• Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
    Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
    Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
    Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
    Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
    Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
    Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
    İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..
    Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
    Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
    Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
    İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
    Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması
    Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
    Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
    Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
    Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
    Hepsi ağzıma sıçtı..
    Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
    Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
    Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
    Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
    İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
    Ben seni severim sevmesine de
    İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim
  • Heyhât ki iyi ki bu şanlı topraklarda doğmuşum!İyi ki Türk kanını damarlarımda hissedebilmişim!Bu bayrak alnıma ak,kalbime aldır benim!
    Tüm siyasi partileri,ideolojileri bir kenara bırakıyorum ve ilk kez sizden ,bir paylaşımımı kötü eleştirmemenizi istiyorum.Çünkü ben”Türklük Şerefi” kavramını bu derece taşıyan başka bir insana şahit olmadım.
    Hayatım boyunca saygı ile anacağım ve ömrüme bambaşka bir açı kazandıran,20 yaşında Doğu Türkistanlı soydaşımla,kardeşimle konuşma fırsatını buldum bugün okulda.
    Kendisinin çok güçlü bir duruşu vardı,ne zamandır dikkatimi çekiyordu bu tutumu.Kendi kendime “Acaba medya mı abartıyor zulüm olaylarını?”diye soruyordum.Ve dayanamadım ,yanına gittim:”Ülkemize hoşgeldin güzel insan”dedim.Tebessümle karşıladı ve soru sormak için izin istedim.”Elbette” dedi.
    “Zulüm var mı hakikaten?” dedim.
    Ayağa kalktı asil bir şekilde,durabileceği en dik şekilde durdu ve:”Maalesef,medyanın dahi anlatmadığı şekilde acımasız bir zulüm var.”dedi.
    “Nasıl yani,ne yapıyorlar mesela”dedim.
    “Babalarımızı ve erkek kardeşlerimizi zindana atıyorlar,işkence yapıyorlar.Öyle ki bazılarından hiç haber alamıyoruz,yaşıyorlar mı bilmiyoruz.Annelerimize ve kız kardeşlerimize gelince,her evin başına Çinli birini veriyorlar,yani..”dedi ve sustu.
    Allah’ımm bu nasıl bir zulümdür!Konuyu değiştirmek istedim çünkü onun ailesi de orada..
    “İlk önce âlimlerimizi aldılar içeri,sonra aydınlarımızı.Şimdi ise dışarıda bir tane dahi Türk erkek bırakmamaya adamışlar kendilerini,hepsini alıyorlar.” dedi.
    -“Eğitim durumu nasıl işliyor bu baskı altında ?”dedim.
    Gülümsedi ve:”Eğitim durumu mu?Çince Çin müfredatı veriliyor.Ne isterlerse onu öğretiyorlar.Uygur Türkçesi ve din yasak.”dedi.
    Düşünsenize arkadaşlar,bir millet ki çocuklarını zulüm gördüğü devletin eline bırakmak zorunda!Rabb’im dayanma gücü ver onlara..
    Sormaya devam ettim:”Dinî hiçbir simge yok değil mi?”dedim.
    İç çekti ve tüylerimi ürperten şu cümleyi söyledi:”Ben bayrağımı bile bilmiyordum.Türkiye’ye gelince öğrendim!”
    İnsan kabullenemiyor,20 yaşında bir genç, uğruna canını verdiği milletinin bayrağını bilemiyor!
    “Neden bu kadar önemli Doğu Türkistan toprakları Çin için?”dedim.
    “Petrollerinin %80’i bizden çıkıyor.”dedi.
    “Peki bu nimete rağmen neden kendi sınırlarına almıyor?”dedim.
    “Sizler öyle biliyorsunuz,oysa ki aldı bile.Şu ân ülkemizin adı “Yeni yer”anlamına gelen Çince bir kelime” dedi.
    En sonunda dayanamadım ve isyân eden bir tonla:”Sömürü dünyanın her yerinde var ama bu şekilde bir zulüm uygulanmıyor!Bu devirde size uyguladıkları bu zulüm neden?”dedim.
    Tek ve net bir cevapla:”Korkuyorlar!”dedi.
    “Erkekleriniz zindandayken,kadınlarınız darmadağın olmuşken dahi korkuyorlar mı ?”dedim.
    Asalet kokan bir gülümsemeyle:”Biz milletimizi bırakmayız!Biliyor musun meyve bıçaklarımız dahi zincirle bir yere sabit!”dedi.
    Ve o ân anladım ki,istediği kadar büyük ve güçlü olsun bir devlet,içine vatan ruhu işlemiş bir kadının meyve bıçağı kullanmasından korkar!!
    Sonra :”Bunca işkence hâlindeyken,siz gençler nasıl yurtdışında okuyabiliyorsunuz.Çıkmanıza nasıl izin verdiler?”dedim.
    “2015 yılında bir haber geldi,herkesin pasaport almasına izin verildi ilk kez.O fırsattan yararlandık ve okumamız , söz sahibi olabilmemiz için bizi başka ülkelere gönderdi ailelerimiz.Şaşırdık Çin’in bu tutumuna.Amaçları beklediğimiz gibi kötü bir oyun oynamakmış meğer.O ara izin varken yurtdışına çıkıp da ülkeye dönen herkesi öldürmeye başladılar.Beni de aradılar ve ailemle tehdit ettiler.Ama ben söz sahibi olmadan gitmeyeceğim,ülkemi kurtarmak için okuyacağım!”dedi.
    Benim gözlerim doldu,yüzümü yana çevirdim anlamasın diye.Bizim gurbet dediğimiz şey,onun içini yakan bir kor!Ailesinin hâli belli değil,tek başına bambaşka topraklarda ülkesi için okuyor!Yalnız görüyoruz biz onu ama o biliyor ki yalnız değil,yârı “Allah azze ve celle!”
    “Bu arada sizin WhatsApp ,facebook dediğiniz şeyler yasak bizim ülkede.İletişim onların kontrolünde sadece bir uygulamadan oluyor.Televizyon yasak değil çünkü kendi belirledikleri kanallarla çocuklarımıza babalarını kötülüyorlar.”dedi.
    “Son olarak,en çok neye üzülüyorsunuz?”dedim.
    “Türklerin bizi unutmasına..”dedi.
    İşte o zaman utancımdan yerin dibine girdim,bir tane bile Türkistan kitabı okumamıştım mesela.Yahut ciddi mânâda bir programda bulunmamıştım...

    İşte böyle güzel insanlar.Ey Türk asıllı kardeşim,tarihini oku.Ey Kürt kökenli Türk kardeşim,sana ve kendime sesleniyorum Arnavut kökenli bir Türk genci olarak:”Bu vatanın tarihini okumalıyız,bu vatana hizmet etmeliyiz.Gerekirse canımızı vermeliyiz!Çünkü ancak böyle ödeyebiliriz minnet borcumuzu bu şanlı vatana,o güzel bayrağa..”
    Namusumuz olan vatanımızı her nefeste koruyabilmemizi nasip eylesin Rahmân!Tüm din kardeşlerimizi ve Türk kardeşlerimizi zulümden korusun,güçlenmelerine yardım etsin En Güzel Olan!
    Bu bir ırkçılık değildir!Bu bir vatan sevgisidir.Türk doğmak(Aslen hangi kökenden olursak olalım)Türkiye’de doğup bu cennet vatanın evlâdı olmak bir üstünlük değildir dinimize göre ama muhteşem bir lütuftur!İnanıyorum ki İslâm yükselecekse,Türk yürekli delikanlıların omuzlarında yükselecektir!
  • İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; 
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; 
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; 
    Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
    Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; 
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! 
    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; 
    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? 
    Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
    Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? 
    Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! 
    Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; 
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; 
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! 
    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; 
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? 
    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; 
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? 
    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? 
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! 
    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; 
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, 
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; 
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; 
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? 
    Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! 
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! 
    Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! 
    Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız; 
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! 
    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; 
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! 
    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; 
    Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; 
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
  • Her nasip, Kader-i Mutlak'ın semeresini, niyetin göğe açılmış ellerinde, bir emânet gibi taşır ve vakti geldiğinde, ilk kez tadılan bir lütuf yahut hüzün şeklinde zuhur eder.Biz Gülbeşeker'im ile namı diğer özlem 'le aylar evvelinden Makalat'ı birlikte okumaya karar verdik. Heyecanla vaktinin gelmesini bekledik.Bir yolculuğun hazırlık aşamasındaymışız gibi, elimizde ki bütün kitapları bitirip bekledik, heybemize, bu uzun yolculukta azık olabilecek okumaları ve hasbihâlleri, susuzluğumuzu dindirecek, rehavetimizi alacak neşideleri korunaklı kılıflarıyla indiren Rabbim'e hamdolsun.

    Biz esere başlamadan birkaç gün evvel bir seyehat esnasında Konya'ya uğradım ve Hz.Mevlâna'nın ve Şems-i Tebrizi'nin türbelerini ziyaret etmek nasip oldu. İlk dakikalarda dâhi öyle bir hakikatle yüzyüze geldim ki, bunu ziyaret eden herkes muhakkak tefekkür etmiştir. Mevlâna Hazretleri'nin türbesi ne kadar merkezde, ne kadar büyük ve belirgin bir yere kurulu ise, Şems Hazretlerinin türbesi de o kadar mütevazi, görülmesi zor, tenha bir mahale konumlandırılmış. Âdeta Şems türbesiyle bile o saklı ve derin hâkikâti, Mevlâna da seyre dalıyor.Yaşadığınız tevazu öyle kavi ki, size hayat boyu unutamayacağınız bir nasihât veriyor...

    "Bana velî diyorlar Dedim ki haydi öyle olsun, bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer, ancak Mevlânâ, Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir Ben de velinin velisi, dostun dostuyum." {Sayfa:34}

    Nefsi bir çırpıda ruhun üzerinden silkelemek...Bu cümleler tevazunun en güçlü tanımlarından biridir.

    'Makalat', Makaleler {Söz ve yazılar, bahisler.} mânâsında, Osmanlıca bir kelime. Eser makalelerden, rubailerden, şiirlerden müteşekkil bir hazine... Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin sohbetlerinde kaleme alınan konuşmaların derlemesidir.

    ŞEMS-İ TEBRİZİ KİMDİR?

    1185 yılında, Tebriz'de doğdu.Asıl adı Şemsettin Muhammet'tir.Daha çok küçük yaşlarda ibadetine ve taatine dikkat ediyor, yılın her gününü oruçlu geçiriyordu. Babası ve annesi bu durumdan endişe etmeye başladı, O ise daha o yıllarda bir alimin teslimiyeti ile sebat ediyor, annesinin çantasına koyduğu azıkları gördüğü çocuklara dağıtıyor, oruçlarına devam ediyordu.Dönemin ilim tahsil eden, mühim zatlarına danışan babası, Oğlunu Şeyh Ebu Bekir Selebaf'ın yanına ilim tahsili için emânet etti.Hocasına 'Melekut Alemi' ile ilgili vakalara şahit olduğunu söyleyen Şems-i Tebriz-i, Hocasının büyük feragâtiyle, 'senin daha büyük zatların yanında bulunman gerekiyor' telkinleriyle, ruhunun halâskarını ve istirahatgâhını aramaya devam etti.

    Şems Hazretlerinin bu arayışı beni günlerce düşünmeye mecbur etti, Meleklerin dünyasında seyrüsefer eden bir nefsin dâhi aynasını bulana dek bu ızdırabı benim için çok sarsıcıydı.Zira derinliğin keşfi, bir müttâkiye yetmiyor o derinlerde ki Allah sesini başka bir kalbin zikrine yaslama ihtiyacıyla doluyordu... Şems'in mazhar olduğu hallerin, düşüncenin kâlbini sıvazladığını onu bambaşka bir buutun sınırlarına getirdiğini okudukça hayretle izliyor insan.Şems bana göre hissiyatı insani ölçüleri aşmış, aklıyla, kati ve sarsılmaz tenkitleriyle, duruşuyla, bizim kavrayışımızın çok üstünde bir mertebenin sahibidir.

    HZ.MEVLANA İLE İLK KAVUŞMA

    Şems-i Tebrizi Hazretleri ile Mevlâna Celalettin Rumi Hazretlerinin kavuşması çok manidar.Aralarında geçen o kısa sohbet, onları lâyezal bir vuslata eriştiriyor.Çok mânidar zira Şems -Mevlâna muhabbeti tevazunun ve haddini bilmenin abidesidir... Edebin, nefsi tevbe kapısının önünde diz üstü çöktüren bir ilim halvetinin kökleri, o sonsuz gövdeden yükselen sonsuzluk bahçesidir...

    Hz.Şems Rum diyârında (Konya'da) Mevlâna hazretlerini görmeye gitti.Karşılaştıklarında, Hz Mevlâna 'ya şu soruyu sordu;

    - Hz.Muhammed mi büyük, yoksa Beyazıt-ı Bestami mi?
    Hz. Mevlâna çok şaşırdı.
    -Elbette Hz.Muhammed büyüktür, bu nasıl sorudur. dedi.
    - Ama Hz.Muhammed (s.a.s) " Ya Rabbi biz Sen'i lâyık olduğun şekilde bilemedik." derken. Beyazıt-ı Bestami " Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Şanım ne yücedir." diyor.
    Hz.Mevlana şöyle cevap verdi.
    - Beyazıt-ı Bestami, daha ilk makamda, kabı dar geldi ve taştı, haddini aştı.Ama Resulullah (s.a.s)'ın kabı öylesine genişti ki, mertebeler aştıkça, makamdan makama geçtikçe tevbe kapısına daha sıkı sarıldı."
    Bu cevap üzerine, Hz.Şems heyecandan bayıldı ve iki umman kavuştu.

    KERRA HANIM'A HEDİYE EDİLEN ŞİFALI GÜLLER

    Hz.Mevlâna ve Hz.Şems uzun bir halvetle bir hücreye hasbihale çekilir.Bu hâl uzun sürünce Kerra Hatun, (Hz.Mevlâna 'nın eşi) merak edip onları izlemek ister ve görür ki bir duvardan 5-6 insan geliyor, ellerinde de güller var. İnanamaz bu hale ve Hz.Mevlana'ya sormak için halvetin nihayete ermesini bekler. Çıktıklarında Hz.Mevlana 'nın elinde güller vardır ve bu gülleri Kerra Hanım'a hediye eder.Kerra Hanım gülleri görünce çok şaşırır zira böyle gülleri ilk kez görmektedir.Bir aktara gönderir ve bu güllerin Hindistan'da yetişen bir gül çeşidi olduğunu öğrenir.Hz.Mevlâna o güllerin gözleri iyileştiren şifalı güller olduklarını söyler Kerra Hanım'a.

    AYNA BAHSİ ÜZERİNE...

    Veli kullarda Allah-u Tealâ tecelli eder, sakın o aynada gördüğün çirkinlikleri aynaya isnad etme, şüphesiz onlar senin nefsindendir.O'da gördüğün zarafette, kirde sendendir.Sakın o aynayı yere atıp kırma, çünkü o senin kendine çeki düzen verebilmen için bir rabıtadır, fırsattır. Kalbinde ki kırılmış, zedelenmiş ne varsa sana âşikâr eder.Burada zikredilen Hadis-i Kutsi, o kadar manidar ki!..
    "Ben kalbi kırıklarla beraberim." buyuruyor Mevlâ... Bundan daha özge bir sahipleniş, bir merhamet, bir ümit var mı?

    UNUTMANIN HÂKİKÂTİ ÜZERİNE...

    Hz.Şems, unutmak üç kısımdır diyor;

    Unutmaların ilki, ahireti unutmaktır, ki bu insanlar dünyevi heva ve heveslerini öyle hat safhada yaşar ve önemser ki, onlar için üzüntünün de, sevincin de, neharı, tek kaynağı budur.

    " Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır."

    Tegabun Sûresi, 15. Ayet-i Kerime'de belirtilen bu hususiyetin muhataplarıdır onlar.

    Unutmaların ikincisi, Dünya'yı unutmaktır.Kul o kadar Cennet ve Cehennemle meşguldür ki, dünya ile ilgili herşeyi bir yana bırakmış, sadece hayati ihtiyaçlarını sürdürecek kadar dünyaya ehemmiyet vermiş, kalan bütün vaktini ibadetle ve zikirle geçirmektedir.
    Hz.Şems bu konuda da yine seneler geçse dahi unutmayacağım bir kıssa anlatıyor.
    Bir Allah Dostu, o kadar çok oruç tutuyor ki, sonunda açlıktan hastalanıyor ve yataklara düşüyor, doktor yardımını da,reddediyor ve en nihayetinde vefat ediyor.O dönemin alimlerinden bir zat rüyasında bu zahit kişinin mezarını görüyor ve bir duman geldiğini,orada yüzü toprağa dönük vaziyette ve siyah renkte görüyor bu zatı.Bu vaka Allah için ölmenin hayattan el çekmek demek olmadığını bize âdeta yaşatıyor...

    Unutanlardan üçüncüsü ise Aşıkların halidir Şems Hazretlerine göre, ne dünyayı, ne de ahireti hatırlar bu müttakiler, her ikisini de unuturlar. Yalnız Rabblerini hatırlarlar, düşünürler, duyarlar... O'nun kokusunu aldıkları için, sermest olurlar... Yalnız O'nun güzelliğiyle görürler, O'nun ışığıyla serfiraz olurlar...

    Kainatın Serveri (s.a.v) birgün yönünü Yemen tarafına doğru dönerek, ashabına şöyle buyurdular; “Ben Rahman'ın kokusunu Yemen tarafından alıyorum. Yemen'den bana Allah aşkının kokusu geliyor..."

    Elbette bu koku, Yemen ellerinde ömrü nihayete eren Veysel Karani'nin Allah'a duyduğu muhabbetin kokusuydu.

    İşte Hz.Mevlâna ile Hz.Şemsi de Aşık ve Maşuk mertebesine eriştiren de bu kokuydu Sevgili Dostlar, Hz.Şems'de zuhur eden Rahmani soluğun Aşığı, Hz.Mevlâna ve okuduğum her satırda fevkini defaatle idrak ettiğim Hz. Şems'in duyduğu derin hayranlık.Bakın bu konuşmalardan sonra,yâni bahsedilen unutkanlıklardan sonra, Hz.Şems şöyle diyor, "Mevlâna Üçüncü unutkanlığı yaşadı,ben değil..." Bu cümle bile Hz.Şemsin ruhunu seyrettiği aynanın, nasıl bir zerresini kendine vuran nura şükür vesilesi kıldığını izah ediyor bizlere...

    Gazneli Mahmut ve Ayaz'ın hikayesi... Ayaz, teslimiyet... Mesnevi de başka bir cihetle anlatılsa da özde aynı fikre mihmandarlık ediyor.
    Gazneli Mahmut, hazinesinden çok daha üstün olduğunu söylediği mücevheri vezirlerine kırmalarını emrediyor ve tebaasında bulunan hiçkimse bu cesareti gösteremiyor, sonra hizmetkârı Ayaz'ı huzura çağırıyor ve Ayaz bir an dahi tereddüt etmeden o mücevheri paramparça ediyor.Bu hikayecikte öyle çok mânâ gizlidir ki, bunlardan en mühimi, teslimiyettir.Teslim olma, emre itâat ve ihlas...Nefsani putlarsa önümüzde yükseliyor, tereddüt etmek yahut vazgeçmek, o putları yaşatan pek çok şeyin bizim can damarımızdan beslendiğini unutmak...Rahman basiret lutfeylesin...

    Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makalat'ında sohbet dinler gibi bir seyir var ve keskin uslubuyla asla hatırınızdan çıkmayacak misaller ve gafletinizi dindirecek çok mühim mevzular yer alıyor.Onlardan birisi de; 'Benim kalbim mütmain artık, Rabbimi biliyorum ve O'nu çok seviyorum artık namaz kılmaya gerek yok.' anlayışını yerle bir eden tespitleri.
    Hz.Şems diyor ki 'Ben veliyim' diyen nefsdir.Çünkü ben, aşırılığın ta kendisidir.Eğer bir mertebeye erişildiğinde ibadete gerek kalmasaydı, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Peygamber Efendimiz(s.a.s) son nefesine dek secde etmezdi.Demek ki kılmadığımız her vakit namazda hatırımıza Resulullah(s.a.s) gelmeli ve hicab etmeliyiz!..

