan, yaşanmamış olan bir şeyi bile görmek istiyorum. O fotoğrafları bana GETİRİN!!

*”True love is a curse, don’t you think?”
“I agree. Falling in love can be the most dangerous thing anyone can do.”*

Ropörtajdan sonra Diamond Alley’e gittiler. Bu kitapta ilk defa dışarı çıktılar birlikte. Diğer kitaplardan böyle bir şey olmamıştı. Bu kitap ilklerin kitabı yani.

Diamond Alley’de Jethro tam çözülecek kıvama gelmişti ki içeri Killian girdi. Of.

Çok. Merak. Ediyorum.

Pure Corruption serisinin gizemli yakışıklısı Kill. Gay değil ama gay değil yani. Gay değilse ilişkilerindeki sorunları çözebiliriz değil mi? Benim için hiç sorun değil. Kill. Bekle beni. Elder. Sende bekle beni. Hepiniz bekleyin.

*I was a brittle leaf about to turn to dust in the wind.*

Şu an hissettiklerimi geri plana atıp yazmaya çalışıyorum.

Bu kitabı okurken yaşadıklarımı, daha önce hiç yaşamamıştım.

Second Debt ne ki? Onun sonu ne ki? Third Debt komple kalbimi söküp aldı.

23 bölüm ölüm gibiydi demiştim.

23.bölümü bitirdikten sonra artık ağlayacak durumdaydım. Yeter artık dedim Jethro kendine gel. Hülya ablaya sordum, spoi istedim resmen. ‘Jethro kendine gelecek mi?’ Dedim. ‘Evet, gelecek merak etme, hatta 24.bölümde olacak.’ Dedi.
Bende olacak işmiş gibi 23.bölümde bırakmışım…

Neyse işte, keşke her şey Jethro’nun kendine gelmesiyle bitseydi.

Nila önce Jasmine’in odasına gidiyor. Jethro’nun odasının yerini öğrenmek için. Jasmine söylemiyor. Ondan uzak dur falan filan diyor. Nila vazgeçmiyor tabii. BULUYOR JETHRO’NUN ODASINI.

Bu arada Jethro’da daha yeni üç tane adamı öldürmüş. Her yeri yaralı bereli, çürük dolu. Kendine krem falan sürüyor. Kapıyı kilitlemeyi unutmuş. NEYSE.

Bundan sonrası benim yazabileceğim bir şey değil. Jethro, sürekli çıkıp gitmesini söylemesine rağmen Nila oralı olmuyor. Jethro, kafayı yiyecek :>> Nila kapının yanından ayrılıp koşarak yatağa çıkıyor.
Bunlar beni kalpten götürecek ya.

Demek istediğim 24.bölüm güzeldi. Güzel şeyler kısa sürermiş. Tadını çıkarmak gerekirmiş. Bu kitap bize bunu öğretiyor.

*arıyorum gerçek aşkı masallarda, arıyorum hayal gibi uzaklarda –Serdar Ortaç* +evet Serdar Ortaç severim demiş miydim?

Jethro, ‘trust me’ dedikten sonra yine eski rolünü oynamaya devam ediyor. Ama kendine geldi artık tabii. ‘kill my motherfucking father’ dedikten sonra gerçekleşen ironi dolu sondan bahsetmek istemiyorum. Kalpten gideceğim bahsedersem.

Bir gece Nila, ‘yanıma gel’ dedi. Tabii bu kadar kısacık yazmamıştı, romantik bir mesajdı.

Allahım! Lanet pislik sanki mesajları okuyormuş gibi, tam Jethro Nila’nın mesajını okurken, Jethro’nun odasına geliyor.

ÜÇÜNCÜ BORÇ BU GECE ÖDENECEK! Diyor. Cut geberirsin umarım. Bırak artık ya bırak kızın annesini öldürmüşsün, yapacağını yapmışsın şimdi de gelip annesini hallettiğin kızı mı becereceksin! Ay ben orada bir ağlıyorum, bir ağlıyorum… Diyorum ki tamam bitti. Bitti bu sefer. Nila bitti gitti. Tess’in kendini kapattığı o kule ne ki. Nila ruhunu kaybedecek diyorum. ALLAHIN BELASI RESMEN DİYOR Kİ ÜÇ ADAM, ÜÇ FARKLI SEÇECEK!! Daniel g*ötü diyor ki ben ağzını alırım. P*iç resmen üç kitap boyunca bunu beklemiş. S**rtük babasıyla birbirlerine bakıp gülüyorlar.

Geberin. Lütfen. Pepper öldürecek misin şunları ya?

Kestrel var bir de. Sev-mi-yo-rum! Sevmiyorum seni ya!

Moth’u Nila’ya vermeler, ata binmeyi öğretmeler falan. Ne bu yani şimdi. Ben okuduğum süre boyunca sürekli Jethro’nun Nila’ya ata binmeyi öğretmesini bekledim. Kestrel gelip o ilki elimden -Jethro’nun elinden aldı.

Zaten o ikisi aşağıda ata binerken Jethro balkondan görüyor ikisini. Ya siz benim aşkımı hangi hakka hizmet üzersiniz. Adam üzüldü ya resmen, kalbi kırıldı. Second Debt’te, Polo maçında ‘ona daha önce hiç sahip olmadığı bir şey vermeliyim’ diye düşünen kişi Jethro. Ben böyle düşünen birini nasıl sevmem de gidip Kestrel’i severim?

ÜÇÜNCÜ BORÇ demiştim,
Nila odasında Jethro’yu beklerken hizmetçinin teki geliyor. ‘bir saat içinde hazır olun’ diyor. E tabii Nila Jethro çağırıyor sanıyor. ‘Bir saate ihtiyacım yok diyor’ bu arada nereye gideceklerini falan soruyor, hizmetçi bir şey söylemiyor.
Nila, banyo yapıyor tam kıyafetlerini giyecekken.. Hizmetçi ‘Kıyafetiniz hazır’ diyor. Allahın belaları. Kıyafet tülden bir gömlek. Kızın her yeri ortada… Ben ağlıyorum. Ben orada ağlamaya başladım ve kendime inanamıyorum. Bu daha hiçbir şeymiş. Borç hakkında hiçbir fikrim yoktu çünkü. Öğrendiğim zaman bir elimi ağzıma kapattım, diğer elimle saçımı yolmaya başladım. GERÇEKTEN bu kitap psikolojik olarak YIKICI. İlk üç kitap… O ilk kitaptaki yemek sahnesi falan boş… İlk borçtaki o ‘whip’ falan masal…

Allah kahretsin ya. Neymiş; işte Hawk’lar ve Weaver’lar kumar oynuyorlarmış, Weaver’lar her şeylerini kaybetmişler –yoksa Hawk’lar mı kaybetmiş?? -Yanlış yazıyorsam düzeltin.- Verecek bir şeyleri kalmamış. En sonunda 13 yaşındaki hizmetçiyi vermişler. Gece saat 1’den, ertesi günün sabah 1’ine kadar hizmetçi kız Hawk’ların yanında kalmış. Kız yaşamış ama bir hafta yürüyememiş. P*iç bide bunu gülerek söylüyor. Varya şu Cut’ı elime verseler asla yapmam dediğim şeyleri yaparım.
Berbattı. Bu borç berbattı.

Berbattı.
Mükemmeldi.
İğrençti.
Çok güzeldi.
Rezaletti.
Harikaydı.
Ağladım.
Güldüm.
Sinirlendim.
Mutlu oldum.
Nefret ettim.
Aşık oldum.
Her duyguyu yaşadım.
Geleceğimi lanetledim.
Pepper ve erkekleri beni lanetliyor.


Pepper’ı düşün; en önde duruyor.. Arkasında da erkek karakterleri.. Erkek karakterlerinin yanında da kadın karakterleri duruyor. ALLAHIM NASIL MÜKEMMEL BİR GÖRÜNTÜ OLURDU!!
Jethro'nun yanında Nila...(Jethro siyah tişört siyah pantolon giymiş. Nila'nın boynunda elmastan kolyesi var.)
Q'nun yanında Tess ( bu arada Q gri takım elbisesinin altına patlıcan moru gömleğini giymiş.)
Galloway'in yanında Estelle. (Unseen Messages)
Ren'in yanında Della. (The Boy and His Ribbon)
Roan'ın yanında Hazel. (Destroyed)
Penn'in yanında Noelle (Crown of Lies)
Kill'in yanında Cleo (Ruin & Rule)
Elder'ın yanında Pim (Pennies)
Ve 2018'de bu topluluğa katılacak olan diğer kitap karakterleri... Aşırı iyi. HARİKA.
Hepsiyle tanışmak istiyorum.
Ben bu tabloyu kitapları okudukça yenilerim. Bir gönderi olarak paylaşırım. Okudukça karakterleri giydiririm falan. dflgjdlj Bu arada Q ve Tess, Pepper'ın sağında. Nila ve Jethro solunda duruyor. BEN BU TABLOYU ÇOK SEVDİM.!!

Kestrel, ne olursa olsun ben SENİ SEVMİYORUM. Bunu hiçbir şey değiştirmeyecek. Küfür ediyorum dünden beri varya.

Jethro’nun bir sırrı vardı. Bu kitapta onu öğrendim. Her şey yerine oturdu. Jethro, sen mükemmelsin.

7 kitabın ortanca kitabı olduğu için aslında bilmeliydim böyle bir bombanın patlayacağını. Ya bu kitap bombaydı bildiğin. İÇİMİ YERLE BİR ETTİ.

Kahroldum okurken. Gözyaşlarımdan bahsetmiyorum bile. Ağlamaktan öldüm. Etkisinden hala çıkamadım. Çıkabileceğimi sanmıyorum. Bu kitap, diğer kitapları ezdi geçti. Kilitli bir rafta hakimiyetinin tadını çıkarıyor.

Pepper. Bana bu kadar duyguyu bir anda yaşatabildiğin için mi, yarattığın bu kurgular yüzünden mi bilmiyorum ama seni seviyorum.

Her zaman favorim olacaksın.

Dostum, göründüğüm gibi değilim. Görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. Senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
Benim içimdeki ‘ben’ dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim - çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘Rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
Denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. Bırak denizimle başbaşa kalayım.
Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: Böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. Bırak gecemle başbaşa kalayım.
Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. Gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. Oysa ben deliyim. Ama gizliyorum deliliğimi. Bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
Dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? Benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.

Halil Cibran, Deli

Onlar nereden bilsinler senin kıymetini, bilmez onlar.
Seni sevmesini de beceremezler.
En güzel ben severim seni. Hem onlar kağıttan galata kulesi yapabilirler mi hiç, yapamazlar işte ben yaparım. Anlasana kimse yapamaz, başka kimse sevemez böyle seni...

Ali Lidar

Ben seni hiç sevmedim ki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim,
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedim ki;

Beni yola koyduğunda ayrılmanı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim, unuttuğunda
Yalnız olduğumu anladığımda, ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim, seni her hatırladığımda

Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
İkindide yağmur gibi,
Geceleyin rüzgar gibi sevdim, seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı, nisanı hatırlatmanı
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
Sakız satan çocukları, yeni çıkan şarkıları

Her kaybettiğimde, kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim, yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim.
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben yangını sevdim
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi adam gibi severim

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine

Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
Buğusunda sabahın
Acımasızlığında bir ahın
Ağlayan yüzünde insanlığın,
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla narın
İncirin, zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne, senin üstüne
Hep Senin üstüne, hep senin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki


Gittiğin zaman, gitmeni sevdim,
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevmedim,
Korkuyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken seni götüren trenin ardından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki

Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim,
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
ben seni hiç sevmedim ki;
Ben sevdim mi adam gibi severim.

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim.
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben yangını sevdim
Ben seni hiç sevmedim ki
Ben sevdim mi adam gibi severim.

İyi ki sevdin ve gittin!
İyi ki sevdin ve gittin! Eğer beni sevmeseydin, kendimden habersiz yaşayacaktım. Kalbimin vücudumun neresinde olduğunu bilmeyecektim. Gülmeyi hastalık sanacaktım. Ve sonra beni terk etmeseydin, ölümden habersiz yaşayacaktım. Mutsuzluğun Türkçe anlamını bilmeyecektim. Şiiri yabancı dil sanacaktım. Gittiğin yerden acıyorum şimdi. Gittiğin yerde acıyor musun bana? Acıma. Çünkü ben sevgisinden utanmayan, yaşadığından pişman olmayan ve hatırasını başının üstünde taşıyanlardanım. Beni yormaz senin hiçbir şey olmamış gibi gitmelerin. En fazla gitmiş olursun. Neyse, sen bakma benim böyle sitemli şeyler yazdığıma.Orada uzakta sana bir şey olsa, canını acıtsalar, canını en çok acıttığın benim canım acır burada.Sevdiği zaman büyük seviyor insan. Öyle sıradan, öyle herkes gibi sevemiyor. Onu tabiatın güzelliklerine, doğanın ihtişamlı tablosuna sığdıramıyor. Alfabeden büyük seviyor şair. Sen beni terk ettiğin zaman, takvimlere kızmadım. Kötü anmadım adını. Namusunu kirletmedim ağzımla. Sana dair ne kaldıysa, bir anıt gibi durdu şehrimin ortasında. Bana bırakmadığın her şeyini içimde sakladım. Sakın üstüne alınma, sana değil, yarım kalan hikayemize kırgınım. Yaşanan neyimiz varsa, pişman değilim hiçbirinden. Başa sarsa takvim, saatler geriye aksa kaldığım yerden severim seni. Birlikte aynı düğünün başrolü olamadığımıza, "evlilik aşkı öldürüyor" diyenlere ağzının payını veremediğimize, deniz kenarında bir karavanda uyuyamadığımıza ve sandalda şarkılar söylemediğimize üzülüyorum. Bizsiz yaşanan her şeye avaz avaz küfür ediyorum içimden. İşte böyle iki gözüm. Kalsan mumlar yakar,susarak konuşurduk. Gittin, başkasına şarkı, bana şiir oldun. Gittiğin yere mutluluğumu vücudunla beraber götürdün. Bana sensizliğin yalnızımsı tadı kaldı. Aşklıktan ölüyorum şimdi. Ama bilirsin; İşçi ekmeğini taştan çıkarır, Ben de seni sevmeye çalışan bir işçiyim. Elbet ekmeğimi kalbinden çıkarırım. Ve bilirsin; Şairler ölmez, Onlar hep ağır yaralıdır. Kolay değil, sen de bir şairi sevdin. Adressiz mektup gibi dolaşırım halk arasında. Ve gün olur bir şiir olur çıkarım karşına. Sana yazdıklarımı sen okumasan bile, Elbet çocuğun okur sevdiğine..Ve tarih, Gelmemiş birinin gidişine şahit oldu.

Hayal et hayatım
Biliyorum aslında sevmezsin fazla
Böyle boş beleş düşünceleri
Mantıklı, katı birisindir
Hayatı dolu dolu yaşayan
Biliyorsun gülüyorum şimdi
Dünya ne kadar değişken
Ve günler ne kadar saçma
Bir ara seviyorduk ikimiz de
Ya da hayal ediyorduk sadece
Tıpkı o zaman yaptığın gibi şimdi de
Hayal et aşkım
Dünyanın durduğunu hayal et
İnsanların olmadığını
Mesafelerim, şehirlerin
Başkalarının olmadığını
Sadece bizi hayal et
Tıpkı o şarkıdaki gibi
Hayal et sevgilim
Duvarların yıkılmadığını hayal et
İnsanların ölmediğini
Perşembenin bitmediğini
Her şeyin hak ettiğimiz gibi olduğunu
Hayır hak ettiğin gibi olduğunu hayal et
Biliyorum sevmezsin hayal etmeyi
Ama benim için hayal et
Hayal et Jüpiterim
Yaşadığımızı, ölmediğimizi hayal et
Ya da öldüğümüzü ama beraber olduğumuz
Ya da bilmiyorum
Bilirsin çok sık bozulurum bazen
Düzeltemez kimse
Sadece hayal edebilirler benim için
Sen de hayal et Dünyam
Ay tepeden ikimize bakıyor çünkü
Orada ve burada
Gülüyor şu salak halimize
Onu utandırmak için hayal et
Koştuğumuzu hayal et bir yerlerde
Anlamsız ama mutlu bir şekilde
Biliyorum sevmezsin koşmayı da benim gibi
Tıpkı sıcağı sevmediğin
İnsanları sevmediğin
Kararsızlığı sevmediğin gibi
Bilirsin ben seni severim ama
Tıpkı senin itiraf edemediğin gibi
O zaman hayal et her şeyim
Hindistan'ı hayal et
İrlanda'yı hayal et
Kuzey Kutbunu hayal et
Ne hayal ettiğin önemli değil
Yeter ki sen hayal et
Hayal et ki bitmesin bu şiir
Hayal et ki yaşabileyim ben bir saniye daha
Hayal et ki gerçek olsun her şey
Ya da biz bir şarkı olalım, aynı şarkı
Hayal et ki bitsin artık depresyonlar
Hayal et ki ben de hayal edebileyim
Hayal et ki...
Peki

Hikâye deyip geçmeyin… Bazı hikâyeler vardır sineleri deler…
Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti derken annem açtı yuva kurma konusunu.
Saliha bir kız olsun gerisi gelir diye düşünüyordum. Yakın bir akrabamızdan haber geldi. Komşuları çok dindarmış, kızlarının ailesinden dahada dine bağlı olduğunu duyunca sevindim.

Gittik bir görelim görüşelim dedim.Ilk ailesiyle konuştum... Hatta ben konuşmadım sürekli onlar konuştu, şaşırdım kaldım...
Bir şey diyemedim...
Kına gecesinde en iyi müzüsyenler olacakmış...Düğünde keza aynı... Ev dayalı döşeli olacakmış,hemde hepsi en pahalısından... Araba olacakmış son model hemde, çünkü komşunun damadı sıfır araba almış geçende...Anne hadi kalkalım diyecektim utandım...
Kızla görüştürmek istediler...
İslamiyete uygun olarak görüştük... on beş bilezik...En güzel gelinlik(10 bin tl)...En büyük düğün salonu...Ne diyeceğimi bilemedim...

Ben Saliha Bir Eş istiyordum sadace...

Istekleri bir türlü bitmiyordu...O anda yan taraftaki aynaya gözucuyla baktım kendime...Görünüşümdede bir iş adamı profilide yoktu... Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana geldi. Senin isteklerin nelerdir dedi...
Biran önce kalkıp gitmek istiyordum sıkılmıştım, geleli bir saat olmasına rağmen dünya malına bağlananlarla birlikte olmak içimi karartmıştı...
Tekrar sordu isteklerin nelerdir...
Hayırlısı olsun dedim kalktım...
Nezaketle ayrıldık evden...

Yolda giderken telefon geldi... Amcam arıyordu.. Yan komşuları serhat amcanın kızı varmış...Serhat amca çok iyidir...Cocukluğumdan beri tanırdım kendisini... Tamam dedim amcama geliriz... Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle koyulduk yola, on beş dakika sonra ulaştık evlerine.
Sohbet açıldı çocukluğumuzdan,başladı beni övmeye… Kızardıkça kızardım utancımdan birşeyde diyemiyorum… Derken söz asıl konuya gelmişti… Evladım seni severim maksat gençleri mutlu etmek Allahü tealanın izniyle dedi ve başladı isteklerini saymaya…
O kadar çok şey saydı ki uykum gelmeye başladı… En sonunda da benim oğlumun kumar borcu var onu ödemeden evlilik de olmaz zaten dedi. Birden gözlerim açıldı,şaşırmıştım açıkçası… Gözümü yerden alamadım uzun süre…
Serhat amca gençleri görüştürelim dedi… Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı… Onceki görüştüğüm kız gibi ne varsa herşeyi istiyordu …
Konuşmasını çalan telefonu böldü açıp konuştu kapattı. Tekrar çaldı konuşup kapattı… Sonra tekrar..
Dayanamadım sordum arayan kim diye. Eski nişanlısıymış ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum. Çay bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar. Oturduğun kişi kimdi ki? ... Calıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş… Demek önceden çalışıyordunuz? Evet ben masörüm dedi…
Soktan şoka giriyordum.. Beş dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı… Evlilik amacını sordum… Nişanlısı çok rahatsız ediyormuş farklı bir hayat,farklı bir ortam istiyormuş… Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş… Daha fazla dayanamayıp izin istedim kalktım…

Ben sadece saliha bir eş istiyordum…

Nezaketle evden ayrıldık annemle… Daha sonra öğrendim ki serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş… Gülümseyip,bugün öven yarın söver dedim içimden… Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim.

Haftalardır dışarı çıkmıyordum. Akşamları hava almak için balkonda oturup kitap okuyordum… Karşı komşumuz gece çalıştığı için akşam dokuz gibi evden çıkıyordu. On yaşındaki oğlu da babasının peşinden ağlayıp dururdu her gece ablası çocuğu oyalamak için balkona çıkarıyor ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışıyordu… Bu sık sık tekrar etmeye başlayınca bunaldım artık. Bir akşam kıyamet ve ahiret kitabını alıp aynı saatte çıktım balkona… Beni görünce o da çıktı balkona, bir konu bulup yine başladı konuşmaya… Her akşam kitap okuyorsun nedir onlar… işte beklediğim fırsat gelmişti okumak istersen vereyim deyince olur dedi… Besmele çekip iki üç metre karşıdaki kıza attım kitabı. Hadi gir de evde okumaya başla dedim… Kitabı okumuş olacak ki bir daha balkona çıkmaz oldu…

Evlilikten vazgeçmiştim bir eş bulmak bana uzak görünüyordu…Aradan aylar geçmişti, o zaman zarfında birkaç kızla daha görüşmeye gittim annemle… Fakat netice aynı değişen bir şey yoktu…

Bir Salı akşamıydı içim çok daralmıştı, adeta boğuluyordum… O gece iki rekat namaz kılıp yattım… Acayip bir rüya gördüm… Birine anlatmalıydım bu rüyayı…

O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı…Gözüm dolunayda, cebimden çıkarttım telefonu kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım…Arayan ses tanıdıktı…Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki… Arayan en yakın arkadaşım Aliydi. Canı sıkılmış beni çağırıyordu. Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim.

Çocukluğumuzdan açıldı konu sonra gördüğüm rüyayı anlatmak istedim…
Tozlu bir köy yolunda gidiyordum elimde bir tane kılıç vardı etrafımda ise bir sürü yılanlar… Yılanlar bir metre kadar yükseltmişler kafalarını yukarıya doğru…Hepsi üzerime atılmak için zaman kolluyorlardı… Kılıçla kendimi savunuyordum… Bana yaklaşanları kılıçla öldürüp ilerliyordum… Ileride uyuyan biri vardı bilmediğim bir ses işittim ama ortalıkta kimse yoktu… Uyuyan kişiye baktım… O ses; yatan kişi Musab bin Umeyrdir dedi. Sonra ileride giden iki kişi gördüm biri Peygamberimizdi diğerinin kim olduğunu göremedim…
Ali yorumlamaya başladı rüyamı; Düşmanlarını yenerek iyi bir neticeye ulaşacaksın dedi…
Konu evliliğe geldi yine… Başımdan geçenleri anlattım… Dertliydim bu konuda… benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı, sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı… Uzunca dinledi Ali sıkıntılarımı… O konuşmaya başladı bu sefer. Evden çıkarken annem dedi bizim mahallede bir kız varmış onunla görüştürmek istiyorlar seni.
Yok Ali bundan sonra kolay kolay kimseyle görüşmek istemiyorum dedim… Kızda pek istekli değilmiş zaten dedi… niye diye sordum.. O da birkaç kişiyle görüşmüş daha sonra evlilikten soğumuş iyice… Alinin annesi ısrar edince de olur görüşelim demiş...Tamam dedim yarın gideriz diye sözleştik…

Rüyam gerçek mi olacaktı acaba… Bu zamana kadar sabrettim önüme gelen engelleri Allahü tealanın izniyle aşmıştım… Ali ile vedalaşıp eve geldim konuyu anneme açtım… Yarın gidecektik görüşmeye… Cok heyecanlıydım nedense… Sabah erkenden kalkıp giyindim… Heyecan gitmek bilmiyordu bir sağa bir sola yürüyüp duruyordum evin içinde… Ilk defa bu kadar heyecanlıydım… Oğle namazını kıldıktan sonra yola koyulduk annemle… Ali bizi kızın evine kadar götürdü… Kapıyı çaldım… Kapıyı babası açtı eve buyur etti… Biraz sohbet ettik söz asıl konuya geldi sonra…kızın babası konuşuyordu; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok sen kızımla konuş bu konuları dedi.

Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum… dünyalık bir konu açılmamıştı ilk defa…

Bir odaya aldılar beni kızla görüşecektim… Sandalyeye oturdum ellerim masanın üzerinde avucumun içerisinde ise terleyen ellerimi silmek için bez bir mendil vardı… Odaya kız girdi nurani yüzlüydü… önüne bakarak konuşmaya başladı…

Diğer kızlar gibi bilezikten gelinlikten girmedi konuya… Ilk sorusu namazdan oldu…. Bana namaz kılıyor musun demedi, namazı kaç dakikada kıldığımı sordu. Mesela öğle namazın kaç dakikada bitiyor dedi… on beş dakika civarında diye söyledim… Memnun oldu… sonra birikmiş ne kadar paran var deyince önceki görüştüklerim gibi konuşmaya başlayacak herhalde dedim içimden… 45 bin lira var…

Paranın zekatını veriyor musun deyince yanlış düşündüğün için utandım.. Evet veriyorum dedim…
Konuşmasına ağır ağır devam etti…
Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi, güvendikleri tek şeyleri paralarıydı. Bütün konuşmaları paraya zenginliğe dayanıyordu. Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı.

Size ilk sorum namaz oldu çünkü namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelemez. Ailesinin hakkını gözetir haksızlık yapamaz. Herkes için en iyisini en güzelini ister. Kimseyi hor görmez ve ezmez. Böyle insanı bütün mahlukat sever,mahlukatın sevdiğini de Allahü teala sever. Allahü tealanın sevdiği kul ise makbul edilen kuldur…

ve devam etti konuşmasına…

Sonra zekatı sordum çünkü o parada fakirlerin hakkı da var. Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez. Allahü teala ondan nasıl razı olur ki…

Ne kadar doğru konuşuyordu konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye dem etti... Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları gösterdi. Görünce çok mutlu oldum çünkü benim okuduğum Ehli sünnet Alimlerinin kitaplarını okuyormuş.

Ben kızarıp terliyordum nedense, elimdeki bez mendil de iyice ıslanmıştı. Benim ise kıza soracağım bir şey kalmamıştı, ben sormadan herşeyi anlattı bana.

Son olarak annemle konuşmak isteti, ben dışarı çıkmak için ayağa kalkınca elimdeki mendil yere düştü. Yere göz gezdirdim ama göremedim dışarı çıktım… annemle de on dakika kadar konuştular içeride, annem çıkınca evden izin isteyip ayrıldık.
İki tarafta birbirinden memnun olmuştu.
Anneme içeride ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan ilişkilerimi sormuş. Çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan Allahü teala razı olmazdı.

Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok sevindi… Abdest aldım iki rekat namaz kıldım odamda sonra birkaç gün önce gördüğüm rüya geldi aklıma… Elimdeki sabır kılıcıyla zorlukları aşmak nasip olmuş ve sonuca ulaşmıştım…
Bu günden itibaren düğün hazırlıklarına başlayacaktık artık… Söz kesilip aileler arasında yüzük takıldı. Düğün konusu biraz sıkıntılı olmuştu..
Akraba tarafı çalgılı olmasında ısrar ediyor ,ben ise dini yönden olmayacağını anlatmaya çalışıyordum. Ben yumuşak huylu oldukça onlar daha fazla üzerime geliyorlardı. Düğün çalgılı olurmuş onlara göre. Cenaze evi gibi dualar edilip mevlit okutulmazmış… Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice bunalmıştım. Defalarca haram olduğunu anlatsam da çalgısız olması gerektiğini kabul ettiremiyordum… Bir akşam evde akrabalarla toplandık bu konu hakkında konuşuyorduk. Bir şartla isteğinizi kabul ederim deyince hepsi şaşırdı… herkes gözlerini bana çevirmiş ne diyeceğimi bekliyorlardı. Öldüğümde mezara benimle girecek olan varsa ve benim yerime hesap vermek isteyen olursa kabul edeceğimi söyledim… Kimse yüzüme bakmıyordu artık utanmışlardı açıkçası… Bu konu da böylece şekilde kapamış oluyordu…

Bir Perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık… Nişanlım sanki yanımda köle gibi duruyordu. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu. Bir insan bu kadar mı mütevazi bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğüm zaman ben en kaliteli en güzel olan eşyaları alıyordum. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapmak istiyordum… Evimizi döşemiştik her şey çok güzel gidiyordu… düğün günü gelip çatmıştı… heyecandan ölecek gibiydim elim ayağıma dolaşıyordu adeta. Düğün tam istediğim gibi olmuştu….

Evliliğimizin ilk yılları diğer evlikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu. Biz İslamın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu. Eşimin zekasına güzel ahlakına güler güzüne hayrandım… Onsuz zaman geçmiyordu, işteyken fırsat buldukça arıyordum,sesini duyuncada çok mutlu oluyordum. Konuşmasında içimi rahatlatan bir tesir vardı. Bunu nasıl yapıyordu bir türlü anlayamıyordum. Eve gittiğimde beni her zaman güler yüz ile karşılardı, o anda bütün yorgunluğum giderdi. Yemek hazırlarken yardım ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun üzülmesini hiç istemiyordum çünkü. Her ne isterse yerine getirmek için can atıyordum… Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım.

Arada bir arabamla gezerdik,gezdirince mutlu olurdu…
Yine bir gün gezdirmek için çıkıp arabaya bindik. Dönüp bana baktı. Sabır çok güzeldir,sabır insanı bu araba gibi ulaşmak istediği yere götürür dedi. Neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım… biraz gezip eve gelmiştik…

Birkaç gün önce yatak odasının kapısı bozulmuş, kilidi zor açılıp kapanıyordu. Geçen gün mahallemizde hırsızlık olayı olduğu için odamızın kapısını kilitliyorduk… Bir haftadır eşimin midesi bulanıyor bunun içinde geceleri sık sık kalkıyordu… benim uykum çok hafif olduğu içinde hemen uyanıyordum…

O gece tekrar midesi bulanmış olacak ki kalktı, kalktığını hissedip gözlerimi açtım ama uyandığımı anlamadı. Yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi…Fakat o anda gözlerime inanamayacağım bir olay gerçekleşti… Ben rahatsız olmayım diye kilitli olan kapının anahtarına bile dokunmadı… kapı kilitliydi Eşim "Bismillahirrahmanirrahim" dedi ve kapıyı açmadan dışarı çıkmıştı. Bu durumu görünce kalbimin atışları hızlandı terlemeye başladım… yataktan kalktım gözlerim, kapıya odaklanmıştı… yatak odasının camından lavabonun ışığı belli oluyordu… Lavaboda elini yüzünü yıkayıp ışığı söndürdü. Ben hemen yatağa yatıp uyuyormuş gibi yaptım. Fakat eşim kapıyı açmadan odaya girdi… Kalp atışlarım iyice artınca dayanamadım uyanmış gibi yaparak Yatakta doğrulup oturdum… Eşimin yüzüne baktım… adeta güzü nurlanmış parlıyordu… Uyandığımı görünce gülümseyerek yüzüme baktı. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Rahatsız mı ettim diye sordu. Yok çıktığını bile duymadım deyince gülümsedi ve yattı…

Işe gittiğimde sürekli o anları düşünüp duruyordum. Bu nasıl olabilirdi?... Akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım. Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum… işten geldiğimde kapıyı açmak için bekliyormuş… Selam verip içeri girdim elimi yüzümü yıkayıp sofrayı hazırladık yemeği yedik… Bu gün neden durgunsun bir şey mi oldu? Diye sordu… Cevap veremedim…

Dün geceki olayı nasıl sorabilirdim ki…

Sana bir şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı…gözlerinin içine bakıyordum… buyur söyle dedim… Hamileyim dedi… Ondan sonrasını hatırlamıyorum zaten… O anda ayaklarım boşaldı… Düşüp kalmışım yerde… Yarım saat sonra kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu… Yattığım yerden doğrulup eşime bakınca utanıp yüzünü yere çevirdi… Bu habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam…

