• BATINIYYE: Şiaya mensubiyet iddia eden, fakat islam müelliflerice İslam dışı kabul edilen fırka. Nasların (delillerin) zahiri ve batıni manaları bulunduğunu, zahirin kabuk teşkil ederek asıl maksud olan mananın batın olduğunu söylerler.Batıni manaları ancak kendilerince kabul edilen Ma’sum imamlar bilir.
    Çaşitli islam memleketlerinde değişik adlar almışlardır. Batınıyyenin, aslında Allah’ı ve mukaddesatı inkâr ettikleri, nefsin arzu ettiği şeyleri mübah gördükleri kabul edilir.

    BERAHİME: Brahmanlar. İslam müelliflerine göre bu Hind telakkisinde kainatın hudusu ve Allah’ın birliği kabul edilmekle beraber nübüvvet inkar edilir. Bu sebeple de tenkide tabi tutulur.

    CEBRİYYE: Kulun hiç bir fiil, irade ve kudrete sahip bulunmayıp yalnızca ilahi fiillere sahne teşkil etmeye mecbur olduğunu kabul edenler. En meşhur kolu Cehmiyyedir.

    CEHMİYYE: Cehm b. Safvan’ın görüşlerini benimseyenler. Allah’ın sıfatlarını, ru’yetullahı (Allah’ın görülebilmesini) ve kulun iradesini inkar ederler. Cennet ile cehennemin sakinleriyle birlikte fani olduklarını kabul ederler.

    DEHRİYYE: Zaman (dehr) ile maddenin ebediliğini benimseyenler.Allah’ı ve ahiret gününü inkar ederler.Onlara göre kainat kadim olup tabiat kanunlarına veya feleklerin devrine tabidir.

    FUDAYLİYYE: Havaricin tali fırkalarından biri. İsmet-i enbiya hakkında kabulu mümkün olmayan görüşleri vardır.Havaricin bir kolu olan Ezarıka’nın da benzer görüşleri mevcuddur.

    GULAT-I REVAFIZ: (Revafız burada şia manasında kullanılmıştır.) Gulat, şiaya intisabettikleri halde görüşlerinde İslam dairesinin dışına çıkan müfritlerdir. Hazreti Ali ile kabul ettikleri diğer imamları tanrılaştırırlar. Teşbih, tecsim ve hulule inanırlar.

    HAŞVİYYE: Allah’a sıfat nisbet etmekte ifrata düşüp ona cisim izafe edenler. Nasların zahirini bile yanlış ve kaba bir anlayışla tefsir ederler.

    HAVARİC: Meşru devlet reislerine isyan edenlere verilen umumi addır. İslam tarihinde ilkin tefrika çıkaran, Hazreti Ali’nin ordusundan baş çekip ayrılan Havariciye.
    Havaric, Hazreti Osman ile Hazreti Ali’yi, Cemel vakasına katılan ashabı, Hakem hadisesine rıza gösterenleri ittifakla tekfir ederler. Günah işleyenleri tekfir ve gayri adil devlet reisine karşı çıkmanın vücubuna da çoğunlukla hükmederler. Birçok kollara ayrılırlar.

    İBAHİYYE: Kulların, kötülüklerden kaçınmaya ve emrolunanları yapmaya kudreti olmadığını söyleyen, kadın ve servet ortaklığını benimseyen ve tasarruf perdesi altında gizlenen zümre. Başta Hasan Sabbah olmak üzere Batınıyye müntesibleri bunlardandır.

    IBAZIYYE: Havaric fırkasının başlıca kollarından biri. Abdullah b. İbaz’a tabi olmuşlar ve ona nisbetle anılmışlardır. İbazıyyeye göre kendilerinden olmayan Ehli kıble, kafirdir.Müşrik değil fakat nankör manasına kafir sayılır.

    KADERİYYE: Kaderi inkar edenler. Olmuş ve olacak bütün hadise ve eşyanın ezeli olan ilm-i ilahide mevcud olup yazılı bulunduğunu kabul etmeyenler: kullara ait fiillerin Allah’ın yaratmasıyla değil, kulun icadıyla meydana geldiğini iddia edenler. Çoğu zaman Mutezile ile birleşilir, fakat Kaderiyye Mutezile’den önce zuhur etmiştir.

    KERRAMİYYE: Muhammed b. Kerram’a tabi olanlar. Allah’a cisim ve mekân izafe ederler. Onun hadislere (sonradan meydana gelen) mahal teşkil ettiğini kabul ederler. Kalbin tasdiki olmaksızın bile imanın sahih olabileceğini savunurlar.

