• Öyleyse kim sevsin beni?
  • "Peygamber Efendimiz (asm) namaz kılarken secdeye varınca Hasan ve Hüseyin geldiler, sırtına bindiler. Oradakiler karışmak isteyince, Peygamber Efendimiz (asm) onlara karışmamaları için işaret etti. Namaz bittikten sonra da kucağına aldı ve şöyle buyurdu:

    "Kim beni seviyorsa, bunların ikisini de sevsin." (Heysemî, IX/179)
  • Ruhun aslı yalnızlıkmış dogru yolu bulmak İçin...
    işin aslı kavrulmakmış önce sönüp durulmak için...
    dalgalardan kopup köpürdü doldu taştı içim...
    anlık bir yenilgi çekti beni öldürmek için...
    bir avuç cennetsin inan içimde nurdan meleklerim
    yanakların dolsun taşsın bir demet ümitle yeter.
    Oysa karanfiller koymuştum gelecegin yollara.
    Daha öncede söylemiştim gülden hayır gelmez sana .
    Sen ziyan etmeye alışmışsın papatyaları bir kere .
    Artık fark etmez kim ne kadar severse sevsin seni.
    Benden geçti.
    Sen son sürat koşarken bensizlige
    ben çoktan alıştım yoklugundaki saadete..
    Asım Karaçay ( Yazarın Güncesi )
  • "Yememişsin." dedi hayal kırıklığıyla.
    "Neyi?" dedim, üsteleyerek.
    "Caanım tostunu, o kadar uğraştım, salçasını da Mehtap Teyzen'den almıştım, ev ya..."
    Sustu. Çay doldurdu bardaklarımıza, tabağı öönümden çekti. Sıcaklığı ile salçayı iyice içine çekip nemlenmiş tosttan fazla bi ısırık aldı. Sola çevirdi lokmayı, sağa, tekrar sola...
    Bir... İki... Üç...
    Balkona çıktı. Görmüyorum artık onu. Durduğu köşeden süpürgeyi çekmiş olmalı, arkasına sıkıştırdığım gazete elinde, balkonun en ucuna seriyor onu, üstüne de biber saksısına koyuyor, uçmasın. Ellerine bulaşan salçadan tiksinerek ekmeği doğruyor...
  • 96 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Herkese merhaba arkadaşlar. Geçenlerde bir kütüphane turu yapmalıyım demiştim ve yaptım. Kitapları baya inceledim ve bu kitap gözüme ilişti ve dikkatimi çekti. Hemen aldım. Güzel bir kitap aldığım gibi okudum hemen. Okunmaya da değer bir kitap. Kapakta çok hoş olmuş. Herkese tavsiye ediyorum.
    Kitabın konusu ise: kadınların yaşam hikayelerinden, uzak bir hatıra ya da yakınlarda bir ağrı gibi yine bize ait olan parçacıkları seçerek gerilimi yüksek bir bağlam yaratıyor. Bu bağlam üzerinden baktığımız kadınlık deneyimleri, hikayelerin yeniden ve yeniden yazılabileceğini gösteriyor. Ebru Askan'ın öykü kişileri, kendi yaşam hikayelerinin çeşitlemeleriyle deneyimi zenginleştiriyor.
  • 112 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Bu dünyadan bir Nazım geçti.

    Kimisi için aşk şairi, kimisi için vatan. Seveni de çok sevmeyenide. Vardır herkeste Nazım'dan parçalar.

    Nazım gibi sevmek,
    Nazım gibi bakmak,
    Nazım gibi haykırmak,
    Nazım gibi hür olmak,
    Nazımın penceresinden görmek, yaşamak, direnmek, özlemek ve ağlamak,...
    Nazım olmak, Nazım olmak... Durup bakmak, Nazım olamamak...

    "Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
    kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
    ve taşı yonttuğumuzdan beri
    yıkan da, yaratan da biziz,
    yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
    Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
    arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
    toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.
    Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
    Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?

    Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
    günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
    çocukların avuçlarında yeşerecekler.
    Çocuklar ölebilir yarın,
    hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
    düşerek de değil kuyulara filân;
    çocuklar ölebilir yarın,
    çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
    çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
    arkalarında bir avuç kül bile değil,
    arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
    Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
    Bir deniz görüyorum
    ölü balıklarla örtülü bir deniz.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
    yaşanmamış günlerimiz
    çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan."

    Nazım Hikmet

    Çağının yaşattığı korkunç tehditlere karşı kalemiyle, düşüncelerini damıta damıta karşı durmuş, büyük bir şair. Vatan şairi, sevda şairi, özgürlük şairi, kavganın şairi... Şairi Azam'dır Nazım, yeri doldurulamayacak, tek bir şiirle değil, tüm şiirleriyle rakipsiz bir şairdir. Tüm şiirleriyle farklı yönlerimize değiniyor, nasıl da çarpıcı anlatıyor bizi bize...

    "Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
    kadın, erkek, çoluk çocuk.
    Ekmek hepimize yetmiyor,
    kitap da yetmiyor,
    ama keder
    dilediğin kadar,
    yorgunluk da göz alabildiğine.
    Hürriyet hepimize yetmiyor.
    Hürriyet hepimize yetebilir
    ve sevda kederi,
    hastalık kederi,
    ayrılık kederi,
    kocalmak kederinden
    gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
    Kitap hepimize yetebilir.
    Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
    Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
    avuçlarıyla birlikte,
    boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
    yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim. "
    Nazım Hikmet

    Ve Nazım kendisini şöyle ifade eder;
    "Ben bir insan
    Bir Türk şairi Nazım Hikmet
    ben tepeden tırnağa insan
    tepeden tırnağa kavga, hasret
    ve ümitten ibaret..."

    Madem seveni sevmeyeni anarak başladık biraz da değinmek lazım hayatına.Nazımla ilgili kısa bir anekdotla devam edelim...

    Nazım Hikmet Bursa Cezaevi’ndeki günlerinde koğuş arkadaşlarını okumaya ve yazmaya yönlendiriyordu. Aynı zamanda da cezaevi yönetimine yardım ediyordu. Birgün cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş geldi. Uzun süren denetimlerden sonra müdüre, ”Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir?” dedi ve hemen Nazım’ı odaya getirdiler. Koltuğa iyice yayılan müfettiş yukarıdan bakarak Nazım’ı iyice süzdü, ”Demek Nazım sizsiniz” dedi, fakat oturması için yer göstermedi. Kısa bir konuşmadan sonra ise gidebileceğini söyledi. Nazım tam kapıdan çıkarken durdu.

    Nazım: Ömer Hayyam adını duydunuz mu?
    Müfettiş: Kim duymaz Hayyam’ı?
    Nazım: Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sordu ve devam etti.

    ”Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı ve sizi kimse anımsamayacak.

    Böylede oldu, unutulmadı. İster sevsin ister sevmesin herkeste yer edindi Nazım. Hatırlanıyor, seviliyor, karşı çıkılıyor, ölümsüzlüğünü sonuna kadar yaşıyor anılıyor.

    Okuyun, okutturun. Nazım okuyan biri kötü olabilir mi hiç?

    Keyifli okumalar!