• 264 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Canan Karatay'ı bilmeyen kaldı mı, televizyonlarda görmeyen ya da "şeker en tatlı zehirdir." cümlesini duymayan?? Sanırım kime sorsak bir iki kelime söyleyebilir hakkında. Ben de bugüne kadar hep televizyonlarda kendisini görmüş, programlarda dediklerini dinlemiştim. Sağlık kitaplarını oldum olası severim ve merak ederim. Bu kitapla da Karatay'ın ciddi bir şekilde tavsiyelerini öğrenmek istedim. Konuşmaları dinlemek bütün kitabı okumak gibi asla olmuyor onu 'ne gerek var, her yerde anlatıyor' diyenlere belirtmek isterim.Kimilerince tartışılan kimilerince 100 de 100 hak verilen bir doktor ve ben bu konuda herhangi bir tıbbi bilgisi olmayan biri olarak bir yerde yer alamıyorum ama okumadan yargılayacaklar için özgeçmişine de bir göz gezdirilmesi kanaatindeyim. Size bu kitabı kendi mutfaklarımıza bir yolculuk etmek adına öneriyor hem de dünya içeçek yiyecek, ilaç kartellerinden biraz haberiniz varsa sağlığımız üzerimizde nasıl oyunlar oynanabildiğini hayretle okumaya davet ediyorum. Bu konuda ayrıca inceleme sonuna etiketlediğim Kemal Özer'in kitabına bakmanızı da şiddetle öneriyorum. Nitekim sonuçta en doğru cevabı bu sistemi kendi üstünde uygulayanlar verecektir. Vücudumuzun ne kadar değerli olduğunu ve ona ihanet etmemek için neler yapmamız gerektiğini merak edenler için çok iyi bir başlangıç diye düşünüyorum. Ayrıca en sevdiğim çalışmalar kaynakçaları geniş yer veren yayınlar olduğundan katılmak ya da katılmamak konusunda dünya tıp literatüründe çalışmalara da göz gezdirme şansınız var. Şunu da belirtmeden geçemiycem ki kendi adıma hangi sağlık kitabını okursam okuyayım nasıl muazzam bir şekilde yaratıldığımızı, milyonlarca hatta milyarlarca hücremizi, her biri farklı bir sistemi çalıştıran hayati önem taşıyan organlarımızı düşünmekten ve şükretmekten kendimi alamıyor ve her seferinde bu bedene çok dikkat edemeyip, orjinaline çeşitli katkılarla bende zaman zaman ihanet ettiğim için kendime kızıyorum. Karatay'ı sever sevmezsiniz bilemem ama hepimizin ortak noktası olduğuna inandığım bir şey var. Okumaktan ve öğrenmekten asla zarar gelmez! Hele hele sağlık içinse hiç gelmez değil mi...Gönül 'baklava mı yiyorsunuz, öleceksiniz' capsini paylaşmak istiyor ama Program buna izin vermiyor tabi:) Farkındalıklarımızın arttığı, dengeyi kaybetmediğimiz ve sağlığımızı korumak için bilinçlendiğimiz okumalar olsun inşallah.. Müslüman'ın Diyeti
  • Kime kızayım? Kızsam kızsam kendime kızarım. Evet, kendime kızdım.
  • Anne baba yeter artık!
    Benim üzerime çok geliyorsunuz, bunaltıyorsunuz beni. Ben özgür olmak istiyorum. Bende gezip dolaşmak, eğlenmek istiyorum. Arkadaşlarımın yaptığı gibi bende gece geç saatte eve gelmek istiyorum. Benimle neden bu kadar çok uğraşıyorsunuz? Ben size ne kötülük yaptım? Hem eğlenmek gezmek suç mu? Kitap okumak, ders çalışmak karın doyurmuyor baba. İnsanlar çalışmadan para kazanıyorlar.

    Geçenlerde bi arkadaşım bahiste kazandığı parayla tatile gitti. Sonrasında büyük borca girdi ama boşver. Ne güzel değil mi? Of anne sen sus! Babamla konuşuyorum ben. Sen karışma. Ama baba neden kızıyorsun? Bende gülmek, sevinmek, mutlu olmak istiyorum. Hem siz benim mutluluğumu istemiyor muydunuz?

