Eda, bir alıntı ekledi.
16 Mar 12:11 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Beşinci Sahne
Husrev : ( Gittikçe heyecanına mağlup ) Bana dostum kelimesini söyleme!Ellerimde bir karıncalanma duyuyorum. Bu kelimeyi işitmeyeyim .Parmaklarım bir şeyi sıkmak istiyor. ( Elindeki gazeteyi havaya kaldırıp birden birakiverir .) Al sana dost ! ( Dili tutulmuş gibi susar . Ortaya doğru uzattığı eli titriyor . ) Dostlarım malûm! Düşmanımı tanımak istiyorum . ( Şaşkın etrafına bakınır. Sanki hitap edeceği kimseyi arıyor. ) Dostluk , o bir maymuncuk , o bir hırsız anahtarı. Evimizin kapısını açıyor ne bulursa yakıp kül ediyor , ne bulursa pazarda satıyor. ( Tonu ve hareketi değişir) Beni upuzun bir tabuta yatıracakları gün, arkamdan gelecek dostlarım değil, kefenimin hırsızlarıdır.

Bir Adam Yaratmak, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 66 - İkinci Perde)Bir Adam Yaratmak, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 66 - İkinci Perde)

Holosko Artı Bir Miktar Yara/ Güven Adıgüzel
Rejisörler senden yana
Mevsimler ve uçan halılar
Son sahne sarhoşuyuz belki de hala
O filmin sonunda ağlayacaktık galiba
Gözümüze dünya kaçtı
beyazıt’ta
Ne meydandı ama
Elektrik kokuyor her yanımız
insan hakları mı diyorduk
Beş heceli başka bir şey mi yoksa
Anne bir on iki eylül yarasıdır
Merkez sağ bahsini çokça söylemiştik
Gözlerinden geçiyoruz
Guantanamo’nun kapısı açık kalmış yine
Emperyalizm de kahrolmadı
Bir sigaran var mı?
Çünkü bir sigara serbestledikçe beş vakit piyasa
Holosko artı bir miktar para
Dünya değiştirilebilir biraz sıkı tutunca
Mezar geceleri, dört kollular
iyi bilecek olanlar asla

Eksik pansumanlara razıdır ikna odalarında
Son kez yüksek sesle batının ilmini mutlaka
Sigarayı yakınca otobüsün gelmesi
Ontolojik bir sorun değildir ayrıca
Holosko artı bir miktar yara
Statükoya armağan olacaktır varlığım
Bakışları kapital, iyi halden Marksist
Kerbela görüce zülfikarı susan gönüllere deva
Her şeyi devletten beklemek uzunca bir kış gibi
Yakacak içimizi tevhid-i tedrisatın ateşi
Söz, kıymetli bir mayındır
Meclisten içeridedir
Şubatlar çok sert geçer
Senetler ve de aşklar
Merhem olunuyorsa
ve salyangoza sürekli zam yapılıyorsa
Mahallemiz işgal altındaysa
Burada yabancıları sevmezler
Evet evet tam olarak burada
Ceo olmak istemiyorum diye uyanılan kabuslarda
Hangi sosyolojik yaraya varılır bilmem
Uçan halılarda yerimiz yok, anladık
Ve babaannesi baş örtülü adamlar
Memleket meselesidir hala
Tab edilmemiş yaslardan geçiyoruz kaç zamandır
Adettir çünkü yazıldığı gibi ölünür burada
Işık şiirden yükselirse
Yanık kokuları yusufiye’dir
Doğudan gelenlerin hepsi bize hatıra
Bir ölünün ardından bakakalmak gibiyiz
Bazı ikindiler hep böyledir, sen bize aldırma
Adımızı tahtaya yazıyorlar, pek konuşmuyoruz oysa
Yine de çok yakışıyoruz tahtaya
Bazı ikindiler hep böyledir
Yazıldığı gibi ölünür, sen bize bakma
Gösterdiğin yolda hiç durmadan yürüyeceğime
Holosko artı bir miktar para
Yaralı serçeleri manşete taşımıyor dünya
Dünya bunu hep yapıyor
Çirkin kurbağalar öpmekten yorgunuz sanma
Misafirliğin zekatı ayakta beklemek
Dünyaya tabiyiz her gün
Bekleme odaları kadar gergin
Karateciler nedense hep yeşil kuşak
Seksen sonrasıyız dedik ya en fazla nakarata eşlik ederiz
Burada konuyu değiştirmek isterdim aslında
Yağmurda bazen mecaz da ıslanır
iyi ki bir metin yüksel’iniz var lan diyenlerden geçtim
Geçtim dünya üzerinden
Lapa pilava da risotto diyorlar ısrarla
Tamam lan siz haklısınız, şiir rönesanstan büyüktür
Şiir ve Rönesans aynı cümlelerde hep biraz eksik
Son teklifimdir dünyaya
Uslu çocuklar çarmıha
Holosko artı bir miktar yara
Çirkin kurbağalar öpmekten yorgunuz sanma
Romancılara bayılan baş örtülü kızların
Hayır hayır bu şarkı bizim değildir
Bu kemancılar ve bu beşinci sınıf artistlik acılar
Nükleer silahlarla şiir de yazılmaz
Tek kişilik acılarla kaplıdır çünkü uçurtmalarımız
Jilet bağlanmıştır telaşımıza henüz erkenden
Çocukluk denmez ya buna, olsa olsa kundaklama
Şimdi ölebiliriz aslında bir proleter gibi
dikeriz gözlerimizi belki hayata
Uhud’un okçularından rol çalıyor nasılsa dünya
O filmin sonunda ağlayacaktık galiba

