• Herkes kalp krizi geçirir, benimkisi tıp tarihine geçecek. Beyin krizi!
  • Son dönemde Rahip Brunson krizi, doların yukarıya fırlaması derken, ülkemizdeki belirsizlik ortamı adeta bir ekonomik karmaşaya dönüştü. Böyle olunca da her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Cebinde parası olan vatandaş ise kime güveneceğini şaşırdı. Daha iki hafta bile dolmadan, servetini kaybetme korkusu ile psikiyatriye başvuranların sayısı patladı.

    Bu insanları incelediğimizde dikkat çeken düşünce şuydu; “Dolar yükseldi, herkes kazandı, ben kaybettim.” Dolardaki yükselişi göremediği için kendilerine kızıyorlar ve suçluluk hissediyorlardı. Bu kişilere neden borsa ya da döviz ile ilgilendiğini sorduğumuzda ise, bize çoğunlukla şu yanıtı veriyorlardı:

    -Servetimi korumak için…

    -Peki servetinizi kimden korumaya çalışıyorsunuz, diye sorduğumuzda ise önce bir sessizlik… Sonra medyadan duyduğumuz klasik kendini kandırma cümleleri geliyordu. Aslında sorunun yanıtını çok iyi biliyorlardı. Kendilerini sistemin aktif oyuncularından korumaya çalışıyorlardı. İçgüdüsel olarak elinde olanın alınmasını istemiyorlardı.

    Çünkü kapitalist sistemin bankaları onları evlerinde ve işlerinde sürekli olarak rahatsız ediyordu. Bankalar müşterilerine hep aynı mesajı veriyorlardı:

    -Fakirleşiyorsunuz. Şuna yatırım yapın, kazanın, fakirleşmeyin.
    Medyadaki ekonomi yazarları ve akademisyenler de aynı sakızı çiğniyorlardı. Sınırlı bir çerçeveden verdikleri bilgilerle ve muğlak cümlelerle, cebinde parası olan insanları yönlendiriyorlar ve dediklerinin tersi bile çıksa, kıvırarak işi kurtarabiliyorlardı.

    BORSA BİR UYUŞTURUCUDUR, BİR KUMARDIR

    Sizde bilirsiniz. Serbest denilen piyasayı, kapital sahipleri kurdu. Medya, hatta sosyal medya bile bu kapital sahiplerinin elinde… Üniversiteler, bilim insanları ve binlerce ekonomist de onların emrinde… Bu piyasa yapıcılarının tek bir şeye ihtiyaçları var. YOLUNACAK KAZLARA…

    Onu da medya üzerinden çözüyorlar. İnsanların içerisindeki aç gözlülüğü tetikleyecek mesaj bombardımanına tutuyorlar. İnsanlar kendi ayakları ile geliyorlar ve sisteme dahil oluyorlar. Sadece bir araya gelmekle de kalmıyorlar. Bir süre sonra adeta bir sürüye dönüyorlar. Sonra bu sürü psikolojine girmiş olan insanlara çobanlık yapmaya başlıyorlar. Dolar ile, emlak piyasası ile, borsa, hatta ürün borası ile her taraftan silkelemeye başlıyorlar.

    Bir düşünün. Sizler doktor, avukat, mühendis, bankacı vb. olmuşsunuz. İyi para kazanıyorsunuz ve bir yaşam standardına sahipsiniz. En önemlisi bankada paranız var. Kapitalin her şey olduğu bir sistemde, kendinizi bir anda o paranın getirdiği bir OMNİPOTANSIN (tüm güçlülük hali) içinde buluyorsunuz.

    Sonra medyadan insanların paradan para kazandığını görüyorsunuz. Farkına bile varmadan, omnipotansınız sizi bu mecralara doğru çekiyor. Bir de yükselen bir hisseyi ya da dövizi yakalayarak mal varlığınızı artırdıysanız, tadından daha da yenmez oluyor.

    Oysa bu sistemde kazanılan para, kumarda ilk kazanılan para gibidir. Kişi tıpkı ilk uyuşturucusunu çeken ve yaşadığı hazzın peşine düşenler gibidir. Beyni kazanmanın hazzını yaşadığında bunu tekrar istiyor. Bir süre sonra ise, borsa ve yatırım araçlarının değişkenliğinin verdiği hazzın bağımlısı oluyorsunuz. Hatta rüyalarınıza bile giriyor.

    İstediğin kadar doktor, avukat vb. ol… Fark etmiyor. Piyasaya girdiğinde üst beyin devre dışı kalıyor ve içinde ki hayvan ortaya çıkıyor. Zaten borsada olanlara bir bakın, görürsünüz. Oradaki insanlar birbirini parçalayan, birbirinin kanını emen birer vahşi hayvan gibidirler. Çünkü sizin kazanmanız için birisinin kaybetmesi gereklidir.

    AÇ GÖZLÜLÜK ŞEMPANZE YÖNÜMÜZ

    İşte bu şekilde sistem sürekli olarak içimizdeki hayvanı beslenmeye devam ediyor ve insan olmaktan çıkmaya başlıyorsunuz. Artık diğerlerinin kayıplarından, daha doğrusu kanından beslenen birer yaratık, daha doğrusu birer kanibalist haline geliyorsunuz.

    Sistem ise ‘serbest piyasa, rekabet, hata yapmasaydın kazanan sen olabilirdin’ gibi masumlaştırıcı mesajları medya üzerinden vermeye devam ediyor. Yaşanan bu kanibalistliği ise ‘servetini koruyorsun’ mesajları ile normalize ediyorlar. Bir süre sonra tıpkı eroin, kokain, hatta kumar bağımlısı gibi, yaşadığın aç gözlülüğün ve kazanma hırsının bağımlısı oluyorsun.

    Peki bu aç gözlülük nereden geliyor?

    Frans de Waal’a göre, şiddete düşkünlüğümüz ve aç gözlülüğümüz şempanzelerden geliyor. Örneğin bir şempanze, diğer şempanzenin beynini yemek için kafasını ağaca vurarak parçalar (1). Peki bizim borsada ve serbest denilen piyasada yaptığımızın bundan bir farkı var mı?

    İnsan olmak ise bir üst kimliktir, altta ise biyo-psiko-sosyal bir hayvan yatar. En zeminde biyolojimiz vardır, istesek de kaçamayız. Çünkü genlerimizin orijini ağır basar. En önemlisi kapital sahipleri bunu biliyor ve kişinin içindeki şempanzeyi ortaya çıkarıyorlar. Üstteki psikolojiyi etkileyerek, egoları yaratıyor ve bir şempanze açgözlülüğünde de yaşatıyorlar. Piyasada olan da budur.

