Ahmet Erhan'ın ardından yazdığımdır:
Ölüm Nedeni: Bilinmiyor |

bu sabah öğrendim.
ahmet erhan dün gece ölmüş..

bir tek kendini ağlattı mendebur,, diyen adam ölmüş.
sonunda götürse götürse, çiçek götürür kendi mezarına,, diyen adam ölmüş.
hep acılı, sarhoş ve sarsak şiirler çırpıştıran,, adam ölmüş.

bugün de ölmedim anne,, diyen adam dün gece apansız ölmüş.
ajans haberlerinde öyle yazıyor.

kitaplığımın rafından çekip alıyorum o şiir kitabını.
kireç yüzlü, gizemli, eksik bir kadın resminin üstünde öylece duruyor başlık:
ölüm nedeni: bilinmiyor.

oysa nicedir gırtlak kanseriymiş.
ajans haberlerinde öyle yazıyor.

yatağımda gözlerimi kapatıp tıbbiye caddesinden iniyorum. haydarpaşa'ya bakıyorum. tren rayları oluyor. vızır vızır taşıt sesleri. rıhtıma ulaşıyorum. kadıköy'ün hengamesine. müzik sesleri geliyor. martılar uçuşuyor. dolmuşlar burnundan soluyor. otobüsler aceleci. vapurlardan insanlar iniyor. demirlere yaslanıp denizi seyrediyorum. banklardan birine oturuyorum. akbil dolum gişelerinin kuyruklarından geçiyorum. iş bankasının önüne atlıyorum. akordeon sesi susmuş. bahariyeye uzanan adımlarımızın üstüne çok yağmurlar yağmış. bir moda tramvayı köşeyi dönüyor. mühürdar caddesi'nde bir şeyi hatırlıyorum. bir şeyi hatırlaya hatırlaya yürüyorum.

--
derin yalnızlıkların kalabalıkla çarpıştığı bir köşe başıyım.
utangaç, sıkıntılı, mağrur.
ağdaki balık, bardaktaki su kadar umarsızım.
acı, yüreğimden beynime sızıyor.
yoruldum artık her yol ağzında kendime rastlamaktan.
--

alkım'a giriyorum. kitaplar karıştırarak teselli arıyorum. bir şiir kitabı görüyorum oracıkta.
adı,
ölüm nedeni: bilinmiyor.
beş kasım ikibindokuz.
imzamın altına kadıköy, istanbul yazıyorum.

ahmet erhan'ı işte böyle tanıdım.

hiçbir muasır otopsi, ölüm nedenini bulamayacak bu güzel günlerin.
çünkü üstünü çoktan ayrık otları, dikenler bürümüş.

ölüm nedeni: bilinmiyor.

çivi gibi çakılıyorum olduğum yere.

istanbul çoktan uzak bir masal olmuşken günün birinde can sıkıntısından, yalnızlıktan ve kederden rastgele tanıdığım bu adamın ölüm haberini alıyorum.

çivi gibi çakılıyorum olduğum yere.

şiirlerinde kaç kez öldü kim bilir? bir tek kendini ağlattı mendebur demişti kendisi için. öyle mi sahiden? tuttu çiçek götürdü kendi mezarına.

bugün de ölmedim anne,, diyen sesi bir lavaboya dökülen sular gibi döne döne çekildi dünyamızdan.

ahmet erhan ölmüş.

kısa bir özgeçmişinin üstünde böyle yazıyor ajans haberlerinde.

kısa çizginin sağına bir tarih atılmış.

kadıköy vapurundan indiğim hülyalı bir istanbul akşamı gibi sanki hiç yaşamamış gibi geliyor bir şeyler.

hiç tıbbiye caddesinden kadıköy'e yürümemiş gibi..

hiç kadıköy'ün rıhtımında otobüs beklememiş gibi..

hiç iş bankasının önünde amatör bir akordeon sesi duymamış gibi..

hiç yağmur yağarken bahariye'ye doğru uzanmamış gibi..

hiç mühürdar caddesi'nden nostaljik bir moda tramvayına çıkmamış gibi..

hiç simit sarayı'nın ikinci katından martıları seyretmemiş gibi..

hiç beşiktaş iskelesinin yanındaki büfeden iki buçuk liraya soslu tavuk döner yememiş gibi..

hiç başımı kaldırıp ayasofya'ya bakmamış gibi..

hiç iskele meydan yerinde karanlıklara apansız yakalanmamış gibi..

hiç serçeleri ve güvercinleri ayaklarımın dibinde biraz ekmek kırıntısı ile toplamamış gibi..

hiç yorulmamış, hiç uykusuz kalmamış, hiç acıkmamış, hiç koşuşturmamış, hiç sevmemiş, hiç sevinmemiş, hiç hayal kurmamış, hiç düşüncelere dalmamış, hiç bıkmamış, hiç bırakıp gitmeyi tasarlamamış, hiç ellerini sıkmamış, hiç inat etmemiş, hiç direnmemiş, hiç ıslanmamış, hiç ... hiç gibi.

--
gibi boğuk, gibi çıldırtıcı, gibi silik
--

ahmet erhan ölmüş.

avucumun içinde, yatağımın çarşafında, masamın üstünde, otopsi raporu duruyor özgeçmişimin.
geriye hep biraz yağmur, biraz da şu kalıyor:

ölüm nedeni: bilinmiyor.

feylesof, 4 Ağustos, 2013

Şiir
Beşiktaş Tramvayı

Bahçemdeki dut ağacı
vurdu ince dallarıyla penceremin camına,
bir Beşiktaş tramvayı geldi aldı beni,
bir Beşiktaş tramvayı götürdü sana.

Çemberlitaş, Şehzadebaşı, Saraçhane.
Almışım parmaklarını ellerime,
Beşiktaş tramvayında giderim yane yane.
Terzi Adem, berber Ali,
dikimaneden Emine teyze
ve Makbule.
Üç sarışın birader,
Kapalıçarşı terlikçileri.
Bir küçücük simitçi çocuk,
levent bir hizmet eri.

Hep iyi insanlar bunlar.
Dert yüzü görmesinler.
Eksik olmasınlar.
Vatman ağabeyimiz de eksik olmasın.
Her akşam böyle götürsünler seni evine,
bir elinde gönlüm benim,
bir elimde sefertasın.