"BATILI AKIL"A VEDÂ...
Paul Feyerabend isimli Profesör, “Batılı akıl”a nasıl vedâ ettiğini anlatıyor: __“Bir tutum bana garib ve anlaşılmaz gelir, biraz da uğursuz bir koku alırım ondan. Doğrusu, bir zamanlar uzaktan
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997, Remzi Vatansever imzasıyla ), -Yağmurcu- Çerçevesinde İlmin Dine Tasallutunun Hikâyesi. ZÜKEMİYAT-KUANTUM NAZARİYESİ...
Akademya Yazıları
I LOVE them <3
Crowley kasvetle başını salladı. "Bir öğle yemeği için seni baştan çıkarmama izin ver," diye tısladı. Yine Ritz'e gittiler. Gizemli bir biçimde, bir masa boştu. Belki son günlerde yaşanan çalkantılar gerçekliğin doğasını etkilemişti, çünkü onlar yemeklerini yerlerken, Berkeley Meydanı'nda ilk defa bir bülbül öttü. Trafiğin gürültüsü yüzünden kimse duymadı, ama yine de ötmüştü.
Sayfa 420 - Crowley, İthaki·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Reklam
Var olmak yeterince uğraştırıyor beni.
Sayfa 15 - Varlık Yayınevi
. Önce toz kaldırırız, sonra da göremediğimizden şikayet ederiz. ...
Schopenhauer'ın bilgikuramı ve varlık felsefesi, "dünya benim tasarımımdır" ve "öznesiz nesne yoktur" sözlerinde dile getirilmiş ve özetlenmiştir. Tek tek varlıkların, varolanların, duyumlar aracılığıyla bilinen fenomenlerden (görünüşlerden) başka şey olmadığını ileri süren bu görüş, Yeniçağ filozofları arasında yaygındır ve en kesin biçimiyle Berkeley tarafından dile getirilmiştir. Schopenhauer da, Berkeley'e çok şey borçlu olduğunu açıkça söyler. Ama idealist filozofların çok önemli bir noktada yanıldığını da belirtir. Ona göre idealistler, dünyanın, yani tek tek varlıkların fenomen (görünüş) olmaklığını öznellikle özdeşleştirdikleri için yanılmışlardı. Tasarım, onların sandığı gibi tamıtamına öznel değildir. Tasarım, nesnel olarak varolan bir şeyin zihnimizdeki bir simgesi yani öznel bir simgesi de değildir. Oznede ortaya çıkan ve nesnel karşılığı olmayan bir değişim, bir etkilenim de değildir. Tam tersine, özne ile nesnenin bağıntısı yalnızca tasarımda bulunur. Ozne ve nesne, karşılıklı bağıntı (bağlantı) içinde bulunan iki parçadır ve tasarım onların birliğidir. Bundan ötürü, "öznesiz nesne yoktur" sözü ne kadar doğruysa, "nesnesiz özne yoktur" sözü de o kadar doğrudur.
TÜRK AYDIN(!)ININ DİN DÜŞMANLIĞI...
(...) Fakat “yalaka aydın”, aradaki farka dikkat etmeyip, bu kahramanlığı(!) göze aldı. Fransız İhtilâli’ni başaranların İngiliz filozofları (Lock, Berkeley, Hume) değil, bizzat Fransız münevverleri olduğuna bile dikkat etmeden, Fransız münevverlerine Türkiye’de bir “aydınlanma inkılâbı” başlatacağını ve bu inkılâb sayesinde de geride kalan şekavet ve ihanet davranışını aklayacağını sandı. Zavallı Rousseau, bunak Montesquieu ve düşkün Voltaire, Türkiye’de bırakın bir aydınlanmaya yol açmayı, kendilerini bile tanıyamadılar. “Yalaka aydın”, aslında sadece onların din düşmanlığından yararlanmaya çalışıyor, bundan ötesini kendisi de pek anlamıyor ve umursamıyordu. Gerçek Türk aydını yetişmeden, hiçbir tercüme faaliyetinin Türkiye’de hiçbir büyük fikir hareketine yol açmayabileceği hususunda, o gâfil kaldı. Zaten aksi olsaydı, iflâh olmaz Batıcı değil, azad kabul etmez Büyük Doğu’cu olurdu!
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1996), -ANADOLU KÜLTÜR İNKILÂBI SÜRECİNDE TEORİK DİL, TEORİK DÜŞÜNCE ve TENKİD ŞUURU- (Anadolu Kültür İnkılâbı Süreci)
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam