Okurken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığım, bir kadının iç dünyasına gizliden gizliye sızdığımı hissettiğim bir kitaptı.
Basit bir aşk romanı gibi gözükse de 70'li yılların Türkiyesi'ni birçok yönden gözler önüne sermesi, sözde aydınların "azgelişmişliği" üzerinde durması, toplumun farklı gruplarından bireyleri tek tek ele alması, kadının toplumdaki yerini göstermesi ve psikolojik altyapısıyla oldukça değerli bir yapıt bence. Kitabın sade diline karşın uzun betimlemeleri ve devrik cümleleri bir şairden roman okuduğunuzu hatırlatıyor ve bu çok daha akıcı bir okuma yapmanızı sağlıyor.
Roman temelde üç karakter üzerinde dönüyor: Filiz, Selim ve Bedri. Ancak asıl karakterimiz ve iç dünyasını en iyi bildiğimiz kişi Filiz. Filiz üç çocuk annesi, genç ve evli bir kadın. Hayatı üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmekten ibaret. Kendisi için bir şey yapmayan, çekingen, kimseyle bağ kurmak istemeyen bir karakter. Kitabı okumayı düşünenler için derin bir mutsuzluk yaşayan bu kadının iç dünyasını okumanın biraz sarsıcı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ancak bu kadar "gerçek" bir kadın karakteri okumanın keyifli bir yanı da var elbette.