• Ionesco’nun “Kel Şarkıcı” adlı oyununda, bir kadın ve bir erkeğin kar­şılaştığı ve kibar, belki de biraz yapmacık bir konuşmaya daldıkları bir sahne vardır. Konuştukça her ikisinin de o sabah on treniyle New Haven’dan New York’a geldiklerini ve şaşırtıcı bir biçimde gidecekleri adresin Beşinci Cadde’de aynı binada olduğunu fark ederler. Üstelik aynı dairede oturmaktadırlar ve ikisinin de yedi yaşında bir kızı vardır. En sonunda da karı koca olduklarını hayretler içinde anlarlar.
  • BATINIYYE: Şiaya mensubiyet iddia eden, fakat islam müelliflerice İslam dışı kabul edilen fırka. Nasların (delillerin) zahiri ve batıni manaları bulunduğunu, zahirin kabuk teşkil ederek asıl maksud olan mananın batın olduğunu söylerler.Batıni manaları ancak kendilerince kabul edilen Ma’sum imamlar bilir.
    Çaşitli islam memleketlerinde değişik adlar almışlardır. Batınıyyenin, aslında Allah’ı ve mukaddesatı inkâr ettikleri, nefsin arzu ettiği şeyleri mübah gördükleri kabul edilir.

    BERAHİME: Brahmanlar. İslam müelliflerine göre bu Hind telakkisinde kainatın hudusu ve Allah’ın birliği kabul edilmekle beraber nübüvvet inkar edilir. Bu sebeple de tenkide tabi tutulur.

    CEBRİYYE: Kulun hiç bir fiil, irade ve kudrete sahip bulunmayıp yalnızca ilahi fiillere sahne teşkil etmeye mecbur olduğunu kabul edenler. En meşhur kolu Cehmiyyedir.

    CEHMİYYE: Cehm b. Safvan’ın görüşlerini benimseyenler. Allah’ın sıfatlarını, ru’yetullahı (Allah’ın görülebilmesini) ve kulun iradesini inkar ederler. Cennet ile cehennemin sakinleriyle birlikte fani olduklarını kabul ederler.

    DEHRİYYE: Zaman (dehr) ile maddenin ebediliğini benimseyenler.Allah’ı ve ahiret gününü inkar ederler.Onlara göre kainat kadim olup tabiat kanunlarına veya feleklerin devrine tabidir.

    FUDAYLİYYE: Havaricin tali fırkalarından biri. İsmet-i enbiya hakkında kabulu mümkün olmayan görüşleri vardır.Havaricin bir kolu olan Ezarıka’nın da benzer görüşleri mevcuddur.

    GULAT-I REVAFIZ: (Revafız burada şia manasında kullanılmıştır.) Gulat, şiaya intisabettikleri halde görüşlerinde İslam dairesinin dışına çıkan müfritlerdir. Hazreti Ali ile kabul ettikleri diğer imamları tanrılaştırırlar. Teşbih, tecsim ve hulule inanırlar.

    HAŞVİYYE: Allah’a sıfat nisbet etmekte ifrata düşüp ona cisim izafe edenler. Nasların zahirini bile yanlış ve kaba bir anlayışla tefsir ederler.

    HAVARİC: Meşru devlet reislerine isyan edenlere verilen umumi addır. İslam tarihinde ilkin tefrika çıkaran, Hazreti Ali’nin ordusundan baş çekip ayrılan Havariciye.
    Havaric, Hazreti Osman ile Hazreti Ali’yi, Cemel vakasına katılan ashabı, Hakem hadisesine rıza gösterenleri ittifakla tekfir ederler. Günah işleyenleri tekfir ve gayri adil devlet reisine karşı çıkmanın vücubuna da çoğunlukla hükmederler. Birçok kollara ayrılırlar.

    İBAHİYYE: Kulların, kötülüklerden kaçınmaya ve emrolunanları yapmaya kudreti olmadığını söyleyen, kadın ve servet ortaklığını benimseyen ve tasarruf perdesi altında gizlenen zümre. Başta Hasan Sabbah olmak üzere Batınıyye müntesibleri bunlardandır.

    IBAZIYYE: Havaric fırkasının başlıca kollarından biri. Abdullah b. İbaz’a tabi olmuşlar ve ona nisbetle anılmışlardır. İbazıyyeye göre kendilerinden olmayan Ehli kıble, kafirdir.Müşrik değil fakat nankör manasına kafir sayılır.

