• 158 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    6,5 sene süren Yeraltı maceramdan (ki bu, şimdi anlayabiliyorum, kendi kendimi kapattığım zindanlarda ümitsizce dolaşmaktan başka bir şey değildi) çıkışım, çıkışı bulmam çok zor ve sancılı oldu. Kelimesi kelimesine beni anlattığına inandığım (hala büyük bir oranda başarılı olan) ve neredeyse her dildeki her baskısını büyük bir gayretle toplama hastalığına dahi yakalandığım Yeraltından Notlar'a denk gelmemle kitaba adeta tapmaya başlamam aynı anda oldu. Okuduğum her cümlede gözlerimi kitaptan ayırıp büyük bir heyecan ve delilikle "böyle bir şey nasıl olabilir, bu benim!" gibi şeyler söylediğimi hala görür gibiyim. Ümitsizce çırpınışlarımın, ruhumun derinliklerinin, o deliliğimin ve içine adeta seve seve daldığım girdabımın fotoğraflarını çekip elime tutuşturmakta çok başarılıydı. Kitap, bana kalırsa, Dostoyevski'nin ta kendisini anlatıyordu ve tabii ki beni de. Ben de aptalca bundan pay çıkarıyordum kendime. Bir çeşit reenkarnasyon hissiyle 6,5 sene yaşadım. Çocukça bir cesaretle atıldığım yazı maceramda bile ilk kez, bu kitap yüzünden, kesinlikle iyi bir şey yazamayacağımı ve aslında bu kitap olduğu sürece yazmam da gerekmediğini düşündüm. Çünkü anlatmak istediğim her şey bu kitapta mevcuttu. Kitapla ilgili olan neredeyse tüm sanat eserlerini (resim, sinema, tiyatro, müzik...) tek tek arayıp buldum. Kitabı neredeyse tanıştığım herkese okuttum, bir çeşit kendini ifade yöntemi olmuştu benim için. Sonra bir gün kitabın ilk bölümünü neredeyse tümüyle ezberlediğimi fark ettim ve artık işlerin çığrından çıktığını anladım.

    Sonra nasıl olduysa bir gün (aslında nasıl ve ne şekilde geliştiğini biliyorum ama anlatması uzun sürer) "Yeraltından Çıkış Günüm" olarak adlandırdığım hayatımın o en uzun (8 saat içinde yaşanan 1 hafta gibi bir süre olduğunu söyleyebilirim) ve en güzel gecesini yaşadım. O gece bile, yüksekte gördüğüm canlı renklerin ve müziğin görebilir formlarının arasında kendisini, yani Dostoyevski'nin ta kendisini gördüm. Üstelik tüm gün boyunca hayranı olduğum Tolstoy'u görme umuduyla odamda asılı duran Tolstoy fotoğraflarına bakarken gördüm onu. Sanki Yeraltı'ndan, ondan ve belki de kendimden ayrılışımda beni uğurlamak için gelmişti oraya (en azından ben böyle inanıyorum). Belki de saniyeler süren o ana ağzım açık tanık oldum. Şaşkınlığım bu kadar büyük olmasaydı o anın biraz daha uzun sürebileceğini düşünüyorum hala. Yine de şaşkınlığıma kızmıyorum çünkü tanrılarımdan biriyle tanışıyordum, gerçek kadar gerçek bir şekilde. Yazdıklarım birçok 3 boyutlu dünya vatandaşına saçma gelecektir, biliyorum. Ziyanı da yok. Özetle, bu kitap, hayatımın ta kendisidir, özellikle de belli bir döneminin. Sonrası... İşte o gece, Çocukluğun Sonu gibi, her şeyin başka bir şeye evrildiği bir geceydi ve yaşam süreme kıyasla koca bir dönemi, Yeraltı dönemimi kapattı.
    Bunu buraya bu kitapta kendini bulmaktan gurur duyan okurları için bırakıyorum. Yeraltı, bir dönemdir dostlarım. Size söyleyebileceğim tek şey: her ne kadar hayranı olsak da Yeraltı'nın, hastalıktır, insanın hastalığına aşık olma halidir Yeraltı, çıkış yolunu arayın, daha önce hiç bakmadığınız yerlerde arayın. Bulacaksınız.
  • sonra kasvetli bir sabaha gözlerini açtı, nerede olduğunu ya da ne olduğunu anlayamadı bir an, ta ki zihninde o düşünce çakana kadar, 'Bugün benim idam günüm!'
  • Benim doğum günüm 21 Ocak
    Anthony Burgess
    Sayfa 71 - benim doğumgünüm de 21 Ocak :)
  • Dokuz yaşındayım, yıl 1961.
    Annem,benim doğum günüm için
    pasta yapmış.
    İlk defa o zaman mum üfleyip
    bir dilek tuttum.
    Dileğim de şu;
    O sıralar Yuri Gagarin,
    uzaya çıkan ilk insan olacak.
    Ben de dedim ki
    ne olur beni de yanına alsın.
    O kadar inandım ki
    dileğimin gerçekleşeceğine.
    Ben bir çanta yapıp,
    beklemeye başladım.
    Güya Sovyet elçiliğinden
    gelip alacaklar beni.
    Ama sağdan soldan duyuyorum,
    Onlar komünist diye.
    Diyorlar ki aman komünist onlar.
    Olsun diyorum,
    ben de komünist olurum.
    O sıralarda bizim giriş katında,
    üniversite öğrencileri oturuyor.
    Annem onlara da komünist diyor.
    Biliyorum onlar
    bizim kömürlükte kitap saklıyor.
    Ben gittim, yürüttüm bir tane.
    Nazım Hikmet’in şiirleri…
    En kısasını buldum ezberledim.
    Dedim ki şimdi Ruslar gelirse,
    ben bu şiiri okurum onlara.
    Onlar da der ki tamam bu da bizden,
    götürürler beni.
    Neyse Tarih 12 Nisan.
    Uzay mekiği fırlatılacak, Vostok 1.
    Ama hala gelen giden yok.
    Ben diyorum,
    unuttular herhalde beni.
    Mekik fırlatıldı, herkes dua ediyor;
    mekik atmosferi geçsin,
    uzaya çıksın diye.
    Bir ben diyorum ki yarı yolda dursun,
    dönsün beni alsın.
    Belki bir de Amerikalılar,
    Vostok’un uzaya çıkmaması
    için dua ediyordu.
    Neyse…
    Bütün gün radyonun başında,
    içimden o şiiri okudum:

