• Yalnız yaşayan erkeklerde 8, kadınlarda ise 3 yıl daha düşük ömür tespiti mevcutken, damar sertliği, kalp krizi geçirme, beyin damar tıkanıklığı, felç ve inme geçirme gibi rahatsızlıklar, yalnız yaşayan aşktan ve sevgiden uzak olan insanlarda yüzde 30-35 oranında daha fazla olduğu tespitler arasındadır.
  • Damar tıkanıklığı ve yüksek tansiyon riskinin, zayıf insanlarda daha yüksek olduğunu belirtmiştim. Dolayısıyla bu grupta kalp krizi ve felç riski de şişman insanlara kıyasla daha yüksektir. Ayrıca kalp krizi geçirildiğinde zayıf birinin krizin etkisiyle ölme riski, şişman birine göre daha yüksektir.
  • 1- OSMAN GAZİ (1281 - 1326)

    Babası: Ertuğrul Gazi
    Annesi: Halime Hatun
    Doğumu: Söğüt, 1258
    Ölümü: Bursa, 1326
    Saltanatı: 1281 - 1326
    Devlet Sınırları: 16.000 km2
    Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği
    2- ORHAN GAZİ (1326 - 1359)

    Babası: Osman Gazi
    Annesi: Malhun Hatun
    Doğumu: 1281
    Ölümü: 1360
    Saltanatı: 1326 - 1359
    Devlet Sınırları: 95.000 km2
    Ölüm Sebebi: Felç

    3- SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR (I. MURAD) (1359 - 1389)

    Babası: Orhan Gazi
    Annesi: Nilüfer Hatun
    Doğumu: 1326
    Ölümü: 1389
    Saltanatı: 1359 - 1389
    Devlet Sınırları: 500.000 km2
    Ölüm Sebebi: I. Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri olan Milos Obilic tarafından hançerlenerek öldürüldü.
    4- SULTAN YILDIRIM BAYEZİD (I. BAYEZİD) (1389 - 1403)

    Babası: Murad Hüdavendigar
    Annesi: Gülçiçek Hatun
    Doğumu: 1360
    Ölümü: 8 Mart 1403
    Saltanatı: 1389 - 1403
    Ölüm Sebebi: Yıldırım Bayezid 8 Mart 1403'te Akşehir'de nedeni hala bilinmeyen, esrarengiz bir şekilde ölmüştür. İbn Arabşah eserlerinde eceliyle öldüğünü yazar.
    5- SULTAN MEHMED ÇELEBİ ( I. MEHMED) (1413 - 1421)

    Babası: Yıldırım Bayezid
    Annesi: Devlet Hatun
    Doğumu: 1389
    Ölümü: 26 Mayıs 1421
    Saltanatı: 1413 - 1421
    Ölüm Sebebi: Sultan Mehmed Çelebi, Edirne'de at sırtındayken felç geçirip düşmüş ve yaralanmıştır. Ölüm döşeğindeyken oğlu Murat'ın çağırılmasını ve o gelene kadar ölüm haberinin gizlenmesini emretmiştir. Amasya'da Vali olan Murat'ın Bursa'ya gelmesine kadar olan 42 günlük süreçte I. Mehmed'in ölümü gizlenmiştir. I. Mehmed ölümü gizlenen ilk padişah olmuştur.

    6- SULTAN II. MURAD (1421 - 1451)

    Babası: Çelebi Mehmed
    Annesi: Emine Hatun
    Doğumu: 1402
    Ölümü: 3 Şubat 1451
    Saltanatı: 1421 - 1451
    Ölüm Sebebi: Şiddetli bir baş ağrısı sonucu yatağa düşmüş ve 3 gün sonra ölmüştür. Ölüm sebebi beyin kanaması veya beyindeki bir tümördür.
    7- FATİH SULTAN MEHMED (II. MEHMED) (1451 - 1481)

    Babası: İkinci Murad
    Annesi: Huma Hatun
    Doğumu: 29 Mart 1432
    Ölümü: 3 Mayıs 1481
    Saltanatı: 1451 - 1481
    Devlet Sınırları: 2.214.000 km2
    Ölüm Sebebi: Fatih, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıkarken yolun başında hastalanmış ve 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında ölmüştür. Ya gut hastalığından ya da zehirlendiğinden dolayı öldüğü sanılmaktadır.
    8- SULTAN II. BAYEZİD (1481 - 1512)

    Babası: Fatih Sultan Mehmed
    Annesi: Mükrime Hatun
    Doğumu: 3 Aralık 1447
    Ölümü: 26 Mayıs 1512
    Saltanatı: 1481 - 1512
    Devlet Sınırları: 2.375.000 km2
    Ölüm Sebebi: Sultan II. Bayezid İstanbul'dan Dimetoka'ya doğru yola çıkmıştı. Fakat hastalıktan dolayı yola at üzerinde değil tahtırevanla devam etti. Yola tamamlamaya ömrü yetmeyen II. Bayezid yola çıkışından 32 gün sonra Edirne yakınlarında vefat etti.

