• Henüz 12 yaşında ama “beyaz atlı prensimi bekliyorum” diye ileti atmış. Sana gelme ihtimali olan tek prens çokoprens.
  • Mahşerin Dört Atlısı, Hristiyanlıkta Kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlı. Yeni Ahit'teki -Vahiy Kitabı olarak da bilinen- Apokalips bölümüne göre, Kıyamet felaketlerini getirecek olan yedi mührün açılması ile birlikte ortaya çıkacaklardır.Bazı akademisyenlere göre beyaz at ve binicisi İsa'yı, kızıl at ve binicisi kan ve savaşı, siyah at ve binicisi kıtlığı, soluk renkli at ve binicisi ise salgın hastalıkları ve ölümü sembolize eder.

    Mahşer bir çok inanç sisteminde bir son ve başlangıçtır. Bir sondur dünyadaki tüm insanlar ölecek ve bir başlangıç sonsuz yaşamın ilk günü belki de. Savaş pek çok açıdan bir mahşer günüdür elbette. Bir sürü son bir sürü başlangıcın orta yeri. Yanan bir insanlık ateşi. Çünkü savaş insana özgüdür. Bir dayatmadır bir başlangıç ve bir sondur. O başlayınca hiçbir şey eskisi gibi olmaz olamaz. Hazırlık süreci ile birlikte vardır savaş. Bir çok öncül işareti vardır savaşın. Görebilene.
    Mahşerin dört atlısı ise yine bir olaylar zincirinin ilk halkasıdır. Mühlerin açıldığının işareti daha kötü günlere gebe günlerin işareti. İnsanlık bu atlılar altında ezilir ve yok olur. Onların rüzgarı kavurur ortalığı bir yok oluş başlar. Bir çok belirti olur savaş öncesi. Öfke yükselir, huzursuzluk başlar, yalanlar dolanır etrafta, aitlik duyguları beslenir, tüm kutsal ikonlar tozlu raflardan tekrar çıkarılıp parlatılır, naralar atılır, galeyana gelinir, konu komşu suçlanır, tarih çarptırılır ve daima haklı çıkılır. Her iki tarafında savaş için haklı sebepleri illaki vardır. Biri hakkımı çaldı der öbürü bana saldırdırdı der. Birinin tarihsel bir alacağı vardır öbürü yeni ispatlamıştır rüştünü. Velhasılı sebep ya vardır ya da yaratılır itina ile yeterki kafaya konulsun savaş fikri.
    Yaşanan tüm gerçekler gösterdi ki insanın insana yaptığı bu zülüm ve işkenceyi hiç bir güç yapamadı. Doğal afetler bile sınırlı bir yerde yıkım yarattı. O yüzden inanç sistemlerinin ortaya koyduğu kıyamet senaryolarının öyle bir dış güçle meydana gelmesi gerekmiyor. Biz yeteriz kendimize.
    Yazar yaşadığı dönemi aktarırken en çok romantik akımdan etkilenmiş ve bu minvalde bir sürü bölüm yazmış. Bir savaşın kaderini bir ailenin kaderi içinde erirmiş. O dönemin kültürel yaklaşımlarını, yaşam tarzını, aşk dünyasını anlatmış. Elbette ahlaksal kuralları ve bu kuralların nasıl hiçe sayıldığını gözler önüne sermiş. Herkesin kendini haklı ilan ettiği savaşın kendi kurallarını oluşturduğu bir dönemi oluyorsunuz kitapta. Bir sürü karakter eşliğinde. Kolay anlaşılır bir dilde.
    Keyifli okumalar!
  • Diyorum ki ;
    Bir gün çocuklarımız olursa
    Onlara masallar okumak yerine ayetler okuyalım
    Çocuklarımız rüyalarında beyaz atlı prensler
    Pamuk prensesler göreceğine
    Peygamberler görsün
  • Zembîlfıroş zembîla tine (Zembîlfiroş, zembiller getirir)
    Dikan bi dikan di gêrîne (Dükkan dükkan gezdirir)
    Hiş li Xatûnê namîne (Xatûn’un aklı başından gidiyor)
    Serî li zeman di gerîne (Aklıyla arıyor zaman yaratmak için)
    Gazi dike ku bibîne (Sesleniyor ki, onu görmek için)
    Were ser doşeka mîr e (Gel Beyin döşeğinin üstüne)
    Li te helal, herama mîr e (Beyin haremi sana helaldir)
    Bidime te zulfî harîr e (Güzel zülüflerimden sunayım sana)
    Çavê min ê xezalan e (Gözlerim ceylanların gözüdür)
    Sîngamin wek zozana ne (Bağrım yaylalar gibidir)
    Bejna min wek rihane (Endamım reyhan gibidir)
    Çiqa bêjî hêjan e… (Dilediğin gibi güzel ve uygundur …)
    Bu hikaye Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde (Amed-Farqin) yaşanmıştır.