    PİYASA SERBESTTİR, AMA BAZILARI DAHA SERBESTTİR

    Peki bu piyasa manipüle edilebilir mi? Tabii ki de edilebilir. Herbert Simon ‘sınırlı rasyonel’ kavramını ortaya atmıştır. Yani sistemin ileri sürdüğü rasyonel bireyin tersine, bilginin tamamına ulaşılamayan ve bilişsel yanlılıklar yaşayan bireyler vardır (1). Eksik bilgiyle, sürekli olarak belirsizliği içeren ve durağan olmayan bir ortamda karar vermeye çalışırlar. Bu ise bireyi bilişsel kısa yolları kullanmaya iter. Hataları ve para kaybını beraberinde getirir (2).

    Peki bu rasyonel bilgi kimin elindedir?

    Tabii ki de piyasa yapıcıların ve sistemin kuran kapital sahiplerinin elinde… Yani Orwell’in Hayvan Çiftliği kitabında ‘her hayvan eşittir, ama bazıları daha eşittir’ diye yazar ya… Serbest piyasada da herkes serbesttir, ama bazıları daha serbesttir. Zaten borsayı ve doları inceleyin, tepedekilerin birçok hareketinizi bildiği hissine kapılırsınız.

    Ki, bu durum gerçektir. Sistem sahipleri hareketleri önceden planlarlar. Gazetecileri, ekonomistleri, hatta akademisyenleri kullanarak, insanları bu durumun spontan geliştiğine inandırırlar. ‘Eksiklik sende arkadaş! Tam görememişsin’. Mesaj ise budur.

    PİYASA YAPICI SENİN REFLEKS EŞİĞİNİ BİLİR

    Aslında borsaya giren insanlar, ilk olarak bazı hareket kalıplarına inandırılırlar. Sürekli olarak tekrarlanan bu hareketler otomatiğe bağlanır. Bir süre sonra bu otomatik davranışı refleks olarak göstermeye başlarlar. Zamanı geldiğinde ise bu refleks tetiklenerek, piyasa yapıcılar çok büyük vurgunlar yaparlar.

    Örneğin dolar düşerse borsa yükselir algısı… Daha geçenlerde dolar düşerken borsaya refleks olarak saldıranlar, borsada da düşme ile karşılaştılar. Dolar ile borsa birlikte düştü. Gerçekte ne oldu? Piyasa yapıcılar açıkça vurgun yaptılar. Sistemin ekonomistleri ise hemen devreye girdiler ve yatıştırıcı açıklamalar yaparak kazları susturdular.

    Zaten borsada eğitim, titr ya da para miktarı önemli değildir. Bu içgüsüdel davranışı farkında olmadan sergilersiniz. Piyasa yapıcı ise senin o refleksi vermeni bekler. Örneğin kişi dolar düşerken elindeki doları satmaz, ama iyice dibe düştüğünde kendini koruma amacı ile refleks olarak satar. Piyasa yapıcı ise sabırla bu satışı ve balığın ağa düşmesini bekler.

    SİSTEM BEKLEMENİZE İZİN VERMEZ

    Çünkü sistemin sahipleri, etik dışı çalışan bilim insanları sıradan insanın zaaflarını buldururlar. Sonra piyasa yapıcı ekran üzerinden bir bilgi, bir grafik yani bir uyarı gönderir. Bu uyarı beyinde bazı hormonların salınmasına yol açar. Kişi o an bir acı hisseder gibi refleks olarak zarardan kaçar.

    Aslında beklese kazanacak. Ama o gelen uyarıdan sonra bekleme şansı kalmaz. O anda kişide mide bulantısı, terleme, anksiyete ve karın ağrısı başlar. İşte o an bir bağımlının uyuşturucuyu aşermesi (craving) gibi, borsadaki kişi de yapacağı işlemi aşerir. İşlemi yapıp sattığında ise bir rahatlama… Sanki bir sınavdan çıkmış gibi ya da canını kurtarmış gibi rahatlar.

    Diyorum ya, beklese kazanacak. Ama ekran üzerinden gelen bir uyarı ile, dürtüsel ve refleksif yanıtları tetiklenir ve kişi satışı yapar. Piyasa yapıcı bu satışı en alttan alır. Hisse yükseldiğinde ise yine aynı uyarı ile satan kişinin en yüksekten tekrar almasını sağlarlar.

    Bilim insanları ve akademisyenler ise sınırlı rasyonel bilgiyi insanlardan saklarlar. Onları görevi yolunan kazların inanacağı masallar uydurmaktır. Çünkü doğruyu açıklasalar, Doç. ve Prof. unvanlarından ve kazandıkları milyon dolarlarından olurlar.

    KAPİTALİZM MEGA ŞEMPANZEYİ YARATTI

    Biz dolar, borsa, piyasa anlatıp dursak da, bilimsel olarak şu tespitte bulunmak yanlış olmaz. KAPİTALİZM MEGA ŞEMPANZEYİ YARATTI. Örneğin Bill Gates, sistemde bir mega şempanzedir. İşte bu ortamda herkes Bill Gates olmak ister. Herkes para ve güç sahibi olmak ister.

    Çünkü onların şişip patlayacak kadar sahip oldukları para ve güç ise, onlara mutluluk getirmez. Açlıklarını ve aç gözlülüklerini daha da artırır. İşte bu nedenle mega şempanzeler, tüm dünyayı yiyip yutsalar bile doymazlar. İşte bu nedenle tüm yollar yeni bir dünya savaşına doğru çıkar.

    Peki dünyada insan gibi yaşayan bir ülke kaldı mı?

    Yanıt… Kuzey Kore…

    Çünkü kapitalizm oraya girmedi. İnsanlar, insan gibi yaşıyor. Ne sistemin cep telefonları, bilgisayarları, arabaları, ne de medyası, sosyal medyası… Hiç biri insanın ihtiyacı değildir. Bize sistemin özgürlük olarak yutturduğu şeyler ise, tüketim hayvanlığından başka bir şey değildir. Demokrasi bile manipülatiftir. Size istedikleri kişiyi başkan diye yutturabilirler.

    Peki çözüm nedir?

    Bu borsa insani değil… Bu Dolar insani değil… Medyada görünen ekonomistler etik değil…

    Çözüm, bu sınırlı rasyonel ve manipülatif piyasadan çıkmak… Liberal denilen ekonomiye kapıları kapatmak…

    En önemlisi, içimizdeki insana ve insani olana yatırım yapmak…

    Çünkü sistemin beslediği hayvanla mücadele ettiği kadar, insan kalabilirsin.