Noir, bir alıntı ekledi.
22 Şub 21:01 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Fakat ben daha samimi olayım ve size baştan, bu trajedinin şahıslarının daha ikinci perdede birbirlerini öldürdüklerini, üçüncü perdeye, suflörle rejisörü sahneye çıkartmak şartıyla, ancak devam etmek mümkün olabileceğini itiraf edeyim. Dekorların, sahne yerlerinin bir yangınla tahribini ise beşinci perdenin sonuna bırakmıştım. Anlaşılan Shakespeare'imi çok yanlış anlamıştım.

Sahnenin Dışındakiler, Ahmet Hamdi TanpınarSahnenin Dışındakiler, Ahmet Hamdi Tanpınar

TARIK AKAN'IN ÇOCUKLARI
(Bir Taş Mekteplinin anıları)

Hani çocuklar evde çekmeceleri karıştırır ya meraktan, muziplikten…

Dünyanın en meraklı çocuğuydum, yasaklı çekmeceleri karıştırmak için evde yalnız kalmayı beklerdim.

Tarık Akan’la da böyle tanıştık, birlikte ilk yıktığımız barikattır. Bir gün yasaklı çekmecelerden birini çektim ve içinden yüzlerce Tarık Akan kartpostalı dökülüverdi. Televizyondan tanıdığım Ferit’in yüzlerce fotoğrafı, okuma yazma bilmiyorum Tarık Akan yazıyor ama ben Ferit okuyorum henüz. Tabii, çekmeceye geri koymadım hiçbirini. Salonu kartpostallarla dolu görünce annem gülerek anlattı, meğer ilkokul ve ortaokul yılları boyunca tüm harçlıkları ile Tarık Akan kartpostalları almış ve böylece dev bir koleksiyon oluşmuş. Der ki; Tarık Akan’ın okul açtığını duyunca kızımın elinden tuttum ve ne olursa olsun bu okulda okuyacak diyerek Bakırköy’e gittim. O günü hatırlıyorum.

Taş Mektep’in ilk öğrencileri bizlerin, parayı bilmememizin,tanımamamızın ve hala tamah etmememizin sebebi Tarık Akan’ın Taş Mektep’te kantin açılmasına izin vermeyişiydi. Her öğlen hepimiz aynı ev yemeğini yer, ekmeğimizi paylaşırdık. Ufacık yemekhanemizde akşamüstü yemek üzere neredeyse bütün okul, hep birlikte kurabiye pişirirdik.

KARDEŞLİĞİ YAŞADIK

Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi bizim sahnemizdi. Rollerimiz için profesyonel bir tiyatroda olduğu gibi seçmelere katılır ve hazırlanırdık. Oyunun kendisinden daha zevkli süreçlerdi. Hansel ile Gretel büyük heyecan yaratmıştı. Hepimiz Cadı olmak istiyorduk. Bütün hafta koridorlarda cadı gibi gülmeyi çalıştık. Her sınıftan ayrı bir sahne, ayrı bir gülüş sesi geliyordu. Rol bana düştü. Sahneye çıkmadan önce ellerim buz kesti, ışıklar karardı, perdenin arkasından baktım Tarık Akan en önde, ortada oturuyordu. Yanında yüzlerini filmlerde gördüğüm başka sanatçılar ve okul müdürümüz. Ellerim artık titriyordu. Yönetmen öğretmenimizden işareti alır almaz, Kültür Merkezi’nin sessizliğini yırtan bir gülüşle ve pelerinimi savurarak sahneye atladım. Tarık Akan dev bir kahkaha attı ve bütün salon alkışlamaya başladı. Ne büyük kuvvet küçücük bir çocuk için. Kardelenler okuyabilsinler diye ÇYDD yararına, Türkan Saylan öğretmenimizin çocukları ile birlikte hazırlardık bu temsilleri. Büyük duygularla oynardık. Doğu’daki yaşıtlarımızla mektup arkadaşıydık, mektuplaşırdık. Kardeştik. Daha ilkokulda Türk milletinin kardeşliğini öğrendik demeyeceğim, yaşadık.

