Eskiden yoksulluğun gizemli bir şekilde karakteri güçlendirdiğine, girişimciliği artırdığına, endüstriyi canlandırdığına ve diğer her türlü iyi şeyi yaptığına nasıl da inanırdık, asla gözümüzü çevirip zayıflamış karakterlere, girişimciliğin olmamasıyla, yavaş, zoraki ve düşman endüstri ile birlikte yoksulluk içinde yaşayıp ölen milyonlarca insana bakmazdık.
Çocuk zihninin dünyayı ayağa kaldırıp yönetmesi gerektiğinin farkındayız ve onu en eski fikirlerimizle değil, en yenileriyle besliyoruz. Ayrıca yolundan sapmadan, korkusuz ve mutlu bir şekilde ilerlemesi için teşvik ediyoruz.
Biz yoksulluğa alışkındık tabii, dini ve ekonomik bahanelerimiz vardı, hatta bu toplumsal hastalıkta sanatsal bir haz bile bulmuştuk, ya da bulduğumuzu sanmıştık. Oysa dışarıdan gözlemleyen biri için bunun -yoksulluğun görüntüsünün, sesinin, kokusunun- ne kadar büyük bir kabus olduğunu yeni fark ediyordum.