    Kürdistan coğrafyasının zenginliği olan efsanelerden biridir Zembîlfiroş. Tıpkı Mem û Zin, Xecê û Siyabend gibi yöremizde çok bilinen, şiirlere, masallara, filmlere, türkülere konu olan hazin aşk hikayelerinden biridir Zembîlfiroş.
    “Gökten zembille inmiş.” Gibi güzel sözlere de konu olmuştur zembîl (sepet)…

    Zembîlfiroş’taki aşk, karşılıksız bir aşktır. Ölümü çare gören aşkın hikâyesidir. Efsanenin Mezopotamya’nın tarih ve kültür bakımından oldukça zengin ve bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış, Mervanilerin başkenti Farkin’de geçtiği yaygın olarak söylenir.

    Yörede hüküm süren bir kralın çok yakışıklı oğluyumuş. Görenin bir daha dönüp baktığı, prenseslerin gönlünde yatan beyaz atlı prensmiş Zembîlfiroş. Önceleri kral oğluna yaraşır bir yaşam tarzı varmış. Zevk û sefa içinde yaşar sık sık ava çıkarmış. Yine avlanmaya çıktığı bir günde Allah aşkı onu avlamış. Öylesine avlamış ki ilahi aşkın etkisiyle adeta mecnun olup yollara düşmüş.

    Avlanma esnasında gördüğü bir mezar ve mezardan dışarıya çıkmış iskelet parçaları onun ölüm gerçeğiyle yüzleşmesine vesile olmuş. Zenginlik ya da fakirliğin ölüm karşısında hiçbir hükmünün olmadığını, bir gün kendisinin de bir iskelete dönüşeceği gerçeğiyle hemen oracıkta Allah’a sığınarak dünya nimetlerinden vazgeçeceğine ve sadece Allah yolunda yürüyeceğine diz çökerek hûşu içinde yemin eder. Yaşadığı sarayı, ihtişamı hiç arkasına bakmadan geride bırakarak eşiyle birlikte yollara düşer. Diyar diyar gezerek zembil yapıp satar ve hayatını böylece idame ettirir. O, artık bir ZEMBÎLFIROŞ’TUR… Çocuklarıyla, hanımıyla birlikte sırtlarında çadırları, üstlerinde eski püskü elbiseleriyle köy köy, kasaba kasaba dolaşan bir Allah dostudur.

    İşte böyle dolaşırken kader onu son durağı Farkin’e getirir. Farkin Beg’in karısı Xatûn Xan’ın dikkatini çeker Zembîlfiroş. Zembîl alma bahanasiyle onu saraya çağırır. Xatûn Xanım yıldırım aşkına çarpılmıştır adeta. Bir yanda beg xanımı olmak diğer yandan yana tutuşa bir aşka kapılmak… Çok zor durumdadır ama yüreğe söz geçiremez, gönül beglik meglik tanımaz. Aşkını dizelerle anlatmaya çalışır…



    Zembîlfroş zembîla tine
    Dikan bi dikan di gêrîne

    Hiş li Xatûnê namîne

    Serî li zeman di gerîne

    Gazi dike ku bibîne

    Were ser doşeka mîr e

    Li te helal, herama mîr e

    Bidime te zulfî harîr e

    Çavê min ê xezalan e

    Sîngamin wek zozana ne

    Bejna min wek rihane

    Çiqa bêjî hêjan e…

    Zembîlfiroş, zembiller getirir
    Dükkan dükkan gezdirir

    Xatûn’un aklı başından gidiyor

    Aklıyla arıyor zaman yaratmak için

    Sesleniyor ki, onu görmek için

    Gel Beyin döşeğinin üstüne

    Beyin haremi sana helaldir

    Güzel zülüflerimden sunayım sana

    Gözlerim ceylanların gözüdür

    Bağrım yaylalar gibidir

    Endamım reyhan gibidir

    Dilediğin gibi güzel ve uygundur …

    Ama Zembîlfroşdünya nimetlerinden vazgeçmiş bir derviştir. En önemlisi tövbe etmiştir. Sadece Allah’a kulluk etmeye yemin vardır, haramı yaşamından silmiştir. Hem bunun için değil miydi onca malını, mülkünü, ihtişamını, zevk û sefayı bırakıp yollara düşmek?.. Hem evliydi hem de karısını çok seviyordu. İşte bu yüzden ölüm fermanı olan REDD-İ AŞKI hiç çekinmeden yapar ve Xatûn’un aşk çağrısına olmusuz olarak o da dizlerle cevap verir.

    Xatûnê ez tobedar im
    Delalê ez tobedarim

    Zarok birçîne li malin

    Ji rebbê jorî nikarim…

    Xatûn ben tövbekarım
    Güzel kadın ben tövbekarım

    Çocuklar evde acdır

    Allah adına yapamam…

    İşte bu dizlerle Zembîlfiroş, Xatûn’un aşkını reddeder. Farqin beginin karısı Xatûn, red cevabını kabul etmez. Ölesiye bir tutkuyla aşıktır Zembîlfiroş’a. Ne yapıp edip yakışıklı Zembîlfiroş’la birlikte olmaktır amacı. Xatûn’ın ısrarları karşısında Zembîlfroş çareyi kaçmakta bulur. Xatûn peşini bırakmaz, sora sora Zembîlfiroş’un kaldığı çadırı öğrenir. Xatûn, bir gece çadırda kalmak için Zembîlfiroş’un karısına yalvarır. Karşılığında tüm mal varlığını ve mücevherlerini bağışlayacağını anlatır, sadece bir gece Zembîlfroşile kalmak ister. Xatûn’un bu kadar yoğun ısrarı üzerine Zembîlfiroş’un eşi, çocuklarını da yanına alarak oradan ayrılır. Xatûn, Zembîlfiroş’un eşinin giysilerini giyer ve yatağa girerek Zembîlfiroş’u beklemeye başlar. Karanlık Farqin’e çökerken, Zembîlfroşzembillerini sattıktan sonra çadırına döner. Xatûn’un yatağında olduğundan habersiz, aynı yatağa uzanır. Ancak yataktaki kadının kendi karısı olmadığını, Xatûn’un ayağındaki gümüş halhalın çıkardığı sesten anlar. Bunu anlar anlamaz, çadırdan dışarı çıkar.

    Efsane bu ya, sonuçla ilgili yörede bir çok anlatım var. Her anlatım ölümle sonuçlanır. Kimilerine göre Zembîlfiroş, Xatûn’dan kurtulamayacağını anlar ve gidip sarayın burçlarından kendini aşağı atar. Efsanenin başka bir anlatımına göre ise, Zembîlfroşbu noktadan sonra çaresiz kalır ve canını alması için Tanrı’ya yalvarır. Zembîlfroşölünce, peşinde koşan Xatûn’da aynı dilekte bulunur ve ikisi de ölür. Bu sevda masalının da diğer masallar gibi sonu hazindir… Aynı Mem û Zîn destanındaki gibi, Xatûn’un Zembîlfiroş’a olan aşkında da ölüm çare olmuştur…

    Şarkılara, öykülere konu olan Zembîlfroşile Xatûn’un aşk hikayesi, bugün sadece olayın yaşandığı Diyarbakır`ın Silvan ilçesinde değil, Kürt kültürünün olduğu tüm bölgelerde hala dillerde.

    İnanç ve tutuklu aşk arasında efsaneleşen ZEMBÎLfroşile Xatûn’un aşk hikâyesi, olayın yaşandığı söylenen sadece Farkin’de değil Kürt kültürünün olduğu tüm bölgelerde hala dillerde dolaşır. Kimi zaman bir türküdür, kimi zaman bir şiirdir kimi zaman uzun kış gecelerinde anlatılan hazin bir öyküdür ZEMBÎLFİROŞ…
    Şivan Perwer
  • Tükenmislik, en cok eslerini idealize eden ve beyaz atli prenslerini, pamuk prenseslerini buldugunu zannederek evliligini ayaklari yerden kesilmis ve asik olmus halde kuran kisileri etkiliyor.
    ...
    Tükenmislik, evlilige gercekci hatta kötümser bakan, evlilige mantik isi, hatta bir is iliskisi olarak görenlerin basina pek gelmiyor.
  • Dostum...
    Güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma....
    Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de...
    Unutma; yolcu değişir, yol değişir ama menzil değişmez.
    Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
    Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

    Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
    Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
    Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal...
    "En doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.
    Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini, sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
    Aldırma....

    Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
    Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
    Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
    Dostum, yollar yürümek içindir.
    Fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
    Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
    Yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
    yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
    yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
    tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
    maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50.metrede yola yatanları,
    yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,
    yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
    ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
    beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
    yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin...Göreceksin dostum...
    Aldırma, yürü.
    Göğsüne yüreğinden başka muska takma.
    Vahiy haritan,
    Nebi kılavuzun,
    Akıl pusulan,
    İman sermayen,
    Amel azığın,
    Sevgi yakıtın,
    Ahlâk karakterin,
    Edep aksesuarın,
    Merhamet sıfatın,
    Şeref ve izzet adın olsun.

    Doğru yol:
    İnsanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
    Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
    Unutma, tevbe özeleştiridir.
    Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
    Yön tayini sık sık gerekli olabilir.
    "Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir unutma...'
    HALİL CİBRAN