    "Başım köpük köpük bulut,
    içim dışım deniz,
    Ben bir ceviz ağacıyım,
    Gülhane Parkı’nda, budak budak,
    şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın,
    ne polis farkında."

    Ne zaman bu şiiri okusam,
    uzaya gitmiş kadar olurum.
    Altmış beş yaşıma geldim.
    Geçen doğum günümde,
    yine bir dilek tuttum
    çocuk gibi.
    Yine imkânsız bir dilek tabii.
    Ne diledim biliyor musunuz..?

    İyi bir insan olmayı.
    ~

    |Şahsiyet / Haluk Bilginer|
  • Serüvenimi televizyonda ve bir dizi radyo yayınında anlattım. Dostlarıma da anlattım. Beni evine çağıran, büyük bir fotoğraf albümü olan, yaşlı dul kadın için de yineledim öykümü. Kimileri bana bu öykünün benim hayal ürünüm olan bir uydurma olduğunu söylüyor. Onlara şu soruyu yöneltiyorum: " Peki öyleyse denizdeki on günüm içinde ne yaptığımı sanıyorsunuz?"
  • Dokuz yaşındayım, yıl 1961…Annem benim doğum günüm için pasta yapmış. İlk defa o zaman mum üfleyip bir dilek tuttum. Dileğim de şu; o sıralar Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan olacak. Ben de dedim ki, ne olur beni de yanına alsın…O kadar inandım ki dileğimin gerçekleşeceğine, bir çanta yapıp beklemeye başladım. Güya Sovyet elçiliğinden gelip alacaklar beni. Ama sağdan soldan duyuyorum onlar komünist diye. Diyorlar ki aman komünist onlar. Olsun diyorum, ben de komünist olurum. O sıralarda, bizim giriş katında üniversite öğrencileri oturuyor. Annem onlara da komünist diyor. Biliyorum onlar bizim kömürlükte kitap saklıyor. Ben gittim, yürüttüm bir tane. Nazım Hikmet’in şiirleri. En kısasını buldum ezberledim. Dedim ki şimdi Ruslar gelirse, ben bu şiiri okurum onlara. Onlar da der ki tamam bu da bizden, götürürler beni. Neyse… Tarih 12 Nisan. Uzak mekiği fırlatılacak, Vostok 1 ama hala gelen giden yok. Ben diyorum unuttular herhalde beni. Mekik fırlatıldı, herkes dua ediyor, mekik atmosferi geçsin, uzaya çıksın diye. Bir ben diyorum ki yarı yolda dursun dönsün beni alsın. Belki bir de Amerikalılar, Vostok’un uzaya çıkmaması için dua ediyordu. Neyse… Bütün gün radyonun başında içimden o şiiri okudum:

    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,

    Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.

    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ne zaman bu şiiri okusam uzaya gitmiş kadar olurum. 65 yaşıma geldim. Geçen doğum günümde yine bir dilek tuttum, çocuk gibi.
    Yine imkansız bir dilek tabi. Ne diledim biliyor musunuz? İyi bir insan olmayı.

    Şahsiyet