• Benim en çok senin olmadığın saatlerde uykusuzluğa ihtiyacım var...
  • Sen benim hiçbir şeyimsin,
    Yazdıklarımdan çok daha az,
    Hiç kimse misin, bilmem ki nesin ..
    Attila İlhan
  • Oysa ne çok cümlem vardı benim.
    Her şeye inat,
    yüreğimi ısıtan ne çok hayal..

    Ahmet Haşim
  • 368 syf.
    ·4 günde·7/10 puan
    Herkese selam Bugün, hem fantastik, hem polisiye, hem entrika, hem de politika barındıran bir kitabın yorumuyla geldim; Dört Ölü Kraliçe.

    Quadara, dört farklı bölgeye bölünmüş bir ülke.
    Archia; basitliğe, çalışkanlığa ve doğaya önem veren tarım adası.
    Eonia; teknolojiye, gelişime ve uyumlu topluma önem veren donmuş bölüm.
    Toria; ticarete, meraka ve keşfe önem veren kıyı bölümü.
    Ludia; rahatlığa, sanata ve eğlenceye önem veren keyif bölümü.
    Her bölge bir kraliçe ile yönetiliyor ve hepsi aynı sarayda yaşıyor. Bir gün, kraliçelerden birinin öldürülmesi ile olaylar başlıyor. Toria'da yaşayan Keralie kendini bu olayların ortasında buluyor.

    🌬Yaratılan evren kesinlikle enfesti, her bir ayrıntısı ince ince işlenmişti. Karakterleri başarılı buldum, ne tamamen iyi ne tamamen kötülerdi ancak hiçbirine bağlanamadım. Aynı anda hem gerçekçi, hem de yüzeysellerdi benim için. Esas kızımızın adım adım gelişimini okumak güzeldi. Olayların işlenişine ise gerçekten bayıldım. Daha önce böylesine güzel bir konuya sahip bir kitap okumadım, eşi benzeri olduğunu da sanmıyorum. Diliyle, evreniyle aşırı sürükleyiciydi.

    🌬Yine de, neden bilmiyorum bir şeyler eksikti benim için. Kapağı yüzünden daha gotik, karanlık bir tema bekliyordum. Kitapla ilgili birçok olumlu yorum okumam da beklentilerimi çok arttırmıştı. Kitabın beni şaşırttığı çok yer oldu ama sondaki bir olay (okumayanlar için ne olduğunu söylemeyeceğim) o kadar bahanemsi hissettirdi ki anlatamam.