Taş Mektep’te hepimiz günlük yazmaya teşvik edilirdik. İdeallerimizi, projelerimizi ve bu projeleri nasıl hayata geçireceğimizi yazar, tartışırdık. Yaz ödevlerimiz proje üretmek olurdu.

Atölyelerimizde cam boyar, üç boyutlu işler, yapılar üretirdik. Sadece atölyede değil, İngilizce dersinde hazırladığım sözlüğü hala saklarım. Her derste üretirdik.

Taş Mektep’in her öğretmeni Cumhuriyetin ve Atatürk Devriminin yılmaz savunucularıydı. Benim canım öğretmenim Çanakkaleli Hacer öğretmendi. Tam bir Cumhuriyet kadını. Eteğinin boyu hep dizinde, ayakkabısının topuğu hep dört santim, toprak rengi ruju ve toprak rengi saçları vardı. Sade ama bakımlıydı. Sınav kağıtlarımızı okur, gözlüklerinin üzerinden bakar, gülümserdi. Dimdik yürürdü. Dik oturmayı, dik yürümeyi ondan öğrendik. Güzel Türkçe konuşabilmek için neredeyse her Türkçe dersinde kompozisyon yazardık.
Taş Mektep’in çatı katında dans gösterisi için hazırlanmadığımız teneffüs neredeyse yoktu. Şimdi eğilerek girebildiğim çatı katında en az dört-beş kız okul teybimizi her an yanımızda taşır, koşarak kütüphaneye çıkar, okuldaki Bahar Şenliklerine hazırlanırdık. Koreografiyi kendimiz hazırlardık. Tecrübeliydik, çünkü birinci sınıftan itibaren hepimiz bale dersleri almıştık. Müzik okulun her yerindeydi. Hepimiz bir enstrüman çalardık. Spor derslerini mümkün olduğunca dışarda, ağaçların altında yapardık. Okul takımlarımıza destek olmak için maçlara gider, tezahürat yapardık. Kitap Kurdu olabilmek için yarışırdık. Haftada en az beş kitap okurduk. Okumak yetmez, özetlerini çıkarır öğretmenlerimize verirdik. Okul Başkanı’nı da bütün bu hazırlıkların içinde seçerdik. Adaylar, adaylıklarını açıklar açıklamaz propaganda çalışmaları başlardı. Kavga etmemeyi, birbirimizi kırmadan yarışmayı en çok Okul Başkanı seçerken öğrendik. Unutmadınız değil mi, ilkokuldaydık.

Yerli malı haftasında Türk Malı olan her şeyden kocaman bir temsili bakkal yapardık, yerli üretimin ne kadar önemli olduğundan, çiftçilerimizin, işçilerimizin ve hatta bakkal amcalarımızın ne kadar saygıdeğer olduklarından bahseder, kendi tanıdıklarımızın portrelerini yazardık. Emeğe değer vermeyi ve köyümü sevmeyi bana Taş Mektep öğretti. Bugün hala her yaz köyüme koşuyorsam, Köy Enstitüleri dendiğinde dikkat kesiliyorsam, bunun tek sebebi Tarık Akan’ın kurucusu olduğu Taş Mektep’in, vatan toprağının her karışının değerini küçücük kalplerimize nakşetmiş olmasıdır.

Okulda çok görmezdik Tarık Akan’ı. Çalışma odasında hep çalışırdı. Bence O da okula ders çalışmaya gelirdi, bizden feyz alırdı. Bazen teneffüslerde, bahçedeyse koşar sarılırdık. Böyle çocuksu gülümseme az insanda vardır. Çok mutlu olurdu, biz de çok severdik. Gözlerimizin içi parlardı. Bir keresinde bütün sınıf koşup sarıldığımızı hatırlıyorum, upuzun boyuyla sarsılıp kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Hemen merakla sorardı; Bugün ne öğrendiniz?