    Başka şansımız yok…

    Ahmet Koyuncu
  • Damar tıkanıklığı ve yüksek tansiyon riskinin, zayıf insanlarda daha yüksek olduğunu belirtmiştim. Dolayısıyla bu grupta kalp krizi ve felç riski de şişman insanlara kıyasla daha yüksektir. Ayrıca kalp krizi geçirildiğinde zayıf birinin krizin etkisiyle ölme riski, şişman birine göre daha yüksektir.
  • 1- OSMAN GAZİ (1281 - 1326)

    Babası: Ertuğrul Gazi
    Annesi: Halime Hatun
    Doğumu: Söğüt, 1258
    Ölümü: Bursa, 1326
    Saltanatı: 1281 - 1326
    Devlet Sınırları: 16.000 km2
    Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği
    2- ORHAN GAZİ (1326 - 1359)

    Babası: Osman Gazi
    Annesi: Malhun Hatun
    Doğumu: 1281
    Ölümü: 1360
    Saltanatı: 1326 - 1359
    Devlet Sınırları: 95.000 km2
    Ölüm Sebebi: Felç

    3- SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR (I. MURAD) (1359 - 1389)

    Babası: Orhan Gazi
    Annesi: Nilüfer Hatun
    Doğumu: 1326
    Ölümü: 1389
    Saltanatı: 1359 - 1389
    Devlet Sınırları: 500.000 km2
    Ölüm Sebebi: I. Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri olan Milos Obilic tarafından hançerlenerek öldürüldü.
    4- SULTAN YILDIRIM BAYEZİD (I. BAYEZİD) (1389 - 1403)

    Babası: Murad Hüdavendigar
    Annesi: Gülçiçek Hatun
    Doğumu: 1360
    Ölümü: 8 Mart 1403
    Saltanatı: 1389 - 1403
    Ölüm Sebebi: Yıldırım Bayezid 8 Mart 1403'te Akşehir'de nedeni hala bilinmeyen, esrarengiz bir şekilde ölmüştür. İbn Arabşah eserlerinde eceliyle öldüğünü yazar.
    5- SULTAN MEHMED ÇELEBİ ( I. MEHMED) (1413 - 1421)

    Babası: Yıldırım Bayezid
    Annesi: Devlet Hatun
    Doğumu: 1389
    Ölümü: 26 Mayıs 1421
    Saltanatı: 1413 - 1421
    Ölüm Sebebi: Sultan Mehmed Çelebi, Edirne'de at sırtındayken felç geçirip düşmüş ve yaralanmıştır. Ölüm döşeğindeyken oğlu Murat'ın çağırılmasını ve o gelene kadar ölüm haberinin gizlenmesini emretmiştir. Amasya'da Vali olan Murat'ın Bursa'ya gelmesine kadar olan 42 günlük süreçte I. Mehmed'in ölümü gizlenmiştir. I. Mehmed ölümü gizlenen ilk padişah olmuştur.

    6- SULTAN II. MURAD (1421 - 1451)

    Babası: Çelebi Mehmed
    Annesi: Emine Hatun
    Doğumu: 1402
    Ölümü: 3 Şubat 1451
    Saltanatı: 1421 - 1451
    Ölüm Sebebi: Şiddetli bir baş ağrısı sonucu yatağa düşmüş ve 3 gün sonra ölmüştür. Ölüm sebebi beyin kanaması veya beyindeki bir tümördür.
    7- FATİH SULTAN MEHMED (II. MEHMED) (1451 - 1481)

    Babası: İkinci Murad
    Annesi: Huma Hatun
    Doğumu: 29 Mart 1432
    Ölümü: 3 Mayıs 1481
    Saltanatı: 1451 - 1481
    Devlet Sınırları: 2.214.000 km2
    Ölüm Sebebi: Fatih, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıkarken yolun başında hastalanmış ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında ölmüştür. Ya gut hastalığından ya da zehirlendiğinden dolayı öldüğü sanılmaktadır.
    8- SULTAN II. BAYEZİD (1481 - 1512)

    Babası: Fatih Sultan Mehmed
    Annesi: Mükrime Hatun
    Doğumu: 3 Aralık 1447
    Ölümü: 26 Mayıs 1512
    Saltanatı: 1481 - 1512
    Devlet Sınırları: 2.375.000 km2
    Ölüm Sebebi: Sultan II. Bayezid İstanbul'dan Dimetoka'ya doğru yola çıkmıştı. Fakat hastalıktan dolayı yola at üzerinde değil tahtırevanla devam etti. Yola tamamlamaya ömrü yetmeyen II. Bayezid yola çıkışından 32 gün sonra Edirne yakınlarında vefat etti.

    9- YAVUZ SULTAN SELİM (1512 - 1520)

    Babası: Sultan İkinci Bayezid
    Annesi: Gülbahar Hatun
    Doğumu: 10 Ekim 1470
    Ölümü: 21-22 Eylül 1520
    Saltanatı: 1512 - 1520
    Devlet Sınırları: 6.557.000 km2
    Ölüm Sebebi: Kanser
    10- KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (1520 - 1566)

    Babası: Yavuz Sultan Selim
    Annesi: Hafsa Hatun
    Doğumu: 27 Nisan 1495
    Ölümü: 6-7 Eylül 1566
    Saltanatı: 1520 - 1566
    Devlet Sınırları: 14.983.000 km2
    Ölüm Sebebi: Sigetvar Kuşatmasının son günü 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece beyin kanamasından ölmüştür.
    11- SULTAN II. SELİM (1566 - 1574)

    Babası: Kanuni Sultan Süleyman
    Annesi: Hürrem Sultan
    Doğumu: 28 Mayıs 1524
    Ölümü: 15 Aralık 1574
    Saltanatı: 1566 - 1574
    Devlet Sınırları: 15.162.000 km2
    Ölüm Sebebi: Düşmeye bağlı gögüş soşluğu kanaması ve beyin travması.
    12- SULTAN III. MURAD (1574 - 1595)

    Babası: Sultan İkinci Selim
    Annesi: Afife Nur Banu Hatun
    Doğumu: 4 Temmuz 1546
    Ölümü: 15-16 Ocak 1595
    Saltanatı: 1574 - 1595
    Devlet Sınırları: 19.902.000 km2
    Ölüm Sebebi: Prostat Kanseri
    13- SULTAN III. MEHMED (27 Ocak 1595 - 1603)

    Babası: Sultan Üçüncü Murad
    Annesi: Safiye Sultan
    Doğumu: 26 Mayıs 1566
    Ölümü: 20-21 Aralık 1603
    Saltanatı: 27 Ocak 1595 - 1603
    Ölüm Sebebi: Kalp Krizi
    14- SULTAN I. AHMED (21 Aralık 1603 - 1617)

    Babası: Sultan Üçüncü Mehmed
    Annesi: Handan Sultan
    Doğumu: 18 Nisan 1590
    Ölümü: 21-22 Kasım 1617
    Saltanatı: 21 Aralık 1603 - 1617
    Ölüm Sebebi: 27 yaşındayken mide kanserinden ölmüştür.
    15- SULTAN I. MUSTAFA (I. Dönem: (1617 - 1618), II. Dönem: (1622 - 1623))

    Babası: Sultan Üçüncü Mehmed
    Annesi: Handan Sultan
    Doğumu: 1592
    Ölümü: 20 Ocak 1639
    Saltanatı: İki Dönem
    1. Dönem : 22.11.1617 - 26.02.1618
    2. Dönem : 19.05.1622 - 10.09.1623
    Ölüm Sebebi: Sara Nöbeti
    16- SULTAN GENÇ OSMAN (II. OSMAN) (1618 - 1622)

    Babası: Sultan Birinci Ahmed
    Annesi: Mahfiruz Haseki Sultan
    Doğumu: 3 Kasım 1604
    Ölümü: 20 Mayıs 1622
    Saltanatı: 26 Şubat 1618 - 1622
    Ölüm Sebebi: Asker isyanı sırasında Sarazam Davut paşa ve yanındakiler tarafından boğularak öldürülmüştür.
    17- SULTAN IV. MURAD (1623 - 1640)

    Babası: Sultan Birinci Ahmed
    Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan
    Doğumu: 27 Temmuz 1612
    Ölümü: 8 - 9 Şubat 1640
    Saltanatı: 10 Eylül 1623 - 1640
    Ölüm Sebebi: Siroz veya Damla Hastalığı
    18- SULTAN I. İBRAHİM (1640 - 1648)

    Babası: Sultan Birinci Ahmed
    Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan
    Doğumu: 05 Kasım 1615
    Ölümü: 18 Ağustos 1648
    Saltanatı: 09 Şubat 1640 - 1648
    Ölüm Sebebi: Boğarak öldürülmüştür. Tahttan inidirilen Sulran İbrahim kapatıldığı yerde durmamış feyatları heryeri inletmiştir. Sultan İbrahimi yeniden tahta çıkarmak isteyenlerin sayısı artınca Kösem Sultan ve diğer ileri gelenler Sultanı boğdurtmuşlardır.
    19- SULTAN IV. MEHMED (1648 - 1687)

    Babası: Sultan Birinci İbrahim
    Annesi: Turhan Hatice Sultan
    Doğumu: 02 Ocak 1642
    Ölümü: 06 Ocak 1693
    Saltanatı: 08 Ağustos 1648 - 1687
    Ölüm Sebebi: Zaatüre
    20- SULTAN II. SÜLEYMAN (09 Kasım 1687 - 1891)

    Babası: Sultan Birinci İbrahim
    Annesi: Saliha Dilaşub Sultan
    Doğumu: 15 Nisan 1642
    Ölümü: 22 haziran 1691
    Saltanatı: 09 Kasım 1687 - 1691
    Ölüm Sebebi: Böbrek Yetmezliği
    21- SULTAN II. AHMED (1691 - 1695)

    Babası: Sultan Birinci İbrahim
    Annesi: Hatice Muazzez Sultan
    Doğumu: 25 Şubat 1643
    Ölümü: 06 Şubat 1695
    Saltanatı: 22 Haziran 1691 - 1695
    Ölüm Sebebi: Edirne'de kalp yetmezliğinden dolayı vefat etti.
    22- SULTAN II. MUSTAFA (1695 - 1703)

    Babası: Sultan Dördüncü Mehmed
    Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
    Doğumu: 06 Şubat 1664
    Ölümü: 29 Aralık 1703
    Saltanatı: 06 Şubat 1695 - 22 Ağustos 1703
    Ölüm Sebebi: Bir isyan sonucu tahttan indirien II. Mustafa yaşadığı kederin de etkisiyle prostat kanserinden vefat etti.
    23- SULTAN III. AHMED (1703 - 1730)

    Babası: Sultan Dördüncü Mehmed
    Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
    Doğumu: 30 Aralık 1673
    Ölümü: 01 Temmuz 1736
    Saltanatı: 1703 - 1 Ekim 1730
    Ölüm Sebebi: Patrona Halil İsyanı sonucu tahttan indirilen III. Ahmed yıllarca topkapı sarayında hapis hayatı yaşadıktan sonra şeker hastalığından dolayı vefat etti.
    24- SULTAN I. MAHMUD (1730 - 1754)

    Babası: Sultan İkinci Mustafa
    Annesi: Saliha Valide Sultan
    Doğumu: 02 Ağustos 1696
    Ölümü: 13 Aralık 1754
    Saltanatı: 2 Ekim 1730 - 1754
    Ölüm Sebebi: Cuma namazı dönüşü attan düşüp beyin kanaması geçirdi, beyin kanamasına bağlı ölüm gerçekleşti.
    25- SULTAN III. OSMAN (1754 - 1757)

    Babası: Sultan İkinci Mustafa
    Annesi: Şehsuvar Valide Sultan
    Doğumu: 02 Ocak 1699
    Ölümü: 30 Ekim 1757
    Saltanatı: 13 Aralık 1754 - 1757
    Ölüm Sebebi: Şirpençe
    26- SULTAN III. MUSTAFA (1757 - 1774)

    Babası: Sultan Üçüncü Ahmed
    Annesi: Mihrişah Sultan
    Doğumu: 28 Ocak 1717
    Ölümü: 21 Ocak 1774
    Saltanatı: 30 Ekim 1757 - 1774
    Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği
    27- SULTAN I. ABDÜLHAMİD (1774 - 1789)

    Babası: Sultan Üçüncü Ahmed
    Annesi: Rabia Şermi Sultan
    Doğumu: 20 Mart 1725
    Ölümü: 07 Nisan 1789
    Saltanatı: 21 Ocak 1774 - 1789
    Ölüm Sebebi: Beyin Kanaması
    28- III. SELİM (1789 - 1807)

    Babası: Sultan Üçüncü Mustafa
    Annesi: Mihrişah Sultan
    Doğumu: 24 Aralık 1761
    Ölümü: 28 Temmuz 1808
    Saltanatı: 07 Nisan 1789 - 29 Mayıs 1807
    Ölüm Sebebi: Boğularak öldürüldü. Padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğdurulmuştur. III. Selim ile onu idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği söylenmektedir.
    29- SULTAN IV. MUSTAFA (1807 - 1808)

    Babası: Sultan Birinci Abdulhamid
    Annesi: Nüketseza Kadın Sultan
    Doğumu: 08 Eylül 1779
    Ölümü: 16 Kasım 1808
    Saltanatı: 29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808
    Ölüm Sebebi: Boğularak Öldürüldü. IV. Mustafa, III. Selim'e yaptırdığının aynısını yaşadı. IV. Mustafa'yı askerlere boğdurtan ise II. Mahmud'du.
    30- SULTAN II. MAHMUD (1808 - 1839)

    Babası: Sultan Birinci Abdulhamid
    Annesi: Nakşidil Valide Sultan
    Doğumu: 20 Temmuz 1785
    Ölümü: 01 Temmuz 1839
    Saltanatı: 28 Temmuz 1808 - 1839
    Ölüm Sebebi: Verem
    31- SULTAN I. ABDÜLMECİD (1839 - 1861)

    Babası: Sultan İkinci Mahmud
    Annesi: Bezm-i Alem Valide Sultan
    Doğumu: 25 Nisan 1823
    Ölümü: 25 Haziran 1861
    Saltanatı: 01 Temmuz 1839 - 1861
    Ölüm Sebebi: Tanzimat dönemini başlatan I. Abdülmecid de babasının kaderini yaşadı. Veremden vefat etti.
    32- SULTAN ABDÜLAZİZ (1861 - 1876)

