• Bana mutluluklar var dedin
    Sevgi dedin
    Şefkat dedin
    Peki niye benden alıyorlar anne
    Düşman istemedim, hayatı düşman edindim anne
    Biliyorum beni hiç sevmedin
    Hiç hem de...
  • *Bir evlattan Anneye Mektup..*

    😭Ahh Anne !!!

    😭Sen beni hiç sevmedin

    😭Sevmeyi mi bilmedin Anne..

    😭Bana sarıldın öptün
    Kokladın kucakladın..
    Ağladığımda ağladın
    İlk adımlarımda yanımdaydın..

    😭Büyüdüm...

    😭Senin Başında ana kokulu örtün vardı..

    😭Anne bende takayım dedim..
    😭Kızım sen daha küçüksün dedin
    😭Saçlarımı süsledin..

    😭Seni gördüm bazen namaz kılarken..
    😭Bende kılayım Anne dedim
    😭Kızım sen bilmezsin
    😭Sonra kılarsın dedin..

    😭Bir kitap okuyordun
    😭Anlamadığım bir dilde..
    😭Anne bende okuyayım dedim..
    😭Kızım sen derslerine çalış dedin..

    😭Büyüdüm..

    😭Üniversite kazandım..
    Doktor olacaktım..
    Sen çok mutluydun Anne..

    😭Bana ne hazırlıklar yaptın..
    😭Valizimi en iyisinden aldın..
    😭 çamaşır aldın..
    😭Üşümeyeyim diye üç çeşit kazak ördün..
    😭Çorap ısıtmaz dedin
    Renk renk patikler ördün..

    😭Beni uğurlarken bana bakışlarını gördüm
    😭Gözyaşların yanaklarından nasılda akıyordu..

    😭Herşeyin tamammı diye telaşlanıp bir oraya bir buraya koştun..

    😭Herşeyim tamamdı Anne..
    😭Hiç üşümedim Anne..

    😭😭😭Öldüm😭😭😭


    😭Kara toprak çok soğuktu Anne..

    😭Sonra iki kişi geldi birşeyler sordu
    😭Üniversite sınavı gibi değildi Cevaplayamadım Anne
    😭İki kolumdan tutup beni alevlere attılar
    😭Diplomam beni kurtarmadı Anne..

    😭Saçlarım tutuştu önce
    Küçükken süslediğin,
    😭Tokalar taktığın saçlarım yanıyor Anne

    😭Kızgın saclar getirdiler 😭Üzerinde namaz kıl dediler
    😭Bilmezsin demiştin ya Anne

    😭Öğrendim kızgın sacın üzerinde kılıyorum anne
    😭Sende namaz kılarken bu kadar acı çektinmi Anne..

    😭Amellerin varmı dediler
    😭Hani azığın dediler
    😭Anne bana valiz hazırlamıştın
    😭İçine amel koymayı unutmuşsun.
    😭Ben burada çaresiz acılar içinde kaldım Anne..

    😭Sen beni hiçmi sevmedin Anne !

    😭Sen beni sevmeyi hiç bilmedin anne
    😭insan sevdiğini her şeyden korudu
    😭sen beni cehennem ateşinden koruyamadın annem😭😭😭😭😭😭
  • Öyküsüyle yaşamalı insan. Yaşatmalı, yazmalı. Üzülse de unutmamalı, yaşadığı sürece hatırlamalı.

    Unutamadı Aysel o günü, o geceyi. Küçüklüğünden bu yana anne babasının kavgalarına bir çok kez şahit olmuştu. Bu Aysel'in gerçeğiydi artık. Böyle bir gerçekle büyümüştü o. Kendini diğerlerinden soyutlamasının, diğerleri gibi olamamasının en büyük nedeni de bu kavgalarmış. Sorunları ile başa çıkma gerekliliğini de öğrenmeye başlamış bu dönemde. Çünkü Aysel bu evin tek çocuğuymuş ve dayanabileceği bir kardeşi yokmuş. Diğer çocuklarla zaten anlaşamıyormuş. Belki güçlendirmiş bu yaşadıkları onu lakin aynı zamanda kırgın ve hassas bir çocuk yapmış onu. Zor zamanlarında, içini dökmek istediğinde yardımına okuldaki edebiyat öğretmenin tavsiyesi yetişmiş. Bir gün Aysel'in gereğinden fazla dalgın olduğunu ve canının sıkıldığını fark etmiş, Aysel'e nedenini sormuş, Aysel de anlatmamış tabi ki. Geçiştirmiş.Sonuçta bir gururu varmış. Hiç anlatılır mıymış böyle konular öyle önüne gelene. Her neyse öğretmeni de pek üstlememiş, yalnız bir tavsiyede bulunmuş. Yazmasını istemiş. Her ne sorunu varsa içine atması yerine, kağıda geçirmesini, böylece hem bir nebze de olsa rahatlamasını hem de her ne sorunu varsa onu unutmamasını sağlarmış yazmak. Çünkü insan öyküsüyle yaşamalıymış. Ayrıca onu hem yaşatmalı hem de yazmalıymış. Üzülse de unutmamalıymış, yaşadığı sürece hatırlamalıymış.