ATATÜRK'E ŞARKILARLA GİDERDİK

Taş Mektep’te, her yıl Anıtkabir ve Sultanahmet gezileri olurdu. Tarih derslerimizi, tarihi yerlerde yapmamıza önem verilirdi. Soluyarak öğrenirdik. Beşinci sınıfa geldiğimizde koca Sultanahmet’te hepimiz gözlerimiz kapalı gezebilecek durumdaydık. Anıtkabir gezileri hüzünlü olurdu ama yolculuğa bayılırdık. Şiirler, şarkılarla giderdik Ankara’ya, Atatürk’e. Yine böyle bir günde, beşinci sınıf, en büyük Taş Mektepliler olarak Çankaya’ya çıktık. Öğretmenim o sabah saçlarımı taradı, ördü, beni öptü ve çiçeği emanet etti. Süleyman Demirel’e Taş Mektep adına çiçeği ben takdim edecektim. Hepimiz büyülenmiştik, demek buradan yönetiliyor Türkiye, diye. Hiç unutmadık bu tecrübeyi. Bir gün okullarımızı bitirip, mutlaka, güzel insanların ülkesi Türkiye’de herkesin hak ettiği gibi okuyabilmesini, yaşayabilmesini sağlamak için, kalbimizde Türkiye Cumhuriyeti’ne derin bir saygıyla ayrıldık Ankara’dan.

Taş Mektep’in her sınıfında Atatürk köşesi vardı, her sene başında bizler, öğrenciler hazırlardık. Kuvayi Milliye resimleri olurdu, İstiklal Savaşı resimleri ve Büyük Zaferlerimiz. Bağımsızlık nedir biliyorduk. Çiftçisiyle ve işçisiyle, tüm emekçilerin eşit yaşadığı bir toplumu inşa etmek için Cumhuriyet kurulmuştu, Anadolu’nun düşmana boyun eğmemiş ve İstiklal Savaşı vermiş tüm insanları Türk milletiydi, kardeşti. Çağdaş bir toplum ve Büyük İnsanlık için Atatürk Devrimleri vardı ve o devrimleri ilerletmek biz çocukların göreviydi. Atatürk bizlere güveniyordu. Andımız ve İstiklal Marşını ya bahçede ya da okulun içerisinde bu yüzden büyük bir coşkuyla okurduk. Benim her seferinde gözlerim dolardı, 3. sınıfa gelmeden de gözlerim bozuldu. Ama Kitap Kurduydum, kitap okuyarak, yazarak, şarkı söyleyerek, dans ederek, sahneye çıkarak, Doğu’da, Karadeniz’de, Türkiye’nin her neresinde aynı olanaklara sahip olmayan çocuk varsa, onlarla dayanışma içerisinde, kardeşçe ve insanca, insana değer vererek büyüdüm. Büyüdük. Tarık Akan büyüttü bizleri. Binlerceyiz ve birlikteyiz.

ÜRET VE İNSANCA YAŞA

Bugün 29 yaşındayım. Mezun olurken Hacer öğretmen anı defterime “Edebiyatçım” diye yazmıştı. Öyle de oldu. Edebiyat okudum, yönetmen olma yolunda ilerliyorum. Kamerayı elime ilk kez yine bir Taş Mektep temsilinde almıştım. Bir daha hiç bırakmadım ve üretirken aklımdan hiç çıkarmadım. Asla popüler kültüre teslim olma, beğenilmek için değil dayanışma için üret. Ödülün toplumun kazandığı zaferler olsun. Ne yapıyorsan, Türk milleti ve Cumhuriyet için yap. Tanıklık et, özetle, üret ve insanca yaşa. O yüzdendir ki, seneler sonra Silivri’de barikatta karşılaştık. Birlikte yıktığımız son barikattı. Gözlerimizle konuştuk, yumuşacık gülümsedi.

O gülümsemeyle gitti. Çok üzgünüm.

Ama bugün sevgili Rutkay Aziz’in dediği gibi binlerceyiz.

Güzel kardeşim, kızı Özlem’in dediği gibi milyonlarız.

Aydınlık Türkiye için mücadeleye devam edeceğiz.


Tarık Akan'ın kurduğu Taş Mektep'in ilk mezunlarından yönetmen Beste Gül Öneren

Howler, bir alıntı ekledi.
 05 May 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Asker, yayını gerdi. İlyas, büyük bir şaşkınlık içinde,korkmadığını,yaşama iç güdüsüne sarılmadığı gibi , içinde hiçbir istek olmadığını hissetti.Bu sahne, çok uzunn zamandır kararlaştırılmış gibiydi v e o olsun, öteki olsun-o ve karşısındaki asker-kendilerinin yazmadığı bir tragedyada rol alan birer oyuncuydu sanki.