    Babası: Sultan İkinci Mahmud
    Annesi: Pertevniyal Valide Sultan
    Doğumu: 08 Şubat 1830
    Ölümü: 04 Haziran 1876
    Saltanatı: 25 Haziran 1861 - 30 Mayıs 1876
    Ölüm Sebebi: Sultan İkinci Mahmud tahttan indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876'da Feriye Sarayı'nda bilekleri kesilmiş bir halde bulunmuştur. Padişahın üzüntüden intihar ettiği söylense de öldürülmüş olma ihtimali de çok yüksektir.
    33- SULTAN V. MURAD (30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Şevk Efza Kadın Efendi
    Doğumu: 21 Eylül 1840
    Ölümü: 29 Ağustos 1904
    Saltanatı: 30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876
    Ölüm Sebebi: Tahtta en kısa süre kalan ve Osmanlı'nın ilk ve tek piyanist padişahı olan V. Murad şeker hastalığından dolayı vefat etmiştir.
    34- SULTAN II. ABDÜLHAMİT (1876 - 1909)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Tir-i Müjgan Kadın Efendi
    Doğumu: 21 Eylül 1842
    Ölümü: 10 Şubat 1918
    Saltanatı: 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
    Ölüm Sebebi: Verem
    35- SULTAN MEHMED REŞAD (V. MEHMED) (1909 - 1918)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Gülcemal Kadın Efendi
    Doğumu: 02 Kasım 1844
    Ölümü: 03 Temmuz 1918
    Saltanatı: 27 Nisan 1909 - 1918
    Ölüm Sebebi: Şeker
    36- SULTAN MEHMED VAHDEDDİN (VI. MEHMED) (1918 - 1922)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Gülistu Kadın Efendi
    Doğumu: 02 Şubat 1861
    Ölümü: 15 Mayıs 1926
    Saltanatı: 04 Temmuz 1918 - 01 Kasım 1922
    Ölüm Sebebi: San-Remo'da 16 Mayıs 1926'da kalp krizinden vefat etmiştir.
  • Herkes kalp krizi geçirir,
    benimkisi tıp tarihine geçecek.
    Beyin krizi!
  • Zafer ve Zeynep başkahramanlarımız...
    Zafer, 35 yaşında yakışıklı, çekici, başarılı bir beyin cerrahı aynı zamanda hastanenin ortağı, pek gülmeyen daha doğrusu hiç gülmeyen, şaka yapmayan, aşka inanmayan, ciddi ilişkilerden uzak, evlenmeyi hiç düşünmeyen, yalnızlıktan hoşlanan, ciddi bir adam..
    Zeynep ise, 23 yaşında , güzel, çekici, hep gülümseyen, hayat dolu ve iç mimarlık bölümünde son sınıf öğrencisi.
    Yani ikisi de çok zıt karakterlere sahip. Ama kader Onları karşılaştırıyor.
    Zafer, ortağının kızının düğünden dönerken yolda Zeynep ile karşılaşır ilk başta arabasına almaz. Sonra Zafer'in tekerleklerinin havasında sorun olur bir benzinliğe girer ve lastik sorununu hallettiğinde tekrardan Zeynep'i görür ve Ona yardım etmeye karar verir.
    Zeynep, üniversitede ki genç ve yakışıklı hocasına aşıktır ve Onunla çıkmaya başladıklarından bir hafta sonra Onunla birlikte olur ve hamile kalmıştır. Ailesi bunu anlar ve ağabeyi onu dövüp gecenin bir vakti evden dışarı atar üzerindeki kıyafetlerle hem de ayakkabısız. Zeynep'te amcasının evine gider ama amcası da Onu eve kabul etmez sokakta kalmıştır. Zafer kıza acır ve yardım etmeye karar verir. İstanbul'a kadar beraber giderler, hatta Onu evine bırakır ama kızın ev sahibi Onu eve almaz.Çünkü ailesi ev sahibini aramıştır ve eve alınmamasını istemiştir. işte şimdi tam sokakta kalmıştır. Kürtaj yaptıracak parası da yoktur, evi de...ve bebeğinin babası ne Onu ne de bebeği kabul etmemektedir. zafer Onu kendi evine götürür ve ona burs vermeye karar verir. Çocuğu doğurması gerektiğini söyler.tabi kararı Ona bırakır.Sonra Ona ev bulmada yardımcı olur bu süre zarfında Zafer evde Onun olmasına iyice alışmıştır her sabah evde kahvaltı yapmak ve akşamları evde hazır yemek ve sürekli gülümseyen , şaka yapan, hayat dolu bir kız Ona iyi gelmektedir. Artık Onun evden gitmesine istemediğine karar verir ve ona Onunla kalmasını ister , aynı evi paylaşmalarını ister Zeynep ev de bulamadığı için mecburen kabul eder
    Bu arada aralarında çekim artmaktadır ikisi de birbirine aşık olmaya başlar ve tabi ki saklarlar. Zeynep'in annesinin kalp krizi geçirdiği haberini duyar ve Onun yanına gider. Zafer Orada Zeynep'in ailesinin Ona kötü davranmalarına dayanamayıp Onunla evleneceklerini söyler. Zeynep şok olur, ilk başta kabul etmez ama bilmiyor ki Zafer gerçekten istiyor. İşte işler böyle devam eder.
    Fatih Murat ARSAL'IN çook beğendiğim bir romanı daha... Kesinlikle tavsiye ediyorum.....
  • Metin sefanın asker arkadaşıydı aynı durakta taksi şoförlüğü yapıyordular duraklarının karşısında bayan kuaförü vardı ve sevgi burada çalışan kızlardan biriydi
    Metin sevgiye tutulmuştu daha ilk gördüğü günden itibaren aşık olmuştu fakat bu aşkı kendinden başka kimseye söyleyemedi
    Günler birbirini kovalarken sefa metine aksam konuşalım kardeşim işten sonra hem yemek yeriz hem bir konuşmam gerek seninle
    Metin tabiki akşam görüşürüz kardeşim deyip müşteriye gitti
    Akşam buluştu iki arkadaş
    Metin sordu kardeşine
    -evet kardeşim anlat bakalım
    Sefa söze nasıl başlayacağını bilemedi önce sonra sevgi var ya dedi kuaförde çalışan
    - ee ne olmuş sevgiye
    - abi ben o kıza çok fena aşık oldum
    Metin ne diyeceğini bilemedi donakaldı çünkü en sevdiği arkadaşı ile aynı kıza aşık olmuştu ama artık çok geçti zaten söyleyememişti artık hiç söyleyemezdi de
    - biz iki gündür konuşuyoruz sanırım aradığım kadını yani eşim olacak kadını buldum
    Sevginin kimi kimsesi yoktu sefa ile ortak yanları ikisi de yetimhanede büyümüşler yaşları dolunca ayrılıp kendi hayatlarını itam ediyorlardı zaten birbirlerine de böyle yaklaşmış kaderdaş olmuşlardı birbirlerinden başka kimseleri yoktu
    Metin belli etmeden çok sevindim kardeşim Mevla’m hayırlı etsin inşallah dedi ve muhabbeti böylelikle noktalamış oldu yani araya girmeyi bırak metin tamamen teslim olmuştu bu duruma nasip dedi ve konuyu kendi içinde kapattı
    Bir kaç gün sonra son model bir araba kuaförün önüne park etti içinden iri yarı bir adam ve çirkin suratlı bir adam çıkıp kuaföre daldı
    Çirkin suratlı adamın işlettiği barın gözde konsomatristi içlerdeydi ve zorla çıkarmaya çalışıyordu
    Sevgi duruma müdahale etmek istedi çirkin suratlı bu mendebur adama bağırdı çirkin dışarı polis çağıracağım yoksa
    Çirkin suratlı adam kadını adamına doğru itip tut şunu dendikten sonra sevgiye yaklaştı
    Sende fena değilsin haaa istersen sende gel benimle çok para kazanırsın ne dersin
    Bu iğrenç teklif sonrasında sevgi çığlık attı metin sefa ve iki taksici daha kuaföre daldı ne oluyor diye
    Çirkin suratlı adam tehditkâr bir şekilde sevgiye seninle görüşeceğiz ufaklık dedi
    Sefa atıldı kimsin lan sen ne görüşeceksin diye arbede başladı kavgayı diğer dükkândan gelenler ayırdı
    Çirkin suratlı adam kapıdan çıkarken görürsün seni alacağım diye bağırdı
    Sefa ve metini zapt etmek hayli zordu ama çirkin suratlı adam istediğini almak için mutlaka geri gelecekti adamlarından birine emri verdi bu kızı takibe alın
    - tamam abi
    Bir kaç gün sonra bir müşteriyi bırakıyordu barın birinin önüne burası oldukça lüks biriydi tam adam inerken çirkin suratlı adamı gördü on metre ilerisinde arabadan indi o kadında onun yanındaydı kapıdakiler saygı hürmet gösterip içeri aldılar
    Metin arabadan inip kapıdaki adamlara yaklaştı
    -pardon bir şey sorabilir miyim? Bu içeri giren adam kimdi
    Ne yapacaksın yok geçen benim taksiye bindi buranın adresini verdi is teklif etti bu yanında ki ablayı sanırım evden alıp buraya buradan alıp eve götürmek için bu yüzden gelirsen yardımcı olurum sana dedi bende kimden yardım istiyorum kime çalışacağım bilmek istedim yoksa benim ne işim olabilir ki
    Kapıdaki yalaka iri yarı çam yarması gibi adam başladı anlatmaya bu bölgenin abisidir yani mafya bu adama yanlış yapmak demek ölmek demektir eğer işe baslarsan sen sen ol sakın hata etme
    Kapıdaki adamı hem böbürlene böbürlene abisini anlatıyor hem anlattıkça kabarıyordu
    metin anlayacağını anlamıştı oradan ayrılıp mahalleye geldi direk sevginin evinin önünden geçerken siyah bir araba fark etti içinde bir adam oturuyordu herhâlde öylesine biridir diye umursamadı açıkçası eve gidip yattı
    Sabah kalktığında hala araba ve adam oradaydı bunda bir iş var kesin diye içinden geçirdi haksız da değildi
    Durağa gitti sefa daha yeni geliyordu bir şey söylemedi birazdan sevgi gelip dükkanı açtı aynı araba şimdi gelip elli metre ileriye park etti metin durumu anladı bu adam o çirkin suratlının adamıydı
    Sefaya belli etmedi ama durumu anlatmak zorundaydı kardeşim hadi biraz konuşalım çay içelim ne dersin sefa olur dedi kalktılar bir çay bahçesine gidip oturdular metin durumu olduğu gibi anlattı ve tek çare sizin buradan kaçmanız dedi son olarak
    Sefa şaşkındı ama mecburdu da sevgiye bir şey olmasından korkuyordu bu yüzden kabul etti
    Hemen sevgiye telefon edip kıza durumu olduğu gibi anlattı kız kaçmayı mecburen kabul etti
    Metin adamı oyalayacak sefa kızı alıp kaçacaktı
    Birazdan durağa geçtiler plan hazırdı
    Metin adamın yanına gitti
    - selamün aleyküm kardeş araba kaç model satılık mi jantlar yenimi soru yağmuruna tuttu adam birine cevap verse üçüne vermiyordu gözü sevginin dükkanındaydı
    Metin arabanın yanında dolaşıyor sorularına devam ediyordu
    O ara kız dükkandan hızlıca çıktı sefanın arabasına atladı adam hamle yaptı ama metin adamın üstüne atlayıp boğuşmaya başladı
    - ulan size kız kaptırır mıyım diye bağıra bağıra boğuşuyordu kısa süre içinde sefa ve sevgi gözden kayboldu
    Metini ve adamı komşular gelip birbirinden ayırdı
    Adam arabaya bindi neye bulaştığını bilmiyorsun bittin sen diye tehdit savurup gaza bastı
    Metin gece iş bitiminde eve girerken kafasında bir ağırlık hissetti olduğu yere yığıldı.



    Metin gözlerini açtığında karanlık bir odanın içindeydi ölüm sessizliği sarmıştı her yanını elleri oturduğu sandalyenin arkasına bağlıydı ayakları sandalyenin bacaklarına ağzı kapalıydı kan dolu burnundan zorla nefes alabiliyordu ayakları buz kesmişti ayak parmaklarını hissetmiyordu bedeni çıplaktı belki sadece mahremini örtecek kadar kapalıydı nefesi titriyor ve içinden imdat çığlıkları sessiz birer nida gibi göğüs kafesinde yankılanıyordu bir çok uzvunun hissini yitirse de şuuru bilinci açıktı
    Buraya nasıl geldim Allahlım yardım et diye içinden dualar ediyordu
    Kaç saattir burada olduğunu bilmiyordu annesi Züleyha hanımı babası Rüstem beyi ve küçük kardeşi nazlıyı merak ediyordu acaba onlara da ulaştı mı bu deyyuslar diye öfkeyle mırıldandı
    Kurtulmak için sandalyesini sendeletse de başaramadı ve hareket ettikçe plastik kelepçenin kenarları bileklerini daha çok incitiyordu boğulan bir adamın feryadı gibi soluk bir bağırtı yankılandı boş odanın yada deponun buz kesmiş duvarlarında
    Kısa süreli bir sinir krizi geçirdi gücünün kurtulmaya yetmemesi bu lanet yerden kurtulamama kaygısı bütün sinirlerini alt üst etmeye yetmişti daha fazla göz yaşlarını tutumayıp özgür bıraktı
    Kendini ve ruhunu dinlendirmesi gerekiyordu bunun için güzel anıları hatırlamak en güzel çıkış kapısıydı
    Vücudunun bir çok yerinde ağrıları vardı bu ağrıların bazıları öyle şiddetliydi ki dayanılmaz acılar içinde metini kıvrandırıyordu bunlardan kurtulmam gerek en azından biraz olsun unuturum niyetiyle eski günleri güzel günleri anımsamaya başladı
    Henüz çocukken izinsiz girdiği bahçeleri hatırladı önce bahçe sahibinin onları nasıl kovaladığı kaçarken düştüğü fosseptik çukurunda nasıl debelendiğini hatırlayınca acı acı kahkaha attı kendine
    Sonra okulda arkadaşları ile aldıkları bir paket sigarayı saklayacak yer bulamayınca damakları hissizleşinceye kadar içip bitirdiklerini hatırladı
    Sonra ilk aşkını aslında bu acı vericiydi ve kapanan yaralarının yeniden kanaması gibiydi bunun çocukça ve saçma bir fikir olduğunu kabullenip bu kısmı atlıyor
    Sonra askere giderken alkış tutan en büyük asker bizim asker sloganlarına karışmış kendini hatırladı güzel heyecanlı bir gündü bu ufak bir kaza olmuştu konvoyda aracın biri otoyolda raks edercesine giderken başka bir araca toslamış olsa da o gün güzeldi
    Askerliğini hatırladı ilk günden son güne kadar çıktığı görevleri aldığı cezaları karıştığı bir kavgadan dolayı her yanı simsiyah olana kadar sırtında taşıdığı kömürleri hatırladı
    Sonra dönüşünü annesine babasına heyecanla hasretle sarıldığı günü o askerdeyken doğan küçük nazlıyı hatırladı
    O ara demir kapının gıcırdamasını duydu pür dikkat kesilip sesleri dinlemeye başladı yankılanan ayak sesleri adım adım yaklaşıyordu heyecanı hat Safhadaydı çıkmış tutsak olmanın acı vahameti karşısında çaresizce bekliyordu
    Karanlığın içinden tok bir ses yükseldi açın ağzını
    Arkadaşın olacak o piç nerede sevgiyi nereye sakladınız
    Metin nefesini toplamaya çalışıyordu saatlerdir ağzındaki bezin düğümü ağzını uyuşturmuştu güçlükle konuşuyordu
    -arkadaşım kimsesiz olabilir ama piç değil burada bir piç varsa oda muhtemel ki sen ve adamlardan başkası değil
    Suratına inen bir yumrukla sandalyeyle beraber sağ tarafa doğru savrulup düştü yumruğun ve düşünce başını beton zemine çarpmasına dayalı kısa süreli bir bilinç kaybına uğradı dev gibi iki el tutup kaldırdı yerden metin kendine gelmeye çalışıyordu
    Yüreği ve bütün varlığı çirkinliğin en dibine vurmuş bu namert ses tekrar ediyordu
    -Neredeler söyle yoksa buradan çıkman muhtemel bile değil seni öyle
    -bilmiyorum bilsem de o masum çocukları sana nasıl teslim edeceğimi düşünüyorsun ahmak herif
    Devam edemeden bir yumruk daha patlıyor metinin suratına ve yine kan revan yerde
    - ben biliyorum seni nasıl konuşturacağımı piç oğlu piç. Alın şu mendeburun babasını içeriye açın gözlerini
    Emri uygulayan devasa boyuttaki haydut kılıklı herif metinin gözlerini açtı
    Uzun zamandır kapalı olan gözleri hiçbir şey görmüyordu bir kaç dakika sonra metinin babası Rüstem beyin sesi duyuldu
    -iyiminsin oğlum ağlayan inleyen bir babanın feryadıydı bu
    -- iyiyim baba şükürler olsun iyiyim
    -evladım ne oluyor burada kim bu adamlar bizi niye getirdiler buraya kötü bir şey mi yaptın sen
    -hayır baba müsterih ol senin başını önüne eğecek hiçbir şey yapmadım
    -evladım niye buradayız öyleyse kim bu kılıksız adamlar
    Çirkin suratlı çirkin yürekli adam o pis sesiyle gürledi
    -oğlun olacak bu hergele ile arkadaşı piç sefa bir kız kaçırdı sefa ve kız ortalarda yok eğer oğlun konuşmazsa ilk seni öldüreceğim hadi söyle yavrucuğuna da seni kurtarsın
    Metine dönüp pis pis sırıtarak metin babanı kurtarmayacak mısın hadi söyle nerede olduklarını babanı anneni ve nazlıyı al git buradan söz bir şey yapmayacağım
    Bu kelimeleri sıralarken kıllı çirkin suratı hain gülümsemelerle metine bakıyordu
    -evladım biliyorsan söyle de gidelim buradan hadi oğlum annen ve kardeşin diğer odada yaşlı babanı anneni kardeşini düşün
    -metin ağlamaya başlamıştı babacığına acı acı bakıyordu
