Gizem Görgülüer, bir alıntı ekledi.
08 May 19:06

yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Ben Sana Mecburum, Attila İlhan (Sayfa 89)Ben Sana Mecburum, Attila İlhan (Sayfa 89)
TC Neslişah Özbay, bir alıntı ekledi.
24 Nis 10:47 · İnceledi

beş dakika bekle
Sen İstinye'de bekle ben buradayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git.

Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor.
Şarabım bütün ekşi, suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git.

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin?
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç?
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu?
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git.

Yabancı gibisin miyop gözlerin kısık,
Bana ait ne varsa seni korkutuyor.
Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil.
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git...

Ben Sana Mecburum, Attila İlhanBen Sana Mecburum, Attila İlhan
Nikos, bir alıntı ekledi.
11 Nis 22:45

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin?
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç?
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu?
Ben senin olmadığını arıyorum..
Belki gelmem gelemem
beş dakika bekle git...

Ben Sana Mecburum, Attila İlhan (Sayfa 32 - E-kitap)Ben Sana Mecburum, Attila İlhan (Sayfa 32 - E-kitap)
erdin süpür, bir alıntı ekledi.
05 Nis 21:26

ŞERIF CAVUS 4 CEPHEDE DE 10 YILLIK SAVASINI RUSA ESIRLIGINI BİR CIRPIDA ANLATIYOR

Kızın burada, bili misin? Kızını biz, burada everdik.
Herif, hayretle geri geri çekildi:
-Etme be, Emine, o kadar büyüdü mü ki?
Durdu. Düşündü, düşündü. Parmaklarıyla yılları hesap etti...
-On yıl oluyor. Doğru ya, on yıl, dedi. O vakit hiç değilse
sekiz yaşında vardı.
Daldı:
-Görsem tanımam ki... dedi.
Bir dakika, dağılan aklını toplamak ister gibi kendini bir
zorladı:
-Anam sağ mı dedi.
-Sağ ya, köyde oturup duruyor
Emine'nin babası bir şey daha sormak istedi. Yutkundu
yutkundu. Sonra, acayip bir sessizliğe düştü. Bize şaşkın
şaşkın bakmağa başladı. O kadar şaşkın gözlerle ki, içlerinde şuurun son
ışıkları sönmüş sanılır.
-Şerif Çavuş, gel köye varalım.
Koca adamı, adeta, sıkılgan bir çocuğu bilmediği bir yere
sürükler gibi götürüyorduk.
Kahvenin önüne vardığımız zaman
-Hele sen, şurada biraz bekle, dedi.
-Şerif Çavuş'un önü sıra gelmiş olan askerler toprağın
üstünde yüzükoyun yatmış uyumuşlardı.
Şerif Çavuş:
-Bir su. Aman, bir su... dedi.
Kahvecinin getirdiği altı delik maşrabayı, iki eliyle kavradı. Lıkır lıkır,
içmeye başladı.
Ben, gittikçe artan bir merak ve heyecanla bu acayip Odise kahramanına
bakıyorum. Ülis de, on yıl denizlerde kaybolduydu. Memleketine döndüğü gün
bir domuz çobanının ağılında, delikanlı olmuş oğluyla karşı karşıya geldiği
zaman ne oğlu onu ne de o oğlunu tanıdı. Fakat, iffetli ve sabırlı karısı
Penelope, henüz hiç kimseyle evlenmemiş, onu evinde bekliyordu.
Fakat bu Anadolu Ülis'inin karısı ise, çoktan bir başka adama
varmıştı. İşte Şerif Çavuş'un Odise'si asıl burada düğümlenecek. Hem de,
bir kör düğümle düğümlenecek.
On yıl, ne yaptı? Nerelerdeydi? Sorsam, bu uzun macerayı bana anlatabilecek mi?
Belki, hiç bir şey hatırlamıyor. Vakalarla dolu yıllar bir
kayanın üstünden akan sular gibi, onun üstünden akıp geçmişe benziyor.
Fakat, sular, en sert taşlarda bile izlerini bırakırlar. On yıllık macera,
kabil mi ki onda hiç bir eser bırakmadan geçip gitmiş olsun?
-Şerif Çavuş, bu kadar zamandır nerelerdeydin?
Başını çevirmeden, hep önünde sabit bir noktaya bakarak cevap veriyor:
-Askerde...
-Tabii, askerde olduğunu biliyorum. Fakat bir yerde esir
mi düştün? Ne oldun da, böyle yıllarca senden bir hal haber çıkmadı?
-Ya Moskof'a esir düştük; dedi.
-Esarette çok kaldın mı? Rusya'nın neresinde kaldın?
-Neresi olduğunu bilmiyorum, gayri. Bizi çok dolaştırdılar.
-Ya sonra memlekete nasıl döndün?
-Memlekete dönmedim ki. Aha, bugün köy karşıma çıkıverdi. Yakın düştüğümü
ondan anladım. Şaştım kaldım.
Bir süre, o da, ben de, susuyoruz. Tekrar soruyorum:
-Buradan çıkalı, on yıl oldu, diyorsun. Demek ki askere
Balkan Savaşı'ndan önce gittin.
-Ha, ya. Balkan Harbi patladığı vakit, ben Urumeli'ndeydim. Sonra
İstanbul'a geldik. Ben terhis olurken, seferberlik çıktı. Bizi Erzurum'a
gönderdiler.
Gene sustuk; hep birer birer sormak gerekiyor ve ağzından cevaplar basit,
sade, teker teker düşüyor. Sanki dünyanın en önemsiz işlerini anlatır,
sanki kahve içtim, uyudum, kalktım, yüzümü yıkadım der gibi. Sarıkamış,
Sibirya yollarını, oradaki açlığı, sefaleti, oralardan dönüşü, yaya olarak
ve farkına varmayarak sınırdan içeri girişi, Kars'a gelişi,
Kars'tan tekrar alınıp şarka, şarktan cenuba ve nihayet Adana'ya
gönderilişini söylüyor. Müthiş bir olaylar akımı, onu
bir ağaç parçası gibi kürenin böğründe ve binlerce kilometre
mesafe içinde oradan buraya, buradan oraya sürükleyip gitmiş. Bu selin her
dalgası birkaç ay, her bir kıvrıntısı birkaç yıldır.
Ve Şerif Çavuş, bütün destanını bana beş on dakika içerisinde anlattı.
Derken, köşenin başından Bekir Çavuş önde, Emine arkada ve daha arkada
İsmail geldiler:
Şerif Çavuş'a:
-İşte kızın geliyor, dedim.
Ve bunu söylerken herif, yerinden sıçrayıp gelenlere doğru atılacak
sandım. Hiç de öyle olmadı.
Böyle ne kadar zaman geçti, bilmiyorum. Şerif Çavuş birdenbire ayağa kalktı:
-Gideyim, anamın elini öpeyim, dedi.
Bizim köyle onların köyü arasındaki mesafenin Şerif Çavuş gibi bir devri
alem seyyahına göre ne hükmü var? Hemen kalkıp yürümeğe başladı. Emine de yanı sıra gidiyordu.
İsmail zoraki, arkasına takıldı. Bekir Çavuş benimle kalmıştı.
Üç kişilik kafile, biraz ilerledikten sonra durdu. Emine'nin babası bize
dönmüş sesleniyordu:
-Askere, söyleyin, ben, bir saata varmaz, gelirim.
Bekir Çavuş:
-Gelemezsin, diye haykırdı.
Sonra onun cevap vermeden yürüdüğünü görünce tekrar
haykırdı:
-Gecikirsen, askeri yola katayım mı?
Şerif Çavuş, dönüp: Sen bilirsin der gibi bir hareket
yaptı. Beriki, gene seslendi:
-Dur be! Nereye gidecekti, bunlar?
Şerif Çavuş'un cevabını ancak işitebildik:
-Polatlı Polatlı...
Ve Şerif Çavuş, bir daha, bizim köye dönmedi. Ertesi sabah, Emine ile
İsmail, askerlerin çoktan yola çıkmış olduğunu öğrendiler. Ne biri, ne
öbürü babaları hakkında tek kelime söylemiyordu. Bekir Çavuş sinsi
tebessümle sırıtarak:
-Ben bildim. Onda dönecek göz yoktu, derken ikisi birden başını eğip
susuyordu.
Vatan uğrunda -velev şuursuzca olsun- on yıllık bir maceranın bu suretle
bitişi bana azap veriyordu. Kendimi tutamadım:
-Söyleyin ona, hemen taburuna iltihak etsin. Yoksa hakkında hayırlı olmaz,
dedim.
Bu sırada, İsmail'le Emine ortadan kaybolmuşlardır. Yanımda kalan Bekir
Çavuş:

-Adam sen de!.. Kim kime, dum duma,

yaban (sayfa 93 94 95)

Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (iletişim)Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (iletişim)

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git..

Ayhan Aksu, bir alıntı ekledi.
18 Mar 18:12 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Nereye şimdi, Bandini?
Kısabir süre önce, kırk beş dakika önce, Tanrı şahidi, bir daha asla dönmemek üzere hızla inmişti o yolu. Kırk beş dakika--bir saat bile değil, ama çok kötü şeyler olmuştu ve sonsuza dek unutmayı umduğu o yolu geri yürüyordu şimdi.

Bahara Kadar Bekle, Bandini, John Fante (Sayfa 111 - Parantez)Bahara Kadar Bekle, Bandini, John Fante (Sayfa 111 - Parantez)
Kibrit Çöpü, bir alıntı ekledi.
17 Mar 22:17 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Hayal et,birini sev , sevmesini bekle, olmasını bekle , telefon bekle, iş bekle , iş sonucunu bekle , kabul edilmeyi bekle... ha babam ha... Nedir bunlar ? Kaç tanesiyle başa çıkabilir insan ? Kasma yani, geldin gideceksin, tabutunu da umursamayacaklar, beş dakika taşıyıp evlerine gidecekler.

Deli Çocuğun Güncesi, Özgür Bacaksız (Sayfa 121 - Destek)Deli Çocuğun Güncesi, Özgür Bacaksız (Sayfa 121 - Destek)

...............................................................Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin (Attila İlhan)

Gamzeli, bir alıntı ekledi.
03 Mar 23:59

yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Ben Sana Mecburum, Attila İlhanBen Sana Mecburum, Attila İlhan