Onun hayatına bakmaya, bulabildiğim her şeyi didiklemeye başladığım anda, takıntı daha da güçlenmişti. Hayatımın, uyanık olduğum her anına musallat olan koparıp atılamayacak bir beyin tümörü haline gelmişti.
Bazen onu kendimden koparmaya çalışırsam hayatta kalamazmışım gibi geliyordu.
Gerçek ihtiyacın ne olduğunu anlamıyordu. Henüz değil ama anlayacaktı. Çünkü bana ihtiyaç duyma şeklinden nefret edecekti. Onunla savaşacak, bu arzuya isyan edecek, ona benim hissettiklerimin birazını bile hissettirecek başka bir şey aramaya çalışacak ve asla bulamayacaktır.
Denemesine izin vermeyecektim.