    -Bu anlattıkların seni mutlu edecek şeyler değil. Böyle mutlu olamazsın.

    -Sende kimsin? Ben odamda yalnız olduğumu sanıyordum.

    -Yalnız olduğunu sanmak en büyük gafletlerinden birisi. Kimse yalnız değildir. Her yaptığınızı gören vardır. Benim kim olduğum mu yoksa senin içinde bulunduğun acz ve yoksunluktan kurtulman mı daha önemli.

    -Tabii ki benim sıkıntılarımdan kurtulmam önemlide... Sen ne yapacaksın ki? Babamın arkadaşı falan mısın?


    -Yaratılmışların en şereflisi olarak okuyor musun?

    -Evet her gün facebook twitter'da onlarca paylaşım okuyorum çok bilgi verenlerde var. Bende paylaşıyorum bazen.

    -Araştırmadan, sorgulamadan yazılanları doğru kabul ederek bazılarına iftira atmış olmaz mısın? Bazılarının hakkına girmiş olmaz mısın? Bunları hiç düşündün mü? Okumakla doğruyu öğrenmeyi amaçlamalısın. Doğruyu öğrenmek için önce kutsal kitabı okumalısın. Doğayı, evreni, kendini tanımalısın. Bunlar için ilim öğrenmek mecburiyetindesin. Onun için de çok okumalısın. Okurken sorgulamalı ve gerçeği araştırmalısın. Malayani yani boş şeyleri okuyarak da zihnini bulandırmamalısın. Sana fayda sağlayacak her kitabı okumaya çaba sarfetmelisin.

    -Ama ben...

    -Evet biliyorum sen iyi niyetlisin. İyi niyetin kul hakkının önüne geçmiyor ve bu konuda hakkını yediğin kişiden helallik alman gerekiyor.

    -Peki madem öyle bu konuda daha dikkatli olmaya çalışacağım. Annem babam bana çok karışıyorlar. Bende onlardan uzaklaşıp internette vakit geçiriyorum.

    -Annen ve babanın senin üzerinde, seninde annen baban üzerinde hakların vardır. Ana babaya isyan etmek, karşı gelmek büyük günahlardan birisidir. Anne babaya iyilik yapmak ise yaratıcının en sevdiği amellerdendir.

    Onlar seni güzel terbiye etmek için seninle uğraşıyorlar. Seni doğru yola yöneltmek için, iyi ve güzel huylu bir vatandaş olman için hareket ediyorlarsa saygı duymalı ve onlara karşı iyi davranmalısın. Onları hoşnut edecek davranışlarda bulunmalı, bir iş yaparken de izin ve rızalarını almalısın.

    Onların seni eğitmesi sana karşı görevlerindendir. Bu sadaka vermekten çok evladır. Annen ve babana, seni imandan uzaklaştırmadıktan sonra onların söylediklerine uymalı, onların kalplerini kırmamaya çalışmalısın. Bu sözler başlangıçta sana anlaşılması zor veya mantıksız gelebilir. Onlar senin ebeveynlerin ve senin kötülüğünü istemezler. Babanın razı olmayacağını bildiğin şeyleri istemen cahilliktir. Cahillik etme.

    -Bazen arkadaşlarım bana sen çocuksun hâlâ büyümedin, babanın dizinin dibinden ve söylemlerinden ayrılmıyorsun diye alay ediyorlar. Emzik verelim mi falan diyorlar. Çok bozuluyorum.

    -Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeylerin peşine düşme. Ailenle arkadaşların arasında ikilemde kaldığın zaman şunu düşün. Bazı hataların telafisi mümkün değildir ve o yanlıştan geri dönüş yolu da yoktur. Seni kim aldatır? Kim senin gerçek anlamda iyiliğini ister? Kim sana güvenle bakabilir?

    -Ben böyle ikilemde kaldığım zamanlarda ümidimi de kaybediyorum kendimi boşlukta gibi hissediyorum. İçimi dökecek bir arkadaşım olsun istiyorum.

    -Senin en yakın arkadaşın sen doğduğundan beri senin yanından ayrılmayanlardır. Senin annene olan hakkını ödeyemezsin. O hiçbir şey yapmamış olsa dahi seni dokuz ay karnında taşımasını ve hep seni düşünerek hareket etmesini, sen doğduktan sonra da senin üzerine titremesini ve seni yedirip, içirmesini unutmamalısın. Hem o seni küçükken şefkat ve merhametle büyütmüştür. Sadece bu anlattıklarım yüzden bile annene bir of bile dememelisin.

    Ümitsiz olma, ümidini kaybetme, ümit sevgiyi doğurur, sevgi dünyayı kurtarır. Hiç bir zaman ümitsizliğe, yeise kapılmamalısın. Her zaman için bir çıkış yolu vardır. Hep çıkış yolunun peşinde ol. Sorunları kafanda, zihninde çok büyütme. İnsanoğlu çok üstün bir varlıktır. Yapabileceklerinin genişliğinin sınırını sen daha bilmiyorsun.

    -Bu arkadaşlar yani benim arkadaşlar, bakıyorum da sanki pek benim iyi olmamı istemiyorlar gibi. Neden bunlar beni buluyor. Ben hiç mutlu olamayacak mıyım?

    -Bu yaşlarda böyle melankolik olman ve kötü düşüncelere kapılman zamanın hastalıklarından birisidir. Sen dosdoğru ol, insanlara karşı olan tavırlarını güzelleştir, birisi ile karşılaştığında tebessüm et, aciz ve zorda kalanlara yardım etmekten vazgeçme, bunları hayatında uyguladığın zaman göreceksin ki senin yanında iyi, dürüst ve samimi arkadaşlar, senin mutlu olmanı isteyen dostların yer alacaklardır. Yeter ki sen inanmaktan vazgeçme.

    -Peki neden hep ben kandırılıyorum?

    -Agâh ol. Yani uyanık ol. Çevrende yaşananları anlamaya çalış. Olayların farkında olmaya çaba sarfet. Bir kez kandırılabilirsin ama aynı sebepten ikinci kez kandırılmamaya çok dikkat et. Konuştuğun zaman doğruları konuş. Sakın ikiyüzlü davranma. İlim öğren. Anlamadıklarını sor, sorgula, araştır ve gerçek sebeplerini öğrenmeye çalış. Bu konuda öncelikle anne babana danış, sonrasında aile büyüklerinden veya dostlarından bilgisi ve görgüsü ile nam salmış kişilere de danış. Başkalarının başlarına gelen kötü olaylardan da feyz almaya çalış, ders çıkar.

    -Ben geç saatlere kadar oturuyorum, anneme babama kızıyorum kendi kendime, sonra çok sinirleniyorum ve çıkmaza giriyorum. Arkadaşlarımı arayıp derdimi anlatıyorum.

    -Kendine, vücuduna ziyan etme. Bu beden sana verilmiş bir emanet. Emanete güzel bak. Ona sahip çık. Hata yaptığın zaman erdemli davran ve hatanı kabul et. Bu seni daha güçlü kılar. Çünkü artık o hatayı tekrar işlemek istemezsin.

    -Bazen arkadaşlarımla birlikteyken mutlu oluyorum. Beni dinliyorlar. Bana bazı şeyler verip benimde içmemi istiyorlar. Gerçi şimdiye kadar kabul etmedim ama çok daha mutlu oluyormuşsun.

    -Gerçek mutluluk o değildir. Onlar bal görünümlü zehirlerdir. Görünürde mutlu olmak kolaydır. Yüzün gülebilir ama için kan ağlar. Kalbin katranlaşır. Sonrasında merhametsiz ve acımasız birisi olabilirsin. Geçici mutluluklar peşinde olma. Anlık mutluluklar beynini uyuşturur. Sende aldananlardan olursun. Kötü ahlaklı biri olmak mı, yoksa başarılı ve örnek insan mı olmak istiyorsun?
    Eğer örnek olmak istiyorsan örnek insanların yolundan gitmelisin. Örnek şahsiyetlerin yaşantılarını okumalısın. Hakkın peşinden koşmalı, iyiliği güzelliği araştırmalısın. Mutlu olmak için önce vicdanının sesine kulak vermeli, ahlaklı, dürüst ve çalışkan birisi olmalısın.