    9- YAVUZ SULTAN SELİM (1512 - 1520)

    Babası: Sultan İkinci Bayezid
    Annesi: Gülbahar Hatun
    Doğumu: 10 Ekim 1470
    Ölümü: 21-22 Eylül 1520
    Saltanatı: 1512 - 1520
    Devlet Sınırları: 6.557.000 km2
    Ölüm Sebebi: Kanser
    10- KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (1520 - 1566)

    Babası: Yavuz Sultan Selim
    Annesi: Hafsa Hatun
    Doğumu: 27 Nisan 1495
    Ölümü: 6-7 Eylül 1566
    Saltanatı: 1520 - 1566
    Devlet Sınırları: 14.983.000 km2
    Ölüm Sebebi: Sigetvar Kuşatmasının son günü 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece beyin kanamasından ölmüştür.
    11- SULTAN II. SELİM (1566 - 1574)

    Babası: Kanuni Sultan Süleyman
    Annesi: Hürrem Sultan
    Doğumu: 28 Mayıs 1524
    Ölümü: 15 Aralık 1574
    Saltanatı: 1566 - 1574
    Devlet Sınırları: 15.162.000 km2
    Ölüm Sebebi: Düşmeye bağlı gögüş soşluğu kanaması ve beyin travması.
    12- SULTAN III. MURAD (1574 - 1595)

    Babası: Sultan İkinci Selim
    Annesi: Afife Nur Banu Hatun
    Doğumu: 4 Temmuz 1546
    Ölümü: 15-16 Ocak 1595
    Saltanatı: 1574 - 1595
    Devlet Sınırları: 19.902.000 km2
    Ölüm Sebebi: Prostat Kanseri
    13- SULTAN III. MEHMED (27 Ocak 1595 - 1603)

    Babası: Sultan Üçüncü Murad
    Annesi: Safiye Sultan
    Doğumu: 26 Mayıs 1566
    Ölümü: 20-21 Aralık 1603
    Saltanatı: 27 Ocak 1595 - 1603
    Ölüm Sebebi: Kalp Krizi
    14- SULTAN I. AHMED (21 Aralık 1603 - 1617)

    Babası: Sultan Üçüncü Mehmed
    Annesi: Handan Sultan
    Doğumu: 18 Nisan 1590
    Ölümü: 21-22 Kasım 1617
    Saltanatı: 21 Aralık 1603 - 1617
    Ölüm Sebebi: 27 yaşındayken mide kanserinden ölmüştür.
    15- SULTAN I. MUSTAFA (I. Dönem: (1617 - 1618), II. Dönem: (1622 - 1623))

    Babası: Sultan Üçüncü Mehmed
    Annesi: Handan Sultan
    Doğumu: 1592
    Ölümü: 20 Ocak 1639
    Saltanatı: İki Dönem
    1. Dönem : 22.11.1617 - 26.02.1618
    2. Dönem : 19.05.1622 - 10.09.1623
    Ölüm Sebebi: Sara Nöbeti
    16- SULTAN GENÇ OSMAN (II. OSMAN) (1618 - 1622)

    Babası: Sultan Birinci Ahmed
    Annesi: Mahfiruz Haseki Sultan
    Doğumu: 3 Kasım 1604
    Ölümü: 20 Mayıs 1622
    Saltanatı: 26 Şubat 1618 - 1622
    Ölüm Sebebi: Asker isyanı sırasında Sarazam Davut paşa ve yanındakiler tarafından boğularak öldürülmüştür.
    17- SULTAN IV. MURAD (1623 - 1640)

    Babası: Sultan Birinci Ahmed
    Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan
    Doğumu: 27 Temmuz 1612
    Ölümü: 8 - 9 Şubat 1640
    Saltanatı: 10 Eylül 1623 - 1640
    Ölüm Sebebi: Siroz veya Damla Hastalığı
    18- SULTAN I. İBRAHİM (1640 - 1648)

    Babası: Sultan Birinci Ahmed
    Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan
    Doğumu: 05 Kasım 1615
    Ölümü: 18 Ağustos 1648
    Saltanatı: 09 Şubat 1640 - 1648
    Ölüm Sebebi: Boğarak öldürülmüştür. Tahttan inidirilen Sulran İbrahim kapatıldığı yerde durmamış feyatları heryeri inletmiştir. Sultan İbrahimi yeniden tahta çıkarmak isteyenlerin sayısı artınca Kösem Sultan ve diğer ileri gelenler Sultanı boğdurtmuşlardır.
    19- SULTAN IV. MEHMED (1648 - 1687)

    Babası: Sultan Birinci İbrahim
    Annesi: Turhan Hatice Sultan
    Doğumu: 02 Ocak 1642
    Ölümü: 06 Ocak 1693
    Saltanatı: 08 Ağustos 1648 - 1687
    Ölüm Sebebi: Zaatüre
    20- SULTAN II. SÜLEYMAN (09 Kasım 1687 - 1891)

    Babası: Sultan Birinci İbrahim
    Annesi: Saliha Dilaşub Sultan
    Doğumu: 15 Nisan 1642
    Ölümü: 22 haziran 1691
    Saltanatı: 09 Kasım 1687 - 1691
    Ölüm Sebebi: Böbrek Yetmezliği
    21- SULTAN II. AHMED (1691 - 1695)

    Babası: Sultan Birinci İbrahim
    Annesi: Hatice Muazzez Sultan
    Doğumu: 25 Şubat 1643
    Ölümü: 06 Şubat 1695
    Saltanatı: 22 Haziran 1691 - 1695
    Ölüm Sebebi: Edirne'de kalp yetmezliğinden dolayı vefat etti.
    22- SULTAN II. MUSTAFA (1695 - 1703)

    Babası: Sultan Dördüncü Mehmed
    Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
    Doğumu: 06 Şubat 1664
    Ölümü: 29 Aralık 1703
    Saltanatı: 06 Şubat 1695 - 22 Ağustos 1703
    Ölüm Sebebi: Bir isyan sonucu tahttan indirien II. Mustafa yaşadığı kederin de etkisiyle prostat kanserinden vefat etti.
    23- SULTAN III. AHMED (1703 - 1730)

    Babası: Sultan Dördüncü Mehmed
    Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
    Doğumu: 30 Aralık 1673
    Ölümü: 01 Temmuz 1736
    Saltanatı: 1703 - 1 Ekim 1730
    Ölüm Sebebi: Patrona Halil İsyanı sonucu tahttan indirilen III. Ahmed yıllarca topkapı sarayında hapis hayatı yaşadıktan sonra şeker hastalığından dolayı vefat etti.
    24- SULTAN I. MAHMUD (1730 - 1754)

    Babası: Sultan İkinci Mustafa
    Annesi: Saliha Valide Sultan
    Doğumu: 02 Ağustos 1696
    Ölümü: 13 Aralık 1754
    Saltanatı: 2 Ekim 1730 - 1754
    Ölüm Sebebi: Cuma namazı dönüşü attan düşüp beyin kanaması geçirdi, beyin kanamasına bağlı ölüm gerçekleşti.
    25- SULTAN III. OSMAN (1754 - 1757)

    Babası: Sultan İkinci Mustafa
    Annesi: Şehsuvar Valide Sultan
    Doğumu: 02 Ocak 1699
    Ölümü: 30 Ekim 1757
    Saltanatı: 13 Aralık 1754 - 1757
    Ölüm Sebebi: Şirpençe
    26- SULTAN III. MUSTAFA (1757 - 1774)

    Babası: Sultan Üçüncü Ahmed
    Annesi: Mihrişah Sultan
    Doğumu: 28 Ocak 1717
    Ölümü: 21 Ocak 1774
    Saltanatı: 30 Ekim 1757 - 1774
    Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği
    27- SULTAN I. ABDÜLHAMİD (1774 - 1789)

    Babası: Sultan Üçüncü Ahmed
    Annesi: Rabia Şermi Sultan
    Doğumu: 20 Mart 1725
    Ölümü: 07 Nisan 1789
    Saltanatı: 21 Ocak 1774 - 1789
    Ölüm Sebebi: Beyin Kanaması
    28- III. SELİM (1789 - 1807)

    Babası: Sultan Üçüncü Mustafa
    Annesi: Mihrişah Sultan
    Doğumu: 24 Aralık 1761
    Ölümü: 28 Temmuz 1808
    Saltanatı: 07 Nisan 1789 - 29 Mayıs 1807
    Ölüm Sebebi: Boğularak öldürüldü. Padişah IV. Mustafa'nın emriyle boğdurulmuştur. III. Selim ile onu idam etmeye gelen yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği söylenmektedir.
    29- SULTAN IV. MUSTAFA (1807 - 1808)

    Babası: Sultan Birinci Abdulhamid
    Annesi: Nüketseza Kadın Sultan
    Doğumu: 08 Eylül 1779
    Ölümü: 16 Kasım 1808
    Saltanatı: 29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808
    Ölüm Sebebi: Boğularak Öldürüldü. IV. Mustafa, III. Selim'e yaptırdığının aynısını yaşadı. IV. Mustafa'yı askerlere boğdurtan ise II. Mahmud'du.
    30- SULTAN II. MAHMUD (1808 - 1839)

    Babası: Sultan Birinci Abdulhamid
    Annesi: Nakşidil Valide Sultan
    Doğumu: 20 Temmuz 1785
    Ölümü: 01 Temmuz 1839
    Saltanatı: 28 Temmuz 1808 - 1839
    Ölüm Sebebi: Verem
    31- SULTAN I. ABDÜLMECİD (1839 - 1861)

    Babası: Sultan İkinci Mahmud
    Annesi: Bezm-i Alem Valide Sultan
    Doğumu: 25 Nisan 1823
    Ölümü: 25 Haziran 1861
    Saltanatı: 01 Temmuz 1839 - 1861
    Ölüm Sebebi: Tanzimat dönemini başlatan I. Abdülmecid de babasının kaderini yaşadı. Veremden vefat etti.
    32- SULTAN ABDÜLAZİZ (1861 - 1876)

    Babası: Sultan İkinci Mahmud
    Annesi: Pertevniyal Valide Sultan
    Doğumu: 08 Şubat 1830
    Ölümü: 04 Haziran 1876
    Saltanatı: 25 Haziran 1861 - 30 Mayıs 1876
    Ölüm Sebebi: Sultan İkinci Mahmud tahttan indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876'da Feriye Sarayı'nda bilekleri kesilmiş bir halde bulunmuştur. Padişahın üzüntüden intihar ettiği söylense de öldürülmüş olma ihtimali de çok yüksektir.
    33- SULTAN V. MURAD (30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Şevk Efza Kadın Efendi
    Doğumu: 21 Eylül 1840
    Ölümü: 29 Ağustos 1904
    Saltanatı: 30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876
    Ölüm Sebebi: Tahtta en kısa süre kalan ve Osmanlı'nın ilk ve tek piyanist padişahı olan V. Murad şeker hastalığından dolayı vefat etmiştir.
    34- SULTAN II. ABDÜLHAMİT (1876 - 1909)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Tir-i Müjgan Kadın Efendi
    Doğumu: 21 Eylül 1842
    Ölümü: 10 Şubat 1918
    Saltanatı: 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
    Ölüm Sebebi: Verem
    35- SULTAN MEHMED REŞAD (V. MEHMED) (1909 - 1918)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Gülcemal Kadın Efendi
    Doğumu: 02 Kasım 1844
    Ölümü: 03 Temmuz 1918
    Saltanatı: 27 Nisan 1909 - 1918
    Ölüm Sebebi: Şeker
    36- SULTAN MEHMED VAHDEDDİN (VI. MEHMED) (1918 - 1922)

    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Gülistu Kadın Efendi
    Doğumu: 02 Şubat 1861
    Ölümü: 15 Mayıs 1926
    Saltanatı: 04 Temmuz 1918 - 01 Kasım 1922
    Ölüm Sebebi: San-Remo'da 16 Mayıs 1926'da kalp krizinden vefat etmiştir.
  • Herkes kalp krizi geçirir,
    benimkisi tıp tarihine geçecek.
    Beyin krizi!
  • Zafer ve Zeynep başkahramanlarımız...
    Zafer, 35 yaşında yakışıklı, çekici, başarılı bir beyin cerrahı aynı zamanda hastanenin ortağı, pek gülmeyen daha doğrusu hiç gülmeyen, şaka yapmayan, aşka inanmayan, ciddi ilişkilerden uzak, evlenmeyi hiç düşünmeyen, yalnızlıktan hoşlanan, ciddi bir adam..
    Zeynep ise, 23 yaşında , güzel, çekici, hep gülümseyen, hayat dolu ve iç mimarlık bölümünde son sınıf öğrencisi.
    Yani ikisi de çok zıt karakterlere sahip. Ama kader Onları karşılaştırıyor.
    Zafer, ortağının kızının düğünden dönerken yolda Zeynep ile karşılaşır ilk başta arabasına almaz. Sonra Zafer'in tekerleklerinin havasında sorun olur bir benzinliğe girer ve lastik sorununu hallettiğinde tekrardan Zeynep'i görür ve Ona yardım etmeye karar verir.
    Zeynep, üniversitede ki genç ve yakışıklı hocasına aşıktır ve Onunla çıkmaya başladıklarından bir hafta sonra Onunla birlikte olur ve hamile kalmıştır. Ailesi bunu anlar ve ağabeyi onu dövüp gecenin bir vakti evden dışarı atar üzerindeki kıyafetlerle hem de ayakkabısız. Zeynep'te amcasının evine gider ama amcası da Onu eve kabul etmez sokakta kalmıştır. Zafer kıza acır ve yardım etmeye karar verir. İstanbul'a kadar beraber giderler, hatta Onu evine bırakır ama kızın ev sahibi Onu eve almaz.Çünkü ailesi ev sahibini aramıştır ve eve alınmamasını istemiştir. işte şimdi tam sokakta kalmıştır. Kürtaj yaptıracak parası da yoktur, evi de...ve bebeğinin babası ne Onu ne de bebeği kabul etmemektedir. zafer Onu kendi evine götürür ve ona burs vermeye karar verir. Çocuğu doğurması gerektiğini söyler.tabi kararı Ona bırakır.Sonra Ona ev bulmada yardımcı olur bu süre zarfında Zafer evde Onun olmasına iyice alışmıştır her sabah evde kahvaltı yapmak ve akşamları evde hazır yemek ve sürekli gülümseyen , şaka yapan, hayat dolu bir kız Ona iyi gelmektedir. Artık Onun evden gitmesine istemediğine karar verir ve ona Onunla kalmasını ister , aynı evi paylaşmalarını ister Zeynep ev de bulamadığı için mecburen kabul eder
    Bu arada aralarında çekim artmaktadır ikisi de birbirine aşık olmaya başlar ve tabi ki saklarlar. Zeynep'in annesinin kalp krizi geçirdiği haberini duyar ve Onun yanına gider. Zafer Orada Zeynep'in ailesinin Ona kötü davranmalarına dayanamayıp Onunla evleneceklerini söyler. Zeynep şok olur, ilk başta kabul etmez ama bilmiyor ki Zafer gerçekten istiyor. İşte işler böyle devam eder.
    Fatih Murat ARSAL'IN çook beğendiğim bir romanı daha... Kesinlikle tavsiye ediyorum.....
  • Metin sefanın asker arkadaşıydı aynı durakta taksi şoförlüğü yapıyordular duraklarının karşısında bayan kuaförü vardı ve sevgi burada çalışan kızlardan biriydi
    Metin sevgiye tutulmuştu daha ilk gördüğü günden itibaren aşık olmuştu fakat bu aşkı kendinden başka kimseye söyleyemedi
    Günler birbirini kovalarken sefa metine aksam konuşalım kardeşim işten sonra hem yemek yeriz hem bir konuşmam gerek seninle
    Metin tabiki akşam görüşürüz kardeşim deyip müşteriye gitti
    Akşam buluştu iki arkadaş
    Metin sordu kardeşine
    -evet kardeşim anlat bakalım
    Sefa söze nasıl başlayacağını bilemedi önce sonra sevgi var ya dedi kuaförde çalışan
    - ee ne olmuş sevgiye
    - abi ben o kıza çok fena aşık oldum
    Metin ne diyeceğini bilemedi donakaldı çünkü en sevdiği arkadaşı ile aynı kıza aşık olmuştu ama artık çok geçti zaten söyleyememişti artık hiç söyleyemezdi de
    - biz iki gündür konuşuyoruz sanırım aradığım kadını yani eşim olacak kadını buldum
    Sevginin kimi kimsesi yoktu sefa ile ortak yanları ikisi de yetimhanede büyümüşler yaşları dolunca ayrılıp kendi hayatlarını itam ediyorlardı zaten birbirlerine de böyle yaklaşmış kaderdaş olmuşlardı birbirlerinden başka kimseleri yoktu
