Tek Yalnız Ben Değilim, okuru yüksek sesle konuşmayan ama içten içe sarsan bir metin. Kitap, yalnızlığın dramatize edilmiş hâlinden çok, insanın kendisiyle baş başa kaldığında yüzleşmek zorunda olduğu sorulara odaklanıyor.
Benim için bu kitap, 26 yıllık hayatım boyunca yaşadıklarımı ve hissettiklerimi yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Okudukça fark ettim ki anlatılan hikâyeler başkasına ait olsa bile, duygular tanıdık. Kaybolmuşluk, beklemek, vazgeçememek, güçlü görünmeye çalışmak… Hepsi bir yerden bana dokundu.
Kitap boyunca zihnimde tek bir soru dolaşıp durdu:
“İnsan hayattan ne ister?”
Mutluluk mu, huzur mu, sevilmek mi, yoksa sadece anlaşılmak mı? Yazar bu soruya kesin cevaplar vermiyor; aksine, okuru kendi cevaplarını aramaya zorluyor. En etkileyici yanı da bu: Okurken yalnız olmadığını hissettirirken, aynı anda insanı kendi yalnızlığıyla baş başa bırakıyor.
Tek Yalnız Ben Değilim, hızlı tüketilecek bir kitap değil. Altı çizilecek, durup düşünülecek, bazı cümleleri uzun süre zihinde kalacak bir metin. Özellikle hayatının bir döneminde “ben neredeyim?” diye sormuş herkes için güçlü bir eşlikçi.