• Ben düşüyordum ve bu benim imtihanimdi.
    Ama, benim o anki halimde, sizin gösterdiğiniz hareket, tamamen karakterinizle alakaliydi.
    Ve sınıfta kalan coktu ne yazik ki...
    Artık üzülmüyorum biliyorum ki Allah, hakedene hakettiğini er-geç karşısına çıkartıyor.
  • Ama sen, eğer sen bir an bile benim için üzülürsen işte o zaman eksik kalırım.
  • "Benim için, 'görev' sözcüğü çok ağır ve baskıcı bir sözcük. Ben yalnızca tek bir şey için görev sözcüğünün söz konusu olabileceğini düşünüyorum; o da özgürlüğümün korunması. Evlilik ve ona eşlik eden sahip olma duygusu ve kıskançlık, ruhu tutsak eder. Bunlar benim üzerimde asla egemenlik kuramayacak."
    Irvin D. Yalom
    Sayfa 24 - Ayrıntı Yayınları
  • “Belçika’da gerçekleşen antropoloji konferansında bütün toplumbilimcilerin görüş birliğine vardıkları, XX. yüzyılın ıztırap (bunalım) çağı diye isimlendirilmesiydi. Niçin? Benim burada çeşitli konularda değişik münasebetlerle ortaya koyduğum çeşitli şekillerdeki etkenlerin hepsi vardır. Fakat şu inkar edilemez bir gerçektir: Bugünün insanı, daha çok bilgiye sahiptir ve geçmişin insanından daha bilinçlidir.

    Durkheim’in deyişiyle, bugünün insanında “ben” ortaya çıkmıştır. Demek oluyor ki onda birey meydana gelmiştir. Geçmişin insanı, toplum bünyesinden bir hücreydi. Yaşam ve doğanın özü onda cereyan ediyordu. O öz ile rüşde eriyor, besleniyor ve onunla huzur ve düzen buluyordu. Oysa bugünün insanı, yalnızdır. Bu ne demektir? Herkesin, insanların arasında olduğu halde yalnızdır yani.”
  • Dünyayı değiştireceğimize hiç inancı yoltu.
    Ben her gece, her sabah rutubetli, ıslak, soğuk ve yarı karanlık bu bodrum karında kitaplar, kağıtlar, planlar, projeker içindeyken o lümpen zevklerinin tatmini peşimdeydi. Yanıma uğradığı anlardaysa, dudaklarıma kondurduğu minik öpücüklerin arasından, "boşa heves kuzum bunlar, biliyorsun değil mi" diye sayıklardı ezber ettiği gibi.
    O eksik zihniyetine, tüm o kabalıklarına, sığlıklarına raman seviyordum onu. Yanımda olmaması, yapacaklarıma ve isteklerime inanmayışı, benimleyken yanlızca beni düşünmeyişi umrum değildi.
    Peki kim, kimi aldatmıştı bu ilişkide, benim, onu bir başkasıyla basmış olmam ya da onunlayken hep uzakta olmam eşdeğer miydi?
    Değildi elbet. Olamazdıda.
    Elbiselerimi değiğiştirmeliyim. Tualin başına geçmeli, fırçamı elime alıp resmimi sergiye yetiştirmeliyim.
    Aksi taktirde düşünmekten aklımı kaybedeceğim. "Düşünme, çok düşünüyorsun, anlamıyorum" derdi ya zaten hep. Anlamıyordu, biliyordum. Ben de onu anlamıyordum. Ama anlaşıyprduk. Ya da öyle olsun istiyorduk. Özlüyor muyum? Sanki...
    Yinede o ev, o oda, o yatak, çarşafın kırmızısı, yaştığa dökülmüş bir başka kadının saçlarında dolaşan parmakları ve ikisinin yarı çıplak bedeni... gözlerimi her yumduğumda, canlanıyordu.
    Biraz daha kahveye ihtiyacım vardı, biraz daha müzik. Resimin bittiğine inanırsam, birkaç satır bir şeyler yazacaktım, dergiye yeni yazı yazmalıydım. Konferans notlarını derlemeli, eklemeler de yapmalıydım. Birde, bir şey daha vardı unuttuğum. Hayır bunu değil, onu unutmalıydım.
    Şu elbiseden kurtulmalı ve rahat bir şeyler giymeliyim. Sonrada tüm o saydıklarımı yapmalıydım. Önce kahve. Kahve makinesıne su ve kahveyi ekleyip düğmesine baştım sonraysa üstümdeki elbiseyi aıyırıp rastgele savurdum. Koltuğun üzerindeki kıyafet yığını arasından elime geçen bir tisörtü geçirdim üstüme, bir de bir çift çorap.
    Kahve demlenmişti tezgahta duran kupanın dibinde dünden kalan kahve vardı. Dikip içtim, sonra da kupaya yenisini koyup doğruca koltuğuma ve tualime geri döndüm.
    Bir renk eksikti, bir motif, bir simge, bir an eksikti.
    "Hadi bakalım minik picasao görelim seni" demişti hocam birinci sınıfta vizsie sınavındayken. "Picasso" deyip gülmüştüm. Kağıda yumulduğum sırada... "Frida ol sen" demişti. Sanki zihnimi okur gibi. Frida olmuştum ben o günden sonra. Biraz madak olmuştum. Biraz da Ayşen abla.
    Ben tüm kadınlardım iz bırakan. Ve tüm iz bırakan kadınlarda bemdi biraz.
    Aradığım renk mordu. Koyu, kopkoyu bir mor.
    Ve bir iz daha...
  • bilmem ki nesiyim o güvercinin
    artık nereye uçsa göğü benim içimdir
    Haydar Ergülen
    Sayfa 62 - Kırmızı Kedi Yayınevi, 14. Basım