Geri Bildirim
  • İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi..
  • Aleut adalarındaki Akatan'da yaşayan kabile reisi Naass,evlendiği gün karısı Unga'yı denizden çıkıp gelen sarı saçlı beyaz bir adama kaptırır.İki metre boyuyla bir devi andıran bu adam,Unga'yı sırtına vurduğu gibi gemisine atlayıp oradan uzaklaşmıştır.
    Naass intikamını almak üzre azılı düşmanının peşinden yollara düşer.Dünyayı dolaşıp bilgi ve görgüsünü artıracağı,macera dolu yıllar beklemektedir onu...
    Bazen,bazı romanlarda olaylar ve karakterler bize biraz saçma ve alışılagelmedik gelebilir ama kitabı bitirip,genel olarak olay akışını kafamızdan geçirdiğimiz de kitabın özünü ve ne anlatmak istediğini daha iyi anlarız.Bu da öyle bir kitap oldu benim için..
    Kitabı okurken fazla keyif aldığımı,beğendiğimi söylemem ama sonunu beğendim.Kitabı fazla beğenmememin sebebi kitabın içeriğinin ve karakterlerinin biraz destansı olması ve benim destansı şeyler okumamam ya da ilgi duymamam da olabilir.
    Zaten fazla uzun olmayan bir roman..destansı içeriklere de merakınız varsa bir bakın derim.
  • ***
    Niçin ben iyilik, güzellik, yücelik gibi şeyler konusundaki anlama gücüm arttıkça, bataklığa daha çok gömülüyor ve boğulacak duruma geliyordum? Üstelik bu bende rastlantısal bir şey değil, kaçınılmaz bir durum haline geldi. Sanki, bu halim bir hastalık, bir rahatsızlık, bir düzensizlik değil de benim doğal halim gibiydi.
  • Salih Ağabey'in ( salih) düzenlediği Kafka etkinliği için okumayı seçtiğim son kitap da bitti, içim biraz buruk bu yüzden. Sevgili Kafka, senin sayende çok güzel insanlar tanıdım, çok güzel incelemeler okudum, çok güzel alıntılar keşfettim, çok düşündürücü sohbetler gerçekleştirdim, en önemlisi de yazdıklarını anlayabilmek için beynimi normalin en az üç-dört katı kadar çalıştırdım. Minnettarım sana.

    Öncelikle şu konuya değinmek istiyorum, böceğe karşı fobisi olan bir insan olarak, bu kitabı okumak benim için cidden çok zordu. Aklıma getirdiğim anda kaşınmaya başladığım o mini minnacık canlıları tüm kitap boyunca hayal etmek zorundaydım çünkü. Bu incelemeyi yazmak da çok zor benim için, kaşıntılar eşliğinde yazıyorum maalesef. Keşke diyorum, Keşke Kafka'cığım, böceğe değil de kediye dönüşseydi Gregor. Ya da ne bileyim, köpek olsaydı, masa olsaydı, çay bardağı olsaydı, neden böcek? Tüm kitap boyunca bunu düşündüm ve anladım ki, böcek, tesadüf eseri seçilmiş bir hayvan değildi. Böcek aslında özgürlüğü, her insanın içinde olan o hayvansı içgüdüyü temsil ediyormuş.

    Kitabın konusundan bahsedeyim biraz, Gregor Samsa isimli eleman sabah uyandığında böceğe dönüşmüş bir halde buluyor kendini. Böcek, ama ne böcek! Kendi ailesi bile bakamıyor, öyle bir itici görüntüde... Sanırım bu kadarı yeterli Daha fazla bilgi vermeyeceğim, kitap zaten kısacık. Merak ediyorsanız oturup okuyun bir zahmet.

    Sen, sevgili böcek kardeşim... Henüz böcek değilsen bile, günün birinde böcek olacak olan kardeşim... Lütfen, böcek olduğunda Gregor Samsa gibi aileni ihmal etme, olur mu? Evi sen geçindiriyorsan, böcek olduğunda da devam et bu işine.

    Okuduğum son Kafka kitabı olmayacak bu, diğer kitaplarını aynı heyecanla ve merakla okuyacağıma eminim. Kafka yolculuğumda gerek incelemeleriyle olsun, gerek beni gaza getirmesiyle olsun, Osman Ağabey'e ( Osman Y. ) teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Abiciğim, Franz Kafka'nın gözünü arkada bırakmayacağın için sana da minnettarım
  • Yazarın tarih bilgisine ve kurgusuna hayran kalarak okuduğum nadir eserlerden. Semerkant kitabını okurken de aynı duygularla okumuştum. Tarık Buğra'nin okuduğum ilk kitabı, ve çok muhtemel son kitabı olmayacak. Edebiyatimizin böyle Ender şahsiyetlerinin olması gurur verici gerçekten. Kitabı okurken Diriliş Ertuğrul dizisini izlemediğime pişman oldum :) Zaten hayranı olduğum Osmanlı Tarihine bu kitapla başlangıç yapmak da ayrıca heyecanlandırdı beni. Not alarak ve araştırarak okumak da kitabın içeriğindeki bilgilerin kalıcılığını arttırdı benim için.

    Baska tarih kitaplarında ya da romanlarında Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Orhan Gazi geçince heyecanlanıyorum. Sanki o dönemde yaşamışım da o şahsiyetleri yakinen tanımışım gibi.. Okurken Osman Gazi'nin Osmancık hallerini ve Osman Gazi Han hallerini hatırlıyorum.
  • Toplumda köylü diye tabir edilen büyük bir kesim görgüsüzlükle itham ediliyor, lümpenlik iddiası atılıyor ortaya, bunlar şehirli zümreye ayak uyduramıyor deniliyor. Köylü denilen zümre ne olursa olsun çoluğuna çocuğuna Kur'an öğretiyor. Iyi kötü geleneği naklediyor. Iyi de şehirli zümre neydi? Benim çocukluk yıllarımda bile bu zümre; geleneği kökten reddeden, yeni diye düşünülen her şeye kucak açan ve dolayısıyla geleceğe nakledeceği hiçbir şeyi olmayan insanlardan oluşuyordu... Görgü nedir? Görgü bir nakil işidir. Sen geçmişten aldığın bir şeyi geleceğe devredersin. Böyle bir devir yok. Çocuklarına bale dersi, piyano dersi aldırıyorlar, yabancı dil öğretiyorlar, "bonjour, bonsuvar" demeyi öğretiyorlar. Ziyafette hangi çatal, hangi bıçakla yemek yeneceğini öğretiyorlar. Ama hiçbir manevi, hiçbir dini telkin yok. Ben buna görgü, bu insanlara da görgülü demekte zorlanıyorum. Işte bütün bu Batılılaşma modasının trajik bir maraz olarak ortalığı kemirdiği bir döneme denk düşüyor benim çocukluğum. Tam bir değer keşmekeşi içindeyiz...
    Ayşe Şasa
    Sayfa 25 - Timaş Yayınları, 8. Baskı, Mayıs 2018
  • Her gün binlerce insanın öldürülmesine karşı çıkmadıkça anaların oğullarını, kadınların kocalarını, kızların nişanlılarını yitirmesinde senin de suçun var! Bu cinayetlerin işlenmesini engellemek için parmağını bile oynatmıyorsun. Sen bütün bunları en az benim kadar iyi biliyorsun. Bu nedenle düşünüyorum da acaba sen kahverengiye boyanmış bir Nazi'den daha mı kötüsün?
    Hans Fallada
    Sayfa 344 - Everest Yayınları