Topluluk ruhumuzu neyin kemirip yok ettiğini araştıran çalışmalar, geleneksel olarak Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde on dokuzuncu yüzyılda dini inancın özelleştirilmesine işaret ederler.
Dümbüllü İsmail, ihtiyarlık devrinde sık sık Sahaflar’da Hacı Muzaffer Ozak’ın yanına geliyor, ileride aktaracağımız üzere sanatla yakından alakadar olan bu Şeyh Efendi ile sohbet ediyordu. Hatta bu sohbetlerin birinde Ozak’ın “kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur, bu yaşımızda beş parasız maskaralık ediyoruz” gibilerinden dert yanan Dümbüllü’yü “öyle demeyin İsmail Bey, siz insanları güldürüyorsunuz, bundan hayırlı iş olur mu?” diyerek teskin ettiği rivayet olunur.
Gizemli olana daima ilgi duyarız. Sıkıcı hayatlarımızın ötesinde bir gerçekliğin varlığına inanmak, vücudumuzun sınırlarını aşabileceğimizi varsaymak daima ilgimizi çeker. Her zaman bu ilgiyi suistimal eden birileri bulunur. Modernizmin bu ilgiyi yok ettiğini düşünsek de şık plazalarda boy gösteren üniversite mezunu kitlenin yaşam koçlarına, gurulara, astrologlara ve ruhsal rehberlere ilgisi dikkate alınırsa durumun zannettiğimiz gibi olmadığı anlaşılır.
Ünlü İngiliz yönetmen Peter Brook'un dediği gibi, “Tiyatro, sürekli devrim demektir." Durmadan gelişen ve değişen insanoğlu ile iç içe bir sanat olan tiyatro, aynı zamanda bir insan bilimidir de...