    -Ben neden böyle zorluklarla karşılaşıyorum bu işin kolay yöntemi yok mu?

    -Bu dünya bir imtihan yeridir. Öğretmen sınav yapar bazı öğrenciler iyi notlar alır bazılarıysa kötü. Ama öğretmen öğrencilerinin kötü not almasını ister mi? Hayır istemez. Sende bunun bilincinde olarak hareket edeceksin. İmtihandan başarılı bir şekilde çıkmak içinde çok çalışmak şarttır.

    Bu dünyada ise ne iş yapıyorsan işini sahiplenip, güzel yapmalı ve çalışkan olmalısın. Helâl ve hoş olan, elinin emeği ile elde edilen kazançtır.

    Dürüst bir şekilde çalışmalısın. Dürüst çalışmak demek; hak yememek, yaptığın her işte doğru olmak, ahlâklı olmak, başkasının namusuna göz dikmemek, anne babaya itaat etmekten geçer. Anne babanın hoşnut olacağı şeyleri yapmaya çalış. Dünyada en çirkin şey ise tembelliktir. Tembellikten uzak durmalısın.

    -Bazen kalbimin sıkıştığını, ruhumun daraldığını hissediyorum.

    -Dua et. Dua etmek kalbin ferahlamasına yol açar. Sığınılacak yegâne liman, yaratcının limanıdır. O'na sığın ve O'ndan kurtuluşa ermeyi murad et.

    -Benim arkadaşlarımla münasebetim nasıl olmalı?

    -İnanan insanlar birbirleriyle ancak kardeştirler. Sen aslında onlarla kardeşsin. Kardeş de diğer kardeşlerinin her zaman iyiliğini ister, ona her daim destek çıkar.
    Yalnız bu söylediklerimi onlar bilmiyor olabilir, o zaman onlara da birisi öğretmeli. Bu sen olabilirsin. Tabii ki sen de çok okumalısın. Hakkı, batılı, yalanı, tuzağı öğrenmelisin.

    Kardeşler birbirlerine hakkı tavsiye ederler. Şeytanın vesveselerine, tuzaklarına karşı birbirlerini uyarırlar. Kardeşlik bağlarını güçlü tutmalısınız.

    Haksızlık karşısında zalimlere karşı birlikte hareket etmeli, onlara boyun eğmemelisiniz.

    Sürekli birbirinize iyiliği teşvik ve tavsiye etmelisiniz. Birbirinizi kötülüklerden, aşırılıktan ve sapkınlıktan korumalısınız.

    Kıskançlıktan, kin duymaktan, nefretten uzak durmalısınız.

    Arkadaşların arasında birleştirici, bütünleştirici rol oynamalısın.

    Arkadaşlarınla kardeş gibi olmanız, sizleri alay etmekten, ayıplamaktan, kötü lakap takmaktan, su-i zanda bulunmaktan, kusur araştırmaktan, gıybet etmekten, dedikodu yapmaktan alıkoymalı.

    Toplum içerisinde güven vermeli, vefa göstermeli, merhametli davranmalı, affedici olmalısınız.

    Şunu da hiç unutma! Allah işini güzel yapanları sever.


    -Şimdi bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. Ama sen.... Ne oldu? Neredesin? Bi teşekkür bile etmeme izin vermeden nereye gittin?


    -Semih, oğlum, kiminle konuşuyordun sen?

    -Az önce buradaydı. İsmiii.. Yok ismini söylemedi. İsmimin ne önemi var falan dedi. Ailenin önemi, anne babanın kıymeti, arkadaşlık ilişkileri gibi konular hakkında uzun uzun anlattı. Bana güzel nasihatler verdi. Çok şey öğrendim kendisinden. Kafamı bi çevirdim. Birden kayboldu. Sen onu çıkarken görmedin mi?