Akşamları işten eve gelirken artık bebek eşyaları alıyordum… Gece yattığımızda eşimle hep hayal kurap duruyorduk… Cocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi kitabı okumalıydı acaba… Ilk önce namaz kitabındaki bilgileri öğrenmeliydi. Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı? Herkese Lazım olan İmanı mı okutsaydık… Yok yok ilk önce Halifelerin menkıbeleriyle yeşertmeliydi kalbini… Benim evladım Ehli Sünneti savunan Ehli Sünneti yaymak için çabalayan bir kul olmalıydı onu bu şekilde yetiştirmeliydik…

Her akşam belli bir zaman dilimi içerisinde eşimle İmam-ı Rabbaninin mektubatını okuyorduk. Bir akşam okurken yorgunluktan gözüme ağrı girince eşime rica edip sesli okumasını söyledim ve gözlerimi dinlendirmek için kapattım. 212. Mektubu okuyordu… Bir ara gözlerimi açtım elindeki kitap kapalıydı. Gözlerimi açtığımı görünce hemen kitabı açıp gözlerini kitaba dikti… anladım ki o kadar sayfayı ezberlemiş ve ezberinden okuyordu. Okuduğu mektup bitince durdu… Mektubatı bu zamana kadar kaç defa okudun diye sorunca bilmiyorum dedi… Peki kitabı bitirmen ne kadar sürüyor? Bir hafta diye cevap verdi.. Anladım ki eşim manevi derecelere yükselmişti.. beni rahatsız etmemek için kapıyı açmadan çıkması bir kerametti…

O günden sonra eşime olan hürmet ve saygım daha da arttı. Eşim bir evliya idi… Ilmihal okuduğumda anlamadığım yerleri eşime soruyordum. Öyle güzel açıklayıp anlatıyordu ki hayran kalmamak mümkün değildi… Hikmetini bilmediğim en ufak bir davranışını görsem soruyordum. O da hemen açıklar; ilmihalin şu sayfasında yazıyor diye söylerdi… Her haline sabrediyordu ve her haliyle de şükrettiği ortadaydı… İslamiyeti yaşayan bir numune vardı karşımda, bu yüzden Allahü tealaya her saniye şükretsem yine az gelirdi…

Eşimin birkaç kerametini daha görünce dayanamadım, artık ne pahasına olursa olsun bu konuyu konuşacaktım kendisiyle… her zamanki gibi işten geldim yemek yedik konuyu konuşmak için eşimi karşıma aldım… giderek büyüyen bir heyecanla yavaş yavaş konuşmaya başladım..

İslamiyetin en ince kurallarına en güzel şekilde dikkat ediyorsun. Konuyu uzatmak istemiyorum dediğim anda eşim konuşmaya başladı… "Sabır güzel şeydir. Sabrederken şükretmek daha güzeldir. İnsan her haline sabreder ve şükrederse Allahü teala ona daha iyilerini ihsan eder"…

Artık ağzımdan tek kelime çıkmıyordu, eşimde konuşmasını bitirmişti… O günden sonra ona olan davranışlarım daha dikkatliydi. Onu kırabilecek her şeyden uzak duruyordum…

Bir akşam annem aradı komşu kızının düğünü varmış iki gün sonra, düğüne beni de davet etmişler. Eşimle birlikte gittik düğüne, her şey İslama uygun düzenlenmişti. Erkekler ve bayanların yerleri farklı bölümlerdeydi… düğündeki İslama uyma titizliğini görünce çok sevindim.
Bir akşam kendisine balkondan verdiğim Kıyamet ve ahiret kitabı geldi aklıma. On dakika sonra küçük bir çocuk geldi, o kızın kardeşiydi bu. Babası işe giderken arkasından ağlayan çocuk… Abi eğilir misin dedi.. eğildim kulağıma ablasının bana çok teşekkür ettiğini söyledi. Ben vesile olmuşum onun bu duruma gelmesinde. Bunu öğrenince çok sevindim… Eşim hamile olduğu için fazla kalamadık düğünde eve gittik…

Aradan aylar geçmiş ve eşim doğurmuş ve Bir tane oğlum olmuştu… hayatımızdan çok memnunduk… Eşimle her akşam kitap okumaya devam ediyorduk yine… Eşime üstadım diye hitap ediyordum… O benim üstadımdı. Dünya ve ahiret saadetim için en büyük vesile idi… geceleri rahatsız olmasın diye oğlumuz ağlayınca çocuğu alıp başka odaya gidiyordum… aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü…

Eşim her fırsatta sabır ve şükretmemi telkin ediyordu… bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın çoğu hastanede geçiyordu… eşimin hastalığı artmış, benim ise elimden bir şey gelmiyordu.

Bir akşam işten eve geldiğimde kapıyı çalmama rağmen açmadı. İçeri girdim içeriden bilemediğim mükemmel bir koku geliyordu. İçeri girdim eşim yatıyordu ilk önce uyuyor zannettim. Uzun zaman uyanmayınca gidip uyandırmaya çalıştığımda vefat ettiğini anladım. O anda yıkılmıştım. İçim yanmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.

Annemi aradım gelmesini istedim…. Eşimi diğer gün defnettik… Eve girdiğimde burnuma gelen o güzel koku mezardan gelmeye başladı… Her gittiğimde o kokuyu duyardım… giremiyordum. Onu özlüyordum sadece.. Canım eşim, üstadım vefat etmişti. Söylediği gibi yapmaya çalışıyor sabretmekten başka çare bulamıyordum… her an onu düşünüyordum…

Aylar sonra eve girme cesareti gösterdim… gözlerim doldu ağlamaya başladım. Balkonda çıkıp sandalyeye oturdum. Dolunay vardı… Alinin beni aradığı o akşam geldi aklıma… O akşamda aynı dolunay vardı… gözlerimden yaşlar akarak dışarıya çıktım… doğru üstadımın, eşimin mezarına gittim. Saatlerce ağladım…. O güzel kokuyu hissetmeye başladım tekrar… arkamdan bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm eşim nurlar içinde arkamda duruyordu… Heyecandan bir şey söyleyemiyordum.. Başım dönmeye başladı ve bayılmışım sonra… Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu… Kalktım etrafıma baktım… Eşimi gördüğüm anda... sabret dediğini hatırladım… Camiye gidip sabah namazını kıldıktan sonra dışarı çıkarken cebimde bir şey olduğunu fark ettim… Elimi cebime attım bir tane mendil vardı… Eşimin evinde ilk konuştuğumuz zaman avucumun içindeki mendil ayağa kalkarken yere düşmüştü bulamamıştım daha… demek ki eşim bulup saklamış… Mendilin bilmediğim şekilde çok güzel bir kokusu vardı…

BU GERCEK BIR HIKAYEDIR BU HIKAYENIN YAZARI YAZININ SONUNA EKLEDİĞİ CÜMLELER İSE ŞÖYLEDİR...

