• --- ALINTI (Link altta mevcut) ALINTI ---

    Şair Can Yücel, ölümünün 21. yılında anılıyor. Yıllardır Can Yücel’in şiiriyle hiçbir ilgisi olmadığı halde internette “Can Yücel şiiri” olarak paylaşılan dizelerin izini süren Prof. Dr. Semih Çelenk, “Sahte Can Yücel şiirleri” listesinin 50 şiire ulaştığını açıkladı.

    Eşi Güler Yücel, konuya dair Kemal Öncü’ye verdiği röportajda, “Örneğin ‘Her şey sende gizli ‘diye bir şiir var. Mistik, kaderci, boşverci, metafizik bulamaçlı bu şiirlerle Can’a karşı adeta faili meçhul bir kampanya yürütülüyor gibi. Can’ın şiiri şiir gibi şiirdi… Ne o öyle ‘Ömür dediğin bir gündür/ o da bugündür…’ ye, iç, eğlen keyfine bak gerisine aldırma mesajı? Can muhalif bir şair, söyleyeceğini eğilip bükülmeden dobra dobra söyleyen bir şair, ziyaret edenlerin şaşırdığı iki göz odada oturup üreten bir şair…” diye konuşmuştu.

    Yıllardır bu ilgisiz dizelerin izini süren Prof. Dr. Semih Çelenk tespit ettiği şiir sayısının 50’ye ulaştığını duyurdu.

    Çelenk’in blogunda yayımladığı liste şöyle:

    1.Bağlanmayacaksın

    2.Kadın Dediğin

    3.Erkek Dediğin

    4.Seninle Olmanın En Güzel Yanı

    5.Anladım

    6.Her şey Sende Gizli

    7.Eğer

    8.Herkes Gitmek İstiyor

    9.Sevdiğin Kadar Sevilirsin

    10.Sağlık Olsun

    11.Tam zamanında Yaşamak (Yaşamak Zamanı)

    12.Tersten Yaşamak

    13.Biraz Değiştim

    14.Bir gün Anlarsın

    15.Gitmek

    16.Seninle Yaşlanmak İstiyorum

    17.Asla Keşkelerim Olmadı

    18.Özledim Seni

    19.Bilmelisin ki

    20.Aşk

    21.Boşver ve Yaşı Başı

    22.Olmuyorsa Zorlamayacaksın

    23.Ben Benden Olgun İnsan İsterim Karşımda

    24.Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz Fırlama Yataktan

    25.Farkında Olmalı İnsan

    26.Bir Eşi Olmalı İnsanın

    27.Unutma

    28.Sevgi Emekmiş

    29.Özleme Dair (Kim Özlerdi?)

    30. Ömür Dediğin Bir Gündür O da Bugündür

    31.Aşk Ayakkabı Gibidir

    32.Rakı İçen Kadınlar

    33.AteşveSu

    34.Ülke Bölünsün İstiyorum

    35.Kadınım Ben

    36.Senin İçin Yasak Dediler

    37.Bayram Şiiri

    38.Dostlar Irmak Gibidir

    39.Öye Bir Hayat Yaşadım ki

    40.Bir Yolun varsa Gidilecek

    41.Ömür Dediğiniz Nedir Ki

    42.Fakirin Gayrimeşru Çocuğu

    43.Ey Yüreğim

    44.Özlersin

    45.Hepsi Bu

    46.Birşey Eksik

    47.Kendimden Özür Diliyorum

    48.Bir Kadını Ağlatmak

    49.Ölüm Bir An

    50.Galiba Yoruldum

    https://www.gazeteduvar.com.tr/...hte-can-yucel-siiri/

    https://www.cumhuriyet.com.tr/...se-kahrolurdu-106743
  • 1. Herkes benden nefret edebilir.
    2. Arkadaşlarıma ve aileme zarar verebilirim.
    3. Çıldırabilirim.
    4. Arkadaşlarımı ve ailemi yüzüstü bırakabilirim.
    5. Dilbilgisi kurallarını bilmiyorum.
    6. Yeteri kadar iyi fikre sahip değilim.
    7. Annemi ve/veya babamı düş kırıklığına uğratabilirim.
    8. Yalnız kalabilirim.
    9. Eşcinsel olduğumu farkederim (eğer heteroseksüel isem).
    10. Heteroseksüel olurum (eğer eşcinsel isem).
    11. Çalışmalarım başarısız olur, bunun farkına varamam ve dışarıya karşı aptal gözükürüm.
    12. Öfkelenirim.
    13. Asla iyi para kazanamam.
    14. Kendime zarar verebilirim, aşırı içkiye, uyuşturucuya veya aşırı sekse dalabilirim.
    15. Kanser, AİDS olabilirim, vebaya yakalanabilirim veya kalp krizi
    geçirebilirim.
    16. Sevgilim beni terk edebilir.
    17. Ölebilirim.
    18. Başarılı olmayı hak etmediğim için kendimi kötü hissederim.
    19. Yalnızca bir tek iyi eser çıkarabilirim.
    20. Artık çok geç.
  • Bakara Suresi, 3. ayet: Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
    Bakara Suresi, 43. ayet: Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
    Bakara Suresi, 45. ayet: Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.
    Bakara Suresi, 83. ayet: Hani İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz.
    Bakara Suresi, 110. ayet: Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.
    Bakara Suresi, 125. ayet: Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
    Bakara Suresi, 153. ayet: Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.
    Bakara Suresi, 177. ayet: Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
    Bakara Suresi, 238. ayet: Namazları ve orta namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun.
    Bakara Suresi, 239. ayet: Eğer korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.
    Al-i İmran Suresi, 39. ayet: O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."
    Nisa Suresi, 43. ayet: Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 77. ayet: Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
    Nisa Suresi, 101. ayet: Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.
    Nisa Suresi, 102. ayet: İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
    Nisa Suresi, 103. ayet: Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
    Nisa Suresi, 142. ayet: Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.
    Nisa Suresi, 162. ayet: Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.
    Maide Suresi, 6. ayet: Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
    Maide Suresi, 12. ayet: Andolsun, Allah İsrailoğulları'ndan kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
    Maide Suresi, 55. ayet: Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.
    Maide Suresi, 58. ayet: Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
    Maide Suresi, 91. ayet: Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
    Maide Suresi, 106. ayet: Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz" diye Allah adına yemin etsinler.
    En'am Suresi, 72. ayet: Bir de: "Namazı kılın ve O'ndan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna (götürülüp) toplanacağınız O'dur."
    En'am Suresi, 92. ayet: İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitap'tır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.
    En'am Suresi, 162. ayet: De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
    Araf Suresi, 170. ayet: Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz Biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz.
    Enfal Suresi, 3. ayet: Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
    Tevbe Suresi, 5. ayet: Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Tevbe Suresi, 11. ayet: Eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
    Tevbe Suresi, 18. ayet: Allah'ın mescidlerini, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.
    Tevbe Suresi, 54. ayet: İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
    Tevbe Suresi, 71. ayet: Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Tevbe Suresi, 84. ayet: Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkara saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.
    Yunus Suresi, 87. ayet: Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele."
    Hud Suresi, 87. ayet: Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."
    Hud Suresi, 114. ayet: Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
    Ra'd Suresi, 22. ayet: Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.
    İbrahim Suresi, 31. ayet: İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler."
    İbrahim Suresi, 37. ayet: "Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler."
    İbrahim Suresi, 40. ayet: "Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur."
    İsra Suresi, 78. ayet: Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır.
    İsra Suresi, 79. ayet: Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.
    İsra Suresi, 110. ayet: De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
    Meryem Suresi, 31. ayet: "Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."
    Meryem Suresi, 55. ayet: Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.
    Meryem Suresi, 59. ayet: Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
    Taha Suresi, 14. ayet: "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
    Taha Suresi, 132. ayet: Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır.
    Enbiya Suresi, 73. ayet: Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.
    Hac Suresi, 35. ayet: Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
    Hac Suresi, 41. ayet: Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.
    Hac Suresi, 78. ayet: Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
    Mü'minun Suresi, 2. ayet: Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;
    Mü'minun Suresi, 9. ayet: Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.
    Nur Suresi, 37. ayet: (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.
    Nur Suresi, 56. ayet: Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz.
    Nur Suresi, 58. ayet: Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Furkan Suresi, 64. ayet: Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
    Neml Suresi, 3. ayet: Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.
    Ankebut Suresi, 45. ayet: Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.
    Rum Suresi, 31. ayet: 'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.
    Lokman Suresi, 4. ayet: Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar.
    Lokman Suresi, 17. ayet: "Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.
    Secde Suresi, 16. ayet: Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
    Ahzab Suresi, 33. ayet: Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
    Fatır Suresi, 18. ayet: Hiçbir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır.
    Fatır Suresi, 29. ayet: Gerçekten Allah'ın Kitab'ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.
    Şura Suresi, 38. ayet: Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler,
    Mücadele Suresi, 13. ayet: Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
    Cum'a Suresi, 9. ayet: Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
    Cum'a Suresi, 10. ayet: Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı çokça zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz.
    Mearic Suresi, 22. ayet: Ancak namaz kılanlar hariç;
    Mearic Suresi, 23. ayet: Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
    Mearic Suresi, 34. ayet: Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.
    Müzzemmil Suresi, 20. ayet: Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah Katında bulursunuz. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Müddesir Suresi, 43. ayet: Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler.
    Kıyamet Suresi, 31. ayet: Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.
    A'la Suresi, 15. ayet: Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.
    Alak Suresi, 10. ayet: Namaz kıldığı zaman bir kulu.
    Beyyine Suresi, 5. ayet: Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.
    Ma'un Suresi, 4. ayet: İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
    Ma'un Suresi, 5. ayet: Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
    Kevser Suresi, 2. ayet: Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
  • 141 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.


    ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü


    Ulaş Başar Gezgin


    ‘Sırça Köşk’ (1947), Sabahattin Ali’nin (1907-1948) 5. ve son öykü kitabı. Kitabın son bölümünde masallara da yer verilmiş.

    Üçüncü tekilden anlatılan ‘Portakal’ (1944) adlı öykü, bir denizcilik öyküsü. Bu izleği, Sabahattin Ali’nin ilk öykü kitabı olan ‘Değirmen’deki ‘Bir Gemici Hikayesi’nde de görüyoruz. Portakal sandıklarını gemiye yüklemek isteyenler, kaptanı ve diğerlerini ikna etmekte zorlanır. Gemi tıka basa doludur. Sonunda ikna olurlar; sandıklar gemiye yüklenir. Bu maldan sigortayı da kandırarak büyük kârlar elde edeceklerdir.

    Üçüncü tekilden anlatılan ‘Beyaz Bir Gemi’ (1945) adlı öyküde, başkişi, daha otuzuna basmamış ressam Tevfik Aravurgun. Ressam, 8 yıl taşrada öğretmenlik yapmış, 6 ay da Fransa’da bulunmuştur. İstanbul’da beyaz bir geminin resmini yapar; sonra da resmi satmak üzere gemiye çıkar. Onun bu yolla para kazanması, başkalarını da harekete geçirecek; niceleri beyaz bir gemi bekleyecektir. Eğlenceli bir öykü…

    ‘Katil Osman’ (1945) adlı öykü, bir hapishane öyküsü… 25 yaşındaki ‘Katil Osman’ bir berberi bıçaklar. Öykü, Osman’ın yaşam öyküsünü sunuyor. Bitiriş cümlesi etkileyici olan bir öykü:
    “Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür.” (Ali, 2002, s.223)


    Böbrek

    ‘Böbrek’ (1945) adlı öyküde, Niğde nüfus müdürü Avni Akbulut, böbrek sorunu nedeniyle İstanbul’a gelir, Sirkeci’de bir otelde kalır, doktora gider. Böylece doktorlu hastaneli günleri başlar.

    ‘Cıgara’ (1945) adlı öykü, Beyoğlu’nda geçiyor. Birinci tekilden anlatılan öyküde, başkişi, çocukların kavgasına tanık oluyor ve müdahale ediyor. Kavganın ‘kız davası’ndan çıktığı anlaşılıyor.

    ‘Millet Yutmuyor’ (1945) adlı öykü, panayırdaki bir sirkte geçiyor (öyküde ‘tiyatro’ deniyor ama aslında sirk tanımına daha uygun). Çoğunlukla betimlemelerden oluşan, “ortasında bitmiş” izlenimi veren kısa bir öykü… Bu öykü, kitapta yer almasa bir kayıp olmazdı.


    Bahtiyar Köpek

    ‘Bahtiyar Köpek’ (1946) adlı öykünün girişi, Sabahattin Ali’nin toplumsal gerçekçiliğiyle ilgili bir veri olarak kayda değer:
    “Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. -Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?
    - diyorlar. -Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu? Hiç olmaz olur mu? Arayıp, bulup görmek lazım. Bunun için de kenarı köşeyi araştırmak istemez. Her şey apaçık ortada, göz önünde. Sade güler yüzlü, bahtiyar insanlar değil, bahtiyar köpekler bile var. Ben de karar verdim, bu sefer açlıktan, ızdıraptan, nefretten değil... rahattan, tokluktan, sevgiden bahsedeceğim.” (Ali, 2002, s.259)

    Ali, ‘Bahtiyar Köpek’te bir köşkün her isteği yerine getirilen köpeğini konu alır ve öyküyü, düşünsel olarak girişe bağlayarak bitirir:
    “Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlukları, hayatı, güzelliği, saadeti severim. Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor. Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor.
    Hele cümle alem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!” (Ali, 2002, s.264-265)


    Çilli

    Birinci tekilden anlatılan ‘Çilli’ (1947) adlı öykü, İzmir, Kordon’daki bir birahanede geçiyor. Oradaki kızlardan biri, Ali’nin Aydın Ortaokulu’ndan eski bir öğrencisi çıkar. Bir derdi vardır, anlatır ve böylece buralara nasıl düştüğünü de öğrenmiş oluruz. Bir özgüvenli kadın portresi… Başkişi ve anlatılanlar, Ali’nin yaşamına çok yakın olduğundan, bu öykünün bir anıya dayanması yüksek olasılık.

    ‘Dekolman’ (1947) adlı öykü, hastanede geçiyor; Ali’ye fazlasıyla benzeyen başkişi, doktorlar için çevirmenlik yapıyor. Türk doktorların risk almaktan çekindikleri bir ameliyatı Alman Yahudisi bir doktora yaptıracaklardır. Öykü, sonuyla güldürür.

    ‘Hakkımızı Yedirmeyiz!’ (1947) adlı öykü, bir tekli konuşmadan (monolog) oluşuyor. Üsküdar, Toptaşı’ndaki hastaneye ambar memuru olarak girmiş olan başkişi, müdürle birlikte zimmetine para geçirme, rüşvet ve yolsuzluk gibi işlere bulaşır ama kimseye belli etmez, idare ederler. Bu öykü de, “ortasında bitmiş” havası veriyor.


    Cankurtaran

    ‘Cankurtaran’ (1947) adlı öyküde, köydeki zorlu bir doğum konu ediliyor. Bir doktor tanıtılıyor. Bu doktor, ‘Yeni Dünya’ kitabındaki ‘Sulfata’ öyküsündekilerden tümüyle farklı. Oradaki doktorlar umursamazdı; köylüye yardımcı olmuyorlardı. ‘Cankurtaran’daki doktor ise, yardımsever, iyilik timsali bir kişilik. Fakat bu nedenle, hakkında hepsi yalan olan dedikodular yayılıyor. Küçük yerde iyi olmak da suç… Kendi kazancına engel olduğu için, bakanlık kanalıyla bu iyi doktoru kadın doğumdan men ettiren kadın doğumcu, böyle kutsal olan doğum gibi bir olayda bile kötülükte sınır tanımayacaktır. Kimsenin mutlu olamayacağı bir son, onları bekleyecektir.


    Çirkince (Şirince)

    Birinci tekil kişiden anlatılan ‘Çirkince’ (1947) adlı öykü, Selçuk’ta, Efes harabelerinde geçiyor. Ali’ye çok benzeyen başkişi, vakit geçirmek için ‘Çirkince’ köyüne (bugünkü Şirince) gider. Küçükken buraya gelmiştir; o zamanlar, kasaba olan Çirkince’nin en iyi zamanlarıdır. Sakinlerinin neredeyse tümü Rum’dur.[ Bu arada, ‘Benden Selam Söyle Anadolu’ya kitabının başkişisi de Şirinceli bir Rum’dur (ki kitap, gerçek bir yaşam öyküsüne dayanır). Sabahattin Ali’yle o kitabın başkişisinin yolları ilginç bir biçimde kesişmiş oluyor.] Ali, yıllar sonra Şirince’ye gittiğinde, bir harabeyle karşılaşır: 800 haneli kasaba gitmiş, yerine 50 aileyi geçmeyen bir yıkıntı kalmıştır. Evler ‘namussuz gavurlar’ın sakladıkları düşünülen paracıkları bulmak için didik didik deşilmiştir. 50 yıldır orada yaşayan Giritli kahveci, Ali’yi anımsayacak; Ali’nin yaptığının tersine, Şirince’nin yıkımının sınıfsal bir çözümlemesini sunacaktır.

    ‘Kurtla Kuzu’ adlı öyküde, işkenceden yeni çıkmış olan Rifat’la tanışıyoruz. Rifat, bir bakar ki, işkenceye dayanamayıp aleyhinde ifade veren tanımadığı genç kız (Sevim) da aynı sıralarda serbest kalmıştır. Sohbet eder, evlerine birlikte giderler. İşkenceyi konu alan ve işkencecileri çözümleyen cesur bir öykü. Bugün de güncelliğini koruyor.


    Masallar

    ‘Bir Aşk Masalı’ (1946) adlı masalda, bir ülkeyi bir kadın yönetmektedir. Melike, halkı dertli gördükçe dertlenirmiş. Bu nedenle, her derdi olanın yardımına koşarmış. Birgün hüzünlü görüntülü bir derviş çıkagelir. Olaylar gelişir. Bu masal, erkeklerin yönettiği bir ülkede de geçebilirdi. Belki de, Ali, kadınların toplumsal yaşama katılımını desteklemek amacıyla, böyle bir masal yazmıştı ya da masalı böyle yazmıştı.

    ‘Devlerin Ölümü’ adlı masaldaki devler dinozorlardır. Ali, ‘Devlerin Ölümü’nde doğa tarihinin bir bölümünü masallaştırıyor ve anlaşılır bir anlatıya dönüştürüyor.

    ‘Koyun Masalı’ (1946) adlı masal, simgesel bir uyarlık (itaat) ve uymazlık (itaatsizlik) anlatısı. Koyunlar, sonunda, başlarında çoban olmadan da köpek olmadan da yaşamayı öğreneceklerdir. Bu, pahalıya mal olsa da durum bu olacaktır. Usta işi bir masal. Önerilir.

    ‘Sırça Köşk’ (1945) adlı masal, simgesel bir sömürü ve başkaldırı anlatısı. Sarayları kandırılmış halk yapar. Sarayın harcamaları sürekli artarak halk üzerinde bir sömürü ve baskı simgesine dönüşür. Halk, gerekirse sarayı yıkabilecek güce de sahiptir. Ancak gücünün farkında değildir. Er geç gücünün farkına varacak, saraylar tuz buz olacaktır. Aynı biçimde, usta işi bir masal. Önerilir.



    Sonuç

    ‘Sırça Köşk’, Sabahattin Ali öykücülüğü açısından beklenmedik birtakım özelliklerle dolu. Bir kere, hapislik ve köylülük, Ali’nin öykücülüğünün temel esin kaynaklarından ikisi olmaktan çıkıyor. Bu kitapta, yalnızca tek bir öykü (‘Katil Osman’) hapislikten esinleniyor. Aynı biçimde, köy ve köylülük (Şirince’yle ilgili öyküyü saymazsak) yalnızca tek bir öykünün (‘Cankurtaran’) esin kaynağı oluyor. Ali, bu kitapta, daha çok kendi yaşantısına ve anılarına dayanarak birinci tekil anlatımı yeğliyor (örneğin, ‘Cıgara’, ‘Millet Yutmuyor’, ‘Bahtiyar Köpek’, ‘Çilli’, ‘Dekolman’ ve ‘Çirkince’. Ayrıca, ‘Kurtla Kuzu’nun kendi yaşantısından hareket etmiş olması da yüksek olasılık). Bu, belki, yaşının ilerlemesinden ve böylece yıllar içinde öykülendirmeye değecek anılar biriktirmesinden kaynaklanıyor olabilir…

    Bunların dışında, kitapta yer alan masallar, Sabahattin Ali anlatıcılığı için önemli bir sıçrama noktası. Özellikle simgesel masallarda (‘Koyun Masalı’ ve ‘Sırça Köşk’) ustalığını konuşturuyor. Daha uzun yaşamasına izin verilseydi, herhalde daha çok masal yazacaktı. Bunun dışında, ‘Beyaz Bir Gemi’ keyifle okunan bir öykü… Ustanın bu son öykü kitabında, ileride ne tür bir yazım biçemine yöneleceğini az çok seziyoruz… Fakat ne yazık ki daha fazla yazması mümkün olamadı…



    Kaynakça

    Sabahattin Ali (2002). Bütün Öyküleri 2: Yeni Dünya, Sırça Köşk, Esirler (Oyun). İstanbul: YKY.





    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • 163 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

    Anlatıbilim Açısından ‘Kürk Mantolu Madonna’

    Ulaş Başar Gezgin


    Sabahattin Ali’nin ‘Kürk Mantolu Madonna’[ Ali, S. (1943/2004). Kürk Mantolu Madonna. İstanbul: YKY.] adlı yapıtının çokça baskı yapmasını, gençlerin “saf aşkı araması”na bağlayanlar var; bir diğer açıklama da, anlatıda okurun bir ölçüde kendini bulması.[ Bkz. http://www.milliyet.com.tr/...1929951/default.htm] Bu görüşlerin doğruluk payını değerlendirmeden önce, metni anlatıbilim açısından çözümlemeye çalışalım.

    Anlatının omurgası, aşağı yukarı şöyle:

    - Anlatıcının işsizlik süreci,
    - İş bulması,
    - Raif Efendi’yle tanışması,
    - Raif Efendi’yi daha yakından tanıması;
    - Evine gitmesi;
    - Ailesini tanıması; böylece Raif Efendi’yi çok daha yakından tanıması;
    - Raif Efendi’nin ağır bir biçimde hastalanması;
    - Anlatıcının Raif Efendi’nin defterini okumaya başlaması;
    - (Defterde) Raif Efendi’nin Almanya’ya gidişi ve oradaki yaşantısı;
    - Raif Efendi’nin bir öz-portre tabloya aşık olması;
    - Tablonun ressamını bulması;
    - Maria’yla Berlin’de geçirdiği günler;
    - Maria’yla ayrılık;
    - Maria’nın hastalığı ve hastanedeki günleri;
    - Raif’in Maria’ya kendi odasında baktığı günler;
    - Raif’in babasının ölümü;
    - Raif’in Havran’a dönüşü ve buradaki yaşantısı, mektuplaşmalar;
    - Mektupların kesilmesi ve umutsuzluk;
    - Aradan geçen on yıldan sonra Ankara’da Berlin’den Frau van Tiedemann (Döppke) ile karşılaşma/konuşma, sürpriz haber;
    - Raif Efendi’nin defterinin bitimi, ölümü ve kitabın bitiş cümleleri...

    Anlatının ilk sorusu, “anlatıcımız iş bulabilecek mi?”; ikinci sorusu ise, “Raif Efendi gerçekten boş bir kişi mi?” İlk soru hızlı geliyor; ikinci soru gecikiyor. İkinci soruyu yanıtlamak için, anlatıcıyla birlikte defteri okuyoruz. Üçüncü soru, “Raif’le Maria’nın ilişkileri ne olacak?” Burada, heyecan öğesi olarak ayrılmalar birleşmeler var. Dördüncü soru ise, “Maria’nın mektupları neden gelmiyor?”

    Defterdeki öykünün, kitabın birinci bölümündeki Raif Efendi betimlemelerine ve çözümlemelerine göre, daha zayıf ve sıradan olduğu söylenebilir. Ayrıca, kitabın adının defterden verilmesi dikkat çekici. İçinde Raif Efendi’nin geçtiği ya da ona gönderme yapan bir isim daha uygun olacaktı; çünkü Kürk Mantolu Madonna, ana kişiliğimiz değil. İlk bölümdeki anlatıcının işsizlik dönemi dışındaki tüm kişilikler, anlatıda Raif Efendi’yle ilişkili oldukları için yer alıyorlar.

