• “-Bayan Matur, sakıncası yoksa dostça bir tavsiyem var, bu durumda öğretmenlik işi bulmanız zor olabilir, belki başka bir meslek deneyebilirsiniz. Beni anladığınızı umuyorum.
    -Efendim, izninizle bir şey sorabilir miyim acaba ?
    -Tabi.
    -Bugünden önce ‘Tourret Sendromu’yla ilgili herhangi bir şey biliyor muydunuz acaba ?
    -Hayır.
    -Peki şimdi ?
    -Evet, artık biliyoruz.
    -Eğer okul müdürü ve yönetim kuruluna bir şey öğretebildiysem, öğrencilerle de başa çıkabilirim. Teşekkür ederim.”

    Filmin en güzel alıntılarından biriyle incelemeye başlamamın sebebi benimde aslında gecenin bu saatinde Naina Matur sayesinde yeni bir şey öğrenmem diyebilirim. Çünkü bu rahatsızlığı daha önce hiç duymamıştım. Filmin isminden yola çıkarak başta ‘Bu hıçkırmıyor ki!’ demiştim sonrasında izlediğim hikaye dönüp birazcık araştırma yapmama vesile oldu.
    Tourette Sendromu, kısa aralıklarla meydana gelen, istemsiz, hızlı, ani, bedensel tikler ve ses tiklerinin oluşturduğu nörolojik veya nörokimyasal kalıtsal bir rahatsızlıkmış. İsmini Fransız doktor ‘Gilles De La Tourette’den almış. Benim gibi merak edenler araştırıp detaylı bilgiye ulaşabilirler. Burada fazlaca bahsedip detaylara inmek istemiyorum. Yalnızca şunun altını çizmek istiyorum; ABD’de her sene 15 Mayıs-15 Haziran tarihleri arasında “Tourette Farkındalık Ayı” etkinlikleri düzenleniyormuş, bu şekilde bu farkındalığa da dikkat çekilmiş oluyor. Her türlü etkinliğe elini atan ülkemin de bu konu üzerinde durmasını dilesem bence çok da abartmış olmam.
    Gelelim filme;
    Bir öğretmen olarak her zaman öğretmen konulu filmleri izlemekten zevk alırım, genelde izlediğim filmlerin konusu aynı olur: öğrencileri normal olmayan bir sınıfı okutan öğretmenlerin gözleri yaşartan muazzam başarısı. Hayranlıkla izleyerek bende öyle olmayı başarabilmeyi dilerim hep. Çünkü böyleleri var, yok değil. Böyle şeyleri sadece filmlerde izlemiyoruz.
    İzlediğim filmin konusu ise yine bu şekilde. En büyük hayali (benim gibi) öğretmen olmak olan Naina’nın (ki 9-F ona Bayan Kekeme diyor) bir tür hıçkırık tiki vardır. Çevresi tarafından öğretmenlik yapamayacağı söylense de sürekli öğretmenlik için iş başvurusu yapmaktadır. Sonunda beklediği güzel haberi alır ve güzel bir okulda öğretmen olarak işe alınır. Fakat verildiği sınıf dışlanmış, serseri geçinen gençlerin olduğu bir sınıftır. Öğretmen bu gençlerin yeteneklerini keşfederek onlara farklı açılardan yaklaşmaya çalışır. Her birinin kendi güçlerinin farkına varmaları için tam bir yol göstericidir. Artık öğretmen ve öğrenciler bu yolda birdir. Naina’nın tüm zorluklara rağmen gösterdiği azim, öğretim yöntem ve teknikleri hem takdirimi kazandı hem de not defterimde yerini aldı. Tabi ki herkese tavsiyemdir ama en çok da bu mesleği gönülden dileyenlere...

    Bu arada bazen okuyarak değil, sadece izleyerek de çok şey öğrenebilirsiniz...

    “Küçük bir çocukken öğretmen olmanın en zor şey olduğunu düşünürdüm. 20 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra öğrendim ki ondan çok daha zor bir şey varmış: öğrenci olmak. Bir şeyi yanlış öğrenen bir öğrencinin notu kırılır. Ama yanlış öğreten bir öğretmenin notunu kimse kırmaz. Öğretmek kolaydır, asıl zor olan öğrenmektir.”

    Keyifle izleyin...
  • 176 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    -OTOMATİK PORTAKAL-

    Kitaptan önce yazara değinmek istiyorum. Anthony Burgess, tümör nedeniyle bir yıldan az ömrü kaldığını öğrenir ve ölümünün ardından karısının geçimini sağlamak için kitaplar yazmaya başlar. Daha sonra ise yanlış tanı konulduğu öğrenilir fakat Burgess bu dönemde ünlü bir yazar olmuştur...

    Kitaba gelecek olursam eğer 15 yaşında ki karakter Alex'in ağzından anlatılıyor ve fazlasıyla sokak ağzı ile yazılmış. Kitabı okurken birçok şey dikkatimi çekmekle beraber bu dil beni rahatsız etmedi çünkü karakter bundan daha iyi bize yansıtılamazdı. Kötü neden kötü? İyiliği seçmek bizim elimizde mi? vs. İyi biri olunca toplumun seni ezmesi kötü olduğun zaman ise cezalandırılmak, Alex'in büyük sorunları derkeeeen bakıyorsunuz ki kitap bitivermiş.. Kitabı okumayı düşünenler var ise eğer ve şuan benim incelememi okuyorsa okura tek tavsiyem önyargılı olmadan kitabın sonuna kadar okunması olacaktır...

    İyi okumalar. . .
  • Türkiye'deki gençlere benim tavsiyem, günlük politikalar ile uğraşmayın bütün enerjinizi işinize verin. Bilim öğrenmeye çalışın, günlük dedikodularla uğraşmayın.
    Ben Türkiye'deki günlük kavgalar takip edersem üzüntümden çalışamam.

    Aziz Sancar 💊💡
  • Bazen sırılsıklam aşık olursunuz, ama sevgilinizde gördüğünüz hata ve eksiklikler ya da birkaç aylık ayrılıklar sizi ondan soğutur; dengeli bir seviyede karar kılarsınız.

    Bazen de, baştan sona aynı seviyede, söz gelişi dengeli sevgide işi götürürsünüz.

    Benim tavsiyem, ne pahasına olursa olsun, her şeyi kabul edin ve belirli bir dengede götürün.

    " Zira dengesizlik kazandırmaz, kaybettirir."
  • 230 syf.
    Bu kitaba çok büyük bir beklentiyle başlamıştım. Gerek kıymetli yazarlarımızın tavsiyesi, gerek sevdiğim bazı sosyal medya hesaplarının tavsiyesiyle. Fakat okuduğum zamanın çok yoğun ve yıpratıcı olmasından mı yoksa yayınevinden veya kitabın boyutundan mı bilemiyorum, kitaptan yeterince verim alamadım. Karbon Kitaplar Yayınlarının küçük boyunu okudum. Tavsiyem normal kitap boyutunda tercih etmeniz. Kitapta oldukça etkili kısımlar yok değil. Özellikle pratik kısım olarak tabir edilen yarıdan sonrası hem okuması daha zevkliydi hem de daha faydalı oldu benim için. Tekrar daha uygun bir zamanda sakin zihinle okumak istiyorum.