( Bu yaşananları babamın günlüklerinden derleyerek sadeleştirdim… Hikayede anlattığım kişiler annem ve babama aitti. Doğan o çocuk bendim. Sabır ve şükür insanı en üst derecelere yükseltecek kanatlardır…)


Göknur T., bir alıntı ekledi.
 24 Nis 21:14 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

1. BÖLÜM

1. Severim bir işe başlamadan önce altın sözler saçanı ver her zaman vaat ettiğinden daha fazlasını yerine getireni: çünkü kendi batışını ister o. (s. 9)
2. Severim yaralandığında bile ruhu derin kalanı ve küçük bir hadiseden yok olup gideni: böylece köprüden seve seve geçer o. (s. 10)
3. Bu benim iyim, bunu seviyorum, bu tam da böyle benim hoşuma gidiyor, sadace böyle istiyorum iyiyi. (s. 30)
4. Kendi düşmanınızı aramalısınız ve kendi düşünceleriniz uğruna kendi savaşınızı vermelisiniz! Kendi düşünceniz yenilse bile, dürüstlüğünüz zafer çığlıkları atmalı. (s. 41)
5. Gurur duymalısınız düşmanlarınızla: çünkü düşmanlarınızın başarıları sizin de başarılarınızdır. (s. 42)
6. Dostu en iyi düşmanı olmalı insanın. Ona karşı çıktığında onun yüreğine en yakın sen olmalısın. (s. 51)
7. Bir halkın sıkıntısını, topraklarını, göğünü ve komşusunu tanırsan eğer: bu halkın aşmalarının yasasını ve neden tam da bu merdivenle umutlarına doğru yükseldiğini anlarsın. (s. 53)
8. İnsanlarla ilişki bozar insanın karakterini, özellikle de yoksa bir karakteri. (s. 55)
9. Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim, bir boyunduruktan kaçıp kurtulduğunu değil. (s.57)
10. Kendini yakmak istemelisin kendi ateşinde: nasıl yeniden doğmak isteyebilirsin ki önce kül olmadan? (s.59)
11. Erkek korksun kadından, kadın sevdiğinde: o zaman herşeyi feda eder kadın ve başka hiçbir şeyin değeri kalmaz gözünde. (s. 60)
12. Evlilik: İki kişinin onu yaratanlardan daha fazla olan birini yaratma istemine evlilik derim ben. Böyle bir istemin sahipleri olarak birbirlerine saygı duymalarına derim ben evlilik diye. (s.64)
13. En iyi sevginin bile kupası acı doludur: böylece üstinsana özlem doğurur, böylece senin, yaratanın dudaklarını kurutur. (s. 65)
14. Tininiz ve erdeminiz yeryüzünün anlamına hizmet etsin ve tüm şeylerin değerini siz belirleyin yeni baştan! Bu yüzden savaşanlar olmalısınız! Bu yüzden yaratanlar olmalısınız! (s. 71)
15. Kendi kendini seçenlerden seçilmiş bir halk doğacak ve bu halktan da Üstinsan. (s. 72)
16. Tüm tanrılar öldü: şimdi Üstinsanın yaşamasını istiyoruz. (s. 73)

2. BÖLÜM

1. Ve dünya dediğiniz şeyi önce siz yaratmalısınız: bizzat sizin aklınız, sizin imgeniz, sizin isteminiz, sizin sevginizde şekil bulmalı o! (s. 80)
2. İstemek özgürleştirir: budur istemin ve özgürlüğün gerçek öğretisi. (s. 82)
3. İnsan insan olalı beri çok az sevinmiştir. En iyisi sevinmeyi öğrenelim, böylece başkalarına acı vermeyi ve acıları düşünmeyi unuturuz. (s. 83)
4. Bir dostun kötülük yaparsa sana, de ki "Bağışlıyorum seni bana yaptığından ötürü; ama kendine yaptığını - nasıl bağışlayabilirdim ki bunu?" (s. 85)
5. Bir eylemin iyiliği, bencilce yapılmayışındandır. (s. 92)
6. Güvenmeyin kendi adaletinden çok sık söz eden hiç kimseye. (s. 96)
7. Tanrısız çöllerde gezen ve saygı duyan yüreğini parçalamış olana derim ben - hakikatli diye. (s. 99)
8. İşte bu sırrı verdi bana yaşamın kendisi. "Bak," dedi, "ben kendini sürekli olarak aşması gerekenim." (s. 112)
9. Susmak daha kötüdür; suskunlukla geçiştirilmiş tüm hakikatler zehirlidir. (s. 113)
10. Oysa güzel olan, tüm şeylerin en zorlusudur tam da kahramanın gözünde. Hiçbir zorlu istemin ele geçirilmediğidir güzel olan. (s. 115)
11. Kendinize inanmaya cesaret edin önce - kendinize ve iç organlarınıza! Kendine inanmayan yalan söyler her zaman. (s. 121)
12. Bedeni daha iyi tanıdığımdan beri tin benim için sadece lafta tin; sadece bir benzetmedir ayrıca "ölümsüz" denilen her ne varsa. (...) Ben nedenleri sorulabilenlerden değilim. (s. 124)
13. En büyük olaylar - en gürültülü değil, en sessiz saatlerimizdir bizim. Yeni gürültüleri bulanların çevresinde değil; yeni değerleri bulanların çevresinde döner dünya; işitilmez onun dönüşü. (s. 129)
14. Geçmiştekileri kurtarmak ve tüm "böyleydi"leri "ben böyle istedim!"e dönüştürmek - ben buna kurtuluş derim ancak! (s. 137)
15. Her şey geçip gider, bu yüzden layıktır her şey geçip gitmeye! (s. 138)
16. İnsanların arasında susuzluktan ölmek istemeyen biri tüm bardaklardan içmeyi öğrenmeli; ve insanların arasında temiz kalmak isteyen pis sularla yıkanmasını da bilmeli. (s. 141)

