Özne sorgulamasını içeren kurgu bir kitap. Aralarda Descartes, Kant, Berkeley ve Bergson öğretilerini gördüm. Buram buram felsefe kokan ama felsefe dersi vermek yerine kurguyla bizleri düşündüren bir kitaptı. “İçimdeki mi benim, yoksa ötekilerin gördüğü dışımdaki mi benim?” sorusunu sormama neden oldu. Ki zaten ana karakterimiz de bu soruyu sorarak deliriyor...
Gerçekten kendi benliğini görebilir misin, yoksa o benlik başkaları tarafından oluşturulan bir şey mi? Üzerine düşününce insanın kafasını karıştıran bu özne probleminin tam içine girdim kitapla. Okuması zor olsa da adamın delirdiği her dakika ben de delirdim. Bazı yerleri fazla tekrardı; yine de belirsizlikte süzülen bir özneyi okumak ve gerçekten benliğimizi göremeyecek olma durumuyla yüzleşmek vurucuydu.
Düşündükçe kendini bulan, kendini buldukça kendine yabancılaşan bir özne... Yabancılaşmış ve belirsiz olan özneler, ötekiler tarafından kalıplaşıyor. Ne kadar öteki varsa, bir öznenin o kadar benliği oluyor.
Özneyi ele alışının altında yatan felsefi temelle birlikte tarih, yalnızlık, yüce ve Tanrı gibi kavramları da aktarmış. Yazarın felsefi söylemlerini bu kadar güzel bir şekilde kurguya yedirmesi ve aforizma okuyormuş gibi hissettirmemesi güzeldi.