• bugün mavinin tonu yok benim yüzümden
    bugün ne yanda bakarsan bak rüzgarım gri
    usulca gezdim yitik saçlarında şehrin
    usandım insan olan yanımdan yenildim
    ne kalıp bir durakta ne çıkıp maveradan
    ne günüm açtı karanlık gitmiyor hiç başımdan
    sen de duruldun ya bu aralar biraz buruğum
    hep öyle söylesen de pek iyi değil durumum
    elbet uzlaşır bu iki yakam bigün tamam da
    o gün ben kalır mı bu etten bedenden arda
    neyine lazım olam bu dünyanın
    olsam da olur burada eminim ben olmasam da
    sorsan da olur beni bugün bir daha sormasan da
    kulaklarımda çınlamaz sesin seni duysam da
    bugün geriye bakmam inan boynumu kırsan da
    uysam da olur şeytana artık hiç uymasam da
    ah şu ellerim tırmanıyor sandı gökleri
    oysa diplere doğru kazdık ses etmedi
    kendime mahcubum bir tek kendime yetmedim
    bitmedi mücadelem bilmedim pes etmeyi
    nasıl olur da gerekliliktir ki bırakmak
    dedim ki derde sarıldım bir daha bırakmam
    bilirim ki pişmanlık en büyük yokluk bana
    o yüzden sonunu görmek istedim sardım başa
    düşünmeden yaşamak gerek belli ki
    elime ne geçti aklımı tükettim öylece gitti
    (söyleme bittim)
    hayasız öfke ve bitkin bir ruhla dolaştım
    çölün de yolların da en sonu bitti
    korkarım ki küçüldükçe küçüldü dünya
    ne bir diken üstünde yaşam ne de bir macera
    kabullendim her şeyi sinemde tamam da
    her şeyin ne olduğunda var bir muamma
    benim de canım var dedikçe eksilir ya candan
    sımsıkı tutundukça düşersin ya rüyalarda
    denize mavi desen de şeffaftır ya aslında
    yarını beklemek de benim için bu kadar saçma
    aklımda ne kalmak var hem de bir yere gidip kaçmak
    artık içimi bu dünyada açmam
    kendimle baş başayım yoksa yorulurum
    sahibiyim zamanın elbet onda boğulurum
    NAKARAT x3
    ah şu ellerim tırmanıyor sandı gökleri
    oysa diplere doğru kazdık ses etmedi
    kendime mahcubum bir tek kendime yetmedim
    bitmedi mücadelem bilmedim pes etmeyi
    nasıl olur da gerekliliktir ki bırakmak
    dedim ki derde sarıldım bir daha bırakmam
    bilirim ki pişmanlık en büyük yokluk bana
    o yüzden sonunu görmek istedim sardım başa
    ah şu ellerim tırmanıyor sandı gökleri
    oysa diplere doğru kazdık ses etmedi
    kendime mahcubum bir tek kendime yetmedim
    bitmedi mücadelem bilmedim pes etmeyi
    nasıl olur da gerekliliktir ki bırakmak
    dedim ki derde sarıldım bir daha bırakmam
    bilirim ki pişmanlık en büyük yokluk bana
    o yüzden sonunu görmek istedim sardım başa
    ah şu ellerim tırmanıyor sandı gökleri
    oysa diplere doğru kazdık ses etmedi
    kendime mahcubum bir tek kendime yetmedim
    bitmedi mücadelem bilmedim pes etmeyi
    nasıl olur da gerekliliktir ki bırakmak
    dedim ki derde sarıldım bir daha bırakmam
    bilirim ki pişmanlık en büyük yokluk bana
    o yüzden sonunu görmek istedim sardım başa
    ah şu ellerim tırmanıyor sandı gökleri
    oysa diplere doğru kazdık ses etmedi
    kendime mahcubum bir tek kendime yetmedim
    bitmedi mücadelem bilmedim pes etmeyi.
  • Çok ağır geliyor benim böyle bir bilinmezlikte olmam, bir
    geleceğimin olmaması, başıma ne geleceğini tahmin
    edememek. Geriye bakmak da korkutucu. Orada hep acı
    var, bir hatırayla bile kalbim iki parçaya ayrılıyor. Beni
    mahveden kötü insanlar yüzünden sonsuza dek
    ağlayacağım!
  • " Benim başıma gelenleri hepiniz biliyorsunuz," diye başladı. "Benim başıma gelen kul olanın başına gelmedi diyemem, kul olanın başına akıl hayal almadık işler gelmiştir. Ama benim de başımdan dayanılmaz işler geçti. Hepsini biliyorsunuz. Sonunda Abdi Ağayı öldürdüm, fakir fikara kurtulsun diye. Kurtuldu da...Abdi Ağa öldükten sonra millet șadlık șadımanlık etti, olmaya gitsin. Toprağı paylaştı. Köylü de ben de hep böyle gidecek sandık...Sonra ne oldu? Sonra Kel Hamza geldi, Abdiden bin beter. Eli kanlı. Kan kusturdu millete.Eee, bunun sonu ne olacak? Abdi gitti, Hamza geldi. Bir Hamza, bin Abdi etti...Eeee, benim emeklerime, çektiklerime ne oldu, nereye gitti? Büyük aklınız, büyük hüneriniz var, çok gün görmüşlüğünüz var, söyleyin bakayım ben ne yapayım? Bir akıl verin bana."
    Yaşar Kemal
    Sayfa 233 - YKY
  • Usul usul Yaklaşan gölgeler beni takip ediyordu her şeye rağmen yürümeleri mi hızlandırıyordum ya o gelenler bana yetişirlerse bu kesinlikle felaketim olurdu belkide bir çocuk gibi ağlardım işte bu kadar korkuyorum onlardan Sebebini bilmediğim bir korku ve tanımadığım o gölgeler sürekli peşimdeler belki de aklımın içindeler bilmiyorum ki hiçbir fikrim yok o doktor kılıklılar yani doktorun da ne olduğunu bilmiyorum açıkçası ne iş yapar ben bana yardım edebileceğini düşündüğüm için bir umut ışığı olarak görmüştüm doktorları Ama onlar umuttan ziyade birer paragöz çıktılar maalesef belkide bana hipokrat yemini etmemiş olanlar denk geldi bu kadar şansızlık olur ancak doktorları bir kenara bırakalım hala hala peşimde takip ediyor usul usul yaklaşıyor arkama döndüğümde yokoluyor gölgesi belli belirsiz sessiz derinden irili ufaklı birkaç tane bunlar sanırım beni yok edene kadar öldürene kadar sürecek artık inanmaya başladım bana kimse yardım edemez belkide edebilir henüz bununla ilgili bir fikrim yok belkide sadece kendime yardımım dokunabilir bu hayatta ne garip değil mi işte geliyorlar yine lanet olsun yine peşimdeler baktım karanlıkta iz sürüyorlar acaba benim kokumu biliyorlar mı hoşlanmadıkları için mi yoksa beni neden takip ediyorlar bunu sanırım hiçbir zaman öğrenemeyeceğim bak işte kayboldular demek korktuğum kadar değilmiş sadece bir anlıkmış tekrar tekrar bakıyorum Yoklar sanırım gittiler korkunun ne demek olduğunu bilseler bir daha beni rahatsız etmezler hatta kimseyi rahatsız etmezler korku iliklerime kadar işledi ama şimdi enteresan bir şekilde vücudumun her yeri şöyle ki bu saç tellerinden parmak tırnaklarımda dahil heryer rahatlamaya başladı bedenim erken bir final maçı oynuyor sanırım doktor Sinan böyle olacağını söylemişti ben de demiştim ki zaten hep böyle doktor bey siz yaşamadığınız için bilmiyorsunuz ben onları arada sırada değil her zaman görüyorum her zaman bıkmadan beni takip ediyorlar senin tezine göre zihnimin içindeler peki onlar zihnimin içinde olsun gözlerimin önündekiler onlar neler onlar gerçek değil mi bana deli demiyorsun belki deli dememek senin inceliğinden ya da tıbbi tabirler kullanmak kendini daha bir doktor hissetmeni sağlıyor inan bu karmaşıklıkta bunu çözemeyeceğim daha hastaneden çıkalı on gün oldu ben bu kadar çabuk; gölgeler takip edilmeler korkular yaşayacağımı düşünmüyordum hemde Bu kadar şiddetli bir şekilde iliklerime kadar soluğum kesilircesine. sen bana güven vermiştin ama bir kez daha gördüm ki doktorlara da güvenilmez. Neyse işte güvenlik arzumdan dolayı sana güvenmiştim artık onu da kaybettim bunu senin de bilmeni istedim of ya ne diyorum ben kendi kendime... doktora söyleyemediğim şey doğru mu yoksa? yoksa gerçekten delimimiyim. yok canım değildir.. deli olsam böyle olmaz ki kesin fark ederim hem gayet düzgün düşünebiliyorum Her şeye aklım çalışıyor fikirler üretiyorum yok yok böyle saçma düşünceleri aklıma sokmayayım insan bilirsiniz işte kırk kere söylersen kırkıncıda dediği gerçekleşirmiş gerçi böylesi masalları genelde Anneanneler anlatır. Olumsuz düşünceler zihnimi sardığında pozitif olmamı düşünmeliyim başka çarem yok normal insanlar çaresizlik anlarında ne yaparlar acaba, yani diyorum. ben, ben de normalim ki kendi kendime saçmalıyorum Ben en iyisi şu yağmurdan kurtulup bir an önce o küçük minik sefalethaneme döneyim hayatta en çok huzur duyduğum yerlerin başında orası geliyor çünkü orası bana ait yani bana ait olan dünyadaki tek şey ayrıca orada insanoğlu yok yani henüz keşfedilmemiş balta girmemiş orman gibi bir şey onun için burayı seviyorum şehrin gürültüsünden uzak olması da beni daha da rahatlatıyor. Oh sonunda gelebildim ama o da ne kapı ardına kadar açık yoksa yoksa aman allahım hırsız mı girdi? hem de benim eve Ama neden benim evime? bir hırsız neden benim evime girsin ki o kadar lüks gökdelenler boğaza nazır villalar gösterişli evler varken? kesin bu hırsızlar da deliler ama ben değilim ben deli değilim aynı Bakırköydeki dostlarımın söylediği gibi biz deli değiliz biz deli değiliz biz deli değiliz sanırım kırk kez tekrarlamışlar ondan dolayı gerçekleşmiş dilek ve istekleri ya da öyle sanıyorlar. Şimdi bu büyük olasılık bir hırsızlık vakası olması gerekir çünkü her şey söylenenler gibi kapı zorlanmış levyeyle kırmaya çalışmışlar ve bunu sanırım uzun uğraşlar sonucunda başardılar çünkü kalın bir kapı var Cevizağacından hem de Başka bir seçenek de var tabi ben genel anlamıyla unutkan biriyim havada çok rüzgârlı kapıyı tam olarak kapatmadığım için rüzgârdan açılmış olabilir ya da o minik şeytanlar mı geldi? aman tanrım şimdi bunu düşününce içeri girmem olanaksızlaşıyor ürperiyorum ama en son arkamdaydılar ne zaman beni geçtiler bu kadar hızlılar mı? hemen en olumsuz düşünceye düşüneyim zaten hiçbir olumlu düşünce geçmesin aklımdan rüzgâr olma olasılığı çok fazla iken ben yinede en kötüsünü düşünüyorum benim karakterim sanırım faz lasıyla pesimist bildiğin kötümser yani Bu özelliklerimi kimden aldım acaba benim genlerim babamdan mı yoksa annemden mi geçti oysaki ikisi de kötümser değillerdi bunun Üzerine etraflıca daha sonra Düşüneceğim şimdi olaya odaklanmam gerekiyor En iyisi üç basamaklı merdiven var bir tanesini atayım ayağımı daha sonra içerden gelen sesler varsa onları dinleyeyim yoksa zaten hırsız da olsa gitmiştir eğer rüzgârsa korkacak hiçbir şey yok ya o minik şeytanlarsa işte o zaman yandım bu gece de beraber uyuyacağız yani onlar uyuyacak bana yine uyku haram İşte şuraya basayım bak ahşabın en kalın yeri kesin ses çıkarmaz usulca yaklaştım yaklaştım artık çok yakın ayağımı uzattım bir ses çıkmadı bu çok güzel içerisini dinliyorum hiç ses yok biraz daha beklemeliyim bence risk almamalıyım bekliyorum yine ses yok artık daha da yaklaşabilirim üçüncü basamağa atayım adımımı oh be yine ses yok artık finale geldik sanırım kapıyı yavaşça açayım
    Evet kapıyı ardına kadar açtım fakat karanlık hiçbir şey görünmüyor buna sevinmeli miyim yoksa üzülmeli miyim kimse yok işte salak herif sevinsene hırsız değilmiş işte boşuna kuruntu yapmışsın sonrada deli değilim diyorsun Allah'ın delisi seni, evet şimdi Işıkları yakmam gerekiyor iyice emin olmalıyım iyice emin olmalıyım bu beni korkutan şeyin ne olduğuna dair evet oh nihayet bak evin içi bomboş eşyalar yerli yerinde hiçbir şey dağılmamış olduğu gibi duruyorlar değerli eşyalarıma bakacağım ama değerli bir eşya yok neyseki Değerli hiçbir şeyim olmadığına seviniyorum hani kapı zorlanmıştı hani levyeyle açılmaya çalışılmıştı yine halüsilasyonlar kurgular zihin oyunları akıl aldatmacıları ama gerçeği neyseki deneyerek öğreniyorum.
  • "Hayat biz planlar yaparken basimiza gelenlerdir." Demişti Rüzgar Mira hocam.. ne kadar da hakliymis,bana komik gelirdi; herşeyi kontrol edebiliyordum, edebildiğimi zannediyordum ...
    J.J.Rousseau nun yalnızlığını ilke edinmiştim.Bir ideale,bir melodiye ve doğaya aşık olmak gerektiginden bahsederdi .... Benim için de öyleydi son birkaç güne kadar.
    O beyaz atlı prensini bekleyen 'gerçek aşk' masallarındaki karakterlerden değildim bilen bilir ;) ama hayat öyle güzel bir plan hazırlamış ki benim için roman değil belki ama çok güzel bir öykü olur diye düşünüyorum...
    Erken yaşta kolay olmayan,bir yetişkine uygun hayat yaşadım ama yetişkin degildim..bu da beni kısmi olarak olgunlastirdi kısmi diyorum çünkü içimdeki çocuk asla durmadı hep kıpır kıpır, enerji dolu ... Susturamadim... İyiki de yapmamisim...
    Bir arkadaşım demişti: "Didem bir an 50 yaşındaki bir kadın gibisin,bir an 20 yaşında bir genç kız.Bu geçişler seni zorlamıyor mu? "
    Zorlamaz olur mu? Dedim ya kalp ritmi gibi duygularım önceki yazimi okuyanlar anlayacaktır.Bu zor fakat biri kadar da eğlenceli bir durum. Hatta sırf bu değişken halimden ötürü çeşitli komik sıfatlarda bulunuluyor:
    Deli,Cins,Enteresan,Garip hatta Ürkütücüsun diyen oldu gerçekten😄 ben mi? eli kesilse 4 gün eline bakıp ağlayan ben :))
    Osho diyordu ki: önünüze çıkan kapıları acmazsaniz arkasında ne olduğunu bilemezsiniz .Öyle yaptım.Yeni bir kapıdan girdim; AŞK.... 😇 Gerçekten ben ! Ben! Hala inanamıyorum .. tarif ettikleri gibiymiş; baktığın her yerde bir güzellik görüyormuşsun ağaçlar çiçekler rüzgar yağmur insanlara bile olması gerekenden daha büyük bir tebessümle yaklaşma halleri ... Geçen teyzenin biri dedi durakta sohbet ederken ;"aşık mısın kızım 32 dişin görünüyor konuşurken" 😅😅 hadi canım o kadar belli oluyor mu ? Ediyormuşum ... Ah bu ben ! Duygularını saklayamayan ben ...
    Asla pes etmeyin hayata karşı, hep mutlu olun enerjik olun, sevgi dolu olun evren hediyesini veriyor. İnsanüstü bir enerji ile geçiyor benim tüm günlerim bazı arkadaşlar biliyor tempo tempo ama ona rağmen her gün yeni bir şarkı keşfetme hedefi koymuştum kendime burada sizinle paylasiyordum o şarkıları...yaptığınız o kalpleri gördükçe mutlu oluyordum kalp aldım diye değil dinlendi o şarkı diye ... Gizliden dinleyip kalp yapmayanlar da var onlara da selamlar :) söyleyeceğim tek şey asla vazgeçmeyi gülümsemekten ✌️✌️🌺

    Ah bu arada tanışma hikayemizin ana temasınida söyleyeyim size,tabii ki ; MÜZİK ✌️🎶 sasirmadiniz biliyorum :))
    (Yakında görürsünüz profilde resmini kızlar biliyorum merak ediyorsunuz :) )

    Bir 'hayırlı olsun'unuzu, Maasallahınızı alırım artık ... 😉
  • Kitaplarım ile baş başa kalabilmek için tatile çıkmak istiyorum sadece kitaplarım ve benim olabileceğim bir yere ihtiyacım var kitap okuyan insanlara karşı saygılı olan bir yer. Böyle bir yer varmı dır ki
  • GÖÇ DÜŞLERİ ÜZERİNE

    Etrafımı saran gerçekliğin sahiden ne kadar gerçek olduğunu anlamamı sağlayacak o zihinsel motorum çalışmaya başlamadan evvel eşyanın sınırlarının esnekliğini test etmemeliyim. Buruş kırış olmuş emekli (öğretmen – emekli öğretmen) teyzelerin tın tın gezdirdiği köpekleri ısırmaya çalışmamalıyım mesela. Bu iyi bir fikir değil. Sahiden. Değil. O an ne kadar parlak görünürse görünsün. Değil. O an ne kadar eğlenceli görünürse görünsün. Değil. O an ne kadar uhrevi görünürse görünsün. Değil. Ama yine de? Buradayken yani? Mithatpaşa caddesinden aşağıya doğru inerken. Kafam anaforken. Dinlerken kozmik boşlukta bağıra çağıra çiftleşen kertenkelelerin müstehcen öykülerini. Kıkırdarken kendi kendime ve sakallarımın arasında gezdirdiğim tüm diğer benlere. Kafamın arkasındaki delikten dışarıya dökülüyor kelimeler. Beyin kıvrımlarımın üzerine bağdaş kurmuş oturan bok suratlı ruh doktorunun kelimeleri bunlar. Biliyorum. Biliyorsun. Mithatpaşa caddesinden aşağıya iniyorsun. Aynı yoldan yıllar içinde hem de mümkün olan tüm ruh hallerinde geçince, yolla aranda tuhaf bir bağ oluşuyor, öyle değil mi? Biraz vıcık vıcık bir his. Sen halen burada mısın diye fısıldadığını duyuyorsun sokak lambalarının. Siktirin lan diye çiğniyorsun öfkeni dişlerinin arasında. Olmuyor ama. Horoz gibi kabarıyorsun binaların arasında, olmuyor. Olmadı. Olmayacak. Asla olmaz zaten, anlıyor musun? O yüzden saldırmıyor musun emekli (öğretmen – emekli öğretmen) teyzelerin tın tın gezdirdiği çirkin köpeklerine.