    MUATTILA: ‘Kıdem’ mefhumunu sadece zat-ı Bari’ye tahsis etmek ve Allah’ın birliğini (tevhidi) tam manasıyla isbat etmek gerekçesiyle Cenab-ı Hakkı sıfatlardan tenzih edenler. M’bed el-Cuheni ile Cehm b. Safvan başta olmak üzere Mutezile muattıladan sayılır.

    MUHAKKİME: Havaricin ilk zuhur eden zümresidir. Sıffin harbindeki ‘Hakem’ hadisesine rıza göstermeyerek ”Hüküm yalnız Allah’a aittir” demişler ve Hazreti Ali ordusundan ayrılmışlardır.
    Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Muaviye’yi, Cemel ve Sıffin vakalarına katılanları, hakemleri ve onlara rıza gösterenleri, ayrıca her günah işleyen mümini tekfir ederler.

    MUKANNAİYYE: Horosan’lı Mukana’a bağlı olanlar. Maveraunnehir taraflarında faaliyet göstermiş, sapık batınıyye ve müşebbihe akidelerine sahip, aslında gayri İslami bir fırka. Mukanna’, haram ve farz tanımıyordu. Tanrılık iddiasında da bulunmuştur.

    MUTEZİLE: Hasan-ı Basri’nin talebelerinden Vasıl b. Ata’nın hocasını terk ederek (i’tizal) kurduğu akaid mezhebine mensub olanlardır. Kaderiyye diye de anılırlar.
    Kul kendi fiillerini, kendine ait müstakil bir irade ile yapar, Allah’ın bunda bir dahli yoktur. Aksi takdirde Allah’ın insanları cezalandırması zulum olurdu, gibi görüşleri vardır.En sapkın mezheplerden birisidir.

    MÜCESSİME: Allah’a cisim izafe edenler. Sıfat-ı İlahiyyeyi inkâr edenlere mukabil ona sıfat nisbet ederken ifrata düşüp zat-ı ilahiyyeye cisim ve mekân izafe edenler. Kerramiyye bunlardandır.

    MULHIDE: Doğru yoldan çıkanlar. İslam dininden ayrılanlar, münkirler. İslamiyyete intisab iddia ettikleri halde aslında İslam dışı olan Batınıyyenin Horosan yöresindeki adı.

    MÜNECCİME: Allah’ı inkar edip, kainatın yaratılış ve işleyişini kadim telakki ettikleri yedi yıldıza bağlayanlar.

    MÜRCİE: Günahkâr müminin azab olunmayacağını umanlar veya ona ait bir hüküm vermeyip bunu ahirete tehir edenler. Mutezileden sonra zuhur etmiştir. Günahkâr müminin (fasık) iman-ı kâmil sahibi bulunduğunu savunurlar.

    MÜŞEBBİHE: Halikı (yaratanı), mahlûka (yaratılana) benzetenler. Allah’u Teala’ya sıfat izafe ederken aşırı gidip teşbihe düşenler. Zat-ı ilahiyyeyi bile diğer zatlara teşbih edenler vardır. Bir kısmı şiadan olmak üzere bazı kolları vardır. Mukanaıyye bunlardandır.

    NECCARİYYE: Hüseyin b. Muhammed en-Neccar’a bağlı olanlar. Sıfatı maaniyi ve ru’yetullahı inkar hususunda Mutezileye uymuşlardır.

    SALİMİYYE: Hallac-ı Mensur’un (sekerat halinde iken iddia ettiği) hulul görüşünü benimseyen Muhammed b. Ahmed b. Salim el-Basri’ye mensub olanlar. Teşbih ve hulul gibi gayr-i islami görüşlere sahipdirler.

    SENEVİYYE: İyiliğin yaratıcısı Nur ve kötülüğün yaratıcısı Zulmet olmak üzere iki tanrıya inanırlar.

    SÜ-FESTAİYYE: Miladdan önce beşinci asırda Eski Yunanda zuhur edip eşyanın hakikatinin sabit olmadığı veya olsa bile insan bilgisinin buna ulaşamayacağını iddia edenler. İslam kaynaklarında indiyye, inadiyye ve la-edriyye olmak üzere üç gurupta mutalaa ve tenkid olurlar.

    SÜMENİYYE: Kâinatın kıdemine ve tenasuha inanan, beş duyudan başka bilgi kabul etmeyen putperest Hind inanışına bağlıdırlar.

    ŞİA: Hazreti Ali taraftarları. İmamların masum olduğuna inanırlar. Akaid meselelerinde bir kısmı ehli sünnete, bir kısmı müşebbiheyeye çoğuda Mutezileye uyarlar.Bir çok kollara ayrılırlar.

