(...) Fakat “yalaka aydın”, aradaki farka dikkat etmeyip, bu kahramanlığı(!) göze aldı. Fransız İhtilâli’ni başaranların İngiliz filozofları (Lock, Berkeley, Hume) değil, bizzat Fransız münevverleri olduğuna bile dikkat etmeden, Fransız münevverlerine Türkiye’de bir “aydınlanma inkılâbı” başlatacağını ve bu inkılâb sayesinde de geride kalan şekavet ve ihanet davranışını aklayacağını sandı. Zavallı Rousseau, bunak Montesquieu ve düşkün Voltaire, Türkiye’de bırakın bir aydınlanmaya yol açmayı, kendilerini bile tanıyamadılar. “Yalaka aydın”, aslında sadece onların din düşmanlığından yararlanmaya çalışıyor, bundan ötesini kendisi de pek anlamıyor ve umursamıyordu. Gerçek Türk aydını yetişmeden, hiçbir tercüme faaliyetinin Türkiye’de hiçbir büyük fikir hareketine yol açmayabileceği hususunda, o gâfil kaldı. Zaten aksi olsaydı, iflâh olmaz Batıcı değil, azad kabul etmez Büyük Doğu’cu olurdu!
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1996), -ANADOLU KÜLTÜR İNKILÂBI SÜRECİNDE TEORİK DİL, TEORİK DÜŞÜNCE ve TENKİD ŞUURU- (Anadolu Kültür İnkılâbı Süreci)