    Döndüğünüzde anlatacak bir hikayeniz yoksa eğer ve huzur içinde uzun uzun yaşanacak kafalara uygun sahneler biriktirmemişseniz parmak uçlarınızda, yola çıkmanın manası yoktur. Kimseyi baştan çıkaramayacaksanız vizyonlarınızla. Korkutamayacak, kızdıramayacak, büyüleyemeyecekseniz. Sarhoş edemeyecekseniz. Halinize bakar mısınız? Kavramlar tarafından zehirleniyorsunuz. Bana inanın. Uzun, çok uzun zamandır zehirleniyorsunuz hem de. Kel kafalı iktidarsız profesörlerle fil işkembeli tüccarların havasız odalarından dışarıya taşan kavramlar. Güzelce ambalajlanmış, ışıltılı, ölümcül kavramlar. Eski hikayeleri unutturan, devasa kurutma kağıtları gibi ruhumuzun üzerine yapışıp tüm deliliğimizi emen kavramlar bunlar. Uzmanlaşma mesela. Uzmanlaşma nedir abiler? Biriniz izah etsin bana. Koca koca sertifikalarıyla silahlanmış bir yatırım danışmanının (yatırım danışmanı, hı?) bir avuç çiviyle bir neşeli çekici kandıramaması hep ürkütücü gelmiştir bana. Elleriyle çalışmayı unutmuş insanların kurguladığı bu gerçekliğin içinde dengeli hayatlar yaşamamıza imkan var mı sahiden? Bütün, ışıltılı, keyifli.

    Ama yine de göç düşleri kurabiliyorsunuz. Ellerinizde nakil talep formlarınız, uykusuz gözlerinizi kırpıştıra kırpıştıra ayak sürüdüğünüz hava limanlarından yükselen tarifeli seferlerle ne kadar uzağa taşıyabilirsiniz ruhunuzu? Haritalarınız. Pusulalarınız. Rehberleriniz ve internet siteleriniz. Ne yemeli? Ne içmeli peki? Bu egzotik şehrin hangi köşesinde sikişmek daha güvenli? Bel çantalarınızda ilaçlarınız. Yırtıcıları görmeye gidiyorsunuz, hı? Işıl ışıl postlarıyla salına salına Afrika kaplanlarını. Timsahları. Köpek balıklarını. Narin vücutlarınızı işinde uzmanlaşmış rehberlere emanet ederek. Önceden temizlenip havalandırılmış saz damlı kulübelerde konaklayarak. Takip ederek, standart rotayı. Göç düşleri kuruyorsunuz öyle değil mi? Başladığınız noktaya geri dönmenizi sağlayan çemberlerin üzerinde. Çirkin mi çirkin köpeklerinizi taslamalarından çekiştire çekiştire dolaştırırken birbirinize gösterecek fotoğraflar çektirmekten başka bir boku umursamadan. Ellerinizi kullanmadan. Ruhunuzu. Yüreğinizi. Gücünüzü ya da topuklarınızı kullanmadan.

    O yüzden dikiliyorum karşınıza. Tam da tüm dümenine hakim olduğunuza inandığınız binaların arasındayken. Ağır aheste yürür, eve döndüğünüzde mideye indireceğiniz haşlanmış yumurtaları düşlerken. Bum! Tüm amaçsızlığımla. Suratımda gülümsemem, postallarımın tabanlarında taşıdığım kükremeler ve tırnaklarımın arasına saklanmış cinlerimle. Günaydın diye fısıldayacağım. Yeniden keskinleşecek dişlerim. Gözlerim ışıldayacak. Kemiklerim ısınacak. Üzerinize gölgemi sereceğim. Çünkü benim damarlarımda da köpek kanı dolaşıyor. Çünkü Güney Doğu Asyadaki toplu mezarların kimsesiz karanlığında tanışıp alnını alnıma yasladığım dişsiz büyücülerin bataklık ruhlarından taşan karanlıklarla kararttım ben gölgemi. Parmak uçlarımı engerek zehriyle kutsadım. Ceketimin cebinde kristal atom bombaları taşıyorum. Avuç avuç serpmek için, kurumuş yüreklerinizin üzerine. Ki ateş alsın yıllar içinde yüreğinize yığılan tüm şeytan ayetleri.

    Tanımadığınız şehirlerin arka sokaklarında, günün ilk ışıklarını kaldırım taşlarının arasından boy vermiş yonca filizlerinin üzerine taşıyan yağmur damlalarının fısıltısı kulaklarınızı okşarken kadınınızın ılık nefesiyle sarmalanarak karşılanmamışsanız şimdiye dek, göç düşleri kurmaktan men edilmelisiniz. Yollara serpilmiş çakıl taşlarını terinizle kirletmemeli, cenabet vücutlarınızı çiğ tanelerinin üzerine yatırmamalısınız. Çünkü ısıtamaz hiçbir ateş içinizi. Hiçbir rüzgar ruhunuzu yumuşatamaz. Hiçbir patika huzura taşıyamaz sizi. Uzmanlaştınız zira. Elinizle iş yapmayı unuttunuz. Odaklanabiliyorsunuz. Karışmıyor yani kafanız. Ne olup ne olmadığınızı biliyorsunuz. Haddinizi. Sınırınızı. Çapınızı. Benim gibi değilsiniz yani. Aynı anda hem şelale ağzındaki su tanesine hem dalından süzülen ıhlamur yaprağına, hem yosun tutmuş kaya parçasının altında kıvrıla büküle düşsel ifritleriyle sevişen bir engereğe, hem yıldız tozuna, hem boşluğu yara yara ilerleyen bir gümüş mermiye, hem buzun üzerindeki çatlağa, hem komutanının on dört yaşındaki kızına gençliğe hitabeyi okuya okuya tecavüz eden şu çatlak onbaşıya hem de sevgilimin dişleri arasında çatırdayan kenevir tohumuna dönüşebilmek için dualar ederken olduğunuz yerde kalakalıp sakallarınızdan süzülüp postallarınızın ucunda milyonlarca rengarenk parçaya ayrılan salyanızın yansımasıyla sarhoş olmadınız.

    Ben bilemiyorum işte çapımı. Sınırımı. Haddimi. Ne olup ne olmadığımı bilemiyorum. Odaklanamıyorum. Göç düşlerinize. Kayıp ruhlarınızı avutmak için kurguladığınız bu hikayeler aydınlanmadan bahsetmiyor öyle değil mi? Hicretten? Delilikten? Aşktan? Ayak basıp zehirlemediğiniz tek bir metrekare kalmasın diye yolculuk yapıyorsunuz siz. Görüyorum. Etrafımı saran gerçekliğin sahiden ne kadar gerçek olduğunu anlamamı sağlayacak o zihinsel motorum çalışmaya başlamadan evvel eşyanın sınırlarının esnekliğini test etmemeliyim. Buruş kırış olmuş emekli (öğretmen – emekli öğretmen) teyzelerin tın tın gezdirdiği köpekleri ısırmaya çalışmamalıyım mesela. Bu iyi bir fikir değil. Sahiden. Değil. O an ne kadar parlak görünürse görünsün. Değil. O an ne kadar eğlenceli görünürse görünsün. Değil. O an ne kadar uhrevi görünürse görünsün. Değil. Farkındayım. Ama yine de? Karşınıza dikilip gölgemi üzerinize sermeden duramıyorum. Çünkü? Çünkü sevgilimin dişlerinin arasında çatırdayan kenevir tohumlarından yayılan şiiri dinlerken paslı keserlerle deldim ben. Kafamın arkasını. Fildişi saplı keserler. Kıkırdıyorum. Tekrarlıyorum. Gölgemi üzerinize sereceğim. Yola çıkmanıza izin vermeyeceğim.
    sruma bakmayın. Olmaz mı?