    Metin belli etmeden çok sevindim kardeşim Mevla’m hayırlı etsin inşallah dedi ve muhabbeti böylelikle noktalamış oldu yani araya girmeyi bırak metin tamamen teslim olmuştu bu duruma nasip dedi ve konuyu kendi içinde kapattı
    Bir kaç gün sonra son model bir araba kuaförün önüne park etti içinden iri yarı bir adam ve çirkin suratlı bir adam çıkıp kuaföre daldı
    Çirkin suratlı adamın işlettiği barın gözde konsomatristi içlerdeydi ve zorla çıkarmaya çalışıyordu
    Sevgi duruma müdahale etmek istedi çirkin suratlı bu mendebur adama bağırdı çirkin dışarı polis çağıracağım yoksa
    Çirkin suratlı adam kadını adamına doğru itip tut şunu dendikten sonra sevgiye yaklaştı
    Sende fena değilsin haaa istersen sende gel benimle çok para kazanırsın ne dersin
    Bu iğrenç teklif sonrasında sevgi çığlık attı metin sefa ve iki taksici daha kuaföre daldı ne oluyor diye
    Çirkin suratlı adam tehditkâr bir şekilde sevgiye seninle görüşeceğiz ufaklık dedi
    Sefa atıldı kimsin lan sen ne görüşeceksin diye arbede başladı kavgayı diğer dükkândan gelenler ayırdı
    Çirkin suratlı adam kapıdan çıkarken görürsün seni alacağım diye bağırdı
    Sefa ve metini zapt etmek hayli zordu ama çirkin suratlı adam istediğini almak için mutlaka geri gelecekti adamlarından birine emri verdi bu kızı takibe alın
    - tamam abi
    Bir kaç gün sonra bir müşteriyi bırakıyordu barın birinin önüne burası oldukça lüks biriydi tam adam inerken çirkin suratlı adamı gördü on metre ilerisinde arabadan indi o kadında onun yanındaydı kapıdakiler saygı hürmet gösterip içeri aldılar
    Metin arabadan inip kapıdaki adamlara yaklaştı
    -pardon bir şey sorabilir miyim? Bu içeri giren adam kimdi
    Ne yapacaksın yok geçen benim taksiye bindi buranın adresini verdi is teklif etti bu yanında ki ablayı sanırım evden alıp buraya buradan alıp eve götürmek için bu yüzden gelirsen yardımcı olurum sana dedi bende kimden yardım istiyorum kime çalışacağım bilmek istedim yoksa benim ne işim olabilir ki
    Kapıdaki yalaka iri yarı çam yarması gibi adam başladı anlatmaya bu bölgenin abisidir yani mafya bu adama yanlış yapmak demek ölmek demektir eğer işe baslarsan sen sen ol sakın hata etme
    Kapıdaki adamı hem böbürlene böbürlene abisini anlatıyor hem anlattıkça kabarıyordu
    metin anlayacağını anlamıştı oradan ayrılıp mahalleye geldi direk sevginin evinin önünden geçerken siyah bir araba fark etti içinde bir adam oturuyordu herhâlde öylesine biridir diye umursamadı açıkçası eve gidip yattı
    Sabah kalktığında hala araba ve adam oradaydı bunda bir iş var kesin diye içinden geçirdi haksız da değildi
    Durağa gitti sefa daha yeni geliyordu bir şey söylemedi birazdan sevgi gelip dükkanı açtı aynı araba şimdi gelip elli metre ileriye park etti metin durumu anladı bu adam o çirkin suratlının adamıydı
    Sefaya belli etmedi ama durumu anlatmak zorundaydı kardeşim hadi biraz konuşalım çay içelim ne dersin sefa olur dedi kalktılar bir çay bahçesine gidip oturdular metin durumu olduğu gibi anlattı ve tek çare sizin buradan kaçmanız dedi son olarak
    Sefa şaşkındı ama mecburdu da sevgiye bir şey olmasından korkuyordu bu yüzden kabul etti
    Hemen sevgiye telefon edip kıza durumu olduğu gibi anlattı kız kaçmayı mecburen kabul etti
    Metin adamı oyalayacak sefa kızı alıp kaçacaktı
    Birazdan durağa geçtiler plan hazırdı
    Metin adamın yanına gitti
    - selamün aleyküm kardeş araba kaç model satılık mi jantlar yenimi soru yağmuruna tuttu adam birine cevap verse üçüne vermiyordu gözü sevginin dükkanındaydı
    Metin arabanın yanında dolaşıyor sorularına devam ediyordu
    O ara kız dükkandan hızlıca çıktı sefanın arabasına atladı adam hamle yaptı ama metin adamın üstüne atlayıp boğuşmaya başladı
    - ulan size kız kaptırır mıyım diye bağıra bağıra boğuşuyordu kısa süre içinde sefa ve sevgi gözden kayboldu
    Metini ve adamı komşular gelip birbirinden ayırdı
    Adam arabaya bindi neye bulaştığını bilmiyorsun bittin sen diye tehdit savurup gaza bastı
    Metin gece iş bitiminde eve girerken kafasında bir ağırlık hissetti olduğu yere yığıldı.



