• 80 syf.
    Kamuoyunun dikkatine! Birazdan okuyacağınız inceleme "ev alma komşu al" atasözüne antitez niteliği taşımaktadır ve bu durum tamamen kişisel sebeplerden kaynaklanmaktadır. Emlak sektöründen teşvik neyin görmüş değilim yane! Sözün sahibi atalar da üzerine alınmasın, kusura bakmayın sevgili atalar ama aradan bilmem kaç binyıllar geçmiş eskisi gibi değil hiçbir şey.. Artık devir değişti, e tabi Çelik de değişti, komşuluk mu baki kaldı sanıyonuz??

    Sevgili hanımefendi;
    Diyemeyeceğim hiç, çünkü ne hanım ne de efendi bir insansınız!! Hayır, lafa gelince kendimi - ve genetik faktörlerden dolayı ailemi, hısım akraba takımını- çingene sanırdım ama ben böylesini hiç kimseye yaşamadım ve yaşatmadım. Nedir zaten sizden ve seleflerinizden çektiğim yaa!! Öncekiler de az numune tipler değildi.. Geceyarılarına kadar süren devamlı beynimi delen “tak tuk” mesaisi bitmezdi.. Ya takunyaların modası hiç geçmemişti ya da yukarıdakiler kendi hallerinde Aşk-ı Memnu’yu çekiyorlardı diye düşünüyorum - ki o zamanlar dizinin daha başlamadığını düşünürsek büyük bir üzüntüyle bu öngörülü yaklaşımlarından dolayı kendilerini kutlamam gerekirdi, büyük kabalık etmişim yav! -. Pazardan aldıkları çakma adidas eşofmanların altına topuklu terlik giymişlerse de kendi vizyonsuzlukları..

    Gelelim sana hayvansever ve hanımefendi olmayan şahsiyet!! Yahu ben sizin kargaları kıskandıracak kadar bet sesinizle katlettiğiniz şarkılarınıza da işten kafam kazan gibiyken tam benim odamın üstünde bütün gürültülü oyuncaklarını aynı anda çalıştıran sabinizin gürültülerine de peygamber sabrı gösterircesine katlanan ben sesimi hiçç çıkarmamışım, uzun bir sopayla tavana bile vurmamışım.. Ne olmuş yani bizim minnak kedimiz senin paspasını pislemişse? Siz bilmezsiniz ama hayvanlar özellikle de kediler ve köpekler insanların notunu diğer insanlardan daha iyi verirler.. Resmen insan sarrafı hepsi! Sen git, kapı komşularını es geç, merdivenlerden çık, diğer daireleri hiç umursamadan adeta “seni seçtim pikaçuuuu” dercesine ihtiyacını gör.. Buradaki sırrı, gizemi herkes anlayamaz tamam da, bir düşünüp özeleştiri yapsaydınız “neden ben?” diye en azından.. Utanmıyor musun sen apartmanda çığır çığır altlı üstü kedi kokusundan, kedilerin apartman içinde dolaşmasından bıktım diye her yeri inletmekten.. Ben çıkıp iki laf etmeyi bilirdim de elitliğimize zeval gelmesini istemediğimizden sevgili ailem engel oldu. Benim asaletimden kaynaklı suskunluğumu senin varoşluğundan kaynaklı çaçaronluğun anlar mı orası da ayrı mevzu..

    Gelelim sebeb-i mektubuma! Üst, üstkare, üstküp farketmeden her türlü komşu mobbing ine bugün de maruz kaldığımdan bu hiç yollanmayacak mektubu yazıp içimi dökmek ve siz hanımefendi nezdinde hepsine saydırmak istedim. Yoksa annem yaşında kadınlara dalıcam az kaldı! Her ne kadar kendiniz pılınızı pırtınızı toplayıp gitseniz de - mekanın sahibi olarak ben hala buradayım tabi - sizden geriye kalıp duvarlardan Casper gibi geçen kalitesizlikten nasibini alan ve ellerimle büyüttüğüm, solar iken dirilttiğim, boynunu büker iken çıtaladığım domateslerime sadece göz değil ellerini de koyan hain komşulara da çook lafım var! “2 domatesin lafı mı olur” diyen tavuk vicdanlılara gelsin: Alınan sadece 2 domates değil, izinsiz olduğu için yapılan eylem de almak değil!
    Olmayan Polyannalığımı konuşturmam gerekirse annem de artık komşularının açgözlü, çirkef hallerine tanık olduğundan seneye aşure gününde daha fazla kase kurtarma planlarına şimdiden başladım.. Benim domateslerimi taciz eden, bir kap aşure getirmemiş insanlara bundan sonra “sevaptır dağıtması” diye gandıramaz beni huysuz ve tatlı anam<3
    Görüşmemek üzere, size ve ailenize benden uzakta mutluluklar, zulmunüze maruz kalacak alt kat komşularınıza ve hayvanlara da sabırlar dilerim..
    ………………………………………… Eski -çok şükür- komşunuz G.Ö.