    Kuran-ı Kerim'i okuma ve dinleme hususunda da Hz.Şems'in nasihatleri çok mühim.Bizler nezaket kuralları gereğince bir ortamda birisi konuştuğunda susarız ve dinleriz, Kur'an-ı Kerim okunduğunda ise konuşan Allah-u Teâlâ'dır. Kalbin titreyerek mukabele de bulunması gerekirken konuşmak yahut özenle dinlememek ondan neşet edecek büyük bereketi ve füyuzatı yerle bir eder.

    Kuran- ı Kerim'i anlamak hususunda da çok sahih bir noktaya değiniyor.Bizler anlamadığımız bir Ayet-i Kerime olduğunda hemen cüzi iradenin buhranlarına düşer Allah muhafaza tenkit yoluna gideriz, oysa anlaşılmayan yerde kişi kendi eksik izanını ve ilmini ve dâhi kalbini rehabilite etmeli, gözden geçirmeli diyor.

    Bu Eser ciltlerce şerh ile anlatılsa hakkı verilemez. Zihninizde bir bulanıklık doğurduysa cümlelerim affedin beni...

    Son olarak yine Onun cümleleriyle...

    "Dünyâ müminin zindanıdır."

    Feyizli Okumalar...
  • El-aziz Tımarhanesinde 1965 yılında yaşamını yitiren bir delinin dilekçesi...

    Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, (El-Aziz --Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:

    Ben gam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım.

    Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

    Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)

    Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir.

    Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

    Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.

    Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin…

    Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..

    Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir.

    Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!

    Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!..

    Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!…

    Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!..

    Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!.

    Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi…

    Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!…

    Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

    Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

    Hakk'tan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?..

    Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim?..

    Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim?

    Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim!

    Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

    Sultanım Efendim:

    Ben Senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir.

    Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin.

    Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım…

    Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım…

    Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım…

    Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım…

    Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

    Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

    Ey Rabbim, Efendim!

    Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!..

    Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum…

    Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!..

    Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun!

    Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!

    Selam ve dua ile...
  • Kpss sınavına girecek arkadaşlara başarılar dilerim.
    Hepimizin umutları var ,hani hep diyoruz ya ;
    "O gemi bir gün gelecek, "diye işte benim beklediğim gemi bu daha iyi şartlarda yaşayabileceğim saygı görebileceğim kendimi yükseltebileceğim bir hayat ...
    İşçiyim yıllardır 12 saat çalışıyorum ve kolay bi hayatım yok ama şükür Allah nasip etti şu an taşeronlarla bir bende kadroya geçtim ve bir haftadır aşçılık ve aynı zamanda temizlikçilik yapıyorum.Fakat hayalim olduğum ilçede bu işte çürümek değil bu işi bulamayanlar var fakat pek az kimse bu hayata tahammül gösterebilir.Bin şükür milyon şükür.2011'de Aliağa Şakran'a gitmiştik bi akraba ziyaretine kendisi gardiyan güncel adıyla ise İnfaz Koruma Memuru oradaki hayatı görünce dedim benimde hayatım böyle olmalı o sıra lise mezunu bile değilim ağlıyorum istiyorum Rabbim nasip et diye Açık Öğretimden liseyi bitirdim maddi imkansızlar vs... 2014'te yazıldığım liseyi 2017'de bitirdim .Üniversite'ye yazıldım ders çalışmaya çalıştım ama inanın zor çünkü 12 saat bir işte çalışıp eve gelip evin ailenin sorumluluğunu da olunca kitap okuyacağıma ders çalışmalıydım öz eleştirimi de yapayım hemen fakat bazen kafam almıyor o da ayrı mesai istiyor sanırım iki yıl öncede girmiştim Kpss'ye o kadar dedim ki;"O gemi gelecek!"diye 68alınca hayata küstüm bedenimden bütün umutlarım yaşama sevincim çekilip alınmıştı sanki tövbe haşa bu doğru değil bi şekilde nasip deyip tercih yapmalıydım.Allah'ın dediği olur nasipse yani hayırlı olan neyse o artık öğrendim kabullendim.
    Neyse gençler fazlada uzatmadan henüz yaşınız gençken elinizde fırsatlar varken yapın aklınızı kullanın saksı niyetine taşımayın insanın kaderi biraz da kendi elinde