    KADERİYYE: Kaderi inkar edenler. Olmuş ve olacak bütün hadise ve eşyanın ezeli olan ilm-i ilahide mevcud olup yazılı bulunduğunu kabul etmeyenler: kullara ait fiillerin Allah’ın yaratmasıyla değil, kulun icadıyla meydana geldiğini iddia edenler. Çoğu zaman Mutezile ile birleşilir, fakat Kaderiyye Mutezile’den önce zuhur etmiştir.

    KERRAMİYYE: Muhammed b. Kerram’a tabi olanlar. Allah’a cisim ve mekân izafe ederler. Onun hadislere (sonradan meydana gelen) mahal teşkil ettiğini kabul ederler. Kalbin tasdiki olmaksızın bile imanın sahih olabileceğini savunurlar.

    MUATTILA: ‘Kıdem’ mefhumunu sadece zat-ı Bari’ye tahsis etmek ve Allah’ın birliğini (tevhidi) tam manasıyla isbat etmek gerekçesiyle Cenab-ı Hakkı sıfatlardan tenzih edenler. M’bed el-Cuheni ile Cehm b. Safvan başta olmak üzere Mutezile muattıladan sayılır.

    MUHAKKİME: Havaricin ilk zuhur eden zümresidir. Sıffin harbindeki ‘Hakem’ hadisesine rıza göstermeyerek ”Hüküm yalnız Allah’a aittir” demişler ve Hazreti Ali ordusundan ayrılmışlardır.
    Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Muaviye’yi, Cemel ve Sıffin vakalarına katılanları, hakemleri ve onlara rıza gösterenleri, ayrıca her günah işleyen mümini tekfir ederler.

    MUKANNAİYYE: Horosan’lı Mukana’a bağlı olanlar. Maveraunnehir taraflarında faaliyet göstermiş, sapık batınıyye ve müşebbihe akidelerine sahip, aslında gayri İslami bir fırka. Mukanna’, haram ve farz tanımıyordu. Tanrılık iddiasında da bulunmuştur.

    MUTEZİLE: Hasan-ı Basri’nin talebelerinden Vasıl b. Ata’nın hocasını terk ederek (i’tizal) kurduğu akaid mezhebine mensub olanlardır. Kaderiyye diye de anılırlar.
    Kul kendi fiillerini, kendine ait müstakil bir irade ile yapar, Allah’ın bunda bir dahli yoktur. Aksi takdirde Allah’ın insanları cezalandırması zulum olurdu, gibi görüşleri vardır.En sapkın mezheplerden birisidir.

    MÜCESSİME: Allah’a cisim izafe edenler. Sıfat-ı İlahiyyeyi inkâr edenlere mukabil ona sıfat nisbet ederken ifrata düşüp zat-ı ilahiyyeye cisim ve mekân izafe edenler. Kerramiyye bunlardandır.

    MULHIDE: Doğru yoldan çıkanlar. İslam dininden ayrılanlar, münkirler. İslamiyyete intisab iddia ettikleri halde aslında İslam dışı olan Batınıyyenin Horosan yöresindeki adı.

    MÜNECCİME: Allah’ı inkar edip, kainatın yaratılış ve işleyişini kadim telakki ettikleri yedi yıldıza bağlayanlar.

    MÜRCİE: Günahkâr müminin azab olunmayacağını umanlar veya ona ait bir hüküm vermeyip bunu ahirete tehir edenler. Mutezileden sonra zuhur etmiştir. Günahkâr müminin (fasık) iman-ı kâmil sahibi bulunduğunu savunurlar.

    MÜŞEBBİHE: Halikı (yaratanı), mahlûka (yaratılana) benzetenler. Allah’u Teala’ya sıfat izafe ederken aşırı gidip teşbihe düşenler. Zat-ı ilahiyyeyi bile diğer zatlara teşbih edenler vardır. Bir kısmı şiadan olmak üzere bazı kolları vardır. Mukanaıyye bunlardandır.

    NECCARİYYE: Hüseyin b. Muhammed en-Neccar’a bağlı olanlar. Sıfatı maaniyi ve ru’yetullahı inkar hususunda Mutezileye uymuşlardır.

    SALİMİYYE: Hallac-ı Mensur’un (sekerat halinde iken iddia ettiği) hulul görüşünü benimseyen Muhammed b. Ahmed b. Salim el-Basri’ye mensub olanlar. Teşbih ve hulul gibi gayr-i islami görüşlere sahipdirler.

    SENEVİYYE: İyiliğin yaratıcısı Nur ve kötülüğün yaratıcısı Zulmet olmak üzere iki tanrıya inanırlar.

    SÜ-FESTAİYYE: Miladdan önce beşinci asırda Eski Yunanda zuhur edip eşyanın hakikatinin sabit olmadığı veya olsa bile insan bilgisinin buna ulaşamayacağını iddia edenler. İslam kaynaklarında indiyye, inadiyye ve la-edriyye olmak üzere üç gurupta mutalaa ve tenkid olurlar.

    SÜMENİYYE: Kâinatın kıdemine ve tenasuha inanan, beş duyudan başka bilgi kabul etmeyen putperest Hind inanışına bağlıdırlar.

    ŞİA: Hazreti Ali taraftarları. İmamların masum olduğuna inanırlar. Akaid meselelerinde bir kısmı ehli sünnete, bir kısmı müşebbiheyeye çoğuda Mutezileye uyarlar.Bir çok kollara ayrılırlar.

    ZEYDİYYE: Ali Zeynelabidin’in oğlu Zeyd’e mensub ola şia fırkası. Akidede Mutezilenin yolunu izlemişlerdir.
  • Fakat ben daha samimi olayım ve size baştan, bu trajedinin şahıslarının daha ikinci perdede birbirlerini öldürdüklerini, üçüncü perdeye, suflörle rejisörü sahneye çıkartmak şartıyla, ancak devam etmek mümkün olabileceğini itiraf edeyim. Dekorların, sahne yerlerinin bir yangınla tahribini ise beşinci perdenin sonuna bırakmıştım. Anlaşılan Shakespeare'imi çok yanlış anlamıştım.
  • TARIK AKAN'IN ÇOCUKLARI
    (Bir Taş Mekteplinin anıları)

    Hani çocuklar evde çekmeceleri karıştırır ya meraktan, muziplikten…

    Dünyanın en meraklı çocuğuydum, yasaklı çekmeceleri karıştırmak için evde yalnız kalmayı beklerdim.

    Tarık Akan’la da böyle tanıştık, birlikte ilk yıktığımız barikattır. Bir gün yasaklı çekmecelerden birini çektim ve içinden yüzlerce Tarık Akan kartpostalı dökülüverdi. Televizyondan tanıdığım Ferit’in yüzlerce fotoğrafı, okuma yazma bilmiyorum Tarık Akan yazıyor ama ben Ferit okuyorum henüz. Tabii, çekmeceye geri koymadım hiçbirini. Salonu kartpostallarla dolu görünce annem gülerek anlattı, meğer ilkokul ve ortaokul yılları boyunca tüm harçlıkları ile Tarık Akan kartpostalları almış ve böylece dev bir koleksiyon oluşmuş. Der ki; Tarık Akan’ın okul açtığını duyunca kızımın elinden tuttum ve ne olursa olsun bu okulda okuyacak diyerek Bakırköy’e gittim. O günü hatırlıyorum.

    Taş Mektep’in ilk öğrencileri bizlerin, parayı bilmememizin,tanımamamızın ve hala tamah etmememizin sebebi Tarık Akan’ın Taş Mektep’te kantin açılmasına izin vermeyişiydi. Her öğlen hepimiz aynı ev yemeğini yer, ekmeğimizi paylaşırdık. Ufacık yemekhanemizde akşamüstü yemek üzere neredeyse bütün okul, hep birlikte kurabiye pişirirdik.

    KARDEŞLİĞİ YAŞADIK

    Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi bizim sahnemizdi. Rollerimiz için profesyonel bir tiyatroda olduğu gibi seçmelere katılır ve hazırlanırdık. Oyunun kendisinden daha zevkli süreçlerdi. Hansel ile Gretel büyük heyecan yaratmıştı. Hepimiz Cadı olmak istiyorduk. Bütün hafta koridorlarda cadı gibi gülmeyi çalıştık. Her sınıftan ayrı bir sahne, ayrı bir gülüş sesi geliyordu. Rol bana düştü. Sahneye çıkmadan önce ellerim buz kesti, ışıklar karardı, perdenin arkasından baktım Tarık Akan en önde, ortada oturuyordu. Yanında yüzlerini filmlerde gördüğüm başka sanatçılar ve okul müdürümüz. Ellerim artık titriyordu. Yönetmen öğretmenimizden işareti alır almaz, Kültür Merkezi’nin sessizliğini yırtan bir gülüşle ve pelerinimi savurarak sahneye atladım. Tarık Akan dev bir kahkaha attı ve bütün salon alkışlamaya başladı. Ne büyük kuvvet küçücük bir çocuk için. Kardelenler okuyabilsinler diye ÇYDD yararına, Türkan Saylan öğretmenimizin çocukları ile birlikte hazırlardık bu temsilleri. Büyük duygularla oynardık. Doğu’daki yaşıtlarımızla mektup arkadaşıydık, mektuplaşırdık. Kardeştik. Daha ilkokulda Türk milletinin kardeşliğini öğrendik demeyeceğim, yaşadık.

    Taş Mektep’te hepimiz günlük yazmaya teşvik edilirdik. İdeallerimizi, projelerimizi ve bu projeleri nasıl hayata geçireceğimizi yazar, tartışırdık. Yaz ödevlerimiz proje üretmek olurdu.

    Atölyelerimizde cam boyar, üç boyutlu işler, yapılar üretirdik. Sadece atölyede değil, İngilizce dersinde hazırladığım sözlüğü hala saklarım. Her derste üretirdik.

    Taş Mektep’in her öğretmeni Cumhuriyetin ve Atatürk Devriminin yılmaz savunucularıydı. Benim canım öğretmenim Çanakkaleli Hacer öğretmendi. Tam bir Cumhuriyet kadını. Eteğinin boyu hep dizinde, ayakkabısının topuğu hep dört santim, toprak rengi ruju ve toprak rengi saçları vardı. Sade ama bakımlıydı. Sınav kağıtlarımızı okur, gözlüklerinin üzerinden bakar, gülümserdi. Dimdik yürürdü. Dik oturmayı, dik yürümeyi ondan öğrendik. Güzel Türkçe konuşabilmek için neredeyse her Türkçe dersinde kompozisyon yazardık.
    Taş Mektep’in çatı katında dans gösterisi için hazırlanmadığımız teneffüs neredeyse yoktu. Şimdi eğilerek girebildiğim çatı katında en az dört-beş kız okul teybimizi her an yanımızda taşır, koşarak kütüphaneye çıkar, okuldaki Bahar Şenliklerine hazırlanırdık. Koreografiyi kendimiz hazırlardık. Tecrübeliydik, çünkü birinci sınıftan itibaren hepimiz bale dersleri almıştık. Müzik okulun her yerindeydi. Hepimiz bir enstrüman çalardık. Spor derslerini mümkün olduğunca dışarda, ağaçların altında yapardık. Okul takımlarımıza destek olmak için maçlara gider, tezahürat yapardık. Kitap Kurdu olabilmek için yarışırdık. Haftada en az beş kitap okurduk. Okumak yetmez, özetlerini çıkarır öğretmenlerimize verirdik. Okul Başkanı’nı da bütün bu hazırlıkların içinde seçerdik. Adaylar, adaylıklarını açıklar açıklamaz propaganda çalışmaları başlardı. Kavga etmemeyi, birbirimizi kırmadan yarışmayı en çok Okul Başkanı seçerken öğrendik. Unutmadınız değil mi, ilkokuldaydık.

    Yerli malı haftasında Türk Malı olan her şeyden kocaman bir temsili bakkal yapardık, yerli üretimin ne kadar önemli olduğundan, çiftçilerimizin, işçilerimizin ve hatta bakkal amcalarımızın ne kadar saygıdeğer olduklarından bahseder, kendi tanıdıklarımızın portrelerini yazardık. Emeğe değer vermeyi ve köyümü sevmeyi bana Taş Mektep öğretti. Bugün hala her yaz köyüme koşuyorsam, Köy Enstitüleri dendiğinde dikkat kesiliyorsam, bunun tek sebebi Tarık Akan’ın kurucusu olduğu Taş Mektep’in, vatan toprağının her karışının değerini küçücük kalplerimize nakşetmiş olmasıdır.

    Okulda çok görmezdik Tarık Akan’ı. Çalışma odasında hep çalışırdı. Bence O da okula ders çalışmaya gelirdi, bizden feyz alırdı. Bazen teneffüslerde, bahçedeyse koşar sarılırdık. Böyle çocuksu gülümseme az insanda vardır. Çok mutlu olurdu, biz de çok severdik. Gözlerimizin içi parlardı. Bir keresinde bütün sınıf koşup sarıldığımızı hatırlıyorum, upuzun boyuyla sarsılıp kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Hemen merakla sorardı; Bugün ne öğrendiniz?

    ATATÜRK'E ŞARKILARLA GİDERDİK

    Taş Mektep’te, her yıl Anıtkabir ve Sultanahmet gezileri olurdu. Tarih derslerimizi, tarihi yerlerde yapmamıza önem verilirdi. Soluyarak öğrenirdik. Beşinci sınıfa geldiğimizde koca Sultanahmet’te hepimiz gözlerimiz kapalı gezebilecek durumdaydık. Anıtkabir gezileri hüzünlü olurdu ama yolculuğa bayılırdık. Şiirler, şarkılarla giderdik Ankara’ya, Atatürk’e. Yine böyle bir günde, beşinci sınıf, en büyük Taş Mektepliler olarak Çankaya’ya çıktık. Öğretmenim o sabah saçlarımı taradı, ördü, beni öptü ve çiçeği emanet etti. Süleyman Demirel’e Taş Mektep adına çiçeği ben takdim edecektim. Hepimiz büyülenmiştik, demek buradan yönetiliyor Türkiye, diye. Hiç unutmadık bu tecrübeyi. Bir gün okullarımızı bitirip, mutlaka, güzel insanların ülkesi Türkiye’de herkesin hak ettiği gibi okuyabilmesini, yaşayabilmesini sağlamak için, kalbimizde Türkiye Cumhuriyeti’ne derin bir saygıyla ayrıldık Ankara’dan.

    Taş Mektep’in her sınıfında Atatürk köşesi vardı, her sene başında bizler, öğrenciler hazırlardık. Kuvayi Milliye resimleri olurdu, İstiklal Savaşı resimleri ve Büyük Zaferlerimiz. Bağımsızlık nedir biliyorduk. Çiftçisiyle ve işçisiyle, tüm emekçilerin eşit yaşadığı bir toplumu inşa etmek için Cumhuriyet kurulmuştu, Anadolu’nun düşmana boyun eğmemiş ve İstiklal Savaşı vermiş tüm insanları Türk milletiydi, kardeşti. Çağdaş bir toplum ve Büyük İnsanlık için Atatürk Devrimleri vardı ve o devrimleri ilerletmek biz çocukların göreviydi. Atatürk bizlere güveniyordu. Andımız ve İstiklal Marşını ya bahçede ya da okulun içerisinde bu yüzden büyük bir coşkuyla okurduk. Benim her seferinde gözlerim dolardı, 3. sınıfa gelmeden de gözlerim bozuldu. Ama Kitap Kurduydum, kitap okuyarak, yazarak, şarkı söyleyerek, dans ederek, sahneye çıkarak, Doğu’da, Karadeniz’de, Türkiye’nin her neresinde aynı olanaklara sahip olmayan çocuk varsa, onlarla dayanışma içerisinde, kardeşçe ve insanca, insana değer vererek büyüdüm. Büyüdük. Tarık Akan büyüttü bizleri. Binlerceyiz ve birlikteyiz.

    ÜRET VE İNSANCA YAŞA

    Bugün 29 yaşındayım. Mezun olurken Hacer öğretmen anı defterime “Edebiyatçım” diye yazmıştı. Öyle de oldu. Edebiyat okudum, yönetmen olma yolunda ilerliyorum. Kamerayı elime ilk kez yine bir Taş Mektep temsilinde almıştım. Bir daha hiç bırakmadım ve üretirken aklımdan hiç çıkarmadım. Asla popüler kültüre teslim olma, beğenilmek için değil dayanışma için üret. Ödülün toplumun kazandığı zaferler olsun. Ne yapıyorsan, Türk milleti ve Cumhuriyet için yap. Tanıklık et, özetle, üret ve insanca yaşa. O yüzdendir ki, seneler sonra Silivri’de barikatta karşılaştık. Birlikte yıktığımız son barikattı. Gözlerimizle konuştuk, yumuşacık gülümsedi.

    O gülümsemeyle gitti. Çok üzgünüm.

    Ama bugün sevgili Rutkay Aziz’in dediği gibi binlerceyiz.

    Güzel kardeşim, kızı Özlem’in dediği gibi milyonlarız.

    Aydınlık Türkiye için mücadeleye devam edeceğiz.


    Tarık Akan'ın kurduğu Taş Mektep'in ilk mezunlarından yönetmen Beste Gül Öneren