Çünkü herkesin yasami yalnizca bir an sürer, seninki neredeyse
sonuna erdi ama hâlâ kendine saygi duymuyorsun, mutlulugunun baskalarinn ruhlarinda olup bitenlere bagimli olmasina
izin veriyorsun.
Şimdi inatçılık dediğimiz şeyin iki türü vardır:Biri, kişinin idrak kabiliyeti; diğeride kişinin arzulamasıdır. Bu iki sebepten dolayı insanlar,kendilerine gösterilen bir hakikati kabul etmemekte ve içine düştükleri çelişkileri savunmaktan vazgeçmekte inatçı davranırlar.
Denir ki şayet bazı insanlar,bazı hakikatlere karşı ise onları bu fikirlerinden geri döndürmek için sebepler bulmak oldukça zor olur. Bu kişinin bizzat kendisinin fikirlerini savunmakta güçlü olmasından yada öğreticisinin zayıf olmasından ötürü değildir. Bu kişi hatasında inatçı olduğu için kendisine gösterilen mantıklı sebebin ona bir türlü ulaşamayacak olmasından kaynaklanmaktadır.
"Bana ait olan nedir; ne bana ait değildir? Ne yapmama müsaade edilmiştir; ne yapmama müsaade yoktur?" Bu soruların cevapları nelerdir? Ölmem gerekiyor; öyleyse bunun için hayıflanacakmıyım? Zincire vurulmam gerekiyor diyelim; bunun için yas mı tutmak zorundayım. Yada sürgüne gönderileceğim; bu yola gülerek neşe içinde ve gönül ferahlığı ile çıkmama kim engel olabilir?
Şehvetten,nefretten,engellerden ve insanın çekinebileceği herşeyden hür olması! Ölmek mi zorundayım? Şayet hemen şimdi ise,buna hazırım. Kısa bir müddet sonra ise yemek yemem gerekir; zira vakit yemek vakti. Daha sonra öleceğim. Nasıl? Tıpkı kendisine ait olmayan bir şeyi sahibine iade eden insan gibi.