    Maria, kadın okurların özdeşlik kurabileceği bir kişilik olmasa da, kadın-erkek ilişkileri ile ilgili olarak kendileriyle karşılaştırabilecekleri bir kişilik. Kitabın, adını kadın kişilikten alması, bu yakınlığa ek bir neden olarak anılabilir. Kitabın adının kitabın yayınlanmasından çok sonra ortaya çıkan Madonna dolayısıyla ikinci bir anlam da kazandığını not edelim.

    Defterdeki genç Raif, ortalama erkek okur için özdeşleşilebilecek bir kişilik olmaktan uzak, fazlasıyla utangaç ve içedönük. Anlatıda tümüyle olumlu bir kişilik yok. Baştaki anlatıcı, olumlu bir kişilik sayılabilir; ancak o da kendini tümüyle olumlu olarak görmüyor (bkz. kendisine daha sonra iş bulacak arkadaşıyla ilişkisi). İlk bölümde, anlatıcı gözüyle 3. tekil kullanıldığı için, Raif Efendi’den çok, yazarla özdeşlik kuruyoruz. Özdeşlik, okuru bir metne çeken tek düzenek değil. Özdeşlik hissetmediğimiz bir kişiliği dışarıdan gözlemenin merakı da, bir etmen olabiliyor. Bunu daha çok 3. tekil anlatımlarda ve/ya da olumsuz özelliklere sahip kişileri konu alan anlatılarda görüyoruz. Okuyucu, olumsuz özelliklere sahip olan kişilerle nadiren özdeşleşebiliyor. 2. bölümle birlikte, Raif Efendi’nin 1. tekiline giriyoruz.

    Raif’in ilk ayrılık sonucunda, kendini değersiz, boş hissettiğini ve zamanla bunu kanıksadığını görüyoruz (bkz. s.126-127). Ancak, Raif, ilişkiden önce de böyleydi; çocukluk yaşantısında, bunun öncüllerini görmek mümkün. Maria, onun için kişiliğini değiştirebilecek bir seçenekti; O, hayatından çıkınca, Raif de, ‘fabrika ayarları’na dönüyor. Raif’in başından ilginç bir olay geçse de, kendisi değişmediği için, anlatı zayıf kalıyor. Oysa, genç Raif, yaşlı Raif’ten çok farklı, dışadönük, hareketli bir insanken, bu aşktan sonra durgunlaşsaydı; anlatı, daha ilgi çekici olacaktı. Şaşırtıcı bir biçimde, değişen, başkişi değil, ikinci kişi: Maria. Bu da, uzun ve ağır hastalığı nedeniyle oluyor. Bu değişimin kalıcı olup olmayacağını anlayamıyoruz.

    Yazar, geriye dönük öykü içinde öykü tekniği kullanıyor. Oysa bunlar, birbirinden bağımsız iki öykü. İlk bölüm atılsa da olur; nasıl olsa Raif Efendi, değişmiyor. Hatta anlatı, defterle başlayıp bitse çok daha iyi olur. İlk bölüme bakarsak, silik bir kişiliğe sahip olan Raif Efendi’nin her yerde ezilip aşağılandığını görüyoruz. Yazar, bu kişilik betimlemesini yaparak anlatıyı bitirseydi; bu, bir tür klasik Rus öyküsü olacaktı ve bu haliyle güzel olacaktı. 2. bölümde, olay örgüsü kurulmaya başlanıyor. Fakat olay örgüsü de, pek renkli değil; olaylar, çoğunlukla, iki kişilik arasında geçiyor. Daha karmaşık aşk anlatılarında olduğu gibi, üçüncü bir kişilik (eski sevgili, platonik aşık, aile üyeleri vb.) bile yok.

    Romandaki kişilikler, toplumsal özneler değiller, hele siyasal özneler hiç değiller. Olmaları gerekmiyor elbette; öte yandan, özellikle Almanya’da yaşadıkları dönem düşünüldüğünde, siyasal atmosfer, pansiyon konuşmalarıyla geçiştirilemeyecek biçimde baskın olarak karşımıza çıkmalıydı. Berlin’de birlikte yürürlerken hiç mi gösteriye, lince vb. tanıklık etmediler?! Maria’nın Yahudi olduğu düşünüldüğünde, hiç mi baskı yoktu o dönemde? Birdenbire mi geldi sonraki yıllarda Nazi iktidarı?! Maria’nın Yahudi olması (Ateist bir Yahudi; daha doğrusu, babası Yahudi, annesi Alman) ve Raif’in ondan yıllarca haber alamaması, onun siyasi bir cinayete kurban gitmesi olasılığını akla getiriyor; oysa yazar toplumsal eleştiri yönü güçlü olabilecek bu olasılığı bile kullanmıyor. Raif, gençlik döneminde üst düzey edebiyat yapıtları okusa da, o kadar apolitik bir insan ki, Yahudilerin başına birşeyler gelmiş olabileceği aklına bile gelmiyor. Yıllar sonra Ankara’dayken, şans eseri olarak, külah vb. olarak kullanılan bir gazetede, böyle bir katliam haberi görmesini bekliyoruz; ama o da yok. Aslında, bu, Sabahattin Ali’den beklenmeyecek apolitiklikte bir roman. Belki bunu sansüre bağlayabiliriz.

    Anlatının apolitikliği, anlatının üç temel taşı olan özyapı (karakter), olay ve ortam içerisinde, ortama çok az yer ayırmasıyla da yakından ilgili. Birinci bölümde anlatı, işsizlik döneminde dışarıda, arkadaş evlerinde ve iş yerlerinde; memurluk döneminde, iş ortamlarında, sokakta ve Raif Efendi’nin evinde geçiyor. Romanda, kişiliklere ağırlık verilmiş. İkinci bölümün Berlin’de geçmesi dolayısıyla, ortam önem kazanıyor; yine de, anlatıda ortama ağırlık verilmiyor; bu, bir yolculuk anlatısı değil. Oysa, Berlin’e daha fazla yer ayrılsaydı; belki de, roman, politik bir aşk anlatısına dönüşebilecekti. Bu romanı politikleştirmenin bir başka yolu da, Maria’nın günlüğü olabilirdi. Bu günlük Raif Efendi ya da anlatıcı tarafından daha sonra bulunabilirdi. Bunun için, Maria’nın doğum sırasında ölmemesi; bunun yerine, Yahudilere yönelik baskılar dolayısıyla gizlenmesi gibi bir olasılık düşünülebilirdi. Bu durumda, yaşadıklarını Raif Efendi’ye yazdığı mektuplara yansıtmaz; asıl olan bitenleri günlüklerinde anlatırdı. Olasılıklar arttırılabilir. Bu olasılıkları düşününce, “Evet, hafif bir kitap Kürk Mantolu Madonna” diyebiliriz.

    Kürk Mantolu Madonna, sağcı bir yazarın da kaleme alabileceği bir anlatı. Söyleyiş güzelliği var; ancak anlatı, ne ilginç ne de toplumsal eleştiri taşıyor. Maria’nın kadın-erkek ilişkilerine ve dine bakışında toplumsal eleştiri var; ama bunlar, tekil ve dar kapsamlı kalıyorlar. Üstelik, romanın tonu, bunları ne olumluyor ne olumlamıyor; onun yerine, olduğu gibi aktarıyor. Oysa, bir başka tablolu anlatı örneği olan Jokond ile Si-Ya-U’da (Nazım Hikmet, 1928) (şiir olsa da) hem aşkı hem isyanı görüyoruz.

    Anlatının sonunda, Raif Efendi, çocuğun, kızı olduğunu anlıyor; ama onu bulmak için kılını kıpırdatmıyor. Çocuğu bulmaya çalışsaydı, daha ilginç bir anlatı olurdu. Bağdat’a giderdi sonraki trenle, orada iş arardı belki. Böylece, kişilik dönüşümü görecektik. Olasılıklar bol; yazar, çok azını işlemiş.

    ****

    Şimdi yazının başına dönelim: ‘Kürk Mantolu Madonna’ya yönelik ilgi, “gençlerin saf aşk özlemi” ya da okurun anlatıda kendini bulmasına bağlanabilir mi? 1983’ten bu yana 67 baskı yapmış bir romanı gençlere yüklemek için, öncelikle, okurların genç olup olmadığını saptamamız gerekir; elde böyle bir veri olmayınca, yorum da havada kalıyor. Kitaba yönelik ilgi, Sabahattin Ali’ye yönelik genel ilgi, yayınevinin tanıtımları, eleştiri yazıları ve arkadaş önerisi olabilir. Daha az öne çıkan bir neden ise, anlatının bir Türk erkeğinin bir yabancı kadınla ilişkisini konu alması olabilir. Bu tür kültürel karma ilişkilerle ilgili anlatılar (özellikle de erkeğin Türk, kadının yabancı olduğu anlatılar), son dönemde daha çok ilgi görüyor. Kitabın ince olması da (yalnızca 165 sayfa), bir başka etmen olabilir; ama hepsinden önce, sol edebiyata yönelik genel ilgiyi dikkate almakta fayda var.

    ***

    Anlatıya yönelik eleştirilerimizi sıraladıktan sonra, ondaki bireysel düzlemde de olsa felsefi derinliğin hakkını vermek gerekiyor. Bunun için, yazıyı, romandan birkaç parça ile bitirelim:

    “Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır” (s.11).

    “İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı... Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?” (s.38)

    “İlk haftalar, kendimi idare edecek kadar lisan öğrenmek ve hayran hayran etrafıma bakınarak şehri dolaşmakla geçti. İlk günlerin şaşkınlığı çok sürmedi. Burası da en nihayet bir şehirdi. Sokakları biraz daha geniş, çok daha temiz, insanları daha sarışın bir şehir. Fakat ortada insanı hayretinden düşüp bayılmaya sevk edecek bir şey de yoktu. Benim hayalimdeki Avrupa’nın nasıl bir şey olduğunu ve şimdi içinde yaşadığım şehrin buna nazaran ne noksanları bulunduğunu kendim de bilmiyordum... Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim” (s.52).

    “(...) Sırf bunun için resim yaparak geçinmek istemiyorum. Çünkü o zaman kendi istediğimi değil, benden istenileni yapmaya mecbur olacağım...” (s.95)



    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • Yıllardır Can Yücel'in şiiriyle hiçbir ilgisi olmadığı halde internette "Can Yücel şiiri" olarak paylaşılan dizelerin izini süren Prof. Dr. Semih Çelenk, "Sahte Can Yücel şiirleri" listesinin 50 şiire ulaştığını açıkladı.

    Ölümü sonrası Can Yücel'e yapılan en büyük haksızlıkların başında, ilgisiz dizelerin "Can Yücel şiiri" diyerek internette dolaşıma sürülmesi oldu. Şairin üslubu ve siyasi duruşuyla hiçbir alakası olmayan sayısız şiir internette Can Yücel etiketiyle dolaşırken bu, sinemadan gazete makalelerine kadar etki yapmış durumda.

    Eşi Güler Yücel, konuya dair Kemal Öncü'ye verdiği röportajda, "Örneğin 'Her şey sende gizli 'diye bir şiir var. Mistik, kaderci, boşverci, metafizik bulamaçlı bu şiirlerle Can’a karşı adeta faili meçhul bir kampanya yürütülüyor gibi. Can’ın şiiri şiir gibi şiirdi... Ne o öyle 'Ömür dediğin bir gündür/ o da bugündür...' ye, iç, eğlen keyfine bak gerisine aldırma mesajı? Can muhalif bir şair, söyleyeceğini eğilip bükülmeden dobra dobra söyleyen bir şair, ziyaret edenlerin şaşırdığı iki göz odada oturup üreten bir şair...” diye konuşmuştu.

    Çelenk'in blogunda yayımladığı liste şöyle:

     1.Bağlanmayacaksın

    2.Kadın Dediğin

    3.Erkek Dediğin

    4.Seninle Olmanın En Güzel Yanı

    5.Anladım

    6.Herşey Sende Gizli

    7.Eğer

    8.Herkes Gitmek İstiyor

    9.Sevdiğin Kadar Sevilirsin

    10.Sağlık Olsun

    11.Tam zamanında Yaşamak (Yaşamak Zamanı)

    12.Tersten Yaşamak

    13.Biraz Değiştim

    14.Bir gün Anlarsın

    15.Gitmek

    16.Seninle Yaşlanmak İstiyorum

    17.Asla Keşkelerim Olmadı

    18.Özledim Seni

    19.Bilmelisin ki

    20.Aşk

    21.Boşver ve Yaşı Başı

    22.Olmuyorsa Zorlamayacaksın

    23.Ben Benden Olgun İnsan İsterim Karşımda

    24.Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz Fırlama Yataktan

    25.Farkında Olmalı İnsan

    26.Bir Eşi Olmalı İnsanın

    27.Unutma

    28.Sevgi Emekmiş

    29.Özleme Dair (Kim Özlerdi?)

    30. Ömür Dediğin Bir Gündür O da Bugündür

    31.Aşk Ayakkabı Gibidir

    32.Rakı İçen Kadınlar

    33.AteşveSu

    34.Ülke Bölünsün İstiyorum

    35.Kadınım Ben

    36.Senin İçin Yasak Dediler

    37.Bayram Şiiri

    38.Dostlar Irmak Gibidir

    39.Öye Bir Hayat Yaşadım ki

    40.Bir Yolun varsa Gidilecek

    41.Ömür Dediğiniz Nedir Ki

    42.Fakirin Gayrimeşru Çocuğu

    43.Ey Yüreğim

    44.Özlersin

    45.Hepsi Bu

    46.Birşey Eksik

    47.Kendimden Özür Diliyorum

    48.Bir Kadını Ağlatmak

    49.Ölüm Bir An

    50.Galiba Yoruldum
  • 1. Ben varım. Vardım. Ve var olmaya devam edeceğim. Sonsuza kadar
    ve sonsuzdan öte var olacağım!
    2. Üzmez beni, sevmeyenlerimin ve cahillerin taktıkları isimler.
    Aksine, tüm ihtişamımı koyar ortaya onlar. Benden ve adlarımdan
    gelir, bütün ilerletici ve asil ve başkaldırıcı duygular. Albız benim;
    Mara benim; Seth benim; Loki derler bana; Benim, Satan Olan ve
    Satanas; Satanus'um ben. İblis'im; Şeytan'ım ben, içinizde
    Kaynayarak Uyuyan.
    3. Lucifer dediler bana, kötülüğü anlatmak için. Halbuki, ışık ve
    güzelliği anlatırdı Lucifer. Ben kötüyüm bu düzen için; ama değilim
    asla kötülük.
    4. Beni anlamak, insanın kendisini anlamasıdır. Ama sadece beni
    anlamanın, insana bir faydası yoktur. Kendini anlamak isterse, bunun
    faydası vardır.
    5. Ben olduğum öğretildi insana hep, kendisinin, olumsuz yanının.
    Aslında, tam tersidir durum. Ben, İçinizdeki İsteğim aslında. Nasıl
    olur da, o şeyin kötü yanı olabilir; bir şeyin ta kendisi?
    6. Ben Bir'im ve Öz'üm; ama kendi elbisesini giydirir bana, her
    kavim. Teklikten çokluk olurum böylece; ama bu da beni üzmez veya
    endişelendirmez.
    7. Herkesin içinde olan, kendi Öz Tanrı'sıyım ben. Hiçbir kabilenin
    ya da kavmin özel tanrısı olmadığım gibi; hiçbir kabile beni
    sahiplenerek, üstünlük sağlayamaz. Benim öğretime uygun değildir;
    Arapların ve Yahudilerin, özel tanrılarıyla kendilerini ve aynı şekilde
    kendi dil ve geleneklerini yüceltmeleri.
    8. Sevinç bendedir. Zevk benim. Bende yatar bütün özgürlükler. Ben
    kurtarırım zihinleri her baskıdan; insanı her tanrının köleliğinden.
    Ben, insanların hepsindeyim; ama insanlar da benimdir. Ama
    bilmezler bunu, çoğu.
    9. Benim savaşım, sizin içinizdedir. Bütün insanlar benimdir
    demiyorum. Ben, bütün varlıkların içinde yaşayan Öz'üm diyorum.
    Size, şah damarınızdan daha yakın değilim. Ben zaten Siz'im.
    10. Ben, hiçbir zaman savaş vemek istemediğim gibi; sizin için de
    savaşmam. Aksine, siz, benim için savaşırsınız. Çünkü bu savaşınız,
    sizin içindir aslında. Sizin savaşınız, Küçük Savaş ve Büyük Savaş'tır.
    11. Küçük Savaş, sizi anlamayanlara karşı verdiğiniz dayanma ve
    direnmedir. Ve size düşman olanlara verdiğiniz savaştır. Ve hayata
    karşı verdiğiniz savaştır. Ve Küçük Savaş, kendinizi ifade etmenizin
    savaşıdır.
    12. Büyük Savaş, en zorudur. Büyük Savaş kendi içinizdedir. Zordur,
    çağların şartlanmalarını yıkmak. Kendinizle yüzleşmektir Büyük
    Savaş. Kendini kabul etmektir Büyük Savaş. Kendi gerçek istek,
    ihtiyaç ve zayıflıklarını keşfedip, kabul etmektir Büyük Savaş.
    13. Benim seçkinlerim, en önce Büyük Savaş'a başlamalılar. En önce,
    kendinden utanmamayı öğrenmeliler, kendilerine karşı.
    14. İnsan, daima, kendisine öğretilen, Doğru denilen kurallar ve
    kalıplar içinde yaşar. Tembeldir; gözündeki at gözlüklerinin izin
    verdiğinin dışına bakmakta. Bunu yenmektir, Büyük Savaş. Kendi
    zayıflıklarını kabul etmeden, aydınlanamaz insan.
    15. Hiçtir, Küçük Savaş'ın zorluğu; Büyük Savaşı'nı kazanan bir kimse
    için. İnsanın, benim için savaşmasıdır; kendisini hür bırakması dinsel
    baskıdan, ahlaksal ve kalıplaşmış olandan.
    16. Ben, İçinizdeki Işığım; binyıllardır sizden gizledikleri. Ben
    Düşünce'yim; Düşünme'nin ve Yargılama'nın Zevki'yim.
    17. Her şeyin başından beri, Sönmeden Yanan Ateş'im ve her şeyin
    sonundan, sonraya kadar da Yanacak Olan.
    18. Sevgi'yim, yüreğinizin derininde duyduğunuz. Benim sevgimdir,
    size yaşama ateşi veren.
    19. Ben İsyan'ım. Benim, Savaşçı Olan. Çölün derininde, dağın
    tepesinde ve denizin derininde, gecenin korkusunda, karanlıklar
    içindeki bilgi ve vecd sarhoşluğunda, benim, Yanınızda Olan; siz
    bilmeseniz de.
    20. Ben Işığım; Rengim; bütün renk tayfı benim; ama bana
    yakıştırıldı Kara Olan. Karanlık Olan'ım ben ve siyah, işte bu yüzden.
    21. İçinizin, en karanlığa gömülen yanındayım daima. Ama bu karanlık,
    benim saklanmak istememden değildir. Beni sizden saklamak
    istemelerindendir, sizin üzerinize yığılan iman karanlığından.
    22. Ben korku değilim, ama korkuldu benden; bu yüzden Korkunç
    Olan oldum ben. Her din, giydirdi bana en kötü elbisesini ve benimle
    korkutarak, hakim oldu insanlara.
    23. Ben Çılgınlığım. Benim, Vecdin Sarhoşluğu İçinde Delice Dönen.
    Aydınlatır benim şimşeğim, akıllardaki hurafeleri. Kendimi
    gösterdimmi; alt üst olur bütün sahte dinler.
    24. Ben Öğretmen'im, Gerçekleri Getiren. Ben, Işık Getiren'im ve
    Işığı Taşıyan. Ben veririm daima, gerçeğin bilgisini.
    25. Ben, Haksızlık Edilen'im. Benim, hakkı yenmiş olan ve buna, gene
    sizin için katlanan.
    26. Benim, Ateş Olan içinizde, hiç sönmeden yanan.
  • KUR’AN ‘DA AYETLER IŞIĞINDA “Başlangıç; Sıfır Noktası; Adem'in ilk sınavı”



    Kuran-ı Kerim kendi ayetlerinin anlamlarının insanlar tarafından nasıl bozulabileceği konusunda bizi uyarmıştır. Kuran-ı Kerim ayetlerin anlamının 3 şekilde bozulacağını söylüyor. 1. Tahrif 2. Tebdil 3. Ilhad



    1. Tahrif 2/75



    Bu tahrif şekli, ayetin içinde bulunan bir kelimenin Allah tarafından konulduğu yerden (mevazinden) kaydırarak anlamını bozmaktır..Örnek olarak evimizde salonda bulunan bozuk (tahrif edilmiş) bir televizyon düşünelim. Televizyonda ses vardır fakat görüntü yoktur.



    2. Tebdil 10/15

    “Beddele” kökünden gelen bu kelime ayetlerin içinde bulunan bir kelimeyi, ayeti içinden çıkartıp başka bir kelime koyarak anlamını bozmaktır.2/59, 2/211, 7/162, 40/26, 2/181, 7/95, 4/56, 18/27



    3. Ilhad 41/40

    Bu anlamı bozma şekli ise yukaridaki iki şeklin dışında ayetlerin anlamlarıyla oynamak şeklinde ortaya çıkıyor. 41/40, 22/25, 7/180



    Yukarıda verilen metodlara sadık kalarak Adem’in cennetten kovulma olayını incelemeye başlayalım. Bakalım acaba asırlardan beri anlatılan “Adem ile Havva” “Yasak elma” olay doğru mu?



    “Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir Dedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." 2/34-35-36-37-38



    “Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti.Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi veüzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rablerikendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanınsizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"



    Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."(Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır." Dedi ki: "Orda yaşayacak, orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız." Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın.

    Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir.Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.” 7/19-20-21-22-23-24-25-26-27



    “Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun." Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır." Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da." Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?" Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti. Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin.Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." 20/117-118-119-120-121-122-123



    Şimdi Kuran-ı Kerim’de Adem konusunun geçtiği yukarıdaki ayetlerin anlamlarına Kuran’a sadık kalarak incelediğimizde çok farklı neticelere ulaşıyoruz. Yukarıda yazmış olduğumuz ayetlerin içinde sizin için bazı kelimeleri seçip bu kelimeleri İlahi kitapta başka ayetlerde başka konularda hangi anlamda kullanıldığını inceleyeceğiz ve bu kelimelerin öğrendiğimiz anlamalarını yukarıda okuduğumuz ayet metinlerine yerleştirdiğimizde göreceksiniz ki Adem ile eşinin cennetten kovulma konusu çok farklı yerlere gitmektedir. Konunun içinden seçtiğimiz kelimelere gelince;



    1. Cennet

    2. Agaç (Şecere)

    3. Tatmak (Zevg)

    4. Çirkinlikler (Sevatühuma)

    5. Ortaya Çıkma (Beda)

    6. Cennet Yaprağı (Varak)

    7. Oradan çık (İhbitu)

    8. Elbise (Libas)

    9. İndirme (İnzal)



    Cennet



    Kıssasta Allah tarafından Adem ve eşinin cennete yerleştirildiğinden bahsedilmektedir. Cennet kelimesi deyince yeryüzündeki bu kelimeye aşina insanların %99 bölümü ebedilik yurdu cenneti algılamaktadır. Fakat İlahi metodla Kuran’ıKuran ile anlamaya çalıştığımızda burada bir anormallik olduğunu hissediyoruz. Buanormallik nedir dersiniz buyrun beraber bakalım;

    Adem’in yaratılır yaratılmaz cennet denilen yere yerleştirildiğini görüyoruz. Cennetkelimesi Kuran’da hem İlahi ebedilik yurdu hem de yeşil mümbit bir bahçe anlamınageliyor.