    -Yok oğlum. Ben saatlerdir içeride iş yapıyordum. Giren çıkan birisi olsaydı kesinlikle görürdüm.

    -Peki kim bana böyle akıl verir, düşünmemi sağlayacak güzel fikirler sunar?

    - Sanırım ben kim olduğunu biliyorum.

    -Kimdi o anne?

    -Babanla ben aylardır senin için dua ediyorduk. Biz ne yapsak ne etsek oğlumuz bizi dinlemiyor, ona gerçekleri gösterecek, doğru yola iletecek birisinin karşısına çıkmasını nasip eyle diye Allah'a dua eder dururduk. Sanırım dualarımız kabul olmuş çok şükür.

    - Hımmm demek öyle. Öyleyse Annecim beni affedin. Ben sizleri çok üzdüm, çok kırdım. Şimdi çok pişmanım. Benim iyiliğimi istediğinizi anlayamadım. Özür diliyorum sizlerden.

    - Yok oğlum sen özür dileyecek bişey yapmadın. Sen bizim oğlumuzsun. Senin mutluluğun bizim mutluluğumuzdur. Bundan sonra inanıyorum ki hep birlikte çok daha güzel ve huzurlu bir aile olacağız.

    ömer yaşar
  • Senin bende bıraktığın izleri görüyorum. Sana kızıyorum. Kendime kızıyorum. Dünyaya öfkeleniyorum. Susuyorum. Ben ancak susunca bağışlayabiliyorum. Seni mi yoksa öfkemi mi bağışlıyorum bilmiyorum.
  • Aynada yüzümü seyrederken bile seni görürdüm Cem. Sen hiç böyle sevdin mi birini? Şimdi aynaya her baktığımda seni değil, senin bende bıraktığın izleri görüyorum. Yıkılmışlığımı, aldanmışlığımı görüyorum. Sana kızıyorum sonra... Kendime kızıyorum... Dünyaya öfkeleniyorum. Susuyorum. Ben ancak susunca bağışlayabiliyorum. İçimden sessiz bağışlamalar geçiyor... Seni mi yoksa öfkemi mi bağışlıyorum bilmiyorum.
  • 120 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Kitabı bitirdim. Ama hala yanımda taşımaya devam ediyorum. Sebebini tam bilmiyorum. Ama uzak kalmak istemedim sanırım. Biraz daha yanımda kalsın istedim :) Sevdiğinden ayrılmak istemeyen birinin içgüdüsüyle yaklaşıyorum kitaba :))

    “Bile isteye yoluna çıktım.” diyor Ferit Edgü 29. sayfada. Bende bile isteye çıkardım Ferit Edgü’yü yoluma. Tezer Özlü çıkardı daha doğrusu. Mektuplarında okuduğumdan daha narin bir adam. İncecik bir adam. Bilen bilir isim takıntım vardır. İsimleri nedeniyle okumadığım yazarlar vardır. Bu yüzden kendime çok kızıyorum elbette. Ama bu elimde olan bir şey değil. Ferit ismini ise çok severim. Hem ismini, hem kendisini, hem yazdıklarını, hem Tezer Özlüyle dostluğunu, hem de fotoğraflarda şiş gibi duran gözlerini çok sevdim.

    Kitap, cümlelerini daha Tezer’e mektuplarından sevdiğim birine ait olunca ve içinde kedi de olunca çok daha başka oldu benim için. Bitmesinden korka korka okudum gerçekten kitabı. Sanırım Ferit Edgü’nün de benim gibi zamanla bir sorunu var. Kitaptaki “Zaman” isimli yazıyı çok sevdim. Sitedeki alıntılardan ve yine bu sitede tanıştığımız bir arkadaşımızın çalışmalarını yürüttüğü “Kitap Pasajı” uygulamasıyla bir sabah kitabın tamda bu pasajını mesaj olarak almıştım. Daha o zamandan sevdim bu kitabı ve yazarımızı. Ama çok geç kaldığımı düşünüyorum Ferit Edgü için. Daha erken tanıyıp okumayı çok isterdim. Her kitabın bir zamanı vardır. Bu kitabın zamanı da şimdiymiş diyerek kendimi teselli etmek istiyorum.