    🌬Üstteki paragrafa rağmen, bu ufak rahatsızlıklar size OKUYUN diye bağıracağım gerçeğini değiştirmiyor Gerçekten zekice tasarlanılmış, güce açlığın getirdiği yıkımları anlatmış, insanın eninde sonunda kendi kalbini dinleyeceğini göstermiş bir kitap. Kesinlikle şans vermeniz gerektiğini düşünüyorum.
  • Sürekli bişeyler eksik bir yarım hep yarım,
    Eksik yanımı neyin dolduracağını bilmiyorum.. her gün yarın güzel birşeyler olacak diyerek kendimi kandırıyorum. olmuyor güzel hiç bir şey olmuyor..
    her günüm bir önceki günün aynısı bu gün yine dünden yarın. misket gibi yerimde sekiyorum, bir şeyleri degiştirmek istiyorum,
    Değiştire bilecegim tek şeyin kendim olduguna inanıyorum. Bunun için çabalıyorum bunun için yaşıyorum her gün biraz daha degişmek istiyorum öyle bir degişmek istiyorum ki, insanlar beni tanıyamasın yaşadıgım geride bıraktığım bütün güzel günleri unutmak istiyorum.. çünkü o güzel günlerin kederi var üstümde. O güzel günlerin bir daha geri gelmeyecegini bilerek acı çekiyorum bedenim sürekli bir yerlerde, ama aklım tek bir yere saplanmış ordan çıkmıyor. Zamanla geçen diyen dostlarım nerde ? Hiç bir şey geçmedi zamanla geçen tek şey zaman oldu . Hırçınlaşmaya başladım artık yeterince iyi biri degilim. Kendime kızamadıgım için çevremdeki her şeye kızıyorum aldıgım her nefese isyan ediyorum böyle bir hayat beni nereye sürükleyecek nasıl bir insana dönüştürecek bilmiyorum..
    kendi seçimlerimi yaptıgım hayatı yaşıyorum pişman degilim ama bir yanım sürekli eksik
    Sonumu düşünmüyorum artık
    yarın ne olacak diye kaygılanmıyorum zaten yarından da pek bi ümidim yok. Filizlenmeyi bekleyen bi çiçek gibi topraga gömüldüm filizlenemiyorum topragın en dibindeyim ne zaman filizlenicek olsam biri ayağıyla üstüme basıyor gömülüyorum.. topraga güneş eskisi gibi güzel açmıyor önümü göremiyorum karanlık bir odada gözlerim kapalı hiçbir yere çarpmadan ilerlemeye çalışıyorum..
    Ne zaman önümü görecek olsam bir çelme takıyor ayakta duramıyorum..
    Eski gibi ayağım yere saglam basmıyor arkama bakarak ilerlemeye çalışıyorum ilerleyemiyorum..
    bir gözüm sürekli arkada bundan sebep önüm göremiyorum..
    çok mutlu günlerim oldu mutluluktan kendimden geçtiğim yaşamayı sevdigim ayağımı yerden kesecek kadar mutlu günlerim oldu benim. Ben en güzel günlerimi bir gün biteceğini bilerek yaşadım en sevdigim şeylerden çok severken vazgeçtim.
    allah kimseyi deli gibi severken vazgeçmek zorunda bırakmasın..
    çünkü bu öyle bir şey ki, yüreğini canlı kanlı söküp atmaya benziyor. Artık güzel şeyler olsun.
    Bizim de çiçeklerimiz açsın bir kişi daha o filizlenmek isteyen çiçegin üstüne basmasın, güneş eskisi gibi güzel dogusun ve ben ve benim tekrar eskisi gibi içim yaşama hevesiyle dolsun. yaşadığım her mutlulugun sevincin bedelini ödedim artık beni mutlu eden evrene bi borcum kalmadı.
    çünkü bana yaşattıgı herşeyi fazlasıyla bu dünyaya bu evrene geri ödedim
    kimseye borçlu degilim.
    Yaşamak için bir sebebim olsun istiyorum yüzümün eskisi gibi gülmesini tekrar mutlulugun verdigi o sarhoşlugu yaşamak istiyorum bedelini ödemeden.
    Hayat bana kimseyi sevme üzülürsün dedi, kimseye aşık olma yoksa baglanırsın dedi, dost edinme dost kazgı yersin dedi, güçlü olmak istiyorsan bunları yapmak zorundasın dedi, ben bunların hepsini yok saydım ve hayat bana son bir şey söyledi
    “ Yaşayarak öğrenirsin “
    evet ögrendim kimseyi sevmemem gerektiğini, kimeye aşık olmam gerektiğini, bir dost edinmemem gerektiği, ögrendim yaşadım ve ögrendim..
    Güçlü olmak ne zor şeymiş be.. oysaki ben güçlü olmak istemiyordum hayat beni böyle bir insana dönüştürdü güçlü insanların işi zormuş gerçekten sevmeden aşık olmadan dost kardeş bilmeden yaşamak zormuş. O güçlü insanlar hiç üzülmediler çünkü hiç bu kadar mutlu olmadılar ve bir bedel ödemeleri de gerkmedi o insaların.
    Peki Acı veren o güzel anlılarımız.
    İçinde güzelliği barındırdığı için mi güzel ?
    Yoksa içinde acı olduğu için mi ?
    Çok güzel olupta nasıl bu kadar acı verebilir anılar, en acısıda şu degil mi o güzel anıları o insanla bir daha yaşayamayacağını bilmek.
    Zamanla her şeyin bittiğini anlıyorsun. Bazen o yaşadığın acıları bile özlüyorsun acısız dertsiz hayat mı olur.
    Ama biliyorum ki benim de kanatlarım olucak bir gün kuş gibi uçacağım bulutların üstünde ve ben o gün gelene kadar yazmaya devam edecegim çünkü bansa iyi gelen tek şey yazmak.

    ÖMER GÖRÜNMEK
  • 384 syf.
    ·21 günde·8/10 puan
    Herkese selamm Sonunda beni paramparça edeceğini bile bile okuduğum, ve maalesef yanılmadığım bu güzel kitabın yorumuyla geldim; Ve Sonunda İkisi de Ölür.