    “Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştiripgüçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin (cennet) örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.” 2/265,



    “Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini (cennet) , buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye (cennet) dönüştürdük.” 34/16



    “Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı (cennet)verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.” 18/32



    "Belki Rabbim senin bağından (cennet) daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."18/40



    Gerçek şu ki, biz o bahçe (cennet) sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.68/17



    Bu ayetlere baktığımızda Türkçesinde bahçe diye çevirilen kelimelerin hepsinin arapcası Adem’in yerleştirildiği cennet kelimesi ile aynıdır. Fakat biz sadece bu benzerlik ile kalmayıp, iki cennetin arasındaki farkı yine ayetlere sadık kalarak incelemeye devam edelim.



    1. Ahiretteki cennet ebedidir



    “…Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.” 2/25,



    “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.”7/42



    “Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir.” 9/72



    “Orda onlara hiç bir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.” 15/48



    Adem ve eşinin yerleştirildiği cennet ebedi değildir.“Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı...” 2/36



    “Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun." 20/17



    İlgili ayetlere bakıldığında Adem ile eşinin bulunduğu cennette hata yapılmıstır ve kovulunmustur.



    2. Ebedilik yurdu cennette günaha girmek yoktur.



    İlahi cennette böyle bir olay yoktur. Neden?



    “Güneş, köreltildiği zaman, Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü zaman, Gebe develer, kendi başına terkedildiği zaman” 81/1-2-3-4



    “Güneşe ve onun parıltısına (vedduha-sicaklik) andolsun” 91/1 İlgili ayetlerden anlıyoruz ki ebedilik yurdu olan cennette böyle bir susamanın olmayacağı, güneşinde kıyamet gününde köreltileceğini anlıyoruz.



    4. Kuran-ı Kerim’in tümüne baktıgımızda ve 67/2 ayeti ile beraber baktığımızda ebedilik yurdu cennete girmek için iman artı salih amelde bulunmak gerekiyor.



    “O, amel (davranış ve eylem) (ahsenu amel)bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” 67/2



    “Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar.” 19/60



    “Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah, her istediğini yapar.” 22/14

    “Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." 16/32



    Hesap gününde de terazinin ağır basması gerekiyor; “O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.”

    7/8



    “Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. “ 23/102



    Ya da direk cennete girebilmek için;“Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.” 2/154 Allah için öldürülmek gerekiyor.



    Kuran’a baktığımız zaman, Adem ise yaratılır yaratılmaz eşi ile beraber cennete yerleştiriliyor. Yukarıdaki cennet tasviri ile bu cennetin aynı olması beklenemez.



    5. Ademin bulunduğu cennete şeytan var.7/20, 20/120, 2/36



    6. Ebedilik yurdu cennete girildiğinde, hesap görülmüş, herkes kazandıklarının karşılığı olan yere yönlendirilmiştir. Yani şeytan cehennemdedir.



    “Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkâr et" dedi, inkâr edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi. Sonunda onların akibetleri, şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur.” 59/16-17



    “İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır." 14/22



    Ebedilik yurdu cennette şeytanın bulunması ayetlere uymamaktadır.



    ŞECERE



    Bu kelime Kuran’da genellikle ağaç olarak geçmektedir. 17/60, 37/61-62-63-64 fakat 4/65 ayeti şecerenin ağaçtan başka mal ihtilafi anlamına geldiğini de görmekteyiz. Bu kelimeyi şimdilik 4/65 anlamında beklemeye alarak konunun sonunda buraya tekrar döneceğiz.



    Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde (şecere)(mal ihtilafi, alacak verecek davasi) seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” 4/65



    ZEVG



    Tatmak, tadına varmak anlamlarında kullanılan ilgili ayetlerde (mecazi anlamda) 65/9, 6/148,59/15, 64/5 ve devam eden ayetlerde bu kelime genelde azabı tatmak, yaptıklarının karsılığını tatmak anlamlarında kullanıldığını görüyoruz.



    “Artık o (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü taddı (zevg) ve işinin sonucu bir hüsran oldu.” 65/9



    “Bundan önce inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? İşte onlar, işlerinin vebalini taddılar (zevg). Onlara acı bir azab vardır.” 64/5



    “Kendilerinden önce yakın geçmişte olanların durumu gibi; onlar, yaptıklarının sonucunu tadmışlardır. (zevg) Onlara acı bir azab vardır.” 59/15



    SEVATUHUMA



    Kötülük, çirkin davranış anlamlarında kullanılıyor. 4/22, 4/38, 7/177, 17/32, 20/101, 17/7, 30/10, 53/31, 31/8-9. 3/31



    “Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir *********liktir.' (SUE-Seyyiat) Ne kötü bir yoldu o!...” 4/22



    “Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayasızlık' (SUE-Seyyiat) ve kötü bir yoldur.” 17/32



    Numaraları verilen diğer ayetlerde de anlam aynıdır, inceleyebilirsiniz. İlgili çevirilerde bu kelime ilgili davranışı yapan Adem ile eşinin avret mahalleri anlamında kullanılıyor. (çirkin yerleri). 95/4 ayetini okursak Allah’ın insanları en güzel şekilde yarattığını görürüz.



    “Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” 95/4



    Bu ayete ters bir anlam cıkıyor çünkü; “Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” 18/1



    Bu kitaptaki goruslerde celiski yoktur. Allah bir yerde insanin en guzel sekilde yarattim diyorsa bir yerde onun avret mahalinin cirkin oldugunu soylemez.



    BEDA



    Bu fiil kuranda ortaya cikarmak olarak kullaniliyor. 6/28, 39/47, 45/33, 60/4, 12/35



    “Hayır, önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı(beda)...” 6/28



    “Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı (beda)... “ 45/33



    Bu “ortaya cikma” fiili de fiziki bir organın ortaya çıkma anlamında Kuran’da geçmediğini görüyoruz.



    VARAK



    Konu içinde cennet yaprakları olarak çevirilen bu kelime enteresan bir tespit ile 18/19 ayette; “... Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla (varak) şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." 18/19 Para anlamina gelmektedir.



    IHBITU



    Bu kelime konu icinde Allah tarafindan Adem ve esinin cennetten cikarilmasi icin kullanilan kelimedir.Fakat ne gariptir ki bu kelime kuranda 2/74 ayetinde;



    Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır (yehbitu).Allah yaptıklarınızdan ****** (habersiz) değildir.” 2/74



    ... (Mûsâ): "İyi olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin (ihbitu), orada size istediğiniz var," demişti...2/61



    "Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in (ihbit) ..11/48



    Bu fiil gökten bir şeyin indirmek anlaminda değil, yeryüzünde yatay hareket eden şeyler anlamında kullanılıyor.



    LIBAS



    Örtü (elbise) anlamına gelir. Kuran’da ise 2/42, 3/71, 25/47, 78/10, 16/112, 2/187



    ayetlerinde bu örtünme kelimesi manevi bir örtü anlamına gelmektedir. Çünkü bu örtü Adem ile eşine inzal edilen bir örtüdür.

    “Hakkı batıl ile örtmeyin (libas)ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz.” 2/42



    “Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz (libas), siz de onlara örtüsünüz (libas)... “ 2/187



    INZAL



    Bu indirme fiili Kuran’da 2/176, 3/3, 4/136, 2/23, 2/97 ayetlerinde “kitap”, 17/106, 26/198, 3/11 ayetlerinde “ayetler”, 15/8, 3/124’te “melekler” , 6/37 ayetinde “mucizeler” , 15/9 ayetinde “ez zikir” olarak geçmektedir.Bu indirme fiili yeryüzüne gökyüzünden (semadan) birşey indirildiğinde, Allah tarafından kullanılır.57/25 ayetınde Allah hadid (demir madenini) başka bir galaksiden indirdiğini ifade ediyor.8. maddedeki libas (örtü) elbisesinin de gökyüzünden inzal ettiğini (indirdiğini) söylüyor. Demek ki bu örtü mecazi anlamda bir örtüdür ve Allah tarafından indirilmiştir. Yoksa Allah’ın bildiğimiz tekstil elbiseleri de yukarıdan indirdiği gibi komik bir anlayışa düşmüş oluruz.



    HULD



    Bu kelime 21/34, 25/15, 32/14, 41/28 ayetlerinde uzun, sürekli,devamlı anlamlarına gelmektedir.



    “Öyleyse bu (azab) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın.Biz de sizi gerçekten unuttuk; yaptıklarınıza karşılık uzun süreli (huld) azabı tadın.” 32/14



    “Bu, Allah'ın düşmanlarının cezası olan ateştir. Bizim ayetlerimizi inkar etmeleri dolayısıyla bir ceza olarak, orada onlar için uzun süreli (huld) kalış yeri vardır.” 41/28



    Şeytan Adem ile eşini kandırmak için onlara sarsılmaz bir mülkü tavsiye ediyor. Yani ŞECERETUL-HULD’u. Yukarıda şecere kelimesini yarım bırakmıştık, şimdi burada huld ile birleştirdiğimiz zaman ağaç anlamına gelmediğini, mal mülk anlamına

    geldiğini anlıyoruz.



    Yukarıda herhangi bir anlayışın tesirinde kalmadan bu konuya anlam veren yani konuyu ete kemiğe büründüren 9 tane kelimeyi çıkardık, konudan bağımsız bu kelimelerin yukarıda size tavsiye ettiğimiz metoda bizde uyarak (Kuran’ı Kuranla anlama metoduna uyarak) konunun içine araştırdığımız bu kelimelerin Kuran’i karşılıklarını monte ettiğimizde aşağıdaki metin ortaya çıkmaktadır.Allah, Adem ve eşini cennet denen çok verimli bir bahçeye yerleştirip onlara buradayaşamalarını tavsiye edip, bazı uyarılarda bulunuyor. Şeytan konusunda onları sakındırıyor ve şeytan’ın onlar için apaçık bir düşman olduğunu bildiriyor. Verimli olan bu bahçeden yiyin için ama dunya malına tamah etmeyin.Ben Allah olarak rızkınızı burada vereceğim, eğer buna uyarsanız (Allah’ın Rezzak sıfatına güvenirsiniz) acıkmanız (yani eksiklik) olmayacak. Ama şeytan onları açlık, fakirlik duyguları ile vesveselendiriyor. 2/268. Bahçe mallarından ihtiyaç fazlasını biriktirip istif etmeye yönlendiriyor.



    O zaman insanda bulunan bu mal ve dünya hayatına düşkünlük ihtirası ortaya çıkıyor ve Allah onlara benim emrimi neden tutmadınız,Bana niye güvenmediniz, Ben sizi rızıklandıracağım dememiş miydim? diyerek onları cennet denilen bu bahçeden çıkartıp başka bir mekana yolluyor.kurak bir bozkıra) ve onlara bu bahçeden kovulmanıza neden olan hatalarınız için size bu çirkinliklerinizi örtecek libas indirdim diyor. Bu libaslarda Kuran’da indirilen infak, sadaka ve zekat ayetleri olup ademoğlunun bu ihtirasını törpülemek için uyması gereken ve tavsiye edilen amellerdir.



    Bugunkü dünyanın sosyal ve ekonomik pozisyonuna baktığımızda insanoğlunun aslında sıfır noktasından fazla ileri gidemediği ve birçok noktada aynı yerde kaldığını gösteriyor. Allah yeryüzüne rızıkları eşit olarak göndermesine rağmen bazıademoğulları öyle bir biriktirme ve istif hastalığına tutulmuşlar ki Avrupa’daki ademoğlunun yıllık geliri yirmibin dollar iken Afrikadaki ademoğlu açlıktan ölmektedir.

    Alıntıdır : E.Üzümcü
  • 464 syf.
    ·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Seneler önce çok sevdiğim bir dostum tarafından doğum günümde hediye edilen, senelerdir evirip çevirip bir türlü okuyamadığım, elime alıp alıp tekrar yerine koyduğum, neden ödüllü olduğunu, yazarın neler yaşayıp da gerçek hayatından esinlenerek bu yapıtı ortaya çıkardığını sorup sorup durduğum Yüzyıllık Yalnızlık’ı Haziran ayı için ʙüşʀᴀ~ seçti ben #okudumbitti
    O seçmiş olmasaydı kesinlikle bir süre daha elime alıp alıp okuyamazdım, o seçtiyse akan sular duracak, o kitap okunacak

    Gelgelelim; herkese benden çay ama Jose Arcadio Buendia’ya yok, neden olsun ki beynimi yakan bütün hikayenin başı o. 18 ayda yazıp bitirdiği kitabı okumamın seneler alması bundan. Kitap hakkında soracağınız bütün sorulara kapalıyım, zira toprak yiyen bir kız kardeş veya havalara uçan insanların yalnızlık seviyelerini içselleştirecek kadar özümseyemedim kitabı. Fakat bende hep ayrı bir yeri olacağı kesin, çünkü aynı zamanda kendime 14 Şubat 2019 tarihinde pek sevdiğim yazar Sabahattin Ali’nin “Hep Genç Kalacağım” kitabı ile başlattığım #yüzkitap etkinliğinin yüzüncü kitabı olmaya hak kazandı ve anahtarlığımı bu sayede bitirmiş oldum. Okuduğum kitapların varlığını her zaman yanımda hissetmek bana ayrıca haz verecek :) Okuduğum yüz kitap ayrıca ektedir, sizler de okuduklarınız, okumak istedikleriniz veya sormak istedikleriniz varsa yoruma ekleyebilirsiniz :))

    “Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkûm edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.” diye sonlanan kitabı, okuyup anlayamayanlar olarak çok tatlıyız bence ;))

    Yazarın bir de “Yaprak Fırtınası” adlı bir yapıtı varmış ki aslında Yüzyıllık Yalnızlık’ın temelini oluşturuyormuş.
    Hem orda meşhur mekân Maconda ve meşhur Albay’ımız da varmış. Gelin okuyup anlamakta zorlanacağımız sıradaki kitabımız bu olsun ve kendi yüzyıllık yalnızlıklarında boğulmamak için tüm çabalarını gösterenlere de benden selam olsun.
    Herkese keyifli okumalar.

    Anahtarlığımdaki okuduğum #yüzkitap
    1. Hep Genç Kalacağım - Sabahattin Ali
    2. Y’ol - Birhan Keskin
    3. Kadın Beyni Erkek Beyni
    4. Öğretmenliğime Notlar
    5. Açılın Ben Öğretmenim
    6. Türkiye’nin Maarif Davası
    7. Pal Sokağı Çocukları
    8. İvan İlyiç’in Ölümü
    9. Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır
    10. Martin Eden
    11. Suç ve Ceza
    12. Gece
    13. Benim Adım Kırmızı
    14. Pembe Fili Düşünme
    15. Küçük Başlayın, Büyük Düşünün
    16. Bin Hüzünlü Haz
    17. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
    18. Tespih Ağacının Gölgesinde
    19. Huzursuzluk
    20. Kardeşimin Hikayesi
    21. Dans Eden Kelimeler
    22. Amcamın Rüyası
    23. Dirilt Kalbini
    24. Ve Dağlar Yankılandı
    25. Gençliğim Eyvah
    26. Medcezir
    27. 1984
    28. Bir Çift Yürek
    29. Bir Tereddütün Romanı
    30. Hayvan Çiftliği
    31. Yer Altından Notlar
    32. Yaşama Çevrilen Pedal
    33. Kar
    34. İntibah
    35. Sol Ayağım
    36. Kişisel Ataleti Yenmek
    37. Beyaz Gemi
    38. Cengiz Han’a Küsen Bulut
    39. Cemile
    40. Sultanmurat
    41. Fatih-Harbiye
    42. Gençlerle Başbaşa
    43. İtiraflarım
    44. Hz. Muhammed
    45. Çocukluğum
    46. Albaya Mektup Yok
    47. Vadideki Zambak
    48. Güç Sensin
    49. Köyden İndim Şehre
    50. Son Ada
    51. Arafat’ta Bir Çocuk
    52. Yüzüncü Ad
    53. Dünyayı Güzellik Kurtaracak
    54. İnsancıklar
    55. Bir Aşka Vuran Güneş
    56. Bir Yeryüzü Tanığı
    57. Üvercinka
    58. İşaret Çocukları
    59. Lavinia
    60. Uzun Hikaye
    61. Masal Masal İçinde
    62. Yabancı
    63. Leyla ile Mecnun
    64. Açılın Ben Çocuğum
    65. Eğitim Bir Kitle İmha Silahı
    66. Baba Evi/Avare Yıllar
    67. Göğe Bakma Durağı
    68. Aldatmak
    69. Babalar ve Oğullar
    70. Gerçek Hesap Bu
    71. İki Şiirin Arasında
    72. Öğretmenim Bir Bakar Mısın
    73. Kızım Olmadan Asla
    74. Algernon’a Çiçekler
    75. Aramızda Kalsın
    76. Güzel Dost
    77. Beş Şehir
    78. Veronika Ölmek İstiyor
    79. Yeşil Mürekkep
    80. Fotoğraflarla Çanakkale Savaşları
    81. Çanakkale Ruhu
    82. Badem Ağacı
    83. Doğu’nun Limanları
    84. Yüreğime Dokunan Eller
    85. Acılar Kitabı
    86. Edebiyat Mutluluktur
    87. Cinnet Mustatili
    88. Acımak
    89. Yılanı Öldürseler
    90. Şizofreni Yalnız Oynanmaz
    91. Lâ Sonsuzluk Hecesi
    92. Cümle Kapısı
    93. Zübük
    94. Yetişin Çocuklar
    95. Agapi: Ölümsüz Aşk
    96. Sodom ve Gomore
    97. Nutuk
    98. Gözüyle Kartal Avlayan Yazar
    99. Üç Anadolu Efsanesi
    100. Yüzyıllık Yalnızlık
  • Adem Aleyhisselam’ın Kıssası
    1) “Bir zamanlar Rabbin meleklere şöyle demişti: Kuşkusuz ki Ben, kuru bir çamurdan, değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!”

    Hicr 28

    2) “Bir zamanlar Rabbin meleklere şöyle demişti: Kuşkusuz ki Ben, yeryüzünde bir halife yapacağım. Melekler de şöyle dediler: Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife yapacaksın? Oysa biz Seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz? Rabbin dedi ki: Kuşkusuz ki Ben sizin bilmediklerinizi bilirim!”

    Bakara 30

    3) “Onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secdeye kapanın!”

    Hicr 29

    4) “Bir zamanlar biz meleklere: Adem’e secde edin! demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O ise yüz çevirdi, büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu!”

    Bakara 34

    5) “Bunun üzerine meleklerin hepsi topluca hemen secde ettiler. Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.”

    Hicr 30, 31

    6) “Allah dedi ki: Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?”

    Hicr 32

    7) “Allah dedi ki: Sana emrettiğim halde, seni secde etmekten alıkoyan nedir? İblis dedi ki: Ben ondan daha hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın!”

    A’râf 12

    8) “Allah dedi ki: Ey iblis! İki elim ile yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?”

    Sâd 75

    9) “İblis dedi ki: Ben, kuru bir çamurdan, değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek değilim!”

    Hicr 33

    10) “Allah dedi ki: O halde in oradan! Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Kuşkusuz ki sen alçaklardansın!”

    A’râf 13

    11) “Allah dedi ki: Öyle ise oradan çık! Kuşkusuz ki sen, artık kovulmuş birisin!”

    Hicr 34

    12) “Kuşkusuz ki Benim lanetim kıyamet gününe kadar elbette senin üzerine olacaktır!”

    Sâd 78, Hicr 35

    13) “İblis dedi ki: Rabbim, tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver.”

    Hicr 36

    14) “Allah dedi ki: Kuşkusuz ki sen bilinen vaktin gününe kadar mühlet verilenlerdensin.”

    Hicr 37, 38

    15) “İblis dedi ki: Rabbim! Beni azdırdığın için, andolsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!”

    Hicr 39

    16) “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırdığın için, andolsun ki ben de onları saptırmak için, senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım!”

    A’raf 16

    17) “İblis dedi ki: Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Eğer kıyamet gününe kadar beni ertelersen, yemin ederim ki pek azı dışında onun zürriyetini hükmüm altına alıp kendime bağlayacağım!”

    İsra 62

    18) “Sonra elbette onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenler bulamayacaksın!”

    A’raf 17

    19) “Allah dedi ki: Yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki insanlardan sana kim uyarsa onları ve sizi, hepinizi cehenneme dolduracağım!”

    A’râf 18

    20) “Allah dedi ki: Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa, kuşkusuz ki hepinizin cezası cehennemdir, hem de tam bir ceza! Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun. Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!”

    İsra 63, 64

    21) “Kuşkusuz ki Benim kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olamaz! Rabbin vekil olarak yeter.”

    İsra 65

    22) “İblis dedi ki: Ancak onlardan ihlâs sahibi kulların müstesnadır.”

    Sad 83

    23) “Bunun üzerine biz şöyle demiştik: Ey Adem! Kuşkusuz ki bu İblis, senin ve zevcenin düşmanıdır! Dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun!”

    Ta-Ha 117

    24) “Ey Adem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!”

    A’raf 19

    25) “Kuşkusuz ki sen burada hiç acıkmayacak ve çıplak da kalmayacaksın!”

    Ta-Ha 118

    26) “Ve sen burada susamayacak, kuşluk vakti güneşinden de yanmayacaksın!”

    Ta-Ha 119

    27) “Sonunda şeytan Adem’e şöyle vesvese verdi. Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığa delâlet edeyim mi?”

    Ta-Ha 120

    28) “İblis, onların kendilerine gizli kalan çirkin yerlerini, kendilerine göstermek için onlara vesvese verip dedi ki: Rabbiniz sırf ikiniz de melekleşirsiniz veya burada ebedi kalıcılardan olursunuz diye size bu ağacı yasakladı. Onlara, kuşkusuz ki ben size nasihat edenlerdenim, diye de yemin etti.”

    A’raf 20, 21

    29) “Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Adem, Rabbine asi oldu, böylece azdı.”

    Taha 121

    30) Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından oralarına örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Kuşkusuz ki şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye nidâ etti.”

    A’raf 22

    31) “Hani biz meleklere: Adem’e secde edin, demiştik! İblis hariç olmak üzere hepsi secde ettiler. İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı! Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun soyunu dost mu ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır! Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!”

    Kehf 50

    32) “Andolsun ki biz daha önce Adem’e de (o ağaçtan yememesi için) ahid vermiştik. Fakat o unuttu. Biz onda azim bulmadık!”

    Ta-Ha 115

    33) “Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır.”

    Bakara 36

    34) “Allah dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin! Size benden bir hidayet geldiği zaman, kim benim hidayetime tâbi olursa o (dünyada) sapmaz, (ahirette de) bedbaht olmaz!”

    Ta-Ha 123

    35) “Kim benim zikrimden (Kur’an’ımdan) yüz çevirirse, kuşkusuz ki onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/dar bir geçim vardır! Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz!”