    Kitabı okurken bir yandan yazarı daha da çok severken bir yandan da kıskandım. Daha önce de söylediğim gibi, çok zengin bir edebi çevreye sahipler. Bu çok büyük şans. Şu an okuduğumuz en güzel kitapların yazarları bir şekilde birbirini tanıyor. Hepsi dost. Birbirlerinin kitaplarının yazılışına şahit oluyorlar, katkıda bulunuyorlar. Daha ne olsun hayatta :)

    Kitabın bir bölümünde yazarımızın kitaplığa kitap dizmek konusundaki fikirlerini okuyoruz. Bu konudaki fikrini kendime çok yakın buldum. Aynısını yapıyorum kitaplığı her düzenlediğimde, yeni kitaplar getirdiğimde. Bazen böyle kitap dizen başka kimse var mıdır acaba diye düşünürdüm. Çünkü gördüğüm çoğu kitaplıkta kitaplar boy ve kalınlık sırasına göre dizilmiş olurdu. Bende kitaplarımı Ferit Edgü gibi dizdiğim için genelde kitaplığımın dağınık olduğunu düşünür çevremdekiler. Aslında dikkatli baksalar tüm dostları bir araya topladığımı görebilirler. Ferit Edgü’nün kitaplarını dizişini de sevdim anlayacağınız.

    Gelelim kitabın kedili kısmına. İçinde kedi olan, içinde kedi geçen ve içinden kedi geçen her yazıyı seviyorum. Hatta içinde kedi olan her şeyi seviyorum sadece yazı değil. Kedili kısımda Ferit Edgü aslında kedileri çok sevmediğini söylüyor. Nasılsa ölecek diye alıyor kediyi. Bende yarın veterinere götürürüm diye almıştım :D İnsan ancak bu kadar kandırabilir kendini. Sonra ne mi oldu, Ferit Edgü de bende kedi annesi olduk. İnsan bir kedi için ne yapar ? Bir çok şey yapar. Ben hiç hazır değilken anne oldum mesela. Ferit Edgü, mümkün değilken anne olmuş. Aklıma gelen her kötü senaryoda onu düşünürdüm ilk. Her zaman önce onu garantiye almak eğilimindeydim. İçime doğan her kötü histe eve koşmak isterdim. Tıpkı yazarımızın binbir zorlukla Berlin’e ulaşmaya çalışması gibi. O satırları okurken nasıl bir heyecanla okudum anlatamam. Berlin duvarı sebebiyle işgal güçlerinin uçağına binmesi gerektiğini yazdığı satırlarda, dayatılan çıplak aramayı (ki insanlık suçudur) kedi için kabul ettiğinde bende o sayfanın kenarına “Duvarınız yıkılsın. Bırakında gitsin kedi bekliyor.” Yazdım. Ne yapayım kedilerin beklemesine dayanamam.. Bu noktada kitap sizi kendine katıyor. Yani siz onu kitapçıdan alarak kitaplığınıza kattığınızı düşünüyorsunuz. Ama kitap size okuduğunuz satırların devamını yazdırıyorsa naçizane, kitap sizi kendine katmış demektir.

    Güzel bir kitap okudum. Harika bir yazarla daha derinlemesine tanıştım. Eksiksiz diyebilirim Ferit Edgü için. Eksiksiz bir yazar. Eksiksiz bir kedi annesi. Eksiksiz bir dost. Bir de gözleri çok tatlı. Dersin yeni uykudan uyanmış. Her an günaydın der gibi bakıyor :) Günaydın gözlü bir yazar, anlayacağınız :)

    Ben bunları yazana kadar çalıp duran şarkıyıda siz değerli inceleme (yorum) okurlara armağan etmek istiyorum. Günaydın :))
    https://youtu.be/Q3Kvu6Kgp88