• 💙Hz. Yusuf💙; iffetin ve aşkın en güzel hâli.. Dünya'nın varoluşundan O'na kadar geçen zamanda aşk yıpratılmış, kirletilmiş, incitilmişti.O yaratıldığı andan itibaren aşk yaralarını sarmaya, iyileşmeye başladı.. Aşk 'ın da kalbi yok mu? Vardı elbet.. İşte kırılan Aşk'ın kalbini ilmek ilmek tamir etti iffetiyle, güzelliğiyle..Hz.Yusuf; güzel peygamber, senin en çok utanmalarını, hayâ ile bakışlarını saklamanı sevdim.. Ben seni anlatmaya yetecek anlamda kelime bulamıyorum..Benden haberdar mısın bilmiyorum ama Rabbim biliyor, duam şu ki; sana olan sevgimi, muhabbetimi cennetteki kelimelerle Âlim esmasıyla Rabbim iletsin sana,
    (Herşeyden çok dilediğim birkaç duamdan biri:
    💙Hz. Yusuf💙 'la aynı yerde olabilmek, beraber haşrolabilmek ahirette..
    Amin Allah 'ım aminn..)
    ( Bu duama siz de aminlerinizi katar mısınız , kabul olur belki..)
  • Kürk Mantolu Madonna kitabından sonra İçimizdeki Şeytan ile devam ettim. Peki, içimizdeki şeytan bize ne fısıldar? Biz ne zaman fark ederiz o şeytanı? Canım Sabahattin Ali,nasıl güzel anlatmış: İnsanın içinde şeytan falan yok. İnsanın içinde acizlik..Tembellik var diyor. Gerçekten de öyle. Kitap, Milliyetçilik düşünce hareketlerini yapan bir grup gençten:aşktan,geceyi güzelleştiren mehtaptan:karısını unutan ve hep yalnız bırakan adamdan;sonrasında düşünmeden,aklını kullanmadan,zekasını boş yere harcayıp, geçip giden Ömer'den bahsediyor. Ah Ömer ah! Ben kitabın her sayfasında:acaba Ömer düzelecek mi?..Düzelsin ne olur... Ah Macide ah!.. Aşk mı tutan seni oralarda...

    Macide'de bir parça kendimi buldum ve onun kurduğu birkaç cümle tanıdık bir geçmişi araladı bende.. Ben İçimizdeki Şeytan'ı çok sevdim. Asıl mesele :gerçekleri görmekten kaçmamamız gerektiğini anladım. Sonuna kadar yüzleşin diyorum ve son romanı olan Kuyucaklı Yusuf, bakalım o nerelere götürecek beni..

    Sevgiyle kalın, güzel insanlar ..
  • Geçenlerde psikoloji ile ilgili bir kitap okudum ve bipolar bozukluk diye bir hastalık öğrendim. Bipolar yani iki kutuplu, hem çok neşeli olduğu dönemi var hem de depresyonda olduğu dönemi var. Ben her ne kadar bipolar hastası olmasam da düşüncelerimde bipolarlık olabiliyor. Bazen insanlarla konuşmayı içten arzuluyorum, tabi her insanla değil, hayatı şu anki dünya için normal sayılacak şekilde yaşayan insanlarla değil, şimdiki dünyanın anormal saydığı insanlarla konuşmayı seviyorum. Ve bu tür insanlar çok zor bulunuyor benim için. Ama diğer açıdan bakacak olursak şu günlerde insanlardan bir şey beklemiyorum, normal insanlardan zaten beklemiyorum, ama o sevdiğim anormal insanlardan da beklemiyorum.

    İnsan umudunu yitirmemekte haklı belki de. Ama yinede bu konuda da hatalı davranmamalı, yerinde kullanılmayan umut, umut değil hüsrandır. Bence yalnızlığını sevmelisin ve insanlardan bütün beklentilerini yok etmelisin. En küçük bir anlayış bile beklememelisin insanlardan. Geçenlerde bir kitap okudum. Eugenio Borgna-Ruhun Yalnızlığı, kesinlikle tavsiye ederim. Benim çok hoşuma gitti ve bu kitapla beraber kendimle yalnız kalmayı daha çok sevdim. Kimseden bir beklentin olmazsa kimse seni üzemez. Sadece kendin kendini üzebilirsin, o da olsun, sonuçta başkasının seni üzmesinden iyidir bence. Ki annen babandan bile sevgi beklememek, şefkat beklememek derecesinde bir yalnızlıktan bahsediyorum. İnanki, bizim gibiler için en iyisi bu. Yoksa daha fazla yaşama gücümüz kalmayacak.

    Aslında bir insanda değerli olmak çok güzel bir şey. Ama yine de tehlikeli, çünkü insan gördüğü bu değeri kaybederse, bu değeri kazanmadan önceki hâlinden daha kötü oluyor. Ya da ben öyle olurum, bilmiyorum.

    Hediye ettiğin şiiri çok severim, favorilerim arasındadır. Ve bu şiiri bana armağan ettiğin için minnettarım. Ama şu anki ruh halimle minnettar değilim de. Çünkü gün gelecek, bu şiiri okuduğun zaman aklından hiç geçmeyeceğim belki de. O yüzden, değer görmenin iyi mi kötü mü olduğunu ayırt edemiyorum şu sıralar. Bir şeyin gerçek olması için kesintisiz bir şekilde varlığını devam ettirmesi gerekir, buna ebdedi demek yetmiyor, ebedî ve daimi demek gerekiyor, çünkü bir şey ara ara görünerek ebedi olabilir, ama bu kesintisiz bir ebedilik değildir, bu yüzden yanına daimiliği de şart koşmak gerek, biten şeyler ya da arada kaybolan şeyler gerçek değildir. O yüzden gözümde bütün değer vermeler, bütün sevgiler anlamsız gibi. Sanırım insanlarla konuşmaktan tiksiniyorum bugünlerde ve içim için için konuşmak istiyor. O yüzden öyküler yazmaya başladım. Yeni başladığım bir öykünün birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü kısmını yazdım. Beşinci kısmında ne yazacağımı da biliyorum ama, kendimle bu kadar konuşmaktan da sıkılıp bıraktım. Zaten öykü demeye de bin şahit lazım, kafamda dönüp dolaşan düşünceleri yazıyorum. Başka öyküler yazmayı denedim, bir öykünün başlangıç kısmını yazdım, aslında nasıl gelişeceği de belli oldu ama tamamlamadım. Hatta Kafka gibi yazmak istedim. Başka bir öyküye başladım ama bunu da yarım bıraktım. Sanırım bir işin sonunun gelmesi korkutur oldu beni. Hatta sonu var diye başka başlangıçlar olsun istemiyorum. Şu an beni memnun edecek tek son hayatımın sonu olurdu herhalde. O da sonsuz bir hayata geçişe vesile olacağı için seviyorum onu.
  • “Ben senin deden olacak yaştayım. Sen çok tatlı bir kızsın. Sevdim seni. İşte, geliyorlar!”
  • Ben mi suçluyum!
    Yalnız ben mi sevdim seni
    Bile bile isteye isteye
    Sen gelmedin mi bana
    Ne kadar kaçtım ise
    O kadar kovaladın beni
    Evet ben de geldim sana
    Yapamadım edemedim
    Vazgeçemedim!
    Sevgilim...
    Şimdi duy beni
    Biliyorum duyuyorsun
    Ben mi istedim kaderim bu olsun
    Alnima yazılanı yaşıyorum
    Sitem edemem!...
    Biliyorsun
    Nedenini sende
    Çok iyi biliyorsun
    Küsersem kendime küserim
    Gidersem kendimden giderim
    Mecburum
    Sana dönemem
    Ne olur bırak gideyim
    Bırak bu sefer bırak
    "Elveda"diyelim...
  • Birini çok sevdim, onu çok üzdüm,
    Belki onunkine eşit değil hüznüm,
    Harbi kadındır, dobradır, düzdür,
    Ciğerlerimdeki katranı o süzdü.

    Yalnız hissetmemi sağladı,
    O yokken yalnızım, anladım,
    Yalnız adımlarken dağları,
    Adımlarıma pişmanlıklar bağladım.

    Onu, beni sevdiğine pişman ettim,
    Bu hal, beni kendime düşman etti,
    Biliyorum bana çok güç sabretti,
    Bense bu sabrını darp ettim.

    Bana olan güveniyle yaptım,
    Aşk güneşi sonsuza dek battı,
    Bana verdiği emaneti sattım,
    Hak etmediği ihaneti tattı.

    Bana gerçek beni hatırlattı,
    Hatırladıkça da tırlattım.
    Sana mutluluğu çok gördüm,
    Çünkü çok mutlu, çok kördüm.

    Bencildim sarhoşken, sayende,
    Sarhoştum her gece himayende,
    Bütün güzellikler, tek bir alemde,
    Tabii, bu alem önce sana binayen de...

    Sökülmen mümkün değil içimden acısız,
    Ki canım, canımın en küçük yapı taşısın.
    Yüreğim yangın yeri, nefessiz bacasız bu hengamede,
    Seni canlı tutmak cabası.

    Kader nasıl izin verir güneş ve yaza,
    Biz hala ayrıyken kavuşmaya,
    Çok geliyor geceler güneşten aza,
    Sığmıyorken dualar avuçlara.

    Dualar gerçek olmasa bile,
    Gerçekler dua olabilir yine,
    Gönül yolundan geçeni bile,
    Geçip gitmeyecekten dile.

    Ay yüzlüm bulutların arkasında,
    Gönül bir güzellik beklemiyor kasımdan,
    Güneş hapis yatar parkasında,
    Ben doymuyorum sen harikasın da.

    Saç tellerin peşinden koşturur yelleri,
    Ruhumla bedenimi kavuşturur ellerin,
    Ayaklarım aşar binbir türlü engeli,
    Nefesin yarar göğü, bozar tüm dengemi.
  • "LEYLİM" bir insan sevdiğine en güzel nasıl seslenebilir? Hem onun adından uzaklaşmadan hem de kendi kalbini katarak nasıl çağırabilir ki? Bir Ahmed Arif'in Leylim'i olmak nasıl bir duygu? Peki ya, Leylim'in Arif'i olamamak? Böyle diyordu Leyla Erbil'e, Leyla'sına Leylim, Sevgili Canım, Canım Leylâm, Ömrüm diye başladı mektuplarında böylesine içten böylesine yürekten, böylesine sıcak, böylesine samimi bir dille.

    Bıkmadı usanmadı canı Leylim'ine yazmaktan ne kadar zor durumda olsa da. "kahrolası boşluğunda, ben garip, ben duyan, ben yirmi dört saatte, yirmi dört bin parça olan, ne yapardım?" dediğinde Ahmed Arif o boşluğu ben hissettim buz gibi ve karanlık içimde sanki. Yapma Leyla, Ahmed Arif böyle söylerken yokluğunla onu bin parçaya ayırma :(

    Her mektubun sonunda gözlerinden öptü sevdiğinin. Yanlış hatırlamıyorsam bir mektubunda yazmıştı gözlerinden öpmeyeceğim birine yazmam diye. Ah! Bu nasıl bir duyarlılık, güzelliktir böyle?
    "Gözlerinden öperim cânım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.
    Yarı parçan" sen en tatliş şair cümlesi olabilirsin mesela.

    Sonra "Hal, yani şimdiki zaman seninle başlar" diyen bir adama "Yazma! Sevme! ne demek?" Hakikaten ne demek bu? Leyla farkında mısın öl diyorsun ona hatta öl deseydin daha iyiydi ama yazma, sevme demeyecektin, kelimeleriyle sana tutunan bu insana. Koparamazsın ki onu ne kendinden ne de her defasında seni anan ve anlatan tüm o sözcüklerinden. Biliyor musun? Ahmed Arif duysaydı beni, çok kızardı bu söylediklerime eminim, Leylim'e bunu söylemeye hakkın yok derdi. Seni incitecek ufacık bir kelimeye dahi katiyen izin vermezdi. Bu kadar "delin divanenken" o böyle diyordu ya sana, sen ona karşılık veremedin.
    "Hep, yaz diyorum ama hiç yazmıyorsun."
    "ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol."
    "İhtiyarlayacak olsam bile, seni bekleyeceğim."
    Üzdün Ahmed Arif'i o böyle bir şeyi her ne kadar kabul etmese de tam aksine senle yücelmiş sade. Beni de üzdün :/
    Gittin evlendin başka biri ile
    "Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur."
    Ağlanmaz mı bu cümlelerde sen söyle Leylim, bunu yazan kalem kırılmış mıdır bu cümlede?
    "Anlat bana. Senden bir şeyler ummak... Umutların en olmazı da bu belki."
    Offf umutsuzluk en sevmediğim şey benim. Bu cümle umutsuzken bile umutla göz kırpıyor buna. Ne ettin sen Ahmed Arif'e Leylim şair ettin, viran ettin, mafettin :((
    "Ne güzel şey, sana inanmak! Bunu bir anlatabilsem." dedin çok güzel anlattın o kadar güzel anlattın ki ben de ona inandım. Ama bilir misin Leylim'e senin gözünle asla bakamadım, bakamazdım zira ben sen gibi kalp ateşiyle bu şiirleri, mektupları yazamazdım.
    "Sana mahkûm kalmak güzel." dedin sen;
    "Kalbindeki yerim en güzel esaretim. Bilirim sonsuza kadar kalsam yüreğinde, sevginin sıcaklığı bu kadar güzelken, ordan hiç çıkmak istemem ki. Sensiz özgürlükse zindan bana. Tıpkı kanatsız bir kuşu, soğuk ve karanlık bir gökyüzüne terk etmek gibi." demiştim ben de, aynı anlamlarda farklı satırlarda buluştuk bak gördün mü seninle? :)
    "Hasret ile gözlerini öpeyim. Orası öyle ya, bu hasret böyle biter mi?"
    Bitmez, bitmedi
    "Canım Benim,
    Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
    Bundan mıydı Leylim'e bu denli çok "Canım" demen mektuplarında?
    Araya gönderdiğin şiirler de iliştirilmişti kitapta:
    "Bilsinler!
    Sana nasıl yandığımı..." diyor Ahmed Arif.
    Bildik, bilmeyen kaldı mı daha, sanmam. Kalmasın da :)
    "Müthîş özledim seni." Sen müthişsin asıl biliyor musun? Hayır şair olarak zaten öylesin ama onu demiyorum ben insan olarak, kalbin işte çok müthiş diyorum. Bu zamanlarda kimse kimseyi müthiş özlemiyor. :/
    "Evrenin seninle ilgili olmayan hiçbir neni beni sarmıyor zaten."
    "Şiirse içimde uyur. Sen gibi, içimde büyür."
    Evren=sen, şiir=sen. Her şey sade sen, sen olmayan tüm nenler hiç. Bunu diyor Arif, anla be Leylim.

    "Ya, sensiz edebilmeğe mahkûm eder misin beni?"
    "korkuyorum, sen uzakken. Gitme!"
    "Söyle yittin mi? Söyle! Yitebilir misin?"

    Senin de suçun yok elinde değildi belki ama Leyla mahkum ettin onu, üzgünüm gittin belki de yittin :(
    Oysa seni sevdiğini haykırmıştı, sana rağmen defalarca
    "Seni seviyor, seviyor, seviyorum."
    "SEVİYORUM. Başkaca da yokum." demişti.

    "Kazağın sırtımı, canımı, sevdan evrenimi sarmışken böyle nasıl üşürüm?"
    Neden bilmem, ben üşüdüm bu satırlarında...

    "Seni öper, öper, öper, öperim."
    Senin yalnız senin diye mektupları bitirişlerin, yandırdı içimi benim.
    "Gözlerinden, gözlerinden öperim -Bir umudum sende- Anlıyor musun?"
    Anlaşılmak istedi hep sevenler anlamadı kimi zaman sevilenler ve en iyi şairler böyle yetişti inanır mısınız? En çok acı çekenlerdi zira gerçekten sevenler...

    Son olarak en sevdiğim alıntılardan
    "Ne güzel şey senden gayrisini tanımamak, takmamak!"
    "Ve seni, canımın gizlisindeki candan aziz sakınır, düşünürüm."
    "Zaten, senden gayrı güzel düşün olur mu ki."
    "Ne zaman bu düşüne kapılsam, aklıma hep senden açmak gelir."
    "Seni anlamak, seni sevmek mühim ve aziz bir iştir."
    ...

    Yazacak o kadar çok şey, söylenecek nice cümlelerim var da ellerim varmıyor devamını yazmaya ben susayım, siz daha da fazlasını anlayın olur mu?

    Kitapta küfürlü kısımlar vardı, keşke olmasaydı bunun dışında çok sevdim.
    Ahmed Arif Ve Leylim'ine ithafen bu incelemem. Okuyan ve hisseden güzel yüreğinize sağlık.
    Sevgilerimle,
    Şiirle kalın...
    Üzdüysem sizi affola.
    "Nasıl bitireyim, umutlu mu, sevdalı mı, yoksa ağlamaklı mı?"
    Benimki hepsinden biraz oldu işte :)

    NOT: Kitap linki aşağıda mevcuttur, okumak isterseniz oradan indirebilirsiniz :)
    Bu arada kitaptan epey alıntı yapmam rahatsız ettiyse üzgünüm gerçekten. Kendi cümlelerimle anlatsam da onları eklemem kitabın güzelliğini gerçekten görebilmeniz içindi o yüzden onlar olmadan benim satırlarım eksikti :)