Beşinci Dağ, Paulo Coelho (Sayfa 32)Beşinci Dağ, Paulo Coelho (Sayfa 32)
Simge, Bilmek ve İstemek'i inceledi.
18 Nis 2017 · Kitabı okudu · 3 günde

Schopenhauer deyince aklıma Roberto Benigni'in Hayat Güzeldir adlı filminden bir sahne gelir: "Schopenhauer'a göre iradenle her şeyi yapabilirsin. Yani ne olmak istiyorsam oyum dersin. Mesela uyuyan biri olmak istiyorsan uyuyorum, uyuyorum, uyuyorum dersin ve uyku başlayıverir."

Schopenhauer felsefesinin anlatıldığı kitap temelde iki bölümden oluşuyor. İlk dört alt başlık filozofun felsefesini anlattığı bölüm olmakla beraber son bölümde yer alan beşinci alt başlık bu felsefenin yorumunu oluşturuyor.

Filozofun felsefesine göre irade; istenç, kendinde şey, duyularla algılanamayan varlıktır. Bu istencin temelinde ihtiyaçlar vardır. İhtiyaçlar aşırı hale gelirse ortaya acı ve ıstırap çıkacaktır. Şiddetli arzuların kesilme safhası Nirvana denilen asıl amaca yani hiçlik durumuna kavuşturur. Fenomen ise duyularla algılanan varlığın şekilsel halidir. Ancak fenomenler bizi doğruya ulaştırmaz. Onlar yalnızca birer yansımadır. Yaşam acı, ıstırap ve aldatıcı fenomenler dünyasıdır. Bilinç ve beden olarak fenomenin nihaî bir sonu vardır ancak kendinde şey olarak irade asıl gerçekliktir. Yani "Dünya benim tasavvurumdur." (s.75).
Schopenhauer bu yanılsama fenomenlerine karşın Kant felsefesinin savunucusudur.

İrade deneni biliyorum. Varlığın temeli olarak ona inanıyorum. Fenomen dünya yansımalarının ıstırabından sıyrılmak için ölüm kurtuluşunu istiyorum düşüncesiyle ölüm, bedenî hiçlik, yok oluş, buna karşın ölüm sonrası hayat ele alınır. "Ölüm açıkça kendisinin bireyin sonu olduğunu ilan eder, fakat onda yeni bir varlığın tohumu yaşamaya devam eder. Dolayısıyla ölenlerin hiçbiri ebediyen ölmez; fakat aynı zamanda doğan hiçbir şey bütünüyle ve temelli yeni bir varoluşa kavuşmaz." (s.81)

Kant felsefesinin yanısıra Buda ve Hint öğretisiyle de paralel seyreden filozof Doğu düşüncesini temel alır. Ölümünden sonra açılan kitaplığında yer almış eserler incelenir ve Doğu düşüncesiyle ilgili eski dönem eserler dahil yüz elliye yakın kitap olduğu ortaya çıkar.

Çelebi, Karartma Geceleri'ni inceledi.
16 Şub 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı ilkokul beşinci sınıftayken okumuştum(bu sitede okuma tarihi en eski olanı seçtim mecburen). Hala; roman kahramanının , gideceği eve polisler gelince sokağın başında gizlice evi gözlerken ki o sahne zihnimde netliğini korumaktadır. Çok etkilenmiştim. Aradan yıllar geçti ve Büyük ustanın oğlu ile sohbet etme imkanını buldum ve bu kitabın yazılmasında Rıfat IlgazI ın yaşadıkları ile Sabahattin Ali ' nin yaşadıklarının etkisinin olduğunu duyunca hem çok şaşırmış hem de ustaya olan saygım bir kat daha artmıştı. Ayrıca Tarık Akan' a da ödül aldırmış bu kitabın filmi o da ayrı bir bilgi ;) Neyse lafı uzatmayım fazla okuyun ne kadar haklı olduğumu anlayacaksınız.

Duru, bir alıntı ekledi.
01 Şub 2016 · İnceledi

"Psiko farmakolojinin insanlığa verdiği en büyük zarar, beyni takıntılarından arındırmayı kafaya takmış olmasıdır."
Profesör Kandinsky'ye göre, titizliğiyle gurur duyan, mülkiyetperver bir ev hanımı gibi çalışırdı insan beyni. Evine giren her şeyi anında sahiplenir, kurduğu düzeni olduğu gibi korumak için azami gayret sarfederdi. Ne var ki bu hiç de kolay değildi çünkü titizliğiyle gurur duyan, mülkiyetperver pek çok ev hanımı gibi beyin de, her biri ayrı bir düşünce bozukluğunun ismini taşıyan birtakım haşarı, huysuz ve huzursuz veletlere sahipti. Bu çocuklardan herhangi biri, emekleme çağma gelip de, elindeki kurabiyenin kırıntılarını oraya buraya saça saça bir o yana bir bu yana pıtır pıtır gidip gelmeye başlayınca, beyin bundan müthiş bir rahatsızlık duyar ve önce ortalığın dağılmasından, derken giderek, dirliğinin aksamasından endişe etmeye başlardı. İşte bu noktada, sahne sırasının geldiğinden gayet emin bir şekilde psikofarmakoloji girerdi devreye. Emekleyen çocuğu durdurmaya çalışır;kimi zaman bunu başarır, başaramadığında da kulağından tuttuğu gibi kapının önüne koyardı. Kontrolsüz hareketliliği kontrol edebilmek mi istiyorsun, hepten durdur hareketi! Düşüncelerinin verebileceği ziyanı önlemek için, düşünemez duruma getir hastanı. Yüzlerce ilaç, onlarca yöntem hep bunu amaçlamıştı. Lobotomiyi keşfeden doktora Nobel'i layık gören tıp dünyası, kulak tırmalayan çığlıkları susturabilmek için mutlak sessizliği sağlamaya çalışmış; asabi ama son tahlilde sevecen bir anne olan beynin elinden çocuklarını alarak, yaşamın karşısında ölümü kutsamıştı. Profesör
Kandinsky'ye göre, insanın takıntılarından asla büsbütün kurtulamayacağını, bunu yapmaya kalkarken verilen zararın, sağlanacak yarardan katbekat fazla olacağını baştan kabullenmekte sonsuz hayır vardı. Beynin evine girip, onun mekânında, onun kurallarıyla oynamak gerektiği doğruydu ama hareketliliği baltalamadan ve onun olanı, elinden almaya kalkmadan.
Düzeninin bozulmasına tahammülü yoktu beynin. Gene de, evinde birden fazla oda, içinde birden fazla bellek olduğu için, neyi nereye koyduğunu karıştırabilirdi pekâlâ. Beş çekmeceli komodinin en üst çekmecesinde iç çamaşırları dururdu mesela, bir alttaki çekmecede katlanmış havlular, onun da altında yıkanmış çarşaflar. Her takıntının yeri belliydi önceden. Bir şekilde edinmiş bulunduğu herhangi bir takıntıyı, sırf artık kullanmak istemediği için durup dururken yok etmeye kalkışmamalıydı insan, ama çekmecesinden çıkartıp, bir üste koyabilirdi bilinçli bir dalgınlıkla ve bilimin yardımıyla. Ne de olsa titizliğiyle gurur duyan mülkiyetperver bir ev hanımıydı beyin. Gelir ve muhakkak dördüncü çekmecede arardı havlusunu. Beşinci çekmeceye bakmak aklına gelmezdi çünkü oraya sadece iç çamaşırlarını koyduğunu bilirdi.

Bit Palas, Elif ŞafakBit Palas, Elif Şafak

AMASYA BELEDİYESİ
6. ULUSAL “ AMASYA’LI MİHRÎ HATUN” ŞİİR YARIŞMASI BİRİNCİSİNE 2.500 TL., İKİNCİSİNE 2.000 TL. ÜÇÜNCÜSÜNE 1.500 TL. ÖDENECEK... 3 ŞAİRE İSE 750.00 TL.LİK MANSİYON ÖDÜLÜ TAKDİM EDİLECEK.(SON KATILIM TARİHİ.12 NİSAN 2016.SALI)...

KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR

BİRİNCİ BÖLÜM


Amasya, dillerden düşmeyen destanların, dünyaya nam salmış aşkların yaşandığı şehirdir. Bu sevgi, yeri gelmiş Şirin’i uğruna Ferhat’ın külüngüyle dağları dövmüş, günü gelmiş “Hattatların Piri” Şeyh Hamdullah’la hat sanatını zirveye taşımış, günü gelmiş divan edebiyatımızın ilk kadın şairi Mihrî Hatun’la dizelere dökülmüştür. Sayısız medeniyetin filizlenip boy verdiği bu topraklarda Milli Mücadele’nin de ilk kıvılcımı yakılmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in silah arkadaşlarıyla Amasya’dan tüm dünyaya ilan ettiği Amasya Tamimi’nin 97. Yılı’nı kutlayacağımız 2016’da “12-22 Haziran Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Haftası” etkinlikleri arasında bu yarışmamız altıncı kez yerini alacaktır.