    Kitabı birçok kişinin ağzından okusak da 2 ana karakterimiz var: Mateo ve Rufus. İnsanların ölmeden önce "24 saat içinde öleceksin." tarzı uyarı aldığı bir dünyada, bu birbirinden farklı iki karakter aynı gece uyarıyı alıyor. Bu ikili bir uygulama sayesinde son gün arkadaşı oluyor ve kalan birkaç saatlerini hiçbir 'keşke'ye yer bırakmadan yaşamaya çalışıyorlar.

    Bu roman, okuduğum ilk pdf-ingilizce kitap olduğundan benim için özeldi. Yazar öyle güzel karakterler yaratmış ve onları öyle başarılı bir şekilde işlemiş ki, kitabın sonunun nereye varacağını bilmenize rağmen canınızın acımasını durduramıyorsunuz. Acımasızdı. Çok acımasız.

    Rufus ve Mateo birbirlerini çok güzel tamamlıyorlardı. Mateo içine kapanık, biraz korkak, sakin bir çocukken Rufus tam tersiydi. Karakterlere ve onların arkadaşlığına çok bağlanmıştım.. Okurken bir yandan da kendimi bu ikilinin yerine koydum. Öleceğini bilmenin korkusu, son saatlerini güzel yaşama gerekliliğinin baskısı çok ağırdı. Kesinlikle bu hikayenin içinde olmak istemezdim.

    Beğenmediğim tek bir nokta oldu: yeterince açıklama alamamak. Death Cast'in ne olduğunu, kimin 24 saat içinde öleceklerini nasıl bildiklerini çok merak ettim ve büyük bir soru işareti olarak kaldı.

    Bunun dışında kitap çok tatlı, çok üzücü, çok farklıydı. Kesinlikle okumanızı öneriyorum.
  • 542 syf.
    ·3 günde·10/10 puan
    Herkese selamm🥲Bayılarak okuduğum ve bitirmemin üstünden 10 gün geçmesine rağmen kelimelerimi yeni yeni toparlayabildiğim ( çünkü ne yazarsam yazayım ne kadar güzel olduğunu açıklayamayacak gibi hissediyorum) bu mükemmel kitabın yorumuyla geldim; Kalpsiz

    Kitap, Alice Harikalar Diyarı'ndaki kötü Kupa Kraliçesi'nin, kötü ve acımasız olmadan önceki halini, neden kötü olduğunu anlatıyor. Kötü olmadan önce, Cath sadece pasta yapmayı çok seven bir Marki'nin kızıydı. Hayali pastane açmak olsa da, hayatın ve ailesinin onun için başka planları vardı.

    Kitaba gerçekten, geri dönülemez bir şekilde aşık oldum. Marissa Meyer yine mükemmel bir masal uyarlaması yapmış, hatta Ay Günlükleri serisinden bile daha güzel olmuş bence. Masalsı anlatımın daha ağır bastığı, Alice Harikalar Diyarı'ndaki ortamın yansıtıldığı efsane bir kitaptı. Yalvarıyorum alın okuyun diye şu an

    Jest, limon gözlü saray soytarısı, okuduğum tüm kitaplar içinde en sevdiğim karakterlerden biri oldu diyebilirim. Sonunda, kitabın adından da anlaşılacağı üzere, kalbimin kırılacağı çok belliydi ama karakterlere bağlanmaya karşı koyamadım Kitap benim kalbimi de paramparça etti.

    Kitabın asla temposunu düşürmediğini düşünüyorum. İstediğim herr şeyi barındırıyordu, yalayıp yuttum diyebilirim ve o kadar çok yere kalbimi bıraktım ki post-itlerim bittiii Keşke yazar bir de üstüne Alice'in hikayesini anlatsaymış ancak tek kitap... Kitabın son 100 sayfası üstümden tır geçmiş gibi hissettirdi, iyi ve üzücü anlamda. Bu kitaba başka bir son yakışamazdı ama yine de... daha fazla konuşursam spoilere girecek çokk zorlanarak dilimi tutuyorum

    Daha ne diyebilirim ki?? Okuyun yahu! Okuduğum açık ara en iyi masal uyarlamasıydı ki yazarımız zaten bu konuda ne kadar iyi olduğunu Ay Günlükleri serisinden bizlere kanıtlamıştı. MÜ KEM MEL Dİ.