    Ta-Ha 124
  • İzlenmesi gereken en iyi psikolojik filmler
    1- Yağmur Adam (Otizm)
    2- Benim Adım Sam (Zeka geriliği olan bir baba ve kızı)
    3- Sol ayağım (Fiziksel engeli olan bir adam)
    4- Guguk Kuşu (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    5- Aklım Karıştı (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    6- Akıl Oyunları (Şizofreni)
    7- Wilber Ölmek istiyor (İntihar ve Depresyon)
    8- İçimdeki Deniz (Ötenazi isteyen bir adam)
    9- Kimlik (Çoklu kişilik bozukluğu)
    10- Şanslı (Ensest)
    11- Atlı Karınca (Ensest)
    12- Zenne (Eşcinsel eğilim ve aile tutumları)
    13- Siyah Kuğu (Mükemmliyetçilikpsikolojik gerilim)
    14- Gözlerimi de Al (Karı koca ilişkisi)
    15- Karanlıktakiler (Sosyofobi- cinsel taciz)
    16- Otomatik Portakal (Vicdan deneyi- vicdan var mıdır? var edilebilir mi?)
    17- Sineklerin tanrısı (İnsanların medeniyetten uzaklaştıklarında “id” lerinin nasıl devreye giridğini anlatıyor)
    18- Babam Büfe (Fakir bir aile yapısı)
    19- Benny’nin Videosu (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    20- Funny Games (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    21- Hayat güzeldir (Nazi Almanyası, baba oğul ilişkisi)
    22-İnsomnia (Polisiye , gerilim uyuyamayan bir polisin maceraları)
    23- Akıl defteri (Hafıza Kaybı)
    24- Tehlikeli ilişki (Freud- jung)
    25- Dövüş kulübü (Şizofreni)
    26- Ceket (Psikolojik gerilim)
    27- Truman şov (Kurgu bir yaşamda insan psikolojisi)
    28- Makinist (Uykusuzluk problemi- insomnia)
    29- Gizli pencere (Paranoya)
    30- Nietzsche Ağladığında
    31- Sen ne dilersen (İki kız kardeşin ilişkisi)
    32- Dönüş (Aile içi ilişkiler)
    33- Yirmi Üç (Takıntılı kişilik)
    34- Sil Baştan (İki farklı kişiliğin beraberliği- bilinçte yolculuk)
    35- Piyano öğretmeni (Aşırı tutucu bir kişilik ve beraberinde getirdiği cinsel sapkınlığı anlatan bir film)
    36- Takva
    37- Büyük balık (Baba- oğul ilişkisi)
    38-Abim evin tek çocuğu (Aile ilişkileri- özellikle kardeş ilişkisi üzerinde durulmuş)
    39- Beyza’nın kadınları (Çoklu kişilik bozukluğu)
    40- Max ve Mary (Asperger sendromu)
    41- Yerdeki Yıldızlar / Taare Zameen Par (Disleksi)
    42- Benim Adım Khan / Konusu: Rizwan Khan Otizm türü rahatsızlığı olan sperger sendromu hastasıdır..
    43- Beşir´le Vals
    44- İnception
    45- 3 İdiot
    46- Her Çocuk Özeldir
    47-Erkek Severse (Alkolizm)
    48- 28 Gün (Bağımlılık ve Alkol)
    49-Yukarıya Bak (Animasyon)
    50- Saklambaç (şizofren bir psikiyatristin hayatı)
    51- Benden Bu Kadar (Onsesif Kompülsif)
    52- Kevin Hakkında Konuşmalıyız
    53- Tehlikeli Oyun (Wawe, Dalga)
    54- Benim Küçük Gün Işığım
    55- İçinde Yaşadığım Deri
    56- Amedeus
    57- Beethowen’ı Anlamak
    58- Experiment
    59- Sybil
    60- Oğul Odası
    61- Gen
    62- Ölü Ozanlar Derneği
    63- The Game
    64- Black (Kör bir kız çocuğunun hayatı)
    65- Billy Elliot
    66- Forrest Gump
    67- Atlıkarınca
    68- Tavşan Deliği
    69- Herkes Mi Aldatır?
    70- Mozart ve Balina
    71- Good Will Hunting (Can Dostum)
    72- American Psycho
    73- 12 Angry Man
    74- İn Treatment (Dizi Film, her bölüm bir danışma seansıdır)
    75- Lie To Me (Beden Dilini Anlatmaktadır)
    76- Sherlock Holmes (Psikolojik analizler ve vaka çözümlemeleri)
    77- Umudunu Kaybetme
    78- Zindan Adası
    79- Zoraki Kral
    80- Öğretmenim Mori
    81- Özgürlük Yazarları (Varoş bir okulda bir idealist öğretmenin verdiği mücadele)
    82- The Mentalist (Dizi)
    83- Uçurtmayı Vurmasınlar
    84- Kelebek Etkisi
    85- Çıldırış
    86- Ghajini
    87- Kuzuların Sessizliği
    88- Kır Zincirlerini
    89- Aile Babası
    90- Başkalarının Hayatları
    Inception - (Aksiyon-Macera-Gizem)
    Prestij - (Gizem-Gerilim)
    The Illusionist - (Gizem-Romantik)
    Sherlock Holmes Series ­­­­­- (Aksiyon-Macera-Suç)
    Memento - (Gizem-Gerilim)
    Source Code - (Gizem-Bilim/Kurgu-Gerilim)
    Minority Report - (Aksiyon-Gizem-Bilim/Kurgu)
    Limitless - (Gizem-Gerilim-Bilim/Kurgu)
    Tron / Legacy - (Aksiyon-Macera-Bilim/Kurgu)
    Warrior - (Aksiyon-Dram-Spor)
    Unkown - (Gizem-Gerilim)
    Vantage Point - (Aksiyon-Suç)
    In Time (Aksiyon-Gizem-Bilim/Kurgu)
    Thor - (Fantastik-Aksiyon-Macera)
    Robin Hood - (Aksiyon-Macera)
    The Adjustment Bureau - (Gerilim-Bilim/Kurgu)
    Repo Men - (Aksiyon-Suç)
    The Departed - (Suç-Gizem)
    Eternal Sunshine of the Spotless Mind - (Dram-Romantik)
    Jeux d’enfants - (Dram-Romantik)
    The Curious Case of Benjamin Button - (Fantastik-Gizem-Dram)
    I Am Legend - (Dram-Gerilim-Bilim/Kurgu)
    The Pianist - (Dram-Savaş)
    The Sixth Sense - (Dram-Gizem-Gerilim)
    The Bourne Series - (Aksiyon-Suç-Gerilim)
    Slumdog Millionaire - (Dram-Romantik-Gerilim)
    Blood Diamond - (Macera-Dram)
    The Pursuit of Happyness - (Dram-Biyografi)
    The Machinist - (Gizem-Gerilim)
    Hugo - (Macera-Dram)
    Crazy,Stupid,Love. - (Komedi-Romantik)
    August Rush - (Müzikal-Dram)
    Closer - (Dram-Romantik)
    War House - (Dram-Savaş)
    Easy A - (Romantik-Komedi)
    Real Steel - (Bilim/Kurgu-Aksiyon)
    Men in Black Series - (Aksiyon-Komedi-Bilim/Kurgu)
    The Jacket - (Gizem-Bilim/Kurgu)
    P.S. I Love You - (Dram-Romantik)
    Hanna - (Aksiyon-Suç-Gizem)
    The Holiday - (Romantik-Komedi)
    50 First Dates - (Romantik-Komedi)
    The Hangover Series - (Komedi)
    This Means War - (Komedi-Aksiyon-Romantik)
    Largo Winch Series - (Macera-Gerilim)
    Dinner for Schmucks - (Komedi)
    The Butterfly Effect Series - (Suç-Bilim/Kurgu)
    The Bounty Hunter - (Romantik-Komedi)
    Man on a Ledge - (Suç-Aksiyon-Gerilim)
    The Road - (Macera-Dram)
    Jumper - (Aksiyon-Macera-Bilim/Kurgu)
    The Avengers - (Aksiyon-Bilim/Kurgu)
    The Girl with the Dragon Tattoo - (Suç-Gizem-Dram)
    Intouchables - (Biyografi-Dram-Komedi)
    The Hungar Games - (Aksiyon-Macera-Bilim/Kurgu)
    Abraham Lincoln / Vampire Hunter - (Aksiyon-Fantastik)
    Chronicle - (Bilim/Kurgu-Gerilim)
    The Dictator - (Komedi)
    Captain America / The First Avenger - (Aksiyon-Macera-Bilim/Kurgu)
    One Day - (Dram-Romantik)
    Colombiana - (Aksiyon-Suç-Dram)
    Mr. Popper’s Penguins - (Komedi)
    Body of Lies - (Aksiyon-Dram-Gerilim)
    (500) Days of Summer - (Komedi-Romantik-Dram)
    My Name Is Khan - (Dram-Romantik-Gerilim)
    3 Idiots - (Komedi-Romantik-Dram)
    I Am Number Four - (Fantastik-Bilim/Kurgu)
    The Raid Redemption - (Aksiyon-Suç-Gerilim)
    Franklyn - (Fantastik-Bilim/Kurgu)
    She’s Out of My League - (Romantik-Komedi)
    Prince of Persia / The Sands of Time - (Aksiyon-Macera-Fantastik)
    Percy Jackson & the Olympians / The Lightning Thief - (Fantastik-Macera)
    TheTwilight Saga (Fantastik-Bilim Kurgu-Romantik)
    Hooligans - (Suç-Spor)
    Mongol - (Biyografi-Dram)
    Takers - (Aksiyon-Suç-Gerilim)
    The Shawshank Redemption - (Dram-Suç)
    Fight Club - (Dram)
    The Green Mile - (Dram-Suç-Fantastik)
    Se7en - (Suç-Gizem-Gerilim)
    Leon - (Dram-Gerilim-Suç)
    Saving Private Ryan - (Aksiyon-Dram-Savaş)
    V for Vendetta - (Aksiyon-Gerilim)
    Amelie - (Komedi-Romantik)
    The Basketball Diaries - (Biyografi-Suç-Dram)
    A Beautiful Mind - (Biyografi-Dram)
    25th Hour - (Suç-Dram)
    The Aviator - (Biyografi-Dram)
    Million Dollar Baby - (Dram-Spor)
    Catch Me If You Can - (Biyografi-Komedi-Suç)
    Lord of War - (Suç-Gizem-Gerilim)
    The Godfather Series - (Dram-Suç)
    Harry Potter Series - (Macera-Fantastik)
    The Lord of the Rings Series - (Aksiyon-Macera-Fantastik)
    Batman Series - (Aksiyon-Macera-Suç)
    Pirates of the Caribbean Series - (Aksiyon-Macera-Fantastik)
    The Expendables Series - (Aksiyon-Macera-Gerilim)
    Ocean’s Series - (Suç-Gerilim)
    Iron Man Series - (Aksiyon-Macera-Bilim/Kurgu)
    Undisputed Series - (Aksiyon-Suç-Dram)
    The Perks Of Being a Wallflower (Dram-Romantik)
    Back To The Future (Aksiyon,Macera) 3 filmi var
    Soul Surfer (Biyografi-Dram-Spor)
    Menace ii Society (Dram-Aksiyon)
  • 141 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    "Hepimizin biyolojik olarak birer babası vardır. Babalık, zaman içinde oluşan bir duygudur. Kimileri için iyikiler olurken kimileri için tamamen bir düş kırıklığı oluyor. Baba konusunda en çok zarar gören bir kişi olduğu için baba için yazılmış en güzel seçkiyi okurken bazen gıpta ettim bazen duygulandım bazen de "Seni sevmeyen ve önemseyen baba için neden Pollyanacılık ediyorsun." diye söylendim.

    Yeşil Işık (21): Bu seçkide en sevdiğim öykü oldu. Merak ve heyecanın üst düzeyde yaşandığı bu öykü ben de çok anlamlı bir yer edindi. Öyküdeki yeşil ışık saçan betiği, eski balacalık arkadaşım Ömer'e tartık (armağan) ederdim. Onun satkınlığını unutmasam da en azında babasını görmesi istiyorum. Herkese özüne yakışan davranışı sergiler.

    Korku Hikayeleri'nde onun o güzel gönlünü farkında olmadan kırdım. Babalar Günü için yazdığı ilk öyküsüyle bana "Acı Bir Pişmanlık (19)"ı tattırdı. Bayıldım. Elindeki anın kıymetini bu kadar güzel bilmemizi öğretilir mi? Onun diğer öyküsü olan Unutulanlar, ilk öykü gibi etkileyici ve lezzetli değildir. Sonunu pek anlamasam da bu öykü, sokak balaların sesi olduğu su götürmez bir gerçektir.

    Korku Hikayeleri seçkisindeki en iyi korku öyküsü yazan Barış Demirbaş, bu seçkide benden 16 puan alarak listemde altıncı sırada özüne yer buldu. Öykünün adı Zaman yerine Babanın Azmi olsaydı etkileyici olurdu. Daha önce bana öyküm kurgu değil deyince Zaman, kimin anısı olduğunu içimde tahmin ettim. Zaman'ı okuyunca tahminim doğru çıktı. Zaman, onun bir balacalık anısıdır. Mühendis olan arkadaşımın yeni özelliğini keşfettim. Anıyı kurguya dönüştürüyor.

    Bu seçkide en sevdiğim öyküler; Yeşil Işık (21), Mavi Bisiklet (20), Acı Bir Pişmanlık (19), Çekiç (18), Benim Öyle Bir Babam Var Ki (17), Zaman (16), Yalnızlığın Bestesi (15), En Sevdiğim Adam Babam (14), Babamın Birikimi (13), Cennet Babanın Yüreklerinde Saklıdır (12) ve Alexa (11). Bende etki bırakan öyküleri kolayca sıralayabildim. Hakka niyetli bir liste oldu. Severek okudum. Şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.

    #BetikEli #Baba4HarfliDeğildir #Kollektif #BabamınBirikimi #Zaman #YeşilIşık #BenimÖyleBirBabamVarKi #AcıBirPişmanlık #Çekiç #CennetBabanınYüreklerindeSaklıdır #MaviBisiklet #EnSevdiğimAdamBabam #YalnızlığınBestesi #Alexa #1881Kitap
  • “11
    H.K
    İlahi
    Asla gerçekleşmiyoruz.
    Karşı karşıya duran iki uçurumuz biz – Cennet’i hayranlıkla izleyen bir kuyu.”
    Syf 40

    “15
    Doğuştan bana ait olan içimdeki toprağı, adım adım fethettim. İçinde bir hiç olarak kaldığım bataklığı, azar azar ele geçirdim. Sonsuz varlığımı doğurdum, ama kendimi kendimden forsepsle koparmak zorunda kaldım.”
    Syf 44


    “17
    Belki de bir gayret gösterip şu biricik, benzersiz işe girişmenin zamanı gelmiştir: hayatını gözden geçirmek. Uçsuz bucaksız bir çölün tam göbeğindeymişim. Edebi bir dille bir vakitler ne olduğumu, bu noktaya nasıl geldiğimi açıklamaya çalışıyormuşum.”
    Syf 45


    “20
    Ömrüm boyunca, hayatımı ezen koşulların bazılarından kurtulmak istediğim, buna karşılık kendimi benzer başka koşullar tarafından kuşatılmış olarak bulduğum çok oldu, olayların belirsiz örgüsünde bana karşı kesin bir düşmanlık vardı, desem yeri var. Diyelim ki beni boğmakta olan bir eli boynumdan söküyorum. O eli söküp atan kendi elimin, beni kurtarırken boynuma bir ip geçirdiğini fark ediyorum. İpi boynumdan dikkatle çıkarıyorum, ama bu kez de kendi ellerimle boğazımı sıkmama ramak kalıyor.”
    Syf 48


    “21
    İster var olsunlar ister var olmasınlar, biz tanrıların kölesiyiz.”
    Syf 48


    “22
    Aynalarda gördüğüm suretim, hep ruhumun kollarına sığınırdı. Düşüncelerimde bile olduğum gibi var olabilirdim ancak: zayıf ve beli bükük biri.
    Her şeyim çoktan ölmüş bir çocuğun eski fotoğraf albümüne yapıştırılmış, renkli bir prens tipografisini anımsatıyor.
    Beni sevmek, bana acımak demek. Gelecek zamanın sonlarına doğru bir gün biri çıkıp hakkımda bir şiir yazacak, ben de belki ve ancak o zaman, Kendi Krallığım’da hüküm sürmeye başlayacağım.
    Tanrı; biz varız ve her şey bundan ibaret değil, demek.”
    Syf 48-49


    “28
    H.K
    Müziğin ya da düşün hafif bir soluğu, ne olursa olsun, yeter ki öyle ya da böyle bir şey hissetmemizi sağlasın, ne olursa olsun, yeter ki düşünmekten bizi alıkoysun.”
    Syf 53


    “35
    … ve derin bir küçümseme, insanlık için çalışan, vatan için savaşan ve hayatlarını uygarlığın sürmesi için feda eden tüm insanlara karşı bir tiksinti, bir küçümseme…
    … her biri için tek gerçekliğin kendi ruhları olduğunu, geriye kalanın ise -dış dünya ve ötekiler- zihinsel hazımsızlığın düşlerdeki sonuçlarından farksız, estetikten yoksun bir karabasadan başka şey olmadığını bilmeyen insanlara duyulan, tiksintiyle iyice büyüyen küçümseme.
    Çaba haracamaya karşı duyduğum tiksinti giderek büyüyor, o kadar ki, her türlü şiddetli çabanın karşısında elime ayağıma sahip olamaz oluyorum nerdeyse – ve savaş, enerjik ve üretici çalışma, başkalarına yardım etme vb., hepsi bence bir tür utanmazlık […]
    Ve ruhumun en yüce gerçeğiyle karşı karşıya kaldığımda, yararlı olan her şey, dışımda olan her şey, en sık kurduğum düşlere egemen olan saf yüceliğe kıyasla, bana uçarı ve kaba geliyor. Benim gözümde en gerçek olanlar işte bu düşlerdir.”
    Syf 63


    “37
    H.K
    Istırap Molası
    Bir köşeye atılmış bir şey, sokağa düşmüş bir bez parçası olan iğrenç varlığım hayatı görünce kılık değiştiriyor.”
    Syf 66


    “38
    H.K
    Ben olmadığı için bütün dünyaya imreniyorum. Olmayacak şeyler arasında her zaman en olanaksızı bu gibi gelmiştir bana ve bu nedenle de alışılmış, aşırı, çılgın bir isteğe, bütün sıkıntılı saatlerimde yaşadığım bir umutsuzluğa dönüşmüştür.
    İç karartıcı, donuk bir güneş sağanağı, gözlerimdeki etkin görme duyusunu yaktı. Sıcaklığın sarısı, ağaçların yeşil-siyahında çürüdü. Uyuşukluk […]”
    Syf 66


    “47
    H.K
    … karmaşık duygularımdan oluşan bu hüzünlü yığının içinde…
    Bezginliklerle, sahte özverilerle dokunmuş bir akşam hüznü, en ufak duygulanmada hemen kendini gösteren can sıkıntısı, tutulmuş bir hıçkırığa ya da ansızın ortaya çıkmış bir gerçeğe benzeyen bir acı. Dikkatsiz ruhum, vazgeçişlerimden ibaret bu manzarayı izliyor -yarıda kalmış hareketlerle örülü uzun yollar, doğru dürüst kurmadığım hayallerden oluşan yüce dağlar, ıssız yolları ayıran çalıları hatırlatan savrukluklar, dilsiz fıskiyeleri olan eski havuzlardan farksız varsayımlar-, karmaşık duygularımla dolu bu hüzünlü yığında her şey birbirine karışıyor, her şey sıradan bir görüntü haline geliyor.”
    Syf 79


    “65
    Ruhun hazinelerinin ve şölenlerinin bekçisi olan tanrısal, o şanslı çekingenlik.
    Ah nasıl da isterdim hiç olmazsa bir ruha biraz zehir, huzursuzluk, şaşkınlık katmayı. İçinde yaşadığım kesmekeşin boşluğuna karşı bir teselli olurdu bana. İnsanları yoldan çıkarmayı hayatımın amacı olarak benimseyebilirim. Ama sözlerimin karşısında titreyen tek bir ruh var mı? Beni duyabilecek tek bir varlık var mı, benden başka?”
    Syf 104


    “68
    Bütün yanılsamaların ve yanılsamaların taşıdığı her şeyin verdiği yorgunluk -aynı yanılsamaların yitirilmesi, onlara sahip olmanın gereksizliği, onlara önce sahip olup sonra kaybetmenin peşin bezginliği, sahip olmuş olmanın ıstırabı, sonlarının böyle olacağını bile bile onlara sahip olmuş olmanın entelektüel utancı.
    Yaşamın bir bilinci olmadığının bilincinde olmak, aklın en eski yükümlülüğüdür. Bilinçsiz akıllar vardır -elle tutulmaz zekâ parıltıları, düşünce akımları, gizemler ve felsefeler-, bunlar, refleksler ya da böbreklerin pislikleri dışarı atması gibi kendi kendine işler.”
    Syf 68


    “78
    H.K
    21 Nisan 1930
    … Bile bile, uyurcasına, bedenimize laf geçiremiyormuşuz gibi, girilecek kapıyı ıskalayıp duruyoruz. Her şeyi ıskalıyoruz…”
    Syf 121


    “89
    Üstün bir insana yakışan yegane tavır, yararsız olduğunu bildiği bir işi inatla sürdürmek, sonuç vermeyeceğinin farkında olmasına rağmen disipline ayak uydurmak ve zerre kadar önem vermediği felsefi ve metafizik düşünce kıstaslarına sıkı sıkıya sarılmaktır.”
    Syf 134


    “97
    Gerçek bir bilge içinden öyle bir tavır benimser ki, dışarıdaki olayların üzerinde ki etkisi kesin olarak en aza iner. Bunun için olaylara kıyasla ona daha yakın duran gerçeklikleri üzerine kuşanarak zırhlanması gerekir, aynı gerçeklikler, olayları daha ona ulaşmadan süzüp kendileriyle uyumlu hale getirirler.”
    Syf 146


    “103
    H.K
    Edimde bulunmaya duyduğum kini, fanusta bir çiçek gibi büyütüyorum içimde. Hayata baş kaldırdığım için kendimle övünüyorum.”
    Syf 153


    “105
    Vazgeçmenin Estetiği
    Razı olmak boyun eğmeyi ifade eder; öte yandan yenmek razı olmak demektir, dolayısıyla ucu yenilmeye çıkar. İşte bu yüzden her zaferle insan biraz daha bayağılaşır. Galipler, onları savaşmaya, zafere götürmüş olan yorulabilme yetisini, bugünün karşısında yitiriverirler. Hallerinden memnundurlar artık, oysa insan ancak bir şeye razı olursa, galiplerin zihniyetine sahip değilse memnuniyet duyabilir. Yenmeyi bilenler, hiç yenmemiş olanlardır. Güçlü olan, kendi cesaretini durmadan kırabilendir. En iyisi, en soylusu vazgeçmektir. En yüce imparatorluk, normal hayattan, başkalarıyla görüşmekten vazgeçen, üstünlük kaygısını sırtında bir mücevher sandığı gibi hissetmeyen, altında ezilmeyen bir imparatorun hükmünde olandır.”
    Syf 154


    “112
    H.K
    25 Temmuz 1930
    Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı – ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyizdir.”
    Syf 161


    “134
    H.K
    Kendimi arıyorum, bulamıyorum. Kasımpatı saatlere, gergin vazoların belirgin çizgilerine aidim ben. Tanrı ruhumu bir süse çevirdi.
    Ruhumun seyrini hangi şatafatlı, özentili ayrıntılar tarif eder, bilemiyorum. Süsü hiç kuşkusuz, onda varlığımın özüne benzer bir şey sezdiğim için seviyorum.”
    Syf 185
  • 1- İnsanın Çok Zalim ve Cahil Olması

    İnsandaki temel zaaflardan biri zulüm ve cehalettir. Zulüm kelime olarak bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymak, azgınlık, gadr, karanlık, azap ve eza anlamlarına gelir. Istılah olarak manası ise, hak yemek, eziyet, işkence ve baskı kullanmak, adaletsizlik yapmak, haddi aşmak söz ve fiilde aşırı gitmektir.

    Cehalet ise bilgisizlik, iş bilmemek, tecrübesizlik, ilim ve irfandan haberdar olmama gibi anlamlara gelir.

    “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar, bunu yüklenmek­ten çekindiler, (sorumluluktan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o, çok zalim (ve) çok cahildir.” (Ahzab, 72)

    Ayette geçen “emanet” insanın Rabbine karşı sorumluluğunu yerine getirmeyi ifade eder. İnsan bu emaneti “akıl” ve bunu kullanma kabiliyeti olan “irade” melekesiyle yerine getirecektir. Sadece insana verilen bu emanet, onu diğer varlıklardan ayırır. İnsanın dünya hayatında imtihana tabi tutulması da, bu emanet sebebiyledir.

    “Biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik Allah korkusundan onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.” ( Haşr, 21) ayetindeki temsilde bunu anlatır.

    İnsanın Allah’a karşı işlediği zulüm şirk, insanın kendisine ve insanlara karşı işledikleri zulümler ise günahtır.

    Kur’an’da zulüm çeşitlerinin en büyükleri olarak şunlar sıralanır: Şirk (31/13), Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olmak (2/114), Allah’ın bildirdikleri gizlemek ve O’nun adına yalan söylemek (2/144, 7/38, 10/17), Allah’ın ayetlerini yalanlamak ve ayetlerin başkalarına ulaşmasına engel olmak (6/157, 10/17, 18/57), Allah’ın ayetlerinden yüz çevirmek (32/22), Müslüman olduğunu iddia etmekle birlikte Allah adına yalan söylemek 61/7).

    2- İnsanın Aceleci Olması

    Aşağıdaki ayet acelecilik vasfının insanın fıtratında olan özelliklerden biri olduğunu gösterir.

    “İnsan, aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır…” (Enbiya, 37)

    “İnsan, hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan çok acelecidir!” (İsra, 11)

    İnsan hayrı istediği gibi, şerri de ister ve yaptıkları ile onu davet eder. Bunun sebebi insanın pek aceleci olmasıdır. Sabır ve tahammül zor geldiği için sonra olacak şeyin vaktinden önce hemen olmasını talep eder. Bu davranış ise zaman zaman istenmeyen bir netice ile sonuçlanır.

    İnsanın aceleci vasfının bir tezahürü de onun kolay elde etme iştihasında olmasıdır. Zira o ahiret saadetini, dünyada yaşamak ister. Bu sebeple insanların birçoğu ahireti bırakır da dünyaya meyleder. Ahiret mükâfatını önemsemediği gibi o acıklı azabı da düşünmez. Aceleciliğinden dolayı hayır ve şerri birbirinden ayırmadığı için akıbetini hesaba katmaz.

    “Hayır! Doğrusu siz acil olan dünya hayatını seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.” (Kıyame, 20-21)

    “Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olanı (:dünyayı) seviyorlar. Çok ağır bir günü göz ardı ediyorlar.” (İnsan, 27)

    Enes (r.a) şöyle anlatır:

    “Rasulullah  son derece zayıflamış bir hastayı ziyaret etti ve: “Allah’a bir şey için dua ediyor muydun veya O’ndan bir şey istiyor muydun?» diye sordu. Hasta şöyle cevap verdi: “Evet. Allah’ım! Bana ahirette vereceğin cezayı bu dünyada hemen peşin olarak ver, diye dua ederdim.” Allah Rasulü  şöyle buyurdu: “Sübhanallah! Senin buna gücün yetmez. Şöyle dua etseydin olmaz mıydı?: Allah’ım! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!” Bunun üzerine adam bu duayı yaptı ve şifa buldu.” (Müslim, Zikir, 23/2688; Tirmizi, Deavat, 71/3487)

    Allah Rasulü diğer bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:

    “Başına bir musibet geldi diye hiçbiriniz ölümü temenni etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zorunda kalırsa: «Allah’ım, benim için yaşamak hayırlı olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı olduğu zaman da beni öldür.» desin.” (Buhari, Merda, 19; Deavat, 30; Müslim, Zikir, 10, 13)

    Bundan dolayı müminler, sabır ve ihtiyat ile hayra nail olmak için dua etmeli, faydalı hizmetleri yapmaya çalışıp hayra davet etmelidir. Ayet-i kerimede tavsiye buyrulduğu üzere:

    “…Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından muhafaza eyle.” (Bakara, 201) diye niyazda bulunmalıdır.

    Ayrıca şu ayetler de bu tiplerin diğer muhtelif özelliklerinden bahsetmektedir: “Kıyamet, 75/16-21; Enbiya, 21/24; Yunus, 10/11; İsra, 17/18-19; Şûrâ, 42/18; Ankebut, 29/29,53-54; Ra’d, 13/6; Hac, 22/47 vd.”

    3- İnsanın Menfaatine Çok Düşkün Olması

    İnsan nefsi, bütün menfaat ve lezzetlerin kendinde toplanmasını ister, onları başkalarıyla paylaşmak istemez.

    “İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse, hemen ümitsizliğe düşüverirler.” (Rum, 36)

    Ayette Allah’ın lütuf ve rahmetiyle sevinmek men edilmemiş, aksine emredilmiştir. Fakat bu sevinçten maksat, nimet vereni tanıyarak, hamd ve şükrünü idrak ederek sevinmektir. Burada ise nimet vereni hesaba katmayıp sadece nimete güvenerek şımarıp hevalarına uyan kimselerin hali açıklanmaktadır. Şu ayette nimetlere karşı şükürsüzce şımarma yerilmiştir: “…Sakın şımarma! Muhakkak ki Allah şımaranları sevmez.” (Kasas, 76) buyrulmaktadır. Böyle kimseler kulluklarını dünya menfaati üzerine kurgularlar. Kendi yaptıkları şeyler sebebiyle başlarına gelen fenalıktan derhal ümitsizliğe düşerler. Allah’ın rahmetinden ümit keserler. Çünkü teslimiyetleri Allah’a değil, fani şeyleredir. Şu ayet İnsanın menfaat yönünü tasvir eder: “İnsanlardan kimi Allah’a (şüphe ve tereddüt içinde) yalnız bir yönden kulluk eder: Kendisine bir iyilik dokunursa, buna pek memnun olur; bir de musibete uğrarsa, çehresi deği­şir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.” (Hacc, 11)

    İnsanlardan bir kısmı, nefsanin arzulardan kurtulamadığı için kendi zaviyesinden Allah’a ibadet eder; gönülden ve içten gelerek değil, belli bir maksat için gafilane bir şekilde dindarlık gösterir. Kulluğuna Allah’ın rızasından başka maksatlar koymuştur. Böyle kimselerde Allah’ı anmak dilde kalmış, kalbe yerleşmemiştir. Böyleleri kendisine bir iyilik gelirse sevinir, bir bela gelirse haktan yüz çevirir.

    4- İnsanın Allah’a Karşı Pek Nankör Olması

    İnsanın sahip olduğu nimetlerin kıymetini bilememe ve bunlara karşı şükür ve infakla muamele edememe zaafı vardır. Buna nankörlük denilmektedir. Nankörlüğün karşıtı şükürdür.

    “Şüphesiz ki insan Rabbine karşı pek nankördür. Elbette buna kendisi de şahittir.” (Adiyat, 6-7)

    İsra Suresi’nde geçen şu ayetler ise gafil insanın bu hususiyetini canlı bir şekilde anlatarak, bu tiplerin ruh hallerinin içinde bulundukları şartlara göre nasıl değişkenlik arz ettiğini şöyle ifade etmektedir:

    “Denizde başınıza bir musibet geldiğinde, O’ndan başka bütün yalvardıkları­nız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine eski halinize) döner­siniz. İnsanoğlu çok nankördür. O’nun, sizi karada yerin dibine geçirmeyeceğinden yahut başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız. Yahut O’nun, sizi bir kez daha oraya (denize) gönderip üzerinize bir kasırga yollayarak, inkâr etmiş olmanız sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra, bundan dolayı kendinize (intikamınızı almak için) bizi arayıp soracak bir destekçi de bulamazsınız.” (İsra, 67-69)

    “Fakat insan, Rabbi kendisini imtihan edip ikramda bulunduğu ve nimet verdiği zaman «Rabbim bana ikram etti.» der. Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise «Rabbim beni tahkir etti, önemsemedi.» der.” (Fecr, 15-16)

    Allah insanı sabrı nispetinde mükâfatlandırmak üzere her an imtihan etmektedir. Rızkı daraltılan, sıkıntılara uğrayan pek çok insan, bunun bir denenme olduğunu düşünmeden; “Rabbim bana hor baktı, beni küçümsedi” diye gücenir.

    “…Sizi bir imtihan olarak şerle de hayırla da deneriz…” (Enbiya, 35) buyurmaktadır. İnsan hay ve şerle denenmenin bir imtihan olduğunu kavrayamazsa Rabbine karşı hasım bile kesilebilir. “(Allah) insanı bir nutfeden yarattı. Bir de bakarsın ki o, Rabbine karşı açık bir hasım kesilmiştir!” (Nahl, 4)

    Ayrıca şu ayetler de bu tiplerin diğer muhtelif özelliklerinden bahsetmektedir:  “Abese, 80/17; İsra, 17/27,67,83; Sebe’, 34/15-17; Neml, 27/40; Nahl, 16/112; Enbiya, 21/94; İnsan, 76/3,24; Kaf, 50/ 24; Zümer, 39/3,49; Nuh, 71/27; Bakara, 2/276; Nur, 24/55; Fecr, 89/15-16; Yunus, 10/12; Fussilet, 41/50-51; Rum, 30/33; Hud, 11/10 vd.”

    5- İnsanın Hırslı ve Cimri Olması

    İnsan, istediği şeyleri elde etme hususunda hırs sahibidir. Elindeki nimetleri başkalarıyla paylaşma noktasında da cimridir.

    “Hayır! Doğrusu siz, yetime ikram etmiyorsunuz; yoksulu yedirmeye birbiri­nizi teşvik etmiyorsunuz! Haram helal ayırmaksızın mirası hırsla yiyorsunuz. Malı aşırı derecede seviyorsunuz!” (Fecr, 17-20)

    “Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda, sızlanır, feryat eder, ona imkân verildiğinde ise cimrileşir, pinti kesilir.” (Mearic, 19-21)

    “Gerçekten insan dünya malına son derece düşkündür, onu çok sever.”(Adiyat, 8) Ayette dünya malı için “hayr” tabirinin kullanılmasının sebebi, insan fıtratının ona meyletmesi, çoğu insanın dünya menfaatinden dolayı onu mutlak hayır zannetmesidir ki, ayette bu zan kötülenmiştir. Yani insan, mal ve serveti mutlaka “hayır” sanarak sevdiği için cimridir, eli sıkıdır. Allah için o malın hakkını vermek, hayra sarf etmek, umumun menfaatine hizmet etmek istemez, kıskanır. Onu kazanmak hususunda çok güçlü ve hırslı olurken, sıra o malın şükrünü ödemeye gelince zayıflığını ileri sürerek nankörlük eder ve infaktan kaçınır. Kur’an Kalem Suresi’nde (16-33) Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük edip şükrünü yerine getirmeyen bahçe sahiplerinin hırslı ve cimri tutumları anlatarak insanı bu zaaftan kurtarmayı hedeflemektedir.

    “İnsanları arkadan devamlı ayıplayıp çekiştiren (hümeze), yüzlerine karşı da onlarla alay etmeyi adet edinen (lümeze) her kişinin vay haline! O, malı toplar ve onu sayıp durur. Malının gerçekten kendisini ebedi kılacağını sanır. Hayır, yemin olsun ki o Hutame’ye atılacaktır.” (Hümeze, 1-4)

    “De ki “Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, o zaman(dahi) harcamak(la tükenir) korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir.” (İsra, 100)

    Ayrıca şu ayetlerde cimri tiplerin diğer muhtelif özelliklerinden bahsetmektedir:  “Al-i İmran, 3/180; Nisa, 4/53,128; Haşr, 59/9; Teğabün, 64/16; Furkan, 25/67; İsra, 17/26-27,29; Maun, 107/1; Hakka, 69/34; Hümeze, 104/1-4; Fecr, 89/17-20; Adiyat, 100/8; Mearic, 70/19-21; Ahzab, 33/19; Muhammed, 47/36-38; Leyl, 92/9-11; Hadid, 57/23-24; Tevbe, 9/34-35 vd.”

    6- İnsanın Kıskanç ve Hasetçi Olması

    İnsan fıtratındaki yerilmiş sıfatların en tehlikelilerinden biri de kıskançlık ve hasettir.

    “…Nefsler kıskançlığa meyilli olarak yaratılmışlardır…” (Nisa, 128)

    “Yoksa onlar, Allah’ın lutfundan verdiği şeylerden dolayı insanları kıskanıyorlar mı?..” (Nisa, 54)

    Rasulullah hasetten sakındırarak onun zararını şöyle haber vermektedir: “Haset etmekten sakının. Zira haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi iyilikleri yer bitirir.” (Ebu Davud, Edeb, 44)

    Allah bu çirkin vasıftan kurtulmak için infaka ehemmiyet vermek gerektiğini bildirerek şöyle buyurmaktadır:

    “…Kim nefsinin hırs ve cimriliğinden korunursa işte onlar felaha erenlerin ta kendileridir.” (Haşr, 8)

    7- İnsanın Zayıf Yaratılmış Olması

    İnsan beden ve irade olarak zayıf yaratılmıştır. Ayetler, olaylar bunu haber verir. İnsanı bir mikrop yerle bir eder. İnsanın nefsine (iradesine) yenik düştüğü pek çok olay vardır.

    “Allah sizi önce zayıf olarak yarattı, zayıflığın ardından size kuvvet verdi, kuvvetin ardından da tekrar bir zayıflık ve ihtiyarlık verdi…” (Rum, 54)

    İnsan, güçlü kuvvetli olduğu gençlik dönemine aldanarak Allah’a karşı isyana dalmamalıdır. Zira bu kuvvetin ardından muhakkak bir zafiyet ve tükeniş dönemi gelecektir. İhtiyarlıkta duyulan pişmanlık ise elden kaçırılan fırsatları geri getirmeyecek, ruhun hasret ve ıstırabını dindiremeyecektir. İnsanın bu hazin akıbeti ayette şöyle bildirilmektedir:

    “Ki­me uzun bir ömür ve­rir­sek, biz onun ya­ra­tı­lı­şı­nı (güç ve kuv­ve­ti­ni ala­rak)ter­si­ne çe­vi­ri­riz. Hiç (bu man­za­ra­yı) dü­şün­mü­yor­lar mı? (Bu ib­ret­li yol­cu­lu­ğu id­rak et­mi­yor­lar mı?)” (Ya­sin, 68)

    Fizyolojik yapısı itibariyle birçok zafiyet taşıyan insan, aslında psikolojik yönden daha büyük bir zafiyet içindedir. Bu iki yöne de şu ayet işaret etmektedir:

    “…İnsan zayıf yaratılmış­tır.” (Nisa, 28)

    Allah insanın irade, hafıza ve azim yönünden zayıflığını Hazret-i Adem’in şahsında şöyle ifade eder:

    “Şüphesiz daha önce Adem’le (yasak ağaçtan yememesi hususunda) ahitleşmiştik, fakat o bunu unuttu. Biz onu fazla azimli bulamadık.” (Taha, 115)

    “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin!” (İsra, 37)

    İnsanın Ümitsiz (Yeûs/Kanût) Olması

    Ümitsiz olmak, ümidini kaybetmek her insanda farklı derecelerde de olsa vardır. İnsan bazı olumsuzluklar karşısında ümitsizliğe kapılır. Fakat Allah’ın rahmetinden ümidini kesmek, küfür içerisinde olan, dalalete düşmüş insanların özellikleridir

    “…Şayet kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen ümitsizliğe düşerler.”(Rum, 30/36)

    İnsan, bu ayette hafifliği ve hasisliği nedeniyle tenkit edilmektedir. Bir kimse biraz güç, servet ve saygınlık kazanırsa ve işlerinin iyiye doğru gittiği görürse, tüm bunların Allah tarafından verildiğini unutur, bu başarısında öyle gurur duyar, öyle böbürlenir ki, ne Allah’a ne de diğer insanlara hiçbir fayda bırakmaz. Fakat bu iyi talih onu bırakır bırakmaz cesaretini kaybeder ve küçük bir şanssızlık bile onu o denli sarsar ki, her türlü aptallığı yapabilir, hatta intihara bile kalkışabilir.[1]

    “…Fakirlik, musibet gibi kötü bir şeyle karşılaşınca hayırdan ümidini keser, Allah’ın rahmetinden ümitsiz olur.”(Fussilet, 41/49)

    İnsan mala düşkündür. Sürekli olarak mal, refah, mutluluk istemekten usanmaz. Hep güzel şeyler olsun, kendisine servet, nimet, refah verilsin ister ama başına bir şer, bir bela, fakirlik, hastalık veya herhangi bir sıkıntı gelince umutsuzluğa düşer, üzülür, bunalır.[2]

     9-İnsanın Tartışmacı(Hasîm/Cedelci) Olması

    “ Resulüm sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…”(Nahl, 16/125)

    Allah’ın yoluna hikmet ve güzel öğütle çağırmayı ve en güzel biçimde mücadele etmeyi emreden bu ayet, İslam devlet prensibini ortaya koymaktadır… Çünkü bilgisiz, hikmetsiz, kaba davetle, taassupla hareket etmenin bir yararı olmaz. Ancak hikmet, tatlı dil gönülleri etkiler, insanları yumuşatır, yoldan çıkmışları yola getirir.[3]

    “ Ey Nuh! Bizimle cidden mücadele ettin; hem de çok mücadele ettin…”(Hud, 11/32) Kâfirler Hz. Nuh’a “Sen bizimle mücadele ettin. Bu mücadelede çok ileri gittin. Biz sana tabi olmayacağız. Allah’ın isyanımıza karşılık ahiretten önce dünyada bize azap edeceği şeklindeki iddianda samimi isen bizi tehdit ettiğin, dünyadaki acil azabı getir bakalım!” dediler.

    Ayrıca şu ayetler de bu tiplerin diğer muhtelif özelliklerinden bahsetmektedir:  “ Nahl, 16/4; Mü’min, 40/40 vd.”

    10-Sıkıntıda Allah’ı çok Anması, Sıkıntı Geçince Yüz Çevirmesi

    Kur’an’da insanın bu özelliğinden çokça bahsedilir.

    Sıkıntı Zamanında Allah’a yönelmesi

    Sizi karada ve denizde seyahat ettiren de O’dur. Öyle ki, siz gemilere binmişken, o gemiler de hoş bir rüzgârla akıp gider ve yolcuları bununla ferahlanırken bir fırtına kopar, her taraftan dalgalar hücum eder. Onlar da dalgalarla kuşatıldıklarını görünce, sadece Allah’a yönelmiş bir inançla dua ederler ve ‘Bizi bundan kurtarırsan, and olsun ki şükredenlerden olacağız’ derler. Allah onları kurtardığında ise, yine yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara girişiverirler. Ey insanlar! Taşkınlığınız kendi aleyhinizedir. Bir süre dünya hayatından yararlanırsınız, ama sonunda dönüşünüz Bizedir; yapmakta olduklarınızı o zaman Biz size haber veririz. (Yunus, 22-23)

    Zarar Gelince Sızlanması, Geçince Vurdumduymaz Olması

    İnsan bir sıkıntıya uğrayınca, yatarken, otururken, ayaktayken Bize dua eder. Sıkıntısını giderdiğimizde ise, sanki uğradığı sıkıntı yüzünden Bize dua eden o değilmiş gibi geçer, gider. Ömürlerini ve yeteneklerini boşa tüketen o müsriflere, yapmakta oldukları şey böylece hoş görünmüştür. (Yunus, 12)

    Sahip Olduğu Nimetleri Kendinden Bilmesi

    İnsan iyilik istemekten usanmaz. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise hemen ümitsizliğe düşer, karamsarlaşır. Başına gelen kötülükten sonra ona rahmetimizi tattıracak olsak, bu defa da ‘Bu benim hakkımdır,’ der. ‘Kıyametin kopacağını da hiç sanmıyorum ya; Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile mutlaka Onun katında benim için bundan daha güzeli vardır.’ Biz o kâfirlere yaptıklarını haber verecek ve şiddetli bir azabı tattıracağız. Biz ne zaman insana bir nimet bağışlasak, o yüz çevirir, yan çizer. Başına bir kötülük gelince de derinlemesine duaya dalar. (Fussilet, 49-51)

    Nimetler Elden Gidince Umutsuzluğa Düşmesi

    Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da bunu ondan alacak olsak, o ümitsizliğe düşer, nankörleşir. Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona nimetler tattıracak olsak, bu defa da ‘Bütün kötülükler benden uzaklaştı’ deyiverir; şımarıp böbürlenir. Ancak sabreden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. İşte onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır. (Hud, 9-11)

    İnsan, anne-babadan aldığı genetik faktörler sebebiyle farklı mizaç, karakter ve huy yapısıyla dünyaya gelir. İnsan İslam fıtratı üzerine yaratılmasına rağmen farklı mizac ve karaktere sahiptir. Kur’an-ı Kerim insanlarda doğuştan var olan bazı zaafları belirtmiştir. Bu zaafların insanlarda az veya çok oranlarda bulunmaları insan şahsiyetinin teşekkülünde önemli rol oynarlar. Kur’an’da olumlu ve olumsuz insan tiplerini ortaya koymaya çalışırken insan şahsiyetinin oluşumunda önemli katkıları olan, insanın fıtratından getirdiği bu zaafların özenli ve dikkatli bir şekilde incelenmesi gerektiği kanaatindeyiz.[4]

    Kur’an’ı incelediğimizde; insana hitap ettiğini, onu en güzel şekilde tanıtarak, zaaflarını, davranışlarını ve davranışlarının arka planını ortaya koyarak çok zengin ve canlı insan tiplerinden bahsettiğini görürüz. İnsanın fıtratına/altyapısına hayra ve şerre (takva ve fücura) eğilimi iradesini iptal etmemek ve neticesinden sorumluk alması ve mükâfat görmesi için korkular, zaaflar ve meyiller konmuştur. İnsanın bu işletim sistemini iyi veya kötü şekilde kullanmasıyla şahsiyetini oluşturur. İnsanın içindeki kötü duygular insanın olumsuz şahsiyetinin oluşmasına ve kötü davranışlar göstermesine etki eden Kur’an’ın belirttiği en önemli olumsuz ve hoşlanılmayan faktörlerdir. Kur’an örnek rol model tipleri peygamberlerle örneklendirmiştir. Kur’an, istediği ideal şahsiyetin oluşması için de bizlerden, onların örnek alınmasını istemiştir. Bunu yapmamız halinde Allah’ın rızasına uygun bir kişiliğe sahip olmuş oluruz. Buna karşılık Kur’an ideal olmayan ve hedeflenmeyen birkaç insan tipinden de bahsetmiş olup bunların yaptıkları gibi asla hataya düşmememizi, salim fıtratı bozabilecek olan her türlü yanlışlıktan kaçınmamızı ifade etmektedir. Aksi takdirde tertemiz olan fıtrat bozulmuş olur
  • Hav­va’nın el­ma­yı yi­ye­rek in­san ır­kı­nı çö­kü­şe uğ­rat­tı­ğı ‘ilk gü­nah’ kav­ra­mı­nı ya­ra­tan
    Tan­rı de­ğil,insandı
    Bir za­man­lar ha­yat ve­ren kut­sal ka­dın ar­tık düş­man ol­muş­tu.”

    EVET İLK KİM YEDİ DİYE ARAŞTIRDIM BUYRUN ARKADAŞLAR MERAK EDENLER OKUYABİLİR.

    Kuran-ı Kerim
    Tevrat
    (The Heights) Surat 7:19-26
    “Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.”

    Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: “Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir.”

    “Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim” diye ikisine yemin etti.

    Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, “Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” diye seslendi.

    Her ikisi, “Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz” dediler.

    “Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz.”

    “Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız” dedi.

    Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah’ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.

    (Ta Ha) Surat 20: 121-123

    Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.

    Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.

    Onlara şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur.”



    TEVRAT

    Yaratılış 2:15-17
    RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu.
    Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu,
    “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.”

    Yaratılış 3:1-23

    1RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.
    2 Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı,
    3 “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”
    4 Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi,
    5 “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”
    6 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.
    7 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.
    8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
    9 RAB Tanrı Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi.
    10 Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi.
    11 RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?”
    12 Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.
    13 RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu. Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.
    14 Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, “Bu yaptığından ötürü Bütün evcil ve yabanıl hayvanların En lanetlisi sen olacaksın” dedi, “Karnının üzerinde sürünecek, Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin.
    15 Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu Birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, Sen onun topuğuna saldıracaksın.”
    16 RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana Çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, Seni o yönetecek.”
    17 RAB Tanrı Adem’e, “Karının sözünü dinlediğin ve sana, Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için Toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi, “Yaşam boyu emek vermeden yiyecekbulamayacaksın.
    18 Toprak sana diken ve çalı verecek, Yaban otu yiyeceksin.
    19 Toprağa dönünceye dek Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın Ve yine toprağa döneceksin.”
    20 Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi.
    21 RAB Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.
    22 Sonra, “Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu” dedi, “Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.”
    23 Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem’i Aden bahçesinden çıkardı.
  • 1) “Hani Yusuf babasına: “Ey babacığım! Ben (rüyada) onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Bunların bana secde ettiklerini gördüm” demişti.”

    Yusuf 4

    2) “(Babası) dedi ki: “Ey oğulcağızım! Rüyanı kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmandır.”

    Yusuf 5

    3) “Böylece Rabbin seni seçecek, olayların yorumunu sana öğretecek. Daha önce ataların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi sana ve Yakub ailesine nimetini tamamlayacak. Şüphesiz Rabbin bilendir, hikmet sahibidir.”

    Yusuf 6

    4) “Şüphesiz Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.”

    Yusuf 7

    5) “(Kardeşleri) şöyle demişlerdi: “Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz dayanışma içinde, güçlü bir cemaatiz. Şüphesiz babamız apaçık bir yanılgı içindedir.”

    Yusuf 8

    6) “Yusuf’u öldürün veya (uzak) bir yere bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın! Bundan sonra iyi bir topluluk olursunuz.”

    Yusuf 9

    7) “İçlerinden bir söz sahibi dedi ki: “Yusuf’u öldürmeyin! Eğer bir şey yapacaksanız, onu kuyunun derinliklerine atın! Yolcu kafilelerinden biri kendisini bulsun.”

    Yusuf 10

    8) “(Babalarına gidip) dediler ki: “Ey babamız! Ne oluyor da, Yusuf’a karşı bize güvenemiyorsun? Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz.”

    Yusuf 11

    9) “Yarın onu bizimle birlikte gönder gezsin ve oynasın. Biz onu mutlaka koruruz.”

    Yusuf 12

    10) “Dedi ki: “Onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz kendisinden habersiz iken onu kurdun yemesinden korkarım.”

    Yusuf 13

    11) “Onlar: “Biz güçlü, kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse şüphesiz o zaman hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

    Yusuf 14

    12) “Sonuçda onu götürdüklerinde ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdiklerinde biz de ona: “Andolsunki sen, onların bu işlerini farkında olmayacakları bir sırada kendilerine bildireceksin” diye vahyettik.”

    Yusuf 15

    13) “Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

    Yusuf 16

    14) “Ey babamız! Biz gittik yarışıyorduk. Yusuf’u da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Bu sırada onu kurt yemiş. Ama biz doğru söylesek de sen bize inanacak değilsin” dediler.”

    Yusuf 17

    15) “Gömleğinin üzerinde de yalan bir kan getirdiler (Babaları) dedi ki: “Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzdüklerinize karşı ancak Allah’tan yardım istenir.”

    Yusuf 18

    16) “Bir kervan geldi. Sucularını gönderdiler. O da (kuyuya) kovasını sarkıttı. “Müjde! Bu bir oğlan” dedi. Onu bir ticaret malı gibi sakladılar. Oysa Allah onların yaptıklarını biliyordu.”

    Yusuf 19

    17) “Onu ucuz bir fiyata birkaç dirheme sattılar. Onlar onu pek önemsemiyorlardı.”

    Yusuf 20

    18) “Mısır’da onu satın alan kişi hanımına: “Buna iyi bak! Olur ki bize yarar sağlar yahut kendisini evlat ediniriz” dedi. Böylece Yusuf’u (o) yere yerleştirdik ki, kendisine rüyaların yorumunu öğretelim. Allah emrinde galipdir (mutlak güç ve irade sahibidir), ancak insanların çoğu bilmez.”

    Yusuf 21

    19) “O erginlik çağına erişince kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.”

    Yusuf 22

    20) “Evinde bulunduğu kadın onun kendisine yaklaşmasını istedi, kapıları sıkıca kapadı ve: “Haydi gelsene!” dedi. (Yusuf): “Allah’a sığınırım. Doğrusu o benim Rabbimdir. Bana iyi baktı. Zalimler asla kurtuluşa ermezler” dedi.”

    Yusuf 23

    21) “Andolsunki kadın onu arzu etmişti. Eğer Rabbinin burhanını görmeseydi o da onu arzu etmişti. Bu şekilde kötülük ve fuhşu ondan savmak için istedik. O bizim seçkin kullarımızdandı.”

    Yusuf 24

    22) “Kapıya doğru koşuştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. Tam kapının yanında kadının beyiyle karşılaştılar. Kadın: “Ailene kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka ne olabilir?” dedi.”

    Yusuf 25

    23) “(Yusuf): “Asıl o benim nefsime yaklaşmak istedi” dedi. Kadının yakınlarından bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir o yalancılardandır.”

    Yusuf 26

    24) “Ama eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir o ise doğru söyleyenlerdendir.”

    Yusuf 27

    25) “(Yusuf’un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (kocası) dedi ki: “Bu, sizin düzeninizdendir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür.”

    Yusuf 28

    26) “Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de günâhının bağışlanmasını dile. Doğrusu sen günâhkârlardan oldun.”

    Yusuf 29

    27) “Şehirde birtakım kadınlar: “Azizin hanımı kendi uşağının nefsine yaklaşmak istiyormuş. Sevgi onun bağrını yakmış. Doğrusu biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.”

    Yusuf 30

    28) “Kadın onların düzenlerini duyunca kendilerine (birini) gönderdi. Onlar için dayanacakları koltuklar hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. (Yusuf’a): “Çık karşılarına” dedi. Onu gördüklerinde (gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve: “Allah’ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu ancak üstün bir melektir” dediler.”

    Yusuf 31

    29) “Kadın dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. Andolsunki ben onun nefsine yaklaşmak istedim ancak o iffetlilik gösterip sakındı. Ama eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak.”

    Yusuf 32

    30) “(Yusuf) dedi ki: “Rabbim! Zindan benim için onların çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum.”

    Yusuf 33

    31) “Rabbi onun duasını kabul etti ve onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz O duyandır, bilendir.”

    Yusuf 34

    32) “Sonra bazı delilleri görmelerinin ardından yine de onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi.”

    Yusuf 35

    33) “Zindana onunla birlikte iki de genç girdi. Onlardan biri: “Ben rüyada kendimi şarap sıkıyor gördüm” dedi. Diğeri de: “Ben de rüyamda kendimi başımın üstünde ekmek taşıyor ve kuşlar da ondan yiyor gördüm” dedi. “Bunun yorumunu bize haber ver. Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.”

    Yusuf 36

    34) “Dedi ki: “Size, rızık olarak verilen yemek henüz ulaşmadan ben size onun ne olduğunu mutlaka haber veririm. Bu Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben Allah’a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim.”

    Yusuf 37

    35) “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a bir şeyi ortak koşmak bize yaraşmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfundandır; ancak insanların çoğu şükretmezler.”

    Yusuf 38

    36) “Ey zindan arkadaşlarım! Birbirlerinden farklı değişik rabbler mi daha hayırlıdır? Yoksa kahhar (mutlak güç sahibi) olan tek Allah mı?”

    Yusuf 39

    37) “O’nun dışında taptıklarınız Allah’ın haklarında hiç bir hüccet indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı adlardan başka şeyler değildir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, kendinden başkasına tapmamanızı emretti. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

    Yusuf 40

    38) “Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri efendisine şarap sunacak; diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecekler. Hakkında bilgi istediğiniz iş kesinleşmiştir.”

    Yusuf 41

    39) “O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye: “Beni efendinin yanında an” dedi. Fakat şeytan ona efendisine yanında anmayı unutturdu ve böylece (Yusuf) birkaç yıl zindanda kaldı.”

    Yusuf 42

    40) “(Bir gün) Kral dedi ki: “Rüyamda yedi semiz inek görüyorum ki onları yedi zayıf (inek) yiyor. Bir de yedi yeşil başak ve bir o kadarı da kuru. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız benim rüyam hakkında bana bilgi verin.”

    Yusuf 43

    41) “(Bunlar) Karmakarışık rüyalar. Biz ise (böyle) rüyaların yorumunu bilemeyiz” dediler.”

    Yusuf 44

    42) “O iki kişiden kurtulmuş olanı nice zaman sonra hatırladı ve dedi ki: “Ben size bunun yorumunu haber veririm, hemen beni gönderin.”

    Yusuf 45

    43) “Yusuf, ey çok doğru kişi! Bize yedi zayıf ineğin yediği yedi semiz inek ve yedi yeşil başak ile bir o kadar kuru (başak) hakkında bilgi ver! Olur ki insanlara dönerim ve onlar da bilirler.”

    Yusuf 46

    44) “Dedi ki: “Âdetiniz üzere yedi yıl ekin ekin! Yiyeceğiniz az bir kısmı dışında biçtiklerinizi başağı üstünde bırakın.”

    Yusuf 47

    45) “Sonra bunun ardından yedi zorlu (yıl) gelecektir ki, saklayacağınız az bir miktar dışında önceden biriktirdiklerinizi yiyeceklerdir.”

    Yusuf 48

    46) “Sonra bunun ardından bir yıl gelecek ki, insanlar onda (bolca) yağmura kavuşturulacak ve (meyva) sıkacaklar.”

    Yusuf 49

    47) “Hükümdar: “Onu bana getirin” dedi. Bunun üzerine ona elçi gelince: “Efendine dön de ona sor: “Ellerini kesen kadınların durumları neydi? Şüphesiz Rabbim onların düzenlerini bilir” dedi.”

    Yusuf 50

    48) “(Hükümdar kadınlara): “Yusuf’un nefsine yaklaşmak istediğinizde sizin durumunuz neydi?” dedi. Onlar: “Hâşâ! Allah için biz ondan hiç bir kötülük görmedik” dediler. Azizin hanımı da dedi ki: “İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsine yaklaşmak istedim. O ise gerçekten doğru söyleyenlerdendir.”

    Yusuf 51

    49) “Bu, (Azizin) yokluğunda benim kendisine hıyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin düzenlerini başarıya erdirmeyeceğini bilmesi içindi.”

    Yusuf 52

    50) “(Bununla birlikte) Nefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz, Rabbimin esirgediği dışında nefis sürekli kötülüğü emredicidir. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, rahmet edendir.”

    Yusuf 53

    51) “Hükümdar dedi ki: “Onu getirin kendime özel (görevli) edineyim” Onunla konuşunca da: “Sen bugün bizim yanımızda önemli mevki sahibi ve güvenilir birisin” dedi.”

    Yusuf 54

    52) “(Yusuf): “Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Şüphesiz ben iyi koruyucu ve iyi bilen biriyim” dedi.”

    Yusuf 55

    53) “İşte böylece Yusuf’a o yerde güç ve imkân verdik. Orada istediği yerde konaklıyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize ulaştırırız ve iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmeyiz.”

    Yusuf 56

    54) “Ahiret ecri ise iman eden ve sakınanlar için elbette daha hayırlıdır.”

    Yusuf 57

    55) “Yusuf’un kardeşleri gelip yanına girdiler. Onlar onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı.”

    Yusuf 58

    56) “Onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: “Babanızdan olan kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz; ben ölçüyü tam tutuyorum ve ben misafir ağırlayanların en hayırlısıyım.”

    Yusuf 59

    57) “Eğer onu getirmezseniz artık benim yanımda size ölçek (erzak) yok ve bana da yaklaşmayın.”

    Yusuf 60

    58) “Onu babasından almaya çalışacağız ve (her halde) bunu yaparız” dediler.”

    Yusuf 61

    59) “(Yusuf) Uşaklarına da dedi ki: “Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde bunu anlarlar da tekrar geri dönerler.”

    Yusuf 62

    60) “Babalarının yanına döndüklerinde dediler ki: “Ey babamız! Bizden ölçek (erzak) alıkonuldu. Kardeşimizi de bizimle birlikte gönder ki ölçek (erzak) alalım. Biz onu mutlaka koruruz.”

    Yusuf 63

    61) “Dedi ki: “Daha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi mi onu size emanet edeyim? Allah en iyi koruyucudur ve O rahmet edenlerin en merhametlisidir.”

    Yusuf 64

    62) “Erzak yüklerini açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. “Ey babamız! Daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz de bize iade edilmiş. (Bununla) yine ailemize erzak alır, kardeşimizi korur ve bir deve yükü de artırırız. Bu (getirdiğimiz) az bir ölçektir” dediler.”

    Yusuf 65

    63) “Dedi ki:”Çepeçevre kuşatılıp (çaresiz kalmanız) dışında onu bana mutlaka getireceğiniz üzere Allah adına kesin söz vermediğiniz sürece onu sizinle göndermeyeceğim.” Ona kesin söz verdiklerinde: “Allah, söylediklerimize vekildir” dedi.”

    Yusuf 66

    64) “Yine dedi ki: “Ey oğullarım! Tek bir kapıdan girmeyin, değişik kapılardan girin! Bununla birlikte ben, Allah’ın (hükmünden) bir şeyi sizden savamam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na güvendim. Güvenenler de yalnızca O’na güvensinler!”

    Yusuf 67

    65) “Nitekim babalarının emrettiği yerden girdiler. Bu, Allah’tan (gelecek) bir şeyi onlardan savamazdı. Yalnız Yakub’un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimizden dolayı ilim sahibi biriydi. Ancak insanların çoğu bilmez.”

    Yusuf 68

    66) “Yusuf’un huzuruna girdiklerinde o kardeşini kendi yanına aldı ve: “Ben senin öz kardeşinim. Sen artık onların yaptıklarına üzülme!” dedi.”

    Yusuf 69

    67) “Onların yüklerini hazırladığında su kabını (öz) kardeşinin yüküne koydu. Sonra bir çağırıcı: “Ey kafile! Siz şüphesiz hırsızsınız!” diye seslendi.”

    Yusuf 70

    68) “(Yakub’un oğulları) onlara doğru dönerek: “Ne kaybettiniz?” dediler.”

    Yusuf 71

    69) “Dediler ki: “Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var. Ben de buna kefilim.”

    Yusuf 72

    70) “Onlar: “Hayret! Allah’a yemin ederiz ki; bizim bu yere bozgunculuk etmek için gelmediğimizi ve hırsız olmadığımızı siz de bilmişsinizdir” dediler.”

    Yusuf 73

    71) “(Yusuf’un adamları): “Peki, eğer yalan söylüyorsanız (çalanın) cezası nedir?” dediler.”

    Yusuf 74

    72) “Cezası yükünde (çalıntı mal) bulunan kimsenin kendisidir. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler.”

    Yusuf 75

    73) “Bunun üzerine (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı. Sonra onu (öz) kardeşinin kabından çıkardı. İşte Yusuf için böyle bir plan düzenledik. Yoksa Allah dilemedikçe, hükümdarın dinine (kanununa) göre kardeşini alıkoyamazdı. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır.”

    Yusuf 76

    74) “Eğer çalmışsa daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı” dediler. Yusuf bunu içinde gizli tuttu, onlara belli etmedi ve kendi kendine: “Siz daha kötü bir konumdasınız. Allah sizin anlattığınız şeyin aslını daha iyi bilmektedir” dedi.”

    Yusuf 77

    75) “Dediler ki: “Ey Aziz! Onun gerçekten ihtiyar, büyük bir babası var. Onun yerine bizden birimizi al. Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.”

    Yusuf 78

    76) “Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını almaktan Allah’a sığınırız. O takdirde muhakkak zalimler oluruz” dedi.”

    Yusuf 79

    77) “Ondan ümitlerini kesince aralarında konuşmak üzere bir yana çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını ve bundan önce Yusuf hakkında işlediğiniz hatayı bilmiyor musunuz? Ben, babam bana izin verinceye yahut Allah benim için hükmünü verinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”

    Yusuf 80

    78) “Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Oğlun hırsızlık etti. Biz bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Gaybın kollayıcıları da değildik.”

    Yusuf 81

    79) “(İstersen) İçinde bulunduğumuz kasabaya ve beraber geldiğimiz kervana da sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.”

    Yusuf 82

    80) “(Babaları) dedi ki: “Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Muhakkak O, hâkimdir, alimdir.”

    Yusuf 83

    81) “Yüzünü onlardan çevirdi ve: “Ah Yusuf’a olan tasam!” dedi. Üzüntüden gözleri ağardı. (Bununla beraber) kederini yutkunuyordu.”

    Yusuf 84

    82) “(Oğulları): “Vallahi, hayret! Hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda ya iyice eriyecek ya da helake düşenlerden olacaksın” dediler.”

    Yusuf 85

    83) “O da şöyle dedi: “Ben keder ve üzüntümü yalnız Allah’a açarım ve Allah katından sizin bilmediğinizi bilirim.”

    Yusuf 86

    84) “Ey oğullarım! Gidin Yusuf’la kardeşinden bir haber arayın. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”

    Yusuf 87

    85) “(Kardeşleri Yusuf’un) Yanına girdiklerinde: “Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu ve pek değersiz bir sermaye ile geldik. Sen yine de bize tam ölçek ver ve bize ayrıca bağışta bulun. Allah bağışta bulunanları mükâfatlandırır” dediler.”

    Yusuf 88

    86) “(Yusuf) dedi ki: “Siz cahil iken Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?”

    Yusuf 89

    87) “Yoksa sen gerçekten Yusuf musun?” dediler. O da: “Ben Yusuf’um. Bu da kerdeşimdir. Allah bize lutfetti. Kim sakınır ve sabrederse; şüphesiz Allah iyilik edenlerin karşılıklarını boşa çıkarmaz” dedi.”

    Yusuf 90

    88) “Allah’a yemin olsun; gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Biz ise kesinlikle hata edenlerdik” dediler.”

    Yusuf 91

    89) “Dedi ki: “Bugün sizi kınama yok. Allah sizi bağışlar. O, rahmet edenlerin en merhametlisidir.

    Yusuf 92

    90) “Şu gömleğimi götürüp babamın yüzüne koyun, görmeye başlayacaktır ve bütün ailenizle birlikte bana gelin.”

    Yusuf 93

    91) “Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları dedi ki: “Eğer beni bunaklıkla suçlamazsanız inanın ben Yusuf’un kokusunu alıyorum!”

    Yusuf 94

    92) “Hayret! Allah’a yemin olsun ki, sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin” dediler.”

    Yusuf 95

    93) “Müjdeci gelip onu (gömleği) yüzüne koyunca hemen görür hale döndü. (Bunun üzerine): “Ben Allah’tan sizin bilmediğinizi biliyorum, dememiş miydim?” dedi.”

    Yusuf 96

    94) “(Oğulları): “Ey babamız! Bizim için günâhlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hata ettik” dediler.”

    Yusuf 97

    95) “Dedi ki: “Sizin için Rabbimden bağışlama dileyeceğim. Şüphesiz O bağışlayan, rahmet edendir.”

    Yusuf 98

    96) “Nihayet Yusuf’un yanına girdiklerinde o, anne ve babasını bağrına bastı ve: “Allah’ın dileğiyle, güven içinde Mısır’a girin” dedi.”

    Yusuf 99

    97) “Anne ve babasını tahtın üzerine çıkardı ve hep birlikte onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: “Ey babacığım! İşte bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Gerçekten Rabbim onu doğru çıkardı. Allah, beni zindandan çıkarmakla ve şeytanın benimle kardeşlerimin arasına fitne sokmasından sonra sizi çölden getirmekle bana iyilik etti. Şüphesiz Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenleyendir. Muhakkak O alimdir, hâkimdir.”

    Yusuf 100

    98) “Rabbim! Sen bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim Sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat.”

    Yusuf 101
  • 1) “Davud’a oğlu Süleyman’ı ihsan etmiştik; ‘Süleyman Davud’a varis olmuştur.”

    Neml 16

    2) “O ne güzel bir kuldu. Daima Allah’a rücu ederdi.”

    Sad 30

    3) “…Süleyman’a da ilim vermiştik de şöyle demişti. ‘Mü’min kullarından çoğuna bizi üstün kılan Allah’a hamd olsun ve yine demişti ki’ Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi”

    Neml 15

    4) “Cinler onun için dilediği her şey kaleler, heykeller, havuza benzer çanaklar ve sabit kazanlar yaparlardı, ‘Ayrıca Süleyman’a emriyle mübarek kıldığımız arza doğru esip giden şiddetli rüzgârları da teshir etmiştik.’ Süleyman’a teshir ettiğimiz onun için denizlere dalan şeytanlar da vardır. Bundan başka işlerde yapıyorlardı. Hepsini gözeten bizdik.”

    Enbiya 81, 82

    5) “Ey Davud ailesi! Şükür olmak üzere Allah’ın itaatına çalışın. Zira kullarımdan şükreden azdır.”

    Sebe 13

    6) “Ona sizin için, sizi savaşlarınızın tehlikesinden korunmak için zırh sanatını da öğretmiştik. Şimdi siz şükreden kimseler misiniz?”

    Enbiya 80

    7) “Süleyman demişti ki: Rabbim beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ihsan et Şüphesiz daima ihsan eden sensin. Emriyle istediği yere yumuşak bir şekilde esip giden rüzgârları, bina yapan ve dalgıçlık eden şeytanları ve yine şeytanlardan zincirlere vurulmuş diğerlerini ona tabi kılmıştık. Bu bizim ihsanımızdır, ister ver, ister tut, hesapsızdır.”

    Sad 35, 36, 37, 38

    8) “Şeytanların, Süleyman’ın hükümranlığı aleyhine uydurup söyledikleri şeylere uydular. Hâlbuki Süleyman küfretmemişti. Asıl şeytanlar sihri ve Babil’deki Harut ve Marut adlı iki meleğe indirilen şeyleri insanlara öğreterek küfretmişlerdi. Oysa bu iki melek, ‘biz fitneyiz; küfretme” demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi.

    Bu ikisinden, kişiyle karısının arasını bozacak şeyleri öğreniyorlardı. Gerçi Allah’ın izni olmadıkça, bu öğrendikleriyle hiç kimseye zararlı olamazlar. Onlar ise, kendilerine fayda değil, zarar verecek şeyleri öğrenirler. Şüphesiz onlar, bunu satın alan kimselerin, ahirette nasibinin olmadığını biliyorlardı. Keşke kendilerini ne kötü bir şeye mukabil satmış olduklarını bilselerdi.”

    Bakara 102

    9) “Süleyman için cinlerden, insanlardan ve kuşlardan bir ordu toplanmıştı; hepsi düzenli bir şeklide sevk ve idare ediliyordu. Nihayet karıncalar vadisine geldikleri zaman, bir karınca şöyle demişti:

    Ey Karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve askerleri, farkına varmadan sizi ezmesin. Süleyman karıncaların sözüne tebessüm etmiş ve demişti ki:

    Rabbim! Bana ve anma babama verdiğin nimetine şükretmemi ve hoşnud olacağın işi yapmamı bana kolaylaştır ve beni rahmetinle iyi kulların arasına sok. Süleyman kuşları araştırıp şöyle demişti:

    Hüdhüd’ü neden göremiyorum; yoksa kayıplara mı karıştı? Ona şiddetle azap edeceğim yahut keseceğim, yahutta o bana açık bir delil getirmelidir. Çok geçmeden Hüdhüd gelmiş ve demişti ki:

    Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Seba’dan gerçek bir haber getirdim. Ben orada, bir kadını Seba halkına hükümdarlık eder buldum. Bu kadına her şey verilmiş, onun birde büyük tahtı var. Şu da var ki kadının ve kavminin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini de gördüm.

    Şeytan onların göklerde ve yerlerde bulunan gizlilikleri ortaya çıkaran ve gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilen Allah’a ibadet etmemeleri için, onlara amellerini süslemiş ve doğru yoldan onları saptırmıştır. Bu yüzden doğru yolu bulamazlar.

    Büyük Arş’ın Rabbi olan Allah’dan başka ilah yoktur. Süleyman da demişti ki:

    Doğru mu söylüyorsun yoksa yalacıladan mısın? göreceğiz. Bu mektubu götür ve onlara at, sonra onlardan biraz ayrılda bak, neye başvuracaklar. Nitekim kadın şöyle demişti:

    Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı. Bu mektup Süleyman’dan gelme ve Rahman Rahim Allah’ın adıyla başlayıp, bana karşı büyüklenmeyin ve bana teslim olarak gelin, diye yazmaktadır. Yine demişti ki:

    Ey ileri gelenler! Bu işimde bana fikir verin. Siz yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin hüküm veremiyorum.”

    Neml 17, 32

    10) “Onlar ise demişlerdi ki: Biz kuvvetli kimseler ve doğru savaşçılarız, fakat emir senindir. Bu itibarla sen neyi emredeceğine bak. “Kadın hükümdarda şöyle demişti:

    Hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orayı ifsad eder, bozarlar, oranın ahalisinin şereflerini alçaltırlar. Böyle yaparlar. Ben oraya bir hediye gödereceğim, sonra da elçilerin ne ile döneceklerini bekleyeceğim. Nitekim elçi, Süleyman’a geldiği zaman; Süleyman ona şöyle demişti:

    Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdikleri, sizin verdiklerinizden daha hayırlıdır. Hediyenizle siz sevinirsiniz. Onlara geri dön onlara, karşı koyamayacakları bir ordu ile geliriz ve onları hor ve hakir oldukları halde oradan sürer çıkarırız. Süleyman demişti ki:

    Ey ileri gelenler! Onlar, boyun eğerek bana gelmeden, o kadının tahtın bana hanginiz getirecek? Cinlerden bir ifrit’de şöyle demişti ki:

    Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Ben buna kesinlikle eminim. Kendisine kitaptan bir ilim bulunan kimse ise demişti ki:

    Ben onu sana gözünü açıp kapamadan getiririm. Nitekim Süleyman o anda tahtın yanında olduğunu görünce, bu şükür mü edeceğim diye beni sınamak için Rabbimin bir lütfudur. Kim şükrederse, kendisi için şükretmiş olur ki de nankörlük ederse şurası bir gerçektir ki, Rabbim onun şükrüne muhtaç değildir; çok kerem sahibidir. Süleyman askerlerine de şöyle demişti:

    Tahtının şeklini değiştirin bakalım onu tanıya bilecek mi? Yoksa tanımayanlardan birimi olacak. Nitekim kadın hükümdar geldiği zaman, ona denilmişti ki, senin tahtında böyle mi? O da şöyle demişti:

    Tıpkı o bize daha önce bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk. Onu Allah’dan başka ibadet ettiği şeyler alıkoymuştu, çünkü o kâfir bir kavme mensuptu. Ona “saraya git” denmişti. Kadın saray zeminini görünce onu su zannetmiş ve paçasını sıvamıştı. Süleyman’da demişti ki:

    O camdan yapılmış bir satıhtır Kadın ise şöyle demişti: Rabbim ben kendime zulmetmişim. Süleyman eliyle Âlemlerin Rabbi Allah’a teslim oldum.”

    Neml 33, 44

    11) “…Süleyman’a da yardım etmiştik: Hani bir kavmin koyunlarının otladığı ekin hakkında hüküm vermişlerdi de, bizde onların hükümlerine şahit olmuştuk. Süleyman’a bu hükmü öğretmiştik her birine hüküm ve ilim verdik. Davud’la beraber Allah’ı tesbih eden dağları ve kuşları teshir etmiştik Süleyman’a da sabah gidişi bir ay akşam da dönüşü bir ay süren rüzgârı boyun eğdirmiş, bakırı onun için sel gibi akıtmıştık. Cinlerden bir kısmı da, onun önünde rabbin izniyle çalışırdı. Bunlardan emrimizden çıkan olursa ona şiddetli dünya azabı tattırırdık.”

    Sebe 12

    12) “Bir akşamüzeri bir ayağı tırnağı üzerine, safkan koşu atları gösterilmişti. Bunun üzerine demişti ki:

    Ben malı Rabbimin zikrine vesile olması dolayısıyla seviyorum. Nihayet atlar toz perdesi arkasında kaybolup gitmişlerdi. Süleyman da onları bana getirin demiş getirince de ayaklarını boyunlarını okşamaya başlamıştı.”

    Sad 31, 32, 33

    13) “Biz Süleyman’ı imtihana da tabi tutmuştuk, onu tahtı üzerinde ceset haline getirmiştik, sonra eski haline döndü.”

    Sad 34

    14) “Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt cinlere onun ölümünü fark ettirmişti.”

    Sebe 14

    15) “Şüphesiz onun katımızda bize bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.”

    Sad 40

    Süleyman Aleyhisselam’ın Fitnesinin Tefsiri

    Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Andolsun biz Süleyman’ı imtihan ettik ve bu sebeple tahtı üzerine bir ceset bırakmıştık. Sonra o döndü.”

    Sâd 38, 34

    Bu ayeti Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisi tefsir etmektedir:

    “Süleyman Aleyhisselam şöyle dedi:

    −‘Bu gece yüz hanımı dolaşacağım ve herbir hanımın Allah yolunda savaşacak bir erkek çocuk doğuracak.’

    Melek Süleyman Aleyhisselam’a:

    −‘İnşallah de’ dedi! Ama Süleyman Aleyhisselam İnşallah demeyi unuttu. Hanımlarını dolaştı aralarında sadece biri özürlü çocuk doğurdu.”

    Bir rivayette:

    “Hanımlarından biri dışında hiçbiri hamile kalmadı oda özürlü bir çocuk doğurdu.”

    Buhari
  • 1) “Bir zamanlar Rabbin meleklere şöyle demişti: Kuşkusuz ki Ben, kuru bir çamurdan, değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım!”

    Hicr 28

    وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

    2) “Bir zamanlar Rabbin meleklere şöyle demişti: Kuşkusuz ki Ben, yeryüzünde bir halife yapacağım. Melekler de şöyle dediler: Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife yapacaksın? Oysa biz Seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz? Rabbin dedi ki: Kuşkusuz ki Ben sizin bilmediklerinizi bilirim!”

    Bakara 30

    فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ

    3) “Onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secdeye kapanın!”

    Hicr 29

    وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُوا لآدَمَ فَسَجَدُوا إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

    4) “Bir zamanlar biz meleklere: Adem’e secde edin! demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O ise yüz çevirdi, büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu!”

    Bakara 34

    فَسَجَدَ الْمَلآئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى أَن يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ

    5) “Bunun üzerine meleklerin hepsi topluca hemen secde ettiler. Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.”

    Hicr 30, 31

    قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلاَّ تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ

    6) “Allah dedi ki: Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?”

    Hicr 32

    قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ

    7) “Allah dedi ki: Sana emrettiğim halde, seni secde etmekten alıkoyan nedir? İblis dedi ki: Ben ondan daha hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın!”

    A’râf 12

    قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ

    8) “Allah dedi ki: Ey iblis! İki elim ile yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?”

    Sâd 75

    قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

    9) “İblis dedi ki: Ben, kuru bir çamurdan, değişmiş ve şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek değilim!”

    Hicr 33

    قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَنْ تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ

    10) “Allah dedi ki: O halde in oradan! Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Kuşkusuz ki sen alçaklardansın!”

    A’râf 13

    قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

    11) “Allah dedi ki: Öyle ise oradan çık! Kuşkusuz ki sen, artık kovulmuş birisin!”

    Hicr 34

    وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ

    12) “Kuşkusuz ki Benim lanetim kıyamet gününe kadar elbette senin üzerine olacaktır!”

    Sâd 78, Hicr 35

    قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    13) “İblis dedi ki: Rabbim, tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver.”

    Hicr 36

    قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ إِلَى يَومِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

    14) “Allah dedi ki: Kuşkusuz ki sen bilinen vaktin gününe kadar mühlet verilenlerdensin.”

    Hicr 37, 38

    قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

    15) “İblis dedi ki: Rabbim! Beni azdırdığın için, andolsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!”

    Hicr 39

    قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ

    16) “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırdığın için, andolsun ki ben de onları saptırmak için, senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım!”

    A’raf 16

    قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إَلاَّ قَلِيلاً

    17) “İblis dedi ki: Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Eğer kıyamet gününe kadar beni ertelersen, yemin ederim ki pek azı dışında onun zürriyetini hükmüm altına alıp kendime bağlayacağım!”

    İsra 62

    ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ

    18) “Sonra elbette onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenler bulamayacaksın!”

    A’raf 17

    قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ

    19) “Allah dedi ki: Yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki insanlardan sana kim uyarsa onları ve sizi, hepinizi cehenneme dolduracağım!”

    A’râf 18

    قَالَ اذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَاء مَّوْفُورًا وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا

    20) “Allah dedi ki: Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa, kuşkusuz ki hepinizin cezası cehennemdir, hem de tam bir ceza! Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun. Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!”

    İsra 63, 64

    إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلاً

    21) “Kuşkusuz ki Benim kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olamaz! Rabbin vekil olarak yeter.”

    İsra 65

    إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ

    22) “İblis dedi ki: Ancak onlardan ihlâs sahibi kulların müstesnadır.”

    Sad 83

    فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى

    23) “Bunun üzerine biz şöyle demiştik: Ey Adem! Kuşkusuz ki bu İblis, senin ve zevcenin düşmanıdır! Dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun!”

    Ta-Ha 117

    وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

    24) “Ey Adem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!”

    A’raf 19

    إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى

    25) “Kuşkusuz ki sen burada hiç acıkmayacak ve çıplak da kalmayacaksın!”

    Ta-Ha 118

    وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى

    26) “Ve sen burada susamayacak, kuşluk vakti güneşinden de yanmayacaksın!”

    Ta-Ha 119

    فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَى

    27) “Sonunda şeytan Adem’e şöyle vesvese verdi. Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığa delâlet edeyim mi?”

    Ta-Ha 120

    فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ

    28) “İblis, onların kendilerine gizli kalan çirkin yerlerini, kendilerine göstermek için onlara vesvese verip dedi ki: Rabbiniz sırf ikiniz de melekleşirsiniz veya burada ebedi kalıcılardan olursunuz diye size bu ağacı yasakladı. Onlara, kuşkusuz ki ben size nasihat edenlerdenim, diye de yemin etti.”

    A’raf 20, 21

    فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى

    29) “Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Adem, Rabbine asi oldu, böylece azdı.”

    Taha 121

    فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

    30) Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından oralarına örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Kuşkusuz ki şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye nidâ etti.”

    A’raf 22

    وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

    31) “Hani biz meleklere: Adem’e secde edin, demiştik! İblis hariç olmak üzere hepsi secde ettiler. İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı! Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun soyunu dost mu ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır! Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!”

    Kehf 50

    وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

    32) “Andolsun ki biz daha önce Adem’e de (o ağaçtan yememesi için) ahid vermiştik. Fakat o unuttu. Biz onda azim bulmadık!”

    Ta-Ha 115

    فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

    33) “Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır.”

    Bakara 36

    قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى

    34) “Allah dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin! Size benden bir hidayet geldiği zaman, kim benim hidayetime tâbi olursa o (dünyada) sapmaz, (ahirette de) bedbaht olmaz!”

    Ta-Ha 123

    وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

    35) “Kim benim zikrimden (Kur’an’ımdan) yüz çevirirse, kuşkusuz ki onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/dar bir geçim vardır! Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz!”

    Ta-Ha 124
  • 1) “Hatırlayın ki, sizi, Firavun ailesinden kurtardık. Çünkü onlar size azabın kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlardı, fenalık için kızlarınızı yaşatıyorlardı. Ve o size reva görülenlerde sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.”

    Bakara 49

    2) “Yine hatırlayın ki, siz görüyorken sizin sebebinizle, denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun taraftarlarını denizde boğduk.”

    Bakara 50

    3) “Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin adetleri üzere ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları kendi günahlarından dolayı cezalandırdı. Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”

    Âl-i İmran 11

    4) “Sonra mucizelerimizle birlikte Musa’yı Firavun’a ve ileri gelenlerine göndermiştik; fakat onlar (nefislerine ve halklarına) zulmetmişlerdi. Şimdi fesatçıların akıbetlerinin ne olduğunu gör.”

    Araf 103

    5) “Musa Firavun’a şöyle demişti: “Ey Firavun! Ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen bir rasulüm.”

    Araf 104

    6) “Firavun’da şöyle demişti: “Eğer bir mucize getirdiysen ve sözüne sadık kimselerden isen, onu göster.”

    Araf 106

    7) “Firavun’un kavminden ileri gelenler (onları görünce, Musa hakkında) “bu herhalde çok bilgili bir sihirbaz” demişlerdi.”

    Araf 109

    8) “Sihirbazlar Firavun’a gelmişler ve “eğer galip gelen biz olursak, herhalde bizim için bir mükâfat vardır, değil mi?” demişlerdi.”

    Araf 113

    9) “Firavun’da “Evet aynı zamanda siz benim yakınlarım olacaksınız” demişti.”

    Araf 114

    10) “Firavun ise şöyle demişti: “Ben size izin vermeden siz ona iman ettiniz ha! Bu muhakkak bir tuzaktır ve bu tuzağı, şehirde, ona halkını çıkarmak için kurdunuz. Ama yakında (başınıza gelecekleri) öğreneceksiniz.”

    Araf 123

    11) “Firavun’un kavminden ileri gelenler ise (Firavun’a) şöyle demişlerdi: “Musa ve kavmini yeryüzünde fesad çıkarmaları, aynı zamanda seni ve ilahlarını bırakması için mi serbest bırakıyorsun?” (Firavun’da onlara şöyle) demişti: “Oğullarını öldürüp kadınlarını hayatta bırakacağız. Biz şüphesiz onların üstünde ezici kimseleriz.”

    Araf 127

    12) “Andolsunki biz, Firavun hanedanını, belki düşünürler diye senelerce ürün kıtlığı ile tutup sıkmıştık.”

    Araf 130

    13) “…Firavun ve kavminin yapmakta oldukları şeyleri ve yükseltmiş olduklarını ise, hep harap etmiştik.”

    Araf 137

    14) “(Ey İsrail oğulları!) Hani sizi, oğullarınızı öldürüp, kadınlarınızı hayatta bırakarak size azabın en kötüsünü yapan Firavun hanedanından kurtarmıştık. Bunda, Rabbimiz tarafından sizin için büyük bir imtihan vardır.”

    Araf 141

    15) “Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin hali gibi… Onlarda Allah’ın ayetlerini inkâr etmişlerdi de, Allah da onları kendi günahları ile yakalamıştı. Şüphesiz Allah çok kuvvetli ve azabı da çok şiddetlidir.”

    Enfal 52

    16) “Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin hali gibi. Onlarda Rablerinin ayetlerini yalanlamışlardı da, kendi günahlarıyla onları helak etmiştik; Firavun hanedanını da boğmuştuk. Hepside zalim idiler.”

    Enfal 54

    17) Sonra onların ardından Musa ve Harun’u ayetlerimizle Firavun ve adamlarına göndermiştik. Fakat kibirlenmişlerdi. Zaten onlar suçlu bir kavim idiler.”

    Yunus 75

    18) Firavun ise bütün bilgili sihirbazları bana getirin demişti.”

    Yunus 79

    19) “Musa’ya, Firavun ve adamlarının kendilerine işkence yapmalarından korkmaları dolayısıyla sadece kavminin küçük çocukları iman etmişti. Firavun yeryüzünde mutlak bir müstebit ve aşırı gidenlerdendi.”

    Yunus 83

    20) “Musa şöyle demişti: “Rabbimiz sen Firavun’a ve adamlarına dünya hayatında süs ve mallar verdin. Rabbimiz senin yolundan saptırmaları için mi verdin? Onların mallarını yok et; kalplerini iyice sık. Zira onlar acı azabı görmedikçe iman etmezler.”

    Yunus 88

    21) “İsrail oğullarını denizden geçirmiştik. Firavun ve askerler ise, zalim ve düşman olarak onları takip etmişlerdi. Nihayet Firavun suda boğulacağını anlayınca şöyle demişti: “İsrail oğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim. Ben de Müslümanlardanım.”

    Yunus 90

    22) “(Ona denildi ki:) “Şimdi mi (iman etmek aklına geldi)? Daha önce isyan etmiştin ve bozgunculardan idin.”

    Yunus 91

    23) “Bugün seni, sadece cesedini, senin arkandan geleceklere bir ibret olmak üzere karada yüksek bir yerde bırakacağız. Şu muhakkaktır ki, insanların çoğu bizim ayetlerimizden gafildir.”

    Yunus 93

    24) “Musa’yı da, ayetlerimizle ve apaçık delil ve mucizelerle Firavun ve ileri gelen adamlarına göndermiştik. Firavun’un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun’un emri akıllıca değildi.

    Hud 96, 97

    25) “O kıyamet gününde de kavminin önünde gider ve onları ateşe götürür. O vardıkları yer ne kötü bir yerdir.”

    Hud 98

    26) “Musa’da kavmine şöyle demişti: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani sizi, Rabbinizden gelen büyük bir imtihan olmak üzere, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayarak en büyük azabı size çektiren Firavun ailesinden kurtarmıştı.”

    İbrahim 6

    27) “Bir gerçektir ki, Musa’ya apaçık dokuz mucize vermiştik. Şimdi İsrail oğullarına sor sana haber vereceklerdir. Musa bu mucizelerle onlara gelince Firavun onlara demişti ki ey Musa! Zannediyorum ki sen büyülenmişsin?”

    İsra 101

    28) “Musa’da şöyle demişti: “Sende muhakkak biliyorsun ki bunları delil olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirememiştir. Bende zannediyorum ki Ey Firavun sen mahvolmuşsun.”

    İsra 102

    29) “…Firavun onları ülkeden çıkarmak istemiş, biz de onu ve onunla beraber olanları toptan suda boğuvermiştik.”

    İsra 103

    30) “Karun’u, Firavun’u ve Hamanı’da helak etmiştik. Musa, onlara apaçık mucizeler getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Fakat helak olmaktan kurtulamamışlardı.”

    Ankebut 39

    31) “Onlardan önce de Nuh kavmi, Ad kavmi, saltanat sahibi Firavun, Semud, Lut kavmi ve Eyke ahalisi de, rasullerini yalanlamışlardı. Bunlarda rasule karşı birleşmiş gruplardan olmuştu.”

    Sâd 13, 14

    32) “Gerçek şu ki Musa’yı mucizelerimizle ve apaçık ayetlerimizle Firavun’a, Haman’ ve Karun’a göndermiştik de onlar yalancı bir sihirbaz demişlerdi.”

    Mü’min 23, 24

    33) “Firavun şöyle demişti: “Bırakın beni Musa’yı öldüreyim, o Rabbine yalvara dursun. Ben dininizi de değiştirmesinden yahut yeryüzünde fesad çıkarmasından korkmuyorum.”

    Mü’min 26

    34) “Firavun ailesinden mü’min olan ve imanını gizleyen bir adam da şöyle demişti: “Rabbim Allah’tır, diyen bir adamı, size Rabbinizden apaçık deliller getirmiş olmasına rağmen öldürecek misiniz? Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhine; yok eğer sadık ise, sizi tehdit ettiği bazı şeyler başınıza gelebilir. Şüphesiz Allah, haddi aşan yalancılarla asla hidayet etmez.”

    Mü’min 28

    35) “Ey Kavmim! Yeryüzünde bugün galip olarak hükümranlık sizin elinizde, fakat Allah’ın hışmı bize gelip çatarsa, ona karşı bize kim yardım eder” Firavun’da demişti ki: “Ben size, kendi görüşümü söylüyorum. Ben size ancak kurtuluş yolunu gösteriyorum.”

    Mü’min 29

    36) Firavun şöyle demişti: “Ey Haman! Bana bir kule yap; Belki onunla göklerin kapılarına erişir ve böylece Musa’nın ilahını görürüm. Ben onun bir yalancı olduğunu zannediyorum.” Firavun’a kötü ameli böyle süslü gösterilmiş ve doğru yoldan saptırılmıştır. Firavun’un tuzağı başarısız olmaya mahkûmdu.”

    Mü’min 36, 37

    37) “Allah, o mü’min adamı, kurdukları tuzağın kötülüklerinden korumuş, Firavun ailesini de, en kötü azap kuşatıvermişti.”

    Mü’min 45

    38) “Onlar sabah akşam ateşe sunulmaktadırlar. Kıyametin koptuğu günde, “Firavun ailesini en şiddetli azaba sokun” denilecektir.”

    Mü’min 46

    39) “Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de onlara demişti ki: “Ben, âlemlerin Rabbinin elçisiyim.”

    Zuhruf 46

    40) “Firavun kavmine seslenmiş ve demişti ki: “Ey Kavmim! Mısır’ın ve altımda akan şu ırmakların hâkimi bana ait değil mi? Görmüyor musunuz?”

    Zuhruf 51

    41) “Böylece Firavun, kavmini küçümsemiş, onlarda ona itaat etmişlerdi. Zaten onlar fasık kimselerdi.”

    Zuhruf 54

    42) “Onlardan önce de Firavun’un kavmini denemiştik. Bu maksatla onlara üstün meziyetleri olan bir Rasûl gelmiş ve demişti ki: “Allah’ın kullarını bana bırakın. Gerçek şudur ki ben sizin için gönderilmiş güvenilir bir Rasûlüm.”

    Duhan 17, 18

    43) “Gerçek şu ki, İsrail oğullarını, o zelil edici azaptan, yani Firavun’dan kurtardık. O, haddi aşanlardan bir zorba idi.”

    Duhan 30, 31

    44) “Firavun’a gidin çünkü o azmıştır.”

    Ta-Ha 24

    45) “Firavun onlara şöyle demişti: “Sizin Rabbiniz kim ey Musa?” O da demişti ki: “Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren ve sonra da hidayete erdirendir.” Firavun şöyle demişti: “Geçmiş nesillerin durumu ne olacak?”

    Ta-Ha 49, 50, 51

    46) “Firavun’a delillerimizin hepsini göstermiştik; fakat o, yine yalanlamış ve kabule yanaşmamıştı.”

    Ta-Ha 56

    47) “Firavun oradan ayrılmış, sihirbazlarını ve aletlerini toplamış, sonra da buluşma yerine gelmişti. (Firavun’un sihirbazları) işlerini aralarında müzakere etmişler ve son derece gizli konuşmuşlardı.”

    Ta-Ha 60, 62

    48) “Firavun ise şöyle demişti: “Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? O size sihrinizi öğreten bir büyüğünüzdür. Mademki öyle, ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama mutlaka keseceğim ve sizi mutlaka hurma dalına asacağım. İşte o zaman hanginizin azabı daha şiddetli ve devamlı imiş, öğreneceksiniz.”

    Ta-Ha 71

    49) “Musa’ya: “Kullarımı geceleyin yürüt; onlara, denizde kuru bir yol aç; (firavun’un sana) yetişmesinden ve (denizde boğulmaktan) korkma” diye vahyetmiştik.”

    Ta-Ha 77

    50) “Firavun ise, askerleriyle onları takip etmişti. Fakat denizde, onları kaplayacak olan su kaplamış ve onları boğmuştu.”

    Ta-Ha 78

    51) “Firavun kavmini sapıklığa sevk etmiş, doğru yolu göstermemişti.”

    Ta-Ha 79

    52) “Firavun’a varın ve deyin ki: “Biz, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın Rasûlüyüz.”

    Şuara 16

    53) “Firavun ise Musa’ya şöyle demişti: “Çocukken seni yanımızda terbiye etmedik mi? Ömründen nice yıllar yanımızda kalmadın mı?”

    Şuara 18

    54) “Firavun ona şöyle demişti: “Âlemlerin Rabbi nedir?”

    Şuara 23

    55) “Firavun etrafındakilere şöyle demişti: “İşitmiyor musunuz?”

    Şuara 25

    56) “Firavun şöyle demişti: “Size gönderilen Rasulünüz bir delidir.”

    Şuara 27

    57) “Firavun da şöyle demişti: “Eğer benden başkasını ilah edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan ederim.”

    Şuara 29

    58) “Firavun da şöyle demişti: “Eğer doğruyu söyleyenlerden isen, haydi getir.”

    Şuara 31

    59) “Firavun ise, etrafındaki ileri gelenlere şöyle demişti: “Bu, muhakkak çok bilgili bir sihirbazdır.”

    Şuara 34

    60) “Sihirbazlar gelince Firavun’a şöyle demişlerdi: “Eğer galip gelenler biz olursak, bize bir ücret var mı?” Firavun ise demişti ki: “Evet. Ayrıca, galip gelirseniz gözdelerden olursunuz.”

    Şuara 41, 42

    61) “Bunun üzerine sihirbazlar iplerini ve değneklerini atmışlar ve “Firavun’un kudretiyle galip gelecek olanlar muhakkak biziz” demişlerdi. O sırada Musa da asasını atmıştı ki, onların uydurduklarını hemen yutmaya başlamıştı. Bunun üzerine sihirbazlarda secdeye kapanmışlardı.”

    Şuara 44, 45, 46

    62) “Firavun ise, onlara şöyle demişti: “Ben size izin vermeden, siz ona iman mı ettiniz, şüphe yoktur ki o size sihri öğreten bir büyüğünüzdür. Şimdi anlayacaksınız ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama mutlaka keseceğim ve sizin hepinizi asacağım.”