    Metin gözlerini açtığında karanlık bir odanın içindeydi ölüm sessizliği sarmıştı her yanını elleri oturduğu sandalyenin arkasına bağlıydı ayakları sandalyenin bacaklarına ağzı kapalıydı kan dolu burnundan zorla nefes alabiliyordu ayakları buz kesmişti ayak parmaklarını hissetmiyordu bedeni çıplaktı belki sadece mahremini örtecek kadar kapalıydı nefesi titriyor ve içinden imdat çığlıkları sessiz birer nida gibi göğüs kafesinde yankılanıyordu bir çok uzvunun hissini yitirse de şuuru bilinci açıktı
    Buraya nasıl geldim Allahlım yardım et diye içinden dualar ediyordu
    Kaç saattir burada olduğunu bilmiyordu annesi Züleyha hanımı babası Rüstem beyi ve küçük kardeşi nazlıyı merak ediyordu acaba onlara da ulaştı mı bu deyyuslar diye öfkeyle mırıldandı
    Kurtulmak için sandalyesini sendeletse de başaramadı ve hareket ettikçe plastik kelepçenin kenarları bileklerini daha çok incitiyordu boğulan bir adamın feryadı gibi soluk bir bağırtı yankılandı boş odanın yada deponun buz kesmiş duvarlarında
    Kısa süreli bir sinir krizi geçirdi gücünün kurtulmaya yetmemesi bu lanet yerden kurtulamama kaygısı bütün sinirlerini alt üst etmeye yetmişti daha fazla göz yaşlarını tutumayıp özgür bıraktı
    Kendini ve ruhunu dinlendirmesi gerekiyordu bunun için güzel anıları hatırlamak en güzel çıkış kapısıydı
    Vücudunun bir çok yerinde ağrıları vardı bu ağrıların bazıları öyle şiddetliydi ki dayanılmaz acılar içinde metini kıvrandırıyordu bunlardan kurtulmam gerek en azından biraz olsun unuturum niyetiyle eski günleri güzel günleri anımsamaya başladı
    Henüz çocukken izinsiz girdiği bahçeleri hatırladı önce bahçe sahibinin onları nasıl kovaladığı kaçarken düştüğü fosseptik çukurunda nasıl debelendiğini hatırlayınca acı acı kahkaha attı kendine
    Sonra okulda arkadaşları ile aldıkları bir paket sigarayı saklayacak yer bulamayınca damakları hissizleşinceye kadar içip bitirdiklerini hatırladı
    Sonra ilk aşkını aslında bu acı vericiydi ve kapanan yaralarının yeniden kanaması gibiydi bunun çocukça ve saçma bir fikir olduğunu kabullenip bu kısmı atlıyor
    Sonra askere giderken alkış tutan en büyük asker bizim asker sloganlarına karışmış kendini hatırladı güzel heyecanlı bir gündü bu ufak bir kaza olmuştu konvoyda aracın biri otoyolda raks edercesine giderken başka bir araca toslamış olsa da o gün güzeldi
    Askerliğini hatırladı ilk günden son güne kadar çıktığı görevleri aldığı cezaları karıştığı bir kavgadan dolayı her yanı simsiyah olana kadar sırtında taşıdığı kömürleri hatırladı
    Sonra dönüşünü annesine babasına heyecanla hasretle sarıldığı günü o askerdeyken doğan küçük nazlıyı hatırladı
    O ara demir kapının gıcırdamasını duydu pür dikkat kesilip sesleri dinlemeye başladı yankılanan ayak sesleri adım adım yaklaşıyordu heyecanı hat Safhadaydı çıkmış tutsak olmanın acı vahameti karşısında çaresizce bekliyordu
    Karanlığın içinden tok bir ses yükseldi açın ağzını
    Arkadaşın olacak o piç nerede sevgiyi nereye sakladınız
    Metin nefesini toplamaya çalışıyordu saatlerdir ağzındaki bezin düğümü ağzını uyuşturmuştu güçlükle konuşuyordu
    -arkadaşım kimsesiz olabilir ama piç değil burada bir piç varsa oda muhtemel ki sen ve adamlardan başkası değil
    Suratına inen bir yumrukla sandalyeyle beraber sağ tarafa doğru savrulup düştü yumruğun ve düşünce başını beton zemine çarpmasına dayalı kısa süreli bir bilinç kaybına uğradı dev gibi iki el tutup kaldırdı yerden metin kendine gelmeye çalışıyordu
    Yüreği ve bütün varlığı çirkinliğin en dibine vurmuş bu namert ses tekrar ediyordu
    -Neredeler söyle yoksa buradan çıkman muhtemel bile değil seni öyle
    -bilmiyorum bilsem de o masum çocukları sana nasıl teslim edeceğimi düşünüyorsun ahmak herif
    Devam edemeden bir yumruk daha patlıyor metinin suratına ve yine kan revan yerde
    - ben biliyorum seni nasıl konuşturacağımı piç oğlu piç. Alın şu mendeburun babasını içeriye açın gözlerini
    Emri uygulayan devasa boyuttaki haydut kılıklı herif metinin gözlerini açtı
    Uzun zamandır kapalı olan gözleri hiçbir şey görmüyordu bir kaç dakika sonra metinin babası Rüstem beyin sesi duyuldu
    -iyiminsin oğlum ağlayan inleyen bir babanın feryadıydı bu
    -- iyiyim baba şükürler olsun iyiyim
    -evladım ne oluyor burada kim bu adamlar bizi niye getirdiler buraya kötü bir şey mi yaptın sen
    -hayır baba müsterih ol senin başını önüne eğecek hiçbir şey yapmadım
    -evladım niye buradayız öyleyse kim bu kılıksız adamlar
    Çirkin suratlı çirkin yürekli adam o pis sesiyle gürledi
    -oğlun olacak bu hergele ile arkadaşı piç sefa bir kız kaçırdı sefa ve kız ortalarda yok eğer oğlun konuşmazsa ilk seni öldüreceğim hadi söyle yavrucuğuna da seni kurtarsın
    Metine dönüp pis pis sırıtarak metin babanı kurtarmayacak mısın hadi söyle nerede olduklarını babanı anneni ve nazlıyı al git buradan söz bir şey yapmayacağım
    Bu kelimeleri sıralarken kıllı çirkin suratı hain gülümsemelerle metine bakıyordu
    -evladım biliyorsan söyle de gidelim buradan hadi oğlum annen ve kardeşin diğer odada yaşlı babanı anneni kardeşini düşün
    -metin ağlamaya başlamıştı babacığına acı acı bakıyordu
    Yemin ediyorum ki bilmiyorum baba bırak babamı aşağılık herif bırak bırak diye. metin inliyordu dev gibi adam Rüstem beye öyle bir yumruk indirdi ki Rüstem bey muhtemelen yere fırladığını bile anlayamadan bayılmıştı
    Metin öyle feryat etti ki baba diye bütün odanın duvarları metinin sesine eşlik edip baba diye haykırıyordu.
    Çirkin adam emri verdi kaldır şu yaşlı bunağı
    - konuş lan şerefsiz konuş babanı hiç mi sevmiyorsun adamın senin yüzünden düştüğü hale bak sen nasıl bir evlatsın hayırsız piç
    Metin çırpınıyordu ama nafile kurtaramıyordu ellerini ayaklarını
    - ..... çocuğu ..... çocuğuuu diye metin ciğerlerini yırtarcasına kadar bağırıyordu
    Çirkin surat belindeki tabancayı çekip Rüstem beye üç el ateş etti
    Rüstem bey bir dakika kadar çırpınarak ruhunu teslim ederken gözleri oğlu metine bakıyordu
    Metin şoka girmiş neye uğradığını şaşırmış öylece baka kaldı nefesi tutuldu sesi kısıldı yok oldu resmen
    Çirkin surat yeni bir emir verdi
    - kaldırın şu vadesi buraya kadar olan mendeburu annesini getirin
    Metin ne yapacağını ne diyeceğini bilmiyordu babasının ayaklarından iki kişi tutup odanın karanlık köşesine çektiler sürükleyerek
    Metin karanlıkta babası kaybolana kadar izledi hala kendinde değildi babası dünyası her şeyi yıkıldı aklı bulanıktı bildiği ne varsa unutmuştu kolları ayakları başı her yeri uyuşmuş gücünü tamamen yitirmişti
    Az sonra annesini içeriye aldılar annesi Züleyha hanımı kollarından sürükleyerek getirip sandalyeye az önce babasının oturduğu yere oturttular
    Annesi metinim diye feryat etti oğlunu görünce ama omuzlarında ki iki büyük el yüzünden kalkamadı kadıncağız.
    Metin annem özür dilerim annem seni kurtaracak kadar bir şey bilmiyorum vallahi bilmiyorum yalvarıyorum bırakın annemi Allah rızası için annemi bırakın bilmiyorum bilmiyorum diye inliyordu
    Çirkin suratlı adam Züleyha hanımın kulağına doğru eğilip
    - sen nasıl bir annesin şu yetiştirdiğin çocuğa bak az önce babasının ölümüne sebep oldu şimdi senin ölümüne sebep olacak ama merak etme ben cezasını vereceğim sen sakin ol ben çok bir şey istemiyorum
    Sesini güreştirerek şu yavşak oğluna söyle kızın yerini söylesin diye bağırdı.
    Züleyha hanım korkarak evladım ne diyor bir adam baban nerede sen mi öldürdün babanı ne diyor bu adam
    Metinin dünyası kararmış kısık sesiyle hayır anne babamı sadakatim ve dürüstlüğüm öldürdü bu adam öldürdü anne babamı öldürdü derken hüngür hüngür ağlıyordu
    Şimdi Züleyha hanımda ağlamaya başlamıştı
    - evladım söyle değer miydi bunca şeye ne olur söyle kurtar bizi anacığı yalvarıyordu resmen oğluna
    Metin yemin ediyordu vallahi bilmiyorum anne bilsem söylemez miyim babam öldü sen buradasın kardeşim burada bilsem söylemem mi
    Çirkin surat atıldı lafa
    Bak oğlum söyle nerde olduklarını yoksa annenin de sonu baban gibi olacak inat etme lan yemişim dostluğunu arkadaşlığını annenden babandan daha mı kıymetli o piç söyle kurtulun hadi
    Metin yalvarıyor yeminler ediyordu kafayı kıza takmış çirkin surat tatmin olmuyor daha çok baskı uyguluyordu metinden bir şey çıkamayınca tek el ateş sesi odayı hüzne boğmuştu
    Züleyha hanım sandalyeden yere yuvarlanıp oracıkta kaldı
    Metin anne diye feryat etti ki artık sesi çıkmıyordu bile bağırmaktan sesi kısılmıştı kolu kanadı kırıldı daha fazla dayanamayıp bayıldı
    Çirkin surat emri verdi ayıltın şunu kaldırın su kadını yerden ulan bir inat uğruna iki kişiyi mort ettik iyimi bastı kahkahayı
    Metinin kafasına serpilen su ile kendine gelmişti
    - Allah belanı versin Allah seni kahretsin vicdansız köpek diye inliyor ve ekliyordu beni öldürseydin keşke onların ne günahı vardı zalim zulümkâr Allah belanı versin diye ağlıyordu
    Çirkin surat yeniden konuşmaya başladı ulan şerefsiz suçlu ben miyim ben öldürmedim senin zavallı anneni babanı sen öldürdün sen, senin inadın öldürdü
    Ama merak etme birazdan acılarına son vereceğim annene babana kavuşacaksın ha nazlıyı merak etme o artık benim benden aldığınızın karşılığında kardeşini senden alıyorum açıkçası bu alışverişi sevdim
    Metinin kanı donmuştu bu domuz herifin söyledikleri karşısında
    - vur ulan .... çocuğu vur bilsem de artık söylemem canın cehenneme senin diye küfürleri sıralarken çirkin surat tabancasında kalan 10 mermiyi metinin vücuduna rast gele boşalttı
    Zavallı metin vücudu delik-deşik bir hâlde sandalyenin üzerinde kalmıştı gözleri annesine doğru ışığını usulca kaybetti.
    Geber piç geber diye gürledikten sonra adamlarına emri verdi bunların leşini yakın bunlardan geriye toz bile kalmasın.
    Son emri verip çıktı nazlının yanına gidip yüzündeki vahşeti gizleyerek artık sen benimlesin sevgi dedi
    -hayır benim adım nazlı
    Çirkin surat anneni babanı ağabeyini kaybettik trafik kazası geçirdiler onlar artık yoklar anladın mı artık sen ve ben varız biz ikimiz hadi şimdi sana yeni elbiseler alalım bu kötü günü unutalım gitsin ne dersin
    Nazlı ağlıyordu annesine babasına ağabeyine kimsesi kalmamıştı nereye kime gideceğini bilmiyordu korkuyordu ve bu adamla gitmesi gerektiğini çocuk bile olsa idrak edebilmişti yaşlı gözlerini koluna sile sile çirkin suratlı bu adamın elini tuttu ve usulca yürüyüp gecenin karanlığında uzaklaştılar oradan....

    Semavi
  • GİRİŞ


    İnternet devletlerin ve şirketlerin hayatından daha öteye giderek bireylerin dünyasını şekillendirme etkisini sürdürmektedir. Toplumsal hayatın bütün kurumları da pozitif ve negatif bir değerlendirme ile bu etkinin altında hızlı değişim yaşadığı ve Friedman’ın “Küreselleşme 3.0” (2010:20) olarak adlandırdığı bu sürecin hangi boyutlarda gelişeceği ve gelecekte başka hangi düzleştiricilerin ortaya çıkacağı şimdiden kestirebilir bir durum olmaktan uzak görünüyor.
    Kristof Kolomb’un yola koyuluşunun altında sadece sermaye aramak olmadığını da anladığımız kitabın girişinde yer alan ifadelerinde (Friedman 2010: 13), yazarın kendi girişinin ilk ifadeleri olarak atıfta bulunması bir tesadüf olmasa gerek.
    Kitabın her bölümünde, dünün emek yoğun sermayesinin bugünün bilgi yoğun sermayesine dönüşmesinin ötesinde, bu bilginin kullanımı ve paylaşımında kullanılan teknolojinin inanılmaz ölçüde cyber etkisini 1 ve 0’ın dijital kodlarından sıyrılıp toplumsal hayatı nasıl etkilediğine şahit oluyoruz.
    Bir telefon şirketinin “Aslolan teknoloji değil, onunla ne yaptığın” (Nokia, Reklamları) sloganı gerçekten kitabı özetleyen efradını cami ağyarını mani bir ifade. Bilişim teknolojilerinin etkin bir şekilde kullanılmasının bir farklılık olarak algılanmaya başlandığı günümüz dünyasında, internet her saniye değişen ve yirmi dört saatte eskiyen bilgiye ulaşmanın bir aracı olarak, bilginin paylaşılmasının ve kullanılmasının bir yolu olarak görülmektedir.
    Bize göre adının “Friedman’ın seyir defteri” olması gereken Thomas L. Friedman’ın “Dünya Düzdür -21. Yüzyılın Kısa Tarihi” isimli eserinin, ödev sınırlılıkları çerçevesinde bir eleştirisidir.
    KAPSAM

    Çalışma, Dünya Düzdür -21. Yüzyılın Kısa Tarihi- isimli kitabın eleştirisini içermektedir. Adı geçen eser eleştirel bir yaklaşımla ödev sınırlıkları kapsamında ele alınacaktır.
    YÖNTEM

    Kitap, ödev görevinin alınmasından sonra temin edilerek okunması, okuma sırasında notlar alınması ve notlara kişisel görüşlerin de eklenmesiyle okuma işi gerçekleştirilmiştir. Kitabın yazarı hakkında http://www.thomaslfriedman.com sayfasından yazar hakkında bilgi edinilmeye çalışılmış, farklı web sayfalarından kitap hakkında başkalarının düşünceleri de taranarak bilgi edinilmeye çalışılmıştır.
    Kitap planlı sorularla[1] incelenmiş ve sorulara cevap bulunmaya çalışılarak değerlendirilmiştir. Her bölümün sonunda ilgili bölüme ilişkin değerlendirme ve görüşlerin yer aldığı Değerlendirme ve Görüşler bölümü oluşturularak bölüm hakkında düşüncelerimiz eleştirel bir yaklaşımla yansıtılmaya gayret edilmiştir. Kitabın amacı, yazar bu kitabı niçin yazdığı, hedef okuyucu kitlesinin kimler olduğu ve yazarın amacına ne ölçüde ulaşıp ulaşmadığı belirlenerek, kitabın hangi amacı belirlenmeye çalışılmıştır.
    Kitap hangi alana ait olduğu ve bu alan içindeki yerinin tespiti, yazarın etkilendiği sosyal, politik, ekonomik vb. değişkenlerin neler olduğu, içeriğin, olgusal veya teorik olup olmadