• 120 syf.
    ·1 günde·8/10
    Yükselişi ve çöküşü kimse benden daha iyi sezemez. Bu konuda mükemmel bir hocayımdır; ikisini de bilirim, çünkü ben her ikisiyim!

    Friedrich Wilhelm Nietzsche bu kitabıyla beni dumur etti diyebilirim. Daha ilk sayfalarından itibaren ensesinden sertçe tutulup çekilmiş gibi hissettim resmen. Yazarla yeni tanıştım. Adını, eserlerini, görüşlerin biliyorum ama hiçbir kitabına göz atmamıştım. Bu eserini okuduktan sonra hemen diğerlerini temin etmek için harekete geçtim.

    Hayır, yazdıklarına katılmayabilirsiniz belki ama etkilenmemeniz elde değil!
    ''Bakış açılarını değiştirmek artık kontrolünün altında, buna kabiliyetim var: İşte bu yüzden, "değerlerin yeniden değerlendirilmesi"ni ancak ben yapabilirim.'' alıntısında bahsettiği özgüvene, bunu uygulamayı bırakın, söyleyecek cesarete hangi birimiz sahibiz? Bu gün insanlarımızın en büyük sorunlarından birisi özgüven eksikliği ya da fazla pohpohlanmış olan içi boş balonlar. İki türlü de sonuç fıs. Ama bu abimiz sözünün arkasında durmuş ve adımını büyük atarak hedefini de her zaman yükseltmiş. Şu an bile herkesin dilinde olan bir filozof halini almıştır. Neredeyse her sayfasında Almanları yermiş, bir laf kondurmuş. Resmen çamurun içine(kibarca söylüyorum) sokup çıkarmamış yazar. Kendisinin de Alman olması dışında bunda garipsenecek bir şey yok herhalde :)

    Hayatında hiçbir şeyin tesadüfi olmadığı ve her yere tırnaklarıyla kazıyarak, en başta kendi gücünün sınırsızlığıyla övünerek gelmiş. Neden kendini sınırlasın ki? Karşınızdaki sizden ne kadar güçlü, ne kadar bilgili? Onu alt etmemeniz için tek engel kendinizsiniz. Yazar her bölümde buna değinerek kendi gelişim sürecini anlatmış bize. En etkilendiği yazarlardan şairlere, müzisyenlere hatta yediğimiz yemeğin, otururken ne yaptığına, neler düşündüğüne varıncaya kadar en ince ayrıntısıyla.

    Nietzsche'nin en sevdiğim özelliklerinden birisi kendine olan özgüveni değil karşısındakine olan saygısı oldu. Her ne olursa olsun karşısındaki insanın ne kadar değerli olduğunun farkında. O kişiye hiçbir şekilde saygısız bir hareket yapmaz, karşısındaki onu kırsa bile barışmak için ilk adımı atacak kişi yine kendisi olur izlenimi verdi kitabında. En hayta öğrencilerin bile kendi dersinde aktif olduğu ve son derece başarılı olmak için uğraştıkları da yazdıkları arasında. İnsanlığının yanında hocalığı da kaliteliymiş anlaşılan.

    Ve en etkileyici yerlerden birini paylaşıyorum:
    Benim savaşma şeklim dört önerme içerir.
    Birincisi, yalnızca galip şeylere saldırırım; bazen onlar galip gelene kadar beklerim.
    İkincisi, savaşımda yalnızsam, bir müttefikim yoksa saldırırım. Yalnızca kendimi tehlikeye atarım.
    Üçüncüsü, asla insanlara saldırmam. İnsanı sadece usulca ilerleyen, anlaşılması neredeyse imkansız sıkıntısını görünür kılmak için bir büyüteç gibi kullanırım.
    Dördüncüsü, bütün kişisel farklılıkları dışarıda tutulmuş, geçmişinde kötü bir deneyimi olmayan şeylere saldırırım. Tam tersine, benim için saldırmak iyi niyetin, bazense minnetin bir kanıtıdır. Bir şeye/kişiye ismimi bağlayarak onu şereflendirmiş olurum.

    İşte saldıracağı kişiye bile böyle onurlu yaklaşan Alman Ateist bir Filozof.
    Keşke içimizde düşmanımıza dahi birazcık böyle düşünerek yaklaşabileceğimiz kadar şeref olsa..
  • Bütün bunlar benimse size ne
    Öldü mü gerçeklik duygusu
    Benden çok sizin işiniz
    Karıştırmaya gelince toplumu
    Beni övün demiyorum ama
    Baksamza günün adamı oldum
    Benim için yüzüyar bu gemiler
    Bu insanlar benim için çalışıyor
    Bu dağ gibi çuvallar benim mi sizin mi
    İşiniz yoksa beni çekiştirin durun
    Şair misiniz masalcı mısınız ne
    Size nasıl anlatayım bilmem
    Yazdıklarınız bile okunmuyor memlekette
  • . . . topla saçlarını kadın, seni görünce tehlikeli şiirler yazasım geliyor. tutup dünyayı yüreğinden öpesim, benden gidenlere teşekkür edesim geliyor. kaçak bir çay demleyip, ahmet kaya dinleyesim, yazılan şiirlerde boğulasım, bütün şairlere seni nerden tanıdıklarını sorasım geliyor. topla saçlarını kadın seni koynuma alıp yüreğimde yatırasım geliyor. .
  • Kilim gibi dokumada mutsuzluğu ..
    Gidip gelen kara kuşlar havada ..
    Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin...
    " Duymuyor musun...
    Kaldır başını kan uykulardan ..
    Böyle yürek böyle atardamar...
    Atmaz olsun ..
    Ses ol ışık ol yumruk ol....
    Karayeller başına indirmeden çatını...
    Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm..
    Alıp götürmeden büyük denizlere..
    Çabuk ol...
    Tam çağı işe başlamanın doğan günle ..
    Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
    Her satırında buram buram alın teri..
    Her sayfası günlük güneşlik..
    Utanma suçun tümü senin değil
    Yırt otuzunda aldığın diplomayı..
    Alfabelik çocuk ol...
    Yollar kesilmiş alanlar sarılmış ...
    Tel örgüler çevirmiş yöreni ..
    Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende...
    Benden geçti mi demek istiyorsun..
    Aç iki kolunu iki yanına...
    Korkuluk ol .
  • Gökdelenin seksen dördüncü katından düşsem
    Böyle güzel ölmezdim
    Böylesine kırmızıya bulanmış
    Ve öylesine gururla kaplanmış
    Siyahlara boyalı odamin
    Sapsarı gözümü alan ışıkları
    İçimdeki sancıya ışık tutuyorlar
    Ilık ılık gençliğim akıyor oyuklarımdan
    Pek çok şeyden daha hızlı tükenen bir hevese sahibim
    Ve eminim ki içimde kalan insanım bile benden nefret ediyor
    Ne şairlere layık benim bu adım
    Ne de şiirlere sığar bu dizelerim
    Bu nedenle ardımdan kalan o siyah kaplı defterleri yakın
    Çünkü uzaklıktan daha uzak bir yerde
    Çığlığımla yıkandım
    Yıllardır mahzende bekleyen şarap kadar lezizdir şu an nefesim
    Mendebur iblisle vereceğim bu en büyük savaşım
    Hazırım.
  • İnsan yaratılışı her dakika bir değişim gösterir. Nitekim şimdiye kadar bağımlısı olduğum aşkların hangisi bugüne kadar devam­lılık gösterdi? Eğer şimdi şu andaki duygularımın daha fazla içimi rahatlattığını görecek olsam benden mutlu bir insan mı düşünü­lebilir? Aşk bir şeytandır, ondan bir an evvel canını kurtarmayı kim istemez? Siz, şairlere bakmayınız ... Onlar aşkı cennetten indi­rirler; halbuki henüz içlerinde aşkın nereye ait olduğunu hakkıyla bilenler yoktur.
    Aşk insanın diğer duyguları gibi, varlıkların her bir parçası gibi maddidir, yani maddeye aittir. Bir Gramme makinesindeki elektriklenme ne ise insandaki aşk da odur.
    Bir elektrik pili ne ise insan gönlü de onun gibidir.
    "İnsan gönlü" dediğimiz ise beyindir ki bütün duygularımızın yani hayatımızın tümünü içinde barındıran merkezdir.
    Nabizade Nazım
    Sayfa 69 - Anonim Yayıncılık
  • "...
    'Ne üzerine yaziyorsun?'diye sordum
    ...
    'Ask üzerine...' diye hizla cevapladi bu zor soruyu.
    ...
    'Ne kadar güzel!' diyerek yanitladim Leyla'yi, 'Ben olamayan seyler üzerine siir yazabilen sairlere hayranimdir zaten!'
    ...
    'Bana aski anlat' dedim.
    ...beni kendi silahimla vurmayi denedi.
    'Ask anlatilmaz, ancak YASANIR!' dedi.
    ...
    Ben suskun bir sekilde bakarak 'Peki' dedim, 'sizin dediğiniz olsun!' Selin'in yanindan kalkarak, Demet'e dogru olabildigince asagilayici bir sekilde baktim.
    'Ama lütfen ,' diye ekledim, 'o aski benden uzakta yasayin! Cünkü ask sandiginiz soytariligi izleyemeyecek kadar hassas bir midem var!'"