    Yemin ediyorum ki bilmiyorum baba bırak babamı aşağılık herif bırak bırak diye. metin inliyordu dev gibi adam Rüstem beye öyle bir yumruk indirdi ki Rüstem bey muhtemelen yere fırladığını bile anlayamadan bayılmıştı
    Metin öyle feryat etti ki baba diye bütün odanın duvarları metinin sesine eşlik edip baba diye haykırıyordu.
    Çirkin adam emri verdi kaldır şu yaşlı bunağı
    - konuş lan şerefsiz konuş babanı hiç mi sevmiyorsun adamın senin yüzünden düştüğü hale bak sen nasıl bir evlatsın hayırsız piç
    Metin çırpınıyordu ama nafile kurtaramıyordu ellerini ayaklarını
    - ..... çocuğu ..... çocuğuuu diye metin ciğerlerini yırtarcasına kadar bağırıyordu
    Çirkin surat belindeki tabancayı çekip Rüstem beye üç el ateş etti
    Rüstem bey bir dakika kadar çırpınarak ruhunu teslim ederken gözleri oğlu metine bakıyordu
    Metin şoka girmiş neye uğradığını şaşırmış öylece baka kaldı nefesi tutuldu sesi kısıldı yok oldu resmen
    Çirkin surat yeni bir emir verdi
    - kaldırın şu vadesi buraya kadar olan mendeburu annesini getirin
    Metin ne yapacağını ne diyeceğini bilmiyordu babasının ayaklarından iki kişi tutup odanın karanlık köşesine çektiler sürükleyerek
    Metin karanlıkta babası kaybolana kadar izledi hala kendinde değildi babası dünyası her şeyi yıkıldı aklı bulanıktı bildiği ne varsa unutmuştu kolları ayakları başı her yeri uyuşmuş gücünü tamamen yitirmişti
    Az sonra annesini içeriye aldılar annesi Züleyha hanımı kollarından sürükleyerek getirip sandalyeye az önce babasının oturduğu yere oturttular
    Annesi metinim diye feryat etti oğlunu görünce ama omuzlarında ki iki büyük el yüzünden kalkamadı kadıncağız.
    Metin annem özür dilerim annem seni kurtaracak kadar bir şey bilmiyorum vallahi bilmiyorum yalvarıyorum bırakın annemi Allah rızası için annemi bırakın bilmiyorum bilmiyorum diye inliyordu
    Çirkin suratlı adam Züleyha hanımın kulağına doğru eğilip
    - sen nasıl bir annesin şu yetiştirdiğin çocuğa bak az önce babasının ölümüne sebep oldu şimdi senin ölümüne sebep olacak ama merak etme ben cezasını vereceğim sen sakin ol ben çok bir şey istemiyorum
    Sesini güreştirerek şu yavşak oğluna söyle kızın yerini söylesin diye bağırdı.
    Züleyha hanım korkarak evladım ne diyor bir adam baban nerede sen mi öldürdün babanı ne diyor bu adam
    Metinin dünyası kararmış kısık sesiyle hayır anne babamı sadakatim ve dürüstlüğüm öldürdü bu adam öldürdü anne babamı öldürdü derken hüngür hüngür ağlıyordu
    Şimdi Züleyha hanımda ağlamaya başlamıştı
    - evladım söyle değer miydi bunca şeye ne olur söyle kurtar bizi anacığı yalvarıyordu resmen oğluna
    Metin yemin ediyordu vallahi bilmiyorum anne bilsem söylemez miyim babam öldü sen buradasın kardeşim burada bilsem söylemem mi
    Çirkin surat atıldı lafa
    Bak oğlum söyle nerde olduklarını yoksa annenin de sonu baban gibi olacak inat etme lan yemişim dostluğunu arkadaşlığını annenden babandan daha mı kıymetli o piç söyle kurtulun hadi
    Metin yalvarıyor yeminler ediyordu kafayı kıza takmış çirkin surat tatmin olmuyor daha çok baskı uyguluyordu metinden bir şey çıkamayınca tek el ateş sesi odayı hüzne boğmuştu
    Züleyha hanım sandalyeden yere yuvarlanıp oracıkta kaldı
    Metin anne diye feryat etti ki artık sesi çıkmıyordu bile bağırmaktan sesi kısılmıştı kolu kanadı kırıldı daha fazla dayanamayıp bayıldı
    Çirkin surat emri verdi ayıltın şunu kaldırın su kadını yerden ulan bir inat uğruna iki kişiyi mort ettik iyimi bastı kahkahayı
    Metinin kafasına serpilen su ile kendine gelmişti
    - Allah belanı versin Allah seni kahretsin vicdansız köpek diye inliyor ve ekliyordu beni öldürseydin keşke onların ne günahı vardı zalim zulümkâr Allah belanı versin diye ağlıyordu
    Çirkin surat yeniden konuşmaya başladı ulan şerefsiz suçlu ben miyim ben öldürmedim senin zavallı anneni babanı sen öldürdün sen, senin inadın öldürdü
    Ama merak etme birazdan acılarına son vereceğim annene babana kavuşacaksın ha nazlıyı merak etme o artık benim benden aldığınızın karşılığında kardeşini senden alıyorum açıkçası bu alışverişi sevdim
    Metinin kanı donmuştu bu domuz herifin söyledikleri karşısında
    - vur ulan .... çocuğu vur bilsem de artık söylemem canın cehenneme senin diye küfürleri sıralarken çirkin surat tabancasında kalan 10 mermiyi metinin vücuduna rast gele boşalttı
    Zavallı metin vücudu delik-deşik bir hâlde sandalyenin üzerinde kalmıştı gözleri annesine doğru ışığını usulca kaybetti.
    Geber piç geber diye gürledikten sonra adamlarına emri verdi bunların leşini yakın bunlardan geriye toz bile kalmasın.
    Son emri verip çıktı nazlının yanına gidip yüzündeki vahşeti gizleyerek artık sen benimlesin sevgi dedi
    -hayır benim adım nazlı
    Çirkin surat anneni babanı ağabeyini kaybettik trafik kazası geçirdiler onlar artık yoklar anladın mı artık sen ve ben varız biz ikimiz hadi şimdi sana yeni elbiseler alalım bu kötü günü unutalım gitsin ne dersin
    Nazlı ağlıyordu annesine babasına ağabeyine kimsesi kalmamıştı nereye kime gideceğini bilmiyordu korkuyordu ve bu adamla gitmesi gerektiğini çocuk bile olsa idrak edebilmişti yaşlı gözlerini koluna sile sile çirkin suratlı bu adamın elini tuttu ve usulca yürüyüp gecenin karanlığında uzaklaştılar oradan....

    Semavi