3. BÖLÜM

1. Hiçbir merdivenin yoksa bundan böyle, öğrenmelisin kendi başının üzerine tırmanmaya: başka nasıl çıkacaksın ki yukarıya?
Kendi başının üzerine ve kendi yüreğinin ötesine! En yumuşak yerin de en sert yerin olmalı artık.
Kendini görmemeyi öğrenmek gerekir, çok şey görmek için:- bu sertlik gereklidir dağa- çıkan herkese (s. 150)
2. Oysa en iyi yıkıcıdır cesaret, saldıran cesaret: ölümü bile yıkar, çünkü der ki: "Bu muydu yaşam? Pekala! Yeni baştan!" (s.154)
3. Çünkü sadece çocuğunu ve eserini candan sevebilir kişi; ve kişinin kendine büyük bir aşk duyduğu yerdedir gebeliğin belirtisi.
Ama zamanı gelince onları (çocuklarını) yerinden sökeceğim ve her birini tek başına bırakacağım: yalnızlığı, inadı ve dikkat etmeyi öğrensinler diye. (s.158)
4. Her şeyde olanaksız olan tek bir şey vardır: akla uygunluk! (s. 163)
5. Ah şu sözümü anlayabilseniz: " Her zaman istediğinizi yapın; ama önce isteyebilen birileri olun. Her zaman komşunuzu kendiniz gibi sevin; ama önce kendini sevebilen birileri olun.
6. En tanrıtanımaz sözün bir tanrının ağzından çıkmasıyla gerçekleşti bu: "Tek bir tanrı vardır! Benden başka tanrın olmayacak" sözüydü bu. (s.182)
7. Dünyada en çok lanet edilen üç şey: şehvet, iktidar düşkünlüğü ve bencilliktir. (s.188)
8. İnsan kendini sevmeyi öğrenmeli; şifalı ve sağlıklı bir sevgiyle: insan kendisine katlansın ve orada burada sürtmesin diye. (...) Ve sahiden, kendini sevmeyi öğrenmek bugünden yarına yerine getirilecek bir buyruk değildir. Daha çok, tüm sanatların içinde en incesi, en kurnazı, en sonuncusu ve sabırlısıdır. (s.193)
9. Sahiden, beklemeyi de öğrendim, hem de yürekten; ama sadece kendimi beklemeyi. Ve her şeyden önce ayağa kalkmayı ve yürümeyi ve koşmayı ve sıçramayı ve tırmanmayı ve dans etmeyi öğrendim. İşte budur benim öğretim: bir gün uçmayı öğrenmek isteyenin önce ayağa kalkmayı ve yürümeyi ve koşmayı ve tırmanmayı ve dans etmeyi öğrenmesi gerekir: uçmak uçarak öğrenilmez birdenbire. (s.195)
10. Ve hiç sevmedim yol sormayı hep ters geldi bu beğenime! Yolları yollara sormayı ve denemeyi sevdim hep.
11. İnsan aşılması gereken bir şeydir. (s. 199)
12. Budur soylu ruhların isteği: hiçbir şeye bedavadan sahip olmak istemezler, hele yaşama. (s. 200)
13. Nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz belirlesin bundan sonra şerefinizi! Sizin ötenize geçmek isteyen isteminiz ve ayaklarınız, bunlar belirlesin şerefinizi. (s. 204)
14. En iyi şeyde bile vardır henüz tiksinilecek bir yan; ve en iyi şey bile hala aşılması gereken bir şeydir! (s. 207)
15. İstemek özgürleştirir: çünkü istemek yaratmaktır. Ve sadece yaratmak için öğrenmelisiniz! (s. 208)
16. Sadece üremek için değil, yükselmek için de yardım etmeli size evlilik bahçesi! (s. 214)
17. Her şey gider, her şey geri gelir; varlık çarkının dönüşü bengidir. Her şey ölür, her şey yeniden şekillenir, varlığın yılı ebediyen sürer. Her şey kopar, her şey yeniden eklenir; varlık kendi evini sonsuzluğa kurar. Her şey ayrılır, her şey yeniden selamlaşır; varlık halkasının kendisine sadakati bengidir. (s. 221)

4. BÖLÜM

1. Birçok şeyi yarım yamalak bilmektense, hiçbir şeyi bilmemek daha iyi! Başkalarının insafına kalmış bir bilge olmaktansa, kendi başına bir deli olmak daha iyi! (s. 252)
2. Tam da en az olan, en sessiz, en hafif, bir kertenkelenin hırıltısı, bir soluk, bir an, bir göz açıp kapama - az olandır en iyi mutluluğun özü. (s. 280)
3. Tanrı öldü: şimdi biz istiyoruz ki, Üstinsan yaşasın. (s. 290)
4. Boyun eğmektense, ümitsiz olundaha iyi. (s. 291)
5. Korkuyu bilen; ama korkuyu yenendir, uçurumu gören; ama ona gururla bakandır yürekli kişi. (s. 292)
6. Gücünüzü aşan şeyler istemeyin: güçlerini aşan şeyler isteyenlerde kötü bir sahtelik vardır. (s. 293)
7. Yukarı mı çıkmak istiyorsunuz, kendi bacaklarınızı kullanın! Kendinizi yukarı taşıtmayın, başkalarının sırtına ve kafasına oturmayın. (s. 295)
8. İnsan yalnız kendi çocuğuna hamiledir. (s. 295)
9. Kendisi bulamamış mıydı yeryüzünde gülmek için bir sebep? İyi arayamamıştı o halde. Bir çocuk bile bulur burada gülmek için bir sebep. (s. 298)
10. Ama mutluluktan deli olmak mutsuzluktan deli olmaktan daha iyidir, hantal dans etmek aksak yürümekten daha iyidir. (...) En kötü şeyin bile dans edecek iyi bacakları vardır: bu yüzden, daha yüce insanlar, doğru bacaklar üzerinde durmayı öğrenin! Bu yüzden unutun kederden oflayıp puflamayı. (s. 300)
11. Gülmeyi kutsadım ben; siz daha yüce insanlar, öğrenin gülmeyi. (s. 301)
12. Her şey yeni baştan, her şey bengi, her şey birbirine kenetli, bağlı, sevdalı, böyle sevdiniz siz dünyayı; siz bengi olanlar, sonsuza dek ve her zaman seversiniz onu: ve acıya dersiniz ki: Yok ol, ama gel geri! Çünkü her türlü haz bengilik ister! (s. 330)
13. Şimdi kendiniz söyleyin bu şarkıyı, "Bir kez daha"dır şarkımın adı, "tüm sonsuzluğa!"dır anlamı, söyleyin daha yüce insanlar, Zerdüşt'ün şarkısını! (s. 331)

Böyle Buyurdu Zerdüşt, Friedrich NietzscheBöyle Buyurdu Zerdüşt, Friedrich Nietzsche