Şiir yarışmamıza adını verdiğimiz Amasyalı Mihrî Hatun ise, nazireleri ve divanıyla kadın şairler içinde sevda ile ilgili duygularını samimi bir şekilde yazması bakımından dünyada farklı bir yere sahiptir. Amasyalı Mihri Hatun’un; Sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleri ise adeta sevda şehri Amasya’nın hikâyesini anlatmaktadır. 1460 ya da 1461′de Amasya’da doğduğu ve 1506′da yine burada vefat ettiği rivayet edilmektedir. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun hiç evlenmemiştir.

AMAÇ

Tarihin her döneminde devleti ve milleti ile barışık, geçmişten kalan güzellikleri geleceğe aktarma çabası içinde bulunmuş, vefakâr, hoşgörülü ve tarihe yön verecek kadar azimli insanların yaşadığı şehzadeler şehri Amasya, tarihin akışında her zaman mihenk taşı olma konumunu korumuştur. İşte bu nedenlerle Amasya Belediyesi’nin yapmış olduğu kültürel faaliyetlerin karikatür ve fotoğraf yarışmaları yanında sanatın bir başka ve en önemli estetik formlarından olan şiirle süslenmesi ve şairlerimizin, mana ve ana temasını tamamen kendi ruh dünyalarında anlam bulduracakları dizelere dökmeleri amaçlanmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM

YARIŞMAYA KATILACAKLARDA ARANACAK ŞARTLAR

Yarışmaya 18 yaş ve üzeri herkes katılabilir.
Seçici Kurul Üyeleri ve birinci derecede yakınları yarışmaya katılamazlar.

YARIŞMAYA KATILACAK ESERLERDE ARANACAK NİTELİKLER

Yarışma konusu şiirin evrensel değerleri çerçevesinde tamamen serbesttir.

Eserler Hece, Aruz ve Serbest ölçü olmak üzere üç kategoride ayrı ayrı değerlendirmeye alınacaktır.

Yarışmaya katılacak şiirler, daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış ve herhangi bir yarışmada derece ve mansiyon almamış olmalıdır.

Yarışmacılar tek rumuzla her bir kategoride (Hece,Aruz,Serbest) en fazla 2 tane olmak üzere toplam da 6 şiirle katılabilirler.

Şiir metnine kesinlikle ad ve soyad yazılmayacaktır.

Şartnameye uymayan şiirler değerlendirmeye alınmayacaktır

Şartnamede belirtilmeyen konularda Seçici Kurul tarafından (tutanakla) kayıt altına alınan kararlar geçerlidir.

Şiirlerin sorumluluğu şairlerine aittir.

Tüm eserlerin telif hakkı Amasya Belediyesi’ne ait olup iade edilmez. Yarışmacılar ödül alan ve yayınlanmaya uygun bulunan şiirlerinin Belediyemiz tarafından hazırlanacak olan albümde yayınlanmasını yarışmaya katılmakla kabul etmiş sayılacaklardır.

Eserler kendi kategorilerinde ödüllendirilecektir.

Yarışmada birincilik alan yarışmacılar bir sonraki yıl birincilik aldıkları kategoride yarışmaya katılamazlar.

Eserler, online (çevrimiçi) olarak http://www.amasyayarismalari.com adresinden yüklenecektir.

Katılımcılar üyelik sayfasındaki gerekli formu eksiksiz doldurarak tamamlayacaklar; sonra eserlerini yükleyeceklerdir.

Elden teslim, e-posta yada CD/DVD/Taşınabilir bellek yoluyla gönderilen eserler kabul edilmeyecektir.

İnternet üzerinden üye olma veya yarışmaya katılma aşamasında sistemden veya kullanıcıdan kaynaklı hatalar oluşması halinde yarismalar@amasya.bel.tr adresinden iletişime geçilerek bilgi verilmesi halinde problem kısa sürede giderilecek ve katılımcı bilgilendirilecektir. Bu adrese eser gönderilmesi yarışmaya katılındığı anlamına gelmez.

