• 552 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitabı almam ve okumamda en çok ben ilgimi çeken açılışta ilk bölümde Türkiye İSTANBUL da geçmesidir.
    Okuduğum zaman o atmosferi hissettim.
    Konusu güzel ve kitabın yazı dili akıcı
    Bazı yerlerde tasvirlerin eksik veya anlatım da yalın olduğunu hissettiriyor.
    Oyuncuların sayısının fazla olması akılda kalması ve hatırlanmasın da biraz can sıkabiliyor.
    Kitabı okumayan bir şey kabetmez
    Lakin kitap kendi kategorisinde hoş fakat iddialı bir eser değil.
    Ben beğendim ikincisini okur muyum orasını düşüneceğim.
  • Türkiye'de ki hadise bana göre şudur: Biz 8. yüzyılda Müslüman olduk. Türkler Müslüman olduktan sonra, İslamiyet adına Anadolu'ya o pislik Arap kültürü getirilmiştir. Türk milleti Arap kültürünün etkisinde bırakılmıştır.
    - İslamiyet zaten Arap kültürü değil mi?
    ERSEVER: İslamiyet ve Arap kültürü çok ayrı bir olay. Benim Tanrıya inancım var. İslam hakkında fazla kapsamlı olarak konuşabilecek konumda ve durumda değilim. Bilgilerim yetersiz olabilir. Ancak bunu rahatlıkla ifade edebilirim. Ben Türk milletinden peygamber çıkmadığına seviniyorum. Çünkü Tanrı, peygamberlerini, nizamından çıkmış, yolundan çıkmış, kokuşmuş insan topluluklarına göndermiştir ve tüm peygamberler Araptır. Bütün peygamberler Ortadoğu'da Sami ırkından çıkmıştır. İslam kültürü ile Arap kültürünü bağdaştırmamak gerekir. İkisi ayrı olaydır. Arap kültürü kokuştuğu için bu peygamberler oraya gönderiliyor. Bunların bu yozlaşmış yapısı düzeltsin diye gönderilmiştir. İşte bize bir takım kişiler İslam adına yozlaşmış Arap kültürünü enjekte etmiştir, topluma vermiştir, bu bir. İkincisi İstanbul'un fethi ile beraber getirilen Bizans kültürüdür. Bizans'ın kültürü bozulmasaydı zaten Bizans, Doğu Roma ayakta kalırdı. İnsan topluluklarını ayakta tutan bence en önemli faktörlerden bir tanesi kültürdür. Eğer sizin kendinize özgü bir kültürünüz yoksa siz ayakta kalamazsınız. Sizi sömürürler, ezerler yok ederler. İki faktör yani İslam adına getirilen yoz kültür ile 15. yüzyıldan itibaren kokuşmuş Bizans kültürü karışımı içerisinde Anadolu insanı kıvranıp duruyor yıllardır. M. Kemal Atatürk gerçek benliğine, gerçek kimliğine, kültürüne kavuşturmak istemiştir. Fakat onun ömrü yeterli olmamıştır. Olay budur.
  • 67 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Önceki kitapta biraz Silivri şakası yapmıştık değil mi? Asıl Silivri burada yatıyor da sadece 152 kişi bunu fark etmiş. Peki nasıl fark etmişler? Ben size ne hafif ne de ağır iki cümle söyleyeceğim. Silivri kapıları açılacak falan. 303’de o kapıya çıkıyor da bunu sadece İstanbul Avrupa yakasında Yenibosna ve sonrasında oturanlar anlar. Cümleler:
    -Hoşnutsuz olmaya gelince; eğer bir insan bu koşullar altında, bu kadar düşük standartları olan bir hayattan hala hoşnut oluyorsa, onun insan olmasının pek de bir anlamı yok demektir.
    -Tarih okumuş herkesin bildiği gibi, itaatsizlik insanın asıl erdemidir. İlerlemeler itaatsizlik yolu ile gerçekleşir, itaatsizlik ve isyan yoluyla.
    Böyle böyle de devam edebilir cümleler. Hepsi de kitapta mevcut.
    Yazarın bunlardan farklı olarak teknolojiye ve daha doğrusu makinelere bir bakış açısı ve gelecek düşüncesi var. Buna göre de geleceğin makinalar dönemi olacağını belirtiyor ki kimse dikkat etmese de bir telefon, televizyon gibi görsel ve işitsel cihazlar robot olmaktan öte birer makine. Hatta bunların Iphone denilen marka da robot modelinin olduğu Siri bile mevcut. Yazar bunları göremese de en azından geleceğin makinalar çağı olduğunu görüyor ve 500 insanın ekmeğinden olmasına neden olan işlerde kullanılacak makinalar yerine tamamen pis olan ve insanların sadece geçim derdiyle zorla katlandıkları işlerin bu makinalar tarafından yapılmasını istediğini görüyoruz. Buna ne örnek verebiliriz? Misalen yiyecek üretimi. Saçma mı geldi? O halde yazın köye gidip tarladan bir patates bile çıkartmamışsınız demektir. Ya da temizlik işleri. Özellikle hanımefendi kardeşlerim bilir ki tam 1 hafta öncesinden başlayan bayram temizliğiyle beraber adımı unutacak dereceye gelen tanıdıklarım var.
    Hadi bu örnekler boş olsun. Şu madem ocakları ve göçükleri göz önüne alalım. Oradaki büyüklerimiz hayatını kaybettiğinde canımız yanıyor. Bu insanlar maden çıkartmak yerine madeni çıkaracak makinaların/robotların teknik üretiminde kullanılsa -işi de öğrenince- çok daha rahat edecekler. Göçük olduğunda da hayatlarını kaybetmeyecekler. Bir insanın hayatından ve insanlık onur/gururundan daha mühim, daha önemli ne var şu dünyada? Yahudilik ve Para misyonunu da dahil ederek söylüyorum bunu. Önemli olan yaşamak. Tabi bunlar şahsi fikirlerim. Bana internetten arama yapan makine lazım değil, hayat kurtaran makine lazım. Tesla S gibi. Uğraşınca, yapınca, mutlaka oluyor.
    Konudan çok uçmadan kitaba geri dönmek istiyorum. Ama bu örneği neden verdiğimi de açıklamak istiyorum. Hem de yazardan örnek alarak, evet, gerekirse de taklit ederek! Bu dediklerim Ütopik mi geldi? Ütopyalar olmadan insanlık gelişemez. Bu kadar net. Halen insanlar uçan araba olabilir, uzaylılar gelebilir fikriyle yaşıyor. Bilim insanları bununla uğraşıyor. Çünkü bir amaç uğruna yaşıyoruz. Ahanda oğlak burcu olanlar bilir. 2 saatten fazla boş durunca kafayı yiyecek gibi olmuyonuz mu ya? Ben çıldırıyorum. Sonuç olarak ilerleme, Ütopyalar gerçekleştikçe oluyor, olacak ve olmalı.
    Kitap aslında tüm bunları barındırıyor. Yani adındaki gibi Sadece Sosyalizm ve benzeri ‘İzmleri’ konu edinmiyor; İnsan ruhunun derinlerine ve amaçlaması gereken hedeflerine değiniyor. Amaçsız, hedefsiz, sadece günü kurtararak yaşama düşüncesine herkes katlanır da girişimciler asla!
    Sonuçta hepimiz güller bahçesinde birer gülüz. Benim Kırmızı olmam diğerlerinin Kırmızı olmasını gerektirmez. Diğerlerinin de Kırmızı olmasını istersem bende bir sorun var demektir. Yani kimse fikirleri üzerinden yargılanamaz, fikirlerini başkalarına kabul ettirmeyi muhabbetten öteye taşıyıp amaç edinirse sorun vardır. İçimizden geçeni söyleyemedikten sonra boşa nefes alıyoruz demektir.
    Neyse güzel bir kitaptı. Bugün de kitaba doyduk şükürler olsun. İnşallah gene güzel kitaplarla görüşmek dileklerimle. Mutlu akşamlar dilerim..
  • Yıl 1923… İstanbul üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar. okul duvarında bir ilan görüyorum. ‘avrupa’ya talebe yollanacaktır.’ ‘allah allah’ diyorum, ülke yıkık dökük yıl 1923… avrupa’ya talebe! lüks gibi gelen bir şey, ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içerisinde 11 kişi seçilmişiz. benim ismimin yanına atatürk, ‘berlin üniversitesi’ne gitsin’ diye yazmış. zaman geldi. sirkeci garı’ndayım, ama kafam öyle karışık ki gitsem mi, kalsam mı, orada ben unutulur muyum, para yollarlar mı, gurbet ellerde ne yaparım? bir an gitmemeye karar verdim, döndüm. o sırada bir muvezzi ismimi çağırdı: “‘mahmut sadi, mahmut sadi, bir telgrafın var.’ “telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu: ‘sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz.’ var mı böyle bir şey? 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hesap edebilen bir lider, dünya lideri olmasın da ne olsun! yıl 1923, biz evimizde bir çocuğumuzun huyunu değiştiremiyoruz, bir huyunu. tüm ülkenin huyu değişiyor. bununla uğraşan bir insan, yolladığı 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hissedebiliyor.”
    mahmut sadi devam ediyor: “gel de şimdi gitme, git de orada çalışma, dön de bu ülke için canını verme!”

    ----

    İşte Memleketin, kara cehaletin hükümdarlığı ve itilaf ortaklıkların yeni planları karşısında, her biri aydınlık için birer kıvılcım olacak çıra gibi çocuklara ihtiyacı var. Var olmaya da devam edecek. O çocuklar siparişle ithal edilmeyecek, bizler yetiştireceğiz. Tek umudumuz çocuklarımız ve onlara verebileceklerimiz.

    23 Nisan geldiğinde, Çocuk Bayramı kadar Ulusan Egemenliğinde bilincinde olan çocuklar yetiştirebilmek dileğiyle.
    Hepimize kutlu olsun.
  • 120 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitap denemelerden oluşan ve birçok güzel yazının toplandığı bir eser. Çoğu yazıda ben bizden biriyim diyor adeta yazar. Bazen Kadıköy'den kalkan vapurda bazen bir trende bazen de arka sokaklarında İstanbul'un. Bunların yanısıra İslam coğrafyasını da es geçmiyor ya da Kalk Kudüs'e Gidelim demekten geri durmuyor bu kitabında. Bir solukta okunabilecek bir kitap ama tabi ki altı çizilerek. Ve sizlere altını çizdiğim bir cümle "Şehirlerde bıraktığın her iz, geri dönmek için bir yol işaretidir." Keyifli okumalar...
  • O sustu... ben sessizce ,dinledim!! Değişiklik olsun istedim,öylece bekledim.
    Birbirimize bakarak, olan biteni izledim, farkındaydım,
    kural değişmişti.!! Kişiliği; tanıdığım insan değildi!!
    İçinden konuşuyordu.
    Tıpkı istanbul gibi,kalabalık ,ve karışık,bi ara çözülecek sandım masal bitti.!!