    ''Peki o geceyi unutamamasının nedeni neymiş?'' dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü o gün diğerlerinden farklıymış. Yine hiç anlam veremediği saçma bir mevzu yüzünden kavga etmişler o akşam/gece. Annesinin ses tonundan bile beliymiş farklılığı, tuhaflığı o günün. Çünkü o ağlamıyormuş ama ses tonu ağlayan bir insana ait gibiymiş. Annesinin içi ağlıyormuş. Anlayamamış Aysel. Bir köşede onları izlerken tüm utancıyla, duyabildiği bu cümle kulaklarında tıkılı kalmış:
    ''Hiç, hiç sevmedin beni, ben de hep seni severek kendimi çürüttüm, hep, hep...''
    Hep kavga ettikleri bir gerçek olsa da bugün en kötüsü yaşanmış, bugün farklıymış. Yüreğine oturmuş bu sözler. Kurşun gibi diye nitelendirmiş o an bu sözleri çünkü gerçekten çok canını yakmış annesi Melis Hanım'ın sözleri. Fakat canının yanmasının, ve o günün farklı olmasının bir başka nedeni de Nâzım imiş. Nâzım okuldan sevdiği çocukmuş. Bir anlamda ona, bihaber olsa da bu süreçte güç vermiş. Çünkü Aysel onu öylesine sevmiş ve bağlanmış ki. Her gün ona, mavi gözlerine baktığında umut toplamış. Ve gerçekten de mutlu olabilmiş bir nebze onun sayesinde. Ama tek taraflı bir aşkmış onunkisi. Tıpkı babası gibi Nâzım da Aysel'i hiç, hiç, hiç sevmemiş. Bir yandan onu uzaktan avutan ona umut veren o çocuk bir yandan da sevgisizliği ile içten içe çürütmüş Aysel'i. O gün, o kavga esnasında, köşesinde Aysel bunun annesi ve kendisine bağışlanmış ortak bir kader veyahut keder olduğunu aklına takmış. Sevgisizlik bir yanda, anne babası bir yanda çürütmüş Aysel'i. Hayat hem çok tuhaf hem de çok acımazmış. Silip süpürmüş bu hayattan onu. Bir daha da toplanamamış.

    -Berdan
  • Bir adam bir taşa pusu kurmuş. Onu yakalamış. Tutsak etmiş. Taşı karanlık bir odaya koyup kalan ömrü boyunca başında nöbet tutmuş.

    Neden böyle yaptığını sormuş annesi.

    Taşı ele geçirdiğini, taşın bir tutsak olduğunu söylemiş adam.

    Bak, demiş annesi, taş uyuyor, bir bahçede olup olmadığını bile bilmiyor. Sonsuzluk ve taş ana kız gibidirler; yaşlanan sensin. Taş yalnızca uyuyor.

    Ama ben yakaladım onu anne, onu ele geçirdim ve benim oldu, demiş adam.

    Bir taş kimsenin değildir, kendisinin bile. Ele geçen sensin, tutsağın üstüne titriyorsun. Çünkü tutsak kendinsin, çünkü dışarı çıkmaya korkuyorsun, demiş anne.

    Evet evet, korkuyorum, çünkü beni hiç sevmedin demiş adam.

    Haklısın, çünkü taş senin için neyse, sen de benim için oydun, diye yanıtlamış anne.

    Russel EDSON
  • Bir adam bir taşa pusu kurmuş. Onu yakalamış. Tutsak etmiş. Taşı karanlık bir odaya koyup kalan ömrü boyunca başında nöbet tutmuş.

    Neden böyle yaptığını sormuş annesi.

    Taşı ele geçirdiğini, taşın bir tutsak olduğunu söylemiş adam.

    Bak, demiş annesi, taş uyuyor, bir bahçede olup olmadığını bile bilmiyor. Sonsuzluk ve taş ana kız gibidirler; yaşlanan sensin. Taş yalnızca uyuyor.

    Ama ben yakaladım onu anne, onu ele geçirdim ve benim oldu, demiş adam.

    Bir taş kimsenin değildir, kendisinin bile. Ele geçen sensin, tutsağın üstüne titriyorsun. Çünkü tutsak kendinsin, çünkü dışarı çıkmaya korkuyorsun, demiş anne.

    Evet evet, korkuyorum, çünkü beni hiç sevmedin demiş adam.

    Haklısın, çünkü taş senin için neyse, sen de benim için oydun, diye yanıtlamış anne.

    Russel EDSON