Yarışmaya, yarışma web sayfasına üye olup eser göndererek katılan tüm yarışmacılar, şartnamede belirtilen yarışma koşullarına uymayı kabul etmiş sayılır. Bu koşullara uymayan katılımcılar yarışma dışı bırakılır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ÖDÜLLER

(Her Kategori için)

Birincilik Ödülü : 2.500 TL.-(Net)
İkincilik Ödülü : 2.000 TL- (Net)
Üçüncülük Ödülü : 1.500 TL- (Net)
Mansiyonlar (3 Adet) : 750 TL- (Net) (her kategori için)

Dereceye giren ve mansiyona değer bulunanlara ayrıca plaket verilecek ve Jüri değerlendirmesi sonucu belirlenen eserlerle birlikte albüm haline getirilerek yayınlanacaktır. Yarışma törenine katılamayan derece ve mansiyon sahiplerinin para ödülleri Üye Bilgileri bölümünde bildirdikleri iban numarasına havale edilir.(Banka masrafları kazanılan ödüllerden düşülecektir.) Hak sahibinin iban numarasını bildirmemesi durumunda ödül bedeli sonuçların açıklandığı tarhihten itibaren 1 yılın sonunda zaman aşımına uğrar. Zaman aşımı durumunda hak sahibinin ödül, telif vb. herhangi bir talebi olamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ

Osman AKBAŞ
Belediye Başkan Yardımcısı

Prof. Dr . Hicabi KIRLANGIÇ
Ankara Üniversitesi
Yrd. Doç. Metin HAKVERDİOĞLU
Amasya Üniversitesi

Dr. Barış DOĞAN
Şair-Yazar

Olcay GÖKÇE
Edebiyat Öğretmeni

İsa KOCAKAPLAN
Türk Edebiyat Vakfı
Öğretim Üyesi

Ali Rıza ATASOY
Dünya Aydınlar ve Yazarlar Derneği
Şair/Yazar

Değerlendirme Kriterleri:

Yarışmaya başvuran şiirler, Seçici Kurul tarafından belirlenen aşağıdaki kriterlere göre 100 üzerinden puanlama yolu ile değerlendirilecektir.

Özgünlük
Sanatsal değeri
Türk örf, adet ve geleneklerine uygunluk
Türkçe’nin kullanımı ve zenginliği

YARIŞMA TAKVİMİ

Son başvuru : 12 Nisan 2016 Salı
Jüri değerlendirmesi : 30 Nisan 2016 Cumartesi
Sonuçların ilan tarihi : 02 Mayıs 2016 Pazartesi
Ödül töreni ..Amasya Belediyesinin belirleyeceği gün, saat ve yerde ödüller sahiplerine verilecektir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

SON HÜKÜMLER

Ödül almaya hak kazanan ve dışarıdan Amasya’ya gelecek olan yarışmacıların kendilerine ait Ulaşım (Otobüs), Konaklama ve Ağırlama masrafları belediyemiz tarafından karşılanacaktır. (Yarışmacıların beraberinde getirdikleri misafirlerin masrafları kendilerine ait olacaktır.)

Ulaşım masrafları için (Otobüs) bileti gidiş-dönüş olarak resmi rayiç bedeller dikkate alınır.

Seçici Kurul üyelerine mansiyon ücreti verilir. Ulaşım ve konaklama masrafları Amasya Belediyesi tarafından karşılanacaktır. Seçici kurul üyelerine verilen ücret Belediye temsilcisi olarak seçici kurulda bulunan Başkan Yardımcısına verilmez.

Ödül törenine katılmak isteyen seçici kurul üyelerinin Ulaşım ve konaklama bedeli Amasya Belediyesi tarafından karşılanacaktır.

Ödül töreninde sahne alacak ses ve saz sanatçılarının ücretleri ayrıca ödenir.
Yarışmaya başvuran yarışmacılarımız yukarıdaki şartname hükümlerini ve dereceye giren veya yayınlanmaya layık görülen eserlerimin her türlü kullanım haklarının Amasya Belediye’sine ait olduğunu kabul etmiş sayılır.

İLETİŞİM

Yarışma Koordinatörü : Hakan ARLI
Adres : Amasya Belediye Başkanlığı
“6. Ulusal Amasyalı Mihrî Hatun Şiir Yarışması”
Amasya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü
Amasya Belediyesi Kültür Merkezi Binası, 55 Evler Mah. Mehmet Varinli Cad. No: 95-101 05100 AMASYA
Tel : 0-358-2120127
Santral : 0-358-2120128 (Dahili: 314)
e-posta : yarisma@amasya.bel.tr