    “Üst Kat Komşusuna Mektuplar” denilince benim aklıma ilk olarak yukarıdaki gibi “alayınıza isyan” temalı bir metin gelmesine kimse şaşırmaz. Kaderin cilvesi mi, tesadüfler silsilesi mi desem bilemedim ama tam da bu kitabı okurken üstüne olayı yaşamam sonucu “Ben bir mektup yazsam üst komşuma, ortaya nasıl bir şey çıkardı” diye düşünmeme çok da gerek kalmadı. Kendi ayakları ile benim dilime düştüler ben napam?

    Milyonlarca yürek, akıllarda tek soru: “Bir insan neden üst kat komşusuna mektup yazar ki?” Hayır gidip konuşmak yerine mektup yazıp kapıya iliştirip kaçan birinin görüntüsü beliriyor insanın kafasında bu kitabı görünce. Tabii yazan kişinin Marcel Proust olması sorulan soruyu da kafada beliren hayalleri de yok eden bir etken. Çünkü kayıp zamanın izinde yolculuğa çıkan ve Proust’u az buçuk tanıyan her insan, sanki içinde ucuz ve klişelerle dolu bir aşk hikayesine ait satırlar varmışçasına sırıtan kapak resminin aksine Proust’un farkını koyacağından emindir. En azından bir eşcinsel olan Proust’un mektuplarında konunun aşk ve kapı altından mektup atılacaksa da bunu yapanın burjuva - ama yine de sefiyom galp işte - delüğanlı Proust olmadığını bilmek için arif olmaya gerek yok. Ayrıca Proust’un hastalıklı ve narin bünyesinin edebi yönden kendisini geliştirdiğini, yüz yüze iletişimde ise kısır bıraktığını düşününce kelimelerinin gücünü yazarak göstermesini de gayet doğal karşılıyoruz.

    Proustçuğumla benim üst kat komşularımıza yazdığımız mektupların konusunun aşk olmaması dışında diğer ortak özelliği de mektuplar yazılırken bahsi geçen komşuların uzakta olması. (Tabii ki bir karşılaştırma söz konusu değil onun yaptığı edebiyat, benimki atar-gider) Evlerindeki tadilattan dolayı başka bir yerde kalmakta olan komşusu hanımefendiye sadece “çok ses annecim” diyemeyeceği için edebi bir şölene dönüştürüyor mektuplarını ve sahip olduğu bilgi-kültür birikimini satırlar arasında okuyucuya da nakşediyor.

    Mektup, günlük, anı türünde eserlerin yazarın hayatı hakkında bilgi sahibi olunmadan ve başyapıtı diyebileceğimiz kitap/kitaplar okunmadan ele alınmasını pek tavsiye etmem, tasvip hiç etmem. Bu kitap için de aynı şekilde düşünüyorum. Proust’un dünyasını anlamak için okunması gereken bir eser ortaya çıkmış, alelade mektuplar değil içindekiler. Her biri Proust’un hayal dünyasını, düşünce yapısını açığa çıkaran, Kayıp Zamanın İzinde iken esin kaynaklarını bize gösteren mektuplar. Belki yanlış düşünüyorum ama hep yazarların 1 veya 2 kitabının diğer kitaplarında da satır aralarında göz kırptığını, onları hem beslediğini hem de onlardan esinlendiğini düşünürüm. Diğer kitapların hepsi önceden veya sonradan yazılmış olması farketmez o “belli” eserin izini taşır. Proust’un üst kat komşusuna yazdığı mektuplar da, Kayıp Zamanın İzinde karakterlerinin ve olaylarının izlerini taşımakla da kalmıyor spoiler da veriyor.. Bunun bilincinde olarak bu kitabın seriden sonra okunması daha mantıklı..

    Son olarak değinmeden geçemeyeceğim bu tür kitaplarda rastlandığı üzere bazı mektupların Fransızcası da resim olarak konulmuş. İleride Fransızca çalışma yapmayı düşündüğümden Allah razı olsun derdim de, Proustçuğum sağolsun el yazısı doktor yazısı gibi:)) İmzası dışında anlayabildiğim tek yeri en baştaki Madame hitapları. Yine de kıyamıyorum iki gözümün çiçeeğine..
    Gürültüsüz bir dünyaya...
  • Öyle bir niyetle başladım ki bu sevdaya, bile bile yanmayı seçtim bu dünyada. Kavuşmak bu dünyada yalan olsa da ben sadık olup ahirete bile yüreğime eş seçtim seni.
  • Ben seni Elif seçtim. Şifalı ellerinin şefkatine emanettir yüreğim. Sana Vav olmaya geldim.
  • "Ben seni Elif seçtim...
    Şifalı ellerinin şefkatine emanet yüreğim...
    Sana Vav olmaya geldim..."