    Şuara 49

    63) “Bu sırada Firavun da şehirlere toplayıcılar göndermişti.”

    Şuara 53

    64) “Bizde Firavun ve adamlarını bahçelerden, subaşlarından, hazinelerden ve şerefli makamdan çıkarmıştık.”

    Şuara 57, 58

    65) “Firavun ve adamları ise, güneşin doğuşu ile onların peşine düşmüşlerdi.”

    Şuara 60

    66) “Elini koynuna sok; Firavun ve kavmine gelecek dokuz mucize içinde, kusursuz, bembeyaz çıksın. Zira onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.”

    Neml 12

    67) “Musa ve Firavun’un haberini, mü’min kimseler için hak ile okuyacağız. Firavun, ülkeye hâkim olmuş ve halkını fırkalara ayırmıştı. Onlardan bir grubu, oğullarını boğazlayarak, kadınlarını hayatta bırakarak zayıflatıyordu. O bozgunculardan biriydi.”

    Kasas 3, 4

    68) “Yeryüzünde zayıf bırakılanlara lütufta bulunmak onları imam yapmak, varis kılmak, onlarla yeryüzünde bir mekân vermek, Firavun’a, Haman’a ve onlardan olan askerlerine, çekindikleri şeyi göstermek istedik.”

    Kasas 5, 6

    69) “Firavun ve ailesi de onu, kendilerine bir düşman ve başlarına bir dert olmak üzere bulup, almıştı. Firavun, Haman ve askerleri hatalı idiler.”

    Kasas 8

    70) “Firavun’un karısı şöyle demişti: “Benim için de senin için de bir gözbebeği. Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz.” Oysa onlar, işin farkında değillerdi.

    Kasas 9

    71) “Önceden sütanalarını onlara haram kılmıştık. Bu sebeple Musa’nın kız kardeşi, Firavun’un ailesine şöyle demişti. “Sizin için ona bakacak ve ona öğütler verecek bir ev halkını size tavsiye edeyim mi?”

    Kasas 12

    72) “Firavun ise şöyle demişti. “Ey ileri gelenler sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum. Çamur üzerine benim için bir ateş yak, ey Haman! Sonra da bana bir kule yap, belki Musa’nın ilahına ulaşabilirim. Ben onun mutlaka yalancılardan biri olduğunu zannediyorum.”

    Kasas 38

    73) “Firavun ve askerleri ülkede haksız bir şekilde büyüklük taslamışlar ve bize hiç döndürülmeyeceklerini zannetmişlerdir.”

    Kasas 39

    74) “Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik. Onları, Firavun ve adamlarına göndermiştik. Fakat onlar da büyüklendiler. Zaten kibirli bir kavim idiler.”

    Mü’minun 45, 46

    75) “Apaçık bir belge ile Firavun’a gönderdiğimiz Musa’da da vardır. Firavun askerlerine güvenerek yüz çevirmiş ve: “Bu ya bir sihirbaz ya da bir delidir” demişti.”

    Zariyat 38, 39

    76) “Allah iman edenlere de Firavun’un karısını örnek veriyor. Hani o: “Rabbim cennette katında benim için bir bina yap. Beni Firavun’dan, onun tapındıklarından ve zalim kavimden kurtar” demişti.”

    Tahrim 11

    77) “Firavun’da, ondan öncekilerde, safsatacılarda günahlarıyla geldiler.”

    Hakka 9

    78) “Sana o orduların haberi gelmedi mi? Firavun ve Semud’un.”

    Buruc 17, 18
  • Bakara Suresi, 51. ayet: Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz.

    Bakara Suresi, 52. ayet: Bundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık.

    Bakara Suresi, 53. ayet: Ve hidayete eresiniz diye Musa'ya kitabı ve Furkan'ı verdik.

    Bakara Suresi, 54. ayet: Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca Yaratan(gerçek İlah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız Katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

    Bakara Suresi, 55. ayet: Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz.

    Bakara Suresi, 56. ayet: Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.

    Bakara Suresi, 57. ayet: Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.

    Bakara Suresi, 58. ayet: Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız."

    Bakara Suresi, 59. ayet: Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik.

    Bakara Suresi, 60. ayet: (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.

    Bakara Suresi, 61. ayet: Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.

    Bakara Suresi, 63. ayet: Sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın, ki sakınasınız."

    Bakara Suresi, 64. ayet: Siz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

    Bakara Suresi, 67. ayet: Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.

    Bakara Suresi, 68. ayet: "Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi.

    Bakara Suresi, 69. ayet: (Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi.

    Bakara Suresi, 70. ayet: (Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler.

    Bakara Suresi, 71. ayet: (Bunun üzerine Musa, "Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.

    Bakara Suresi, 87. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?

    Bakara Suresi, 88. ayet: Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder.

    Bakara Suresi, 92. ayet: Andolsun, Musa size apaçık belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı) edindiniz. İşte siz (böyle) zalimlersiniz.

    Bakara Suresi, 93. ayet: Hani sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkarları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor?"

    Bakara Suresi, 108. ayet: Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur.

    Bakara Suresi, 136. ayet: Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız."

    Bakara Suresi, 246. ayet: Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.

    Nisa Suresi, 153. ayet: Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik.

    Nisa Suresi, 164. ayet: Ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). Allah, Musa ile de konuştu.

    Maide Suresi, 20. ayet: Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

    Maide Suresi, 21. ayet: "Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz."

    Maide Suresi, 22. ayet: Dediler ki: "Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz."

    Maide Suresi, 23. ayet: Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin." dedi.

    Maide Suresi, 24. ayet: Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız."

    Maide Suresi, 25. ayet: (Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır" dedi.

    Maide Suresi, 26. ayet: (Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme."

    En'am Suresi, 84. ayet: Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

    En'am Suresi, 91. ayet: Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar.

    En'am Suresi, 154. ayet: Sonra Biz Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak kitabı verdik. Umulur ki Rablerine kavuşacaklarına inanırlar.

    Araf Suresi, 103. ayet: Sonra bunların (peygamberlerin) ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.

    Araf Suresi, 104. ayet: Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim."

    Araf Suresi, 105. ayet: "Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder."

    Araf Suresi, 106. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)."

    Araf Suresi, 107. ayet: Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.

    Araf Suresi, 109. ayet: Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür";

    Araf Suresi, 110. ayet: "Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?"

    Araf Suresi, 111. ayet: Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla";

    Araf Suresi, 112. ayet: "Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler."

    Araf Suresi, 113. ayet: Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?"

    Araf Suresi, 114. ayet: "Evet" dedi. "(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."

    Araf Suresi, 115. ayet: Dediler ki: "Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?"

    Araf Suresi, 116. ayet: (Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.

    Araf Suresi, 117. ayet: Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.

    Araf Suresi, 118. ayet: Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.

    Araf Suresi, 119. ayet: Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.

    Araf Suresi, 120. ayet: Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.

    Araf Suresi, 121. ayet: "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.

    Araf Suresi, 122. ayet: "Musa'nın ve Harun'un Rabbine…"

    Araf Suresi, 123. ayet: Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."

    Araf Suresi, 124. ayet: "Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim."

    Araf Suresi, 125. ayet: (Onlar da:) "Biz de şüphesiz Rabbimiz'e döneceğiz" dediler.

    Araf Suresi, 126. ayet: "Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimiz'in ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür."

    Araf Suresi, 127. ayet: Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."

    Araf Suresi, 128. ayet: Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir" dedi.

    Araf Suresi, 129. ayet: Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi.

    Araf Suresi, 130. ayet: Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.

    Araf Suresi, 131. ayet: Onlara bir iyilik geldiği zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah Katında asıl uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler.

    Araf Suresi, 132. ayet: Onlar: "Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler.

    Araf Suresi, 133. ayet: Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.

    Araf Suresi, 134. ayet: Başlarına iğrenç bir azap çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğulları'nı seninle göndereceğiz.

    Araf Suresi, 135. ayet: Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular.

    Araf Suresi, 136. ayet: Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk.

    Araf Suresi, 137. ayet: Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğulları'na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik.

    Araf Suresi, 138. ayet: İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onlarınki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi.

    Araf Suresi, 139. ayet: Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir.

    Araf Suresi, 140. ayet: "O sizi alemlere üstün kılmışken, ben size Allah'tan başka bir İlah mı arayacağım?"

    Araf Suresi, 141. ayet: "Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı."

    Araf Suresi, 142. ayet: Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi.

    Araf Suresi, 143. ayet: Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi onunla konuşunca: "Rabbim, bana göster, Seni göreyim" dedi. (Allah:) "Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de Beni göreceksin." Rabbi dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: "Sen ne Yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi.

    Araf Suresi, 144. ayet: (Allah:) "Ey Musa" dedi. "Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol."

    Araf Suresi, 145. ayet: Biz ona Levhalarda herşeyden bir öğüt ve herşeyin yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:) "Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim" (dedik).

    Araf Suresi, 148. ayet: (Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.

    Araf Suresi, 149. ayet: Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.

    Araf Suresi, 150. ayet: Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi.

    Araf Suresi, 151. ayet: (Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın."

    Araf Suresi, 152. ayet: Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet yetişecektir. İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları' böyle cezalandırırız.

    Araf Suresi, 153. ayet: Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.

    Araf Suresi, 154. ayet: Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) Nüshasında "Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı).

    Araf Suresi, 155. ayet: Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam seçip-ayırdı. Bunları da 'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince, dedi ki: "Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla Sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim Velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın."

    Araf Suresi, 156. ayet: Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım."

    Araf Suresi, 157. ayet: Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.

    Araf Suresi, 158. ayet: De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.

    Araf Suresi, 159. ayet: Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.

    Araf Suresi, 160. ayet: Biz onları (İsrailoğulları'nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

    Araf Suresi, 161. ayet: Onlara: "Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin ve kapısından secde ederek girin, (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) artıracağız" denildiğinde,

    Araf Suresi, 162. ayet: Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azap' indirdik.

    Yunus Suresi, 75. ayet: Sonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi.

    Yunus Suresi, 76. ayet: Onlara Katımız'dan hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür."

    Yunus Suresi, 77. ayet: Musa: "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi.

    Yunus Suresi, 78. ayet: Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler.

    Yunus Suresi, 79. ayet: Firavun: "Bana bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi.

    Yunus Suresi, 80. ayet: Büyücüler geldiğinde Musa: "Atacağınız şeyleri atın" dedi.

    Yunus Suresi, 81. ayet: Onlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez."

    Yunus Suresi, 82. ayet: Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.

    Yunus Suresi, 83. ayet: Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.

    Yunus Suresi, 84. ayet: Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin."

    Yunus Suresi, 85. ayet: Dediler ki: "Biz Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma."

    Yunus Suresi, 86. ayet: "Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar."

    Yunus Suresi, 87. ayet: Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele."

    Yunus Suresi, 88. ayet: Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."

    Yunus Suresi, 89. ayet: (Allah) Dedi ki: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın."

    Yunus Suresi, 90. ayet: Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlah'tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi.

    Yunus Suresi, 91. ayet: Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.

    Yunus Suresi, 92. ayet: Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler.

    Yunus Suresi, 93. ayet: Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir.

    Hud Suresi, 96. ayet: Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik.

    Hud Suresi, 110. ayet: Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı. Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.

    İbrahim Suresi, 5. ayet: Andolsun Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.

    İbrahim Suresi, 6. ayet: Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."

    İbrahim Suresi, 7. ayet: "Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir."

    İbrahim Suresi, 8. ayet: Musa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."

    İsra Suresi, 2. ayet: Musa'ya kitap verdik ve "Benden başka vekil edinmeyin" diye onu İsrailoğulları'na kılavuz kıldık.

    İsra Suresi, 101. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğulları'na sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.

    İsra Suresi, 102. ayet: O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti.

    İsra Suresi, 103. ayet: Böylelikle, onları o yerden sürüp-sarsıntıya uğratmayı istedi, Biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boğuverdik.

    İsra Suresi, 104. ayet: Ve onun ardından İsrailoğulları'na söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız."

    Kehf Suresi, 60. ayet: Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim."

    Kehf Suresi, 61. ayet: Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.

    Kehf Suresi, 62. ayet: (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk."

    Kehf Suresi, 63. ayet: (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu."

    Kehf Suresi, 64. ayet: (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.

    Kehf Suresi, 65. ayet: Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

    Kehf Suresi, 66. ayet: Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"

    Kehf Suresi, 67. ayet: Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."

    Kehf Suresi, 68. ayet: (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"

    Kehf Suresi, 69. ayet: (Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.

    Kehf Suresi, 70. ayet: Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."

    Kehf Suresi, 71. ayet: Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."

    Kehf Suresi, 72. ayet: Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

    Kehf Suresi, 73. ayet: (Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.

    Kehf Suresi, 74. ayet: Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın."

    Kehf Suresi, 75. ayet: Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

    Kehf Suresi, 76. ayet: (Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi.

    Kehf Suresi, 77. ayet: (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."

    Kehf Suresi, 78. ayet: Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.

    Kehf Suresi, 79. ayet: "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."

    Kehf Suresi, 80. ayet: "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

    Kehf Suresi, 81. ayet: Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."

    Kehf Suresi, 82. ayet: "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."

    Meryem Suresi, 51. ayet: Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.

    Taha Suresi, 9. ayet: Sana Musa'nın haberi geldi mi?

    Taha Suresi, 10. ayet: Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum."

    Taha Suresi, 11. ayet: Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."

    Taha Suresi, 12. ayet: "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."

    Taha Suresi, 13. ayet: "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."

    Taha Suresi, 14. ayet: "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."

    Taha Suresi, 15. ayet: "Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."

    Taha Suresi, 16. ayet: "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."

    Taha Suresi, 17. ayet: "Sağ elindeki nedir ey Musa?"

    Taha Suresi, 18. ayet: Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."

    Taha Suresi, 19. ayet: Dedi ki: "Onu at, ey Musa."

    Taha Suresi, 20. ayet: Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).

    Taha Suresi, 21. ayet: Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz."

    Taha Suresi, 22. ayet: "Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."

    Taha Suresi, 23. ayet: "Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."

    Taha Suresi, 24. ayet: "Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor."

    Taha Suresi, 25. ayet: Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."

    Taha Suresi, 26. ayet: "Bana işimi kolaylaştır."

    Taha Suresi, 27. ayet: "Dilimden düğümü çöz;"

    Taha Suresi, 28. ayet: "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."

    Taha Suresi, 29. ayet: "Ailemden bana bir yardımcı kıl,"

    Taha Suresi, 30. ayet: "Kardeşim Harun'u"

    Taha Suresi, 31. ayet: "Onunla arkamı kuvvetlendir."

    Taha Suresi, 32. ayet: "Onu işimde ortak kıl,"

    Taha Suresi, 33. ayet: "Böylece Seni çok tesbih edelim."

    Taha Suresi, 34. ayet: "Ve Seni çok zikredelim."

    Taha Suresi, 35. ayet: "Şüphesiz Sen bizi görüyorsun."

    Taha Suresi, 36. ayet: (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir."

    Taha Suresi, 37. ayet: "Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."

    Taha Suresi, 38. ayet: "Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"

    Taha Suresi, 39. ayet: "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim."

    Taha Suresi, 40. ayet: "Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."

    Taha Suresi, 41. ayet: "Seni Kendim için seçtim."

    Taha Suresi, 42. ayet: "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın.

    Taha Suresi, 43. ayet: "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."

    Taha Suresi, 44. ayet: "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."

    Taha Suresi, 45. ayet: Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz."

    Taha Suresi, 46. ayet: Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum."

    Taha Suresi, 47. ayet: "Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun."

    Taha Suresi, 48. ayet: "Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."

    Taha Suresi, 49. ayet: (Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"

    Taha Suresi, 50. ayet: Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."

    Taha Suresi, 51. ayet: (Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"

    Taha Suresi, 52. ayet: Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."

    Taha Suresi, 53. ayet: "Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."

    Taha Suresi, 54. ayet: "Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.

    Taha Suresi, 55. ayet: Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.

    Taha Suresi, 56. ayet: Andolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.

    Taha Suresi, 57. ayet: Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"

    Taha Suresi, 58. ayet: "Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.

    Taha Suresi, 59. ayet: (Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)."

    Taha Suresi, 60. ayet: Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi.

    Taha Suresi, 61. ayet: Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."

    Taha Suresi, 62. ayet: Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.

    Taha Suresi, 63. ayet: Dediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."

    Taha Suresi, 64. ayet: "Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."

    Taha Suresi, 65. ayet: "Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."

    Taha Suresi, 66. ayet: Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.

    Taha Suresi, 67. ayet: Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.

    Taha Suresi, 68. ayet: "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."

    Taha Suresi, 69. ayet: "Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."

    Taha Suresi, 70. ayet: Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.

    Taha Suresi, 71. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."

    Taha Suresi, 72. ayet: Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."

    Taha Suresi, 73. ayet: "Gerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."

    Taha Suresi, 74. ayet: "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."

    Taha Suresi, 75. ayet: "Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."

    Taha Suresi, 76. ayet: "İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."

    Taha Suresi, 77. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."

    Taha Suresi, 78. ayet: Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.

    Taha Suresi, 79. ayet: Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.

    Taha Suresi, 80. ayet: Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

    Taha Suresi, 81. ayet: Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.

    Taha Suresi, 82. ayet: Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.

    Taha Suresi, 83. ayet: "Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?"

    Taha Suresi, 84. ayet: Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."

    Taha Suresi, 85. ayet: Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."

    Taha Suresi, 86. ayet: Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"

    Taha Suresi, 87. ayet: Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."

    Taha Suresi, 88. ayet: Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler.

    Taha Suresi, 89. ayet: Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?

    Taha Suresi, 90. ayet: Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.

    Taha Suresi, 91. ayet: Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."

    Taha Suresi, 92. ayet: (Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?"

    Taha Suresi, 93. ayet: "Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"

    Taha Suresi, 94. ayet: Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum."

    Taha Suresi, 95. ayet: (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?"

    Taha Suresi, 96. ayet: Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."

    Taha Suresi, 97. ayet: Dedi ki: "Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."

    Taha Suresi, 98. ayet: "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır."

    Enbiya Suresi, 48. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.

    Mü'minun Suresi, 45. ayet: Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

    Mü'minun Suresi, 46. ayet: Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu.

    Mü'minun Suresi, 47. ayet: Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar."

    Mü'minun Suresi, 48. ayet: Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

    Mü'minun Suresi, 49. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye.

    Furkan Suresi, 36. ayet: Böylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve çevresini) kökünden darmadağın ettik.

    Şuara Suresi, 10. ayet: Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;"

    Şuara Suresi, 11. ayet: Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı?"

    Şuara Suresi, 12. ayet: Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."

    Şuara Suresi, 13. ayet: "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."

    Şuara Suresi, 14. ayet: "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."

    Şuara Suresi, 15. ayet: (Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."

    Şuara Suresi, 16. ayet: "Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz,"

    Şuara Suresi, 17. ayet: "İsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."

    Şuara Suresi, 18. ayet: (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"

    Şuara Suresi, 19. ayet: "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin."

    Şuara Suresi, 20. ayet: (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."

    Şuara Suresi, 21. ayet: "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."

    Şuara Suresi, 22. ayet: "Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır."

    Şuara Suresi, 22. ayet: "Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır."

    Şuara Suresi, 23. ayet: Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"

    Şuara Suresi, 24. ayet: Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."

    Şuara Suresi, 25. ayet: Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"

    Şuara Suresi, 26. ayet: (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."

    Şuara Suresi, 27. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."

    Şuara Suresi, 28. ayet: "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa).

    Şuara Suresi, 29. ayet: (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."

    Şuara Suresi, 30. ayet: (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"

    Şuara Suresi, 31. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."

    Şuara Suresi, 32. ayet: Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.

    Şuara Suresi, 33. ayet: Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.

    Şuara Suresi, 34. ayet: (Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."

    Şuara Suresi, 35. ayet: "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?"

    Şuara Suresi, 36. ayet: Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder,"

    Şuara Suresi, 37. ayet: "Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler."

    Şuara Suresi, 38. ayet: Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi.

    Şuara Suresi, 39. ayet: Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi."

    Şuara Suresi, 40. ayet: "Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."

    Şuara Suresi, 41. ayet: Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.

    Şuara Suresi, 42. ayet: "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."

    Şuara Suresi, 43. ayet: Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."

    Şuara Suresi, 44. ayet: Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.

    Şuara Suresi, 45. ayet: Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.

    Şuara Suresi, 46. ayet: Anında büyücüler secdeye kapandılar.

    Şuara Suresi, 47. ayet: (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.

    Şuara Suresi, 48. ayet: "Musa'nın ve Harun'un Rabbine."

    Şuara Suresi, 49. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım."

    Şuara Suresi, 50. ayet: "Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz."

    Şuara Suresi, 51. ayet: "Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."

    Şuara Suresi, 52. ayet: Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.

    Şuara Suresi, 53. ayet: Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

    Şuara Suresi, 54. ayet: "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;"

    Şuara Suresi, 55. ayet: "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler."

    Şuara Suresi, 56. ayet: 'Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).

    Şuara Suresi, 57. ayet: Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;

    Şuara Suresi, 58. ayet: Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.

    Şuara Suresi, 59. ayet: İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.

    Şuara Suresi, 60. ayet: Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.

    Şuara Suresi, 61. ayet: İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.

    Şuara Suresi, 62. ayet: (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."

    Şuara Suresi, 63. ayet: Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.

    Şuara Suresi, 64. ayet: Ötekileri de buraya yaklaştırdık.

    Şuara Suresi, 65. ayet: Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.

    Şuara Suresi, 66. ayet: Sonra ötekileri suda boğduk.

    Şuara Suresi, 67. ayet: Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

    Neml Suresi, 7. ayet: Hani Musa ailesine: "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim."

    Neml Suresi, 8. ayet: Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: "Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah Yücedir.

    Neml Suresi, 9. ayet: "Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım."

    Neml Suresi, 10. ayet: "Asanı bırak;" (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz."

    Neml Suresi, 11. ayet: "Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim."

    Neml Suresi, 12. ayet: "Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir."

    Neml Suresi, 13. ayet: Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür."

    Neml Suresi, 14. ayet: Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

    Kasas Suresi, 3. ayet: Mü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız.

    Kasas Suresi, 4. ayet: Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

    Kasas Suresi, 5. ayet: Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.

    Kasas Suresi, 6. ayet: Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.

    Kasas Suresi, 7. ayet: Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).

    Kasas Suresi, 8. ayet: Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.

    Kasas Suresi, 9. ayet: Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.

    Kasas Suresi, 10. ayet: Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı.

    Kasas Suresi, 11. ayet: Ve onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi.

    Kasas Suresi, 12. ayet: Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.

    Kasas Suresi, 13. ayet: Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.

    Kasas Suresi, 14. ayet: O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz.

    Kasas Suresi, 15. ayet: (Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkça saptırıcı bir düşmandır" dedi.

    Kasas Suresi, 16. ayet: Dedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir.

    Kasas Suresi, 17. ayet: Dedi ki: "Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi olmayacağım."

    Kasas Suresi, 18. ayet: Böylece şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (kişi, bugün de) kendisine yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen açıkça bir azgınsın."

    Kasas Suresi, 19. ayet: Sonunda ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun."

    Kasas Suresi, 20. ayet: Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim."

    Kasas Suresi, 21. ayet: Böylece oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar" dedi.

    Kasas Suresi, 22. ayet: Medyen'e doğru yöneldiğinde de: "Umarım Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip iletir" dedi.

    Kasas Suresi, 23. ayet: Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler.

    Kasas Suresi, 24. ayet: Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım."

    Kasas Suresi, 25. ayet: Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun."

    Kasas Suresi, 26. ayet: O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir."

    Kasas Suresi, 27. ayet: (Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaAllah salih olanlardan bulacaksın."

    Kasas Suresi, 28. ayet: (Musa) Dedi ki: "Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize vekildir."

    Kasas Suresi, 29. ayet: Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm" dedi.

    Kasas Suresi, 30. ayet: Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi.

    Kasas Suresi, 31. ayet: "Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin."

    Kasas Suresi, 32. ayet: "Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur."

    Kasas Suresi, 33. ayet: Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."

    Kasas Suresi, 34. ayet: "Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum."

    Kasas Suresi, 35. ayet: (Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız."

    Kasas Suresi, 36. ayet: Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler.

    Kasas Suresi, 37. ayet: Musa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar."

    Kasas Suresi, 38. ayet: Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."

    Kasas Suresi, 39. ayet: O ve a