Atatürkçü görüş şudur: Türkiye Cumhuriyeti, tarihî olarak Osmanlı Devleti'nin belli bir gelişim çizgisinde görünür; ama devrimler, gerçekleşen değişim, bir derece değişimi değil, devlet ve toplumun kökten radikal bir değişimini ifade eder. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti'nin devamı değildir. Ne yazık ki, bugün Avrupa, Türkiye Cumhuriyeti'ni Osmanlı Devleti'nin devamı gibi algılıyor ve eski yönetme ve parçalama politikasını devam ettirmek istiyor.
Ebu Hanife'ye göre, bütün insanlığa yol gösterici olarak gönderilen Kur'an-ı Kerim'deki emir ve öğütler dilden dile değişmeyeceğine göre, esas olan "söz" değil "mana"dır. Esasen, "O -onun zikri yahut manası- evvelkilerin kitaplarında da vardı." "Bu -hüküm- elbette ilk sahifelerde de vardır. İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde" şeklindeki ayetlerde de, önceki kitaplarda yer alan baz emir ve öğütlerin bu sözle değil, bu mana ile yer aldığı açıkça görülür. O hâlde Allah'ın emirleri ile ona bağlı olan hükümlerin kavranması, dillere göre değişmez, diyen Ebu Hanife, anlamı namaz vaktini bildirmek veya namaza davet etmek olan "Ezan"ın da -bu anlamını kaybetmeksizin- başka dillerde okunabileceği görüşündedir.
Millet varlığının ilk aslî belirtisi ve dolayısıyla millî hüviyetin özü olan dil, toplulukları birer bütün yapan ve bu bütünlüğün devamını sağlayan en önemli unsurdur.