    ZEYDİYYE: Ali Zeynelabidin’in oğlu Zeyd’e mensub ola şia fırkası. Akidede Mutezilenin yolunu izlemişlerdir.
  • Husrev : ( Gittikçe heyecanına mağlup ) Bana dostum kelimesini söyleme!Ellerimde bir karıncalanma duyuyorum. Bu kelimeyi işitmeyeyim .Parmaklarım bir şeyi sıkmak istiyor. ( Elindeki gazeteyi havaya kaldırıp birden birakiverir .) Al sana dost ! ( Dili tutulmuş gibi susar . Ortaya doğru uzattığı eli titriyor . ) Dostlarım malûm! Düşmanımı tanımak istiyorum . ( Şaşkın etrafına bakınır. Sanki hitap edeceği kimseyi arıyor. ) Dostluk , o bir maymuncuk , o bir hırsız anahtarı. Evimizin kapısını açıyor ne bulursa yakıp kül ediyor , ne bulursa pazarda satıyor. ( Tonu ve hareketi değişir) Beni upuzun bir tabuta yatıracakları gün, arkamdan gelecek dostlarım değil, kefenimin hırsızlarıdır.
  • Fakat ben daha samimi olayım ve size baştan, bu trajedinin şahıslarının daha ikinci perdede birbirlerini öldürdüklerini, üçüncü perdeye, suflörle rejisörü sahneye çıkartmak şartıyla, ancak devam etmek mümkün olabileceğini itiraf edeyim. Dekorların, sahne yerlerinin bir yangınla tahribini ise beşinci perdenin sonuna bırakmıştım. Anlaşılan Shakespeare'imi çok yanlış anlamıştım.
  • Asker, yayını gerdi. İlyas, büyük bir şaşkınlık içinde,korkmadığını,yaşama iç güdüsüne sarılmadığı gibi , içinde hiçbir istek olmadığını hissetti.Bu sahne, çok uzunn zamandır kararlaştırılmış gibiydi v e o olsun, öteki olsun-o ve karşısındaki asker-kendilerinin yazmadığı bir tragedyada rol alan birer oyuncuydu sanki.
  • Schopenhauer deyince aklıma Roberto Benigni'in Hayat Güzeldir adlı filminden bir sahne gelir: "Schopenhauer'a göre iradenle her şeyi yapabilirsin. Yani ne olmak istiyorsam oyum dersin. Mesela uyuyan biri olmak istiyorsan uyuyorum, uyuyorum, uyuyorum dersin ve uyku başlayıverir."

    Schopenhauer felsefesinin anlatıldığı kitap temelde iki bölümden oluşuyor. İlk dört alt başlık filozofun felsefesini anlattığı bölüm olmakla beraber son bölümde yer alan beşinci alt başlık bu felsefenin yorumunu oluşturuyor.

    Filozofun felsefesine göre irade; istenç, kendinde şey, duyularla algılanamayan varlıktır. Bu istencin temelinde ihtiyaçlar vardır. İhtiyaçlar aşırı hale gelirse ortaya acı ve ıstırap çıkacaktır. Şiddetli arzuların kesilme safhası Nirvana denilen asıl amaca yani hiçlik durumuna kavuşturur. Fenomen ise duyularla algılanan varlığın şekilsel halidir. Ancak fenomenler bizi doğruya ulaştırmaz. Onlar yalnızca birer yansımadır. Yaşam acı, ıstırap ve aldatıcı fenomenler dünyasıdır. Bilinç ve beden olarak fenomenin nihaî bir sonu vardır ancak kendinde şey olarak irade asıl gerçekliktir. Yani "Dünya benim tasavvurumdur." (s.75).
    Schopenhauer bu yanılsama fenomenlerine karşın Kant felsefesinin savunucusudur.

    İrade deneni biliyorum. Varlığın temeli olarak ona inanıyorum. Fenomen dünya yansımalarının ıstırabından sıyrılmak için ölüm kurtuluşunu istiyorum düşüncesiyle ölüm, bedenî hiçlik, yok oluş, buna karşın ölüm sonrası hayat ele alınır. "Ölüm açıkça kendisinin bireyin sonu olduğunu ilan eder, fakat onda yeni bir varlığın tohumu yaşamaya devam eder. Dolayısıyla ölenlerin hiçbiri ebediyen ölmez; fakat aynı zamanda doğan hiçbir şey bütünüyle ve temelli yeni bir varoluşa kavuşmaz." (s.81)

    Kant felsefesinin yanısıra Buda ve Hint öğretisiyle de paralel seyreden filozof Doğu düşüncesini temel alır. Ölümünden sonra açılan kitaplığında yer almış eserler incelenir ve Doğu düşüncesiyle ilgili eski dönem eserler dahil yüz elliye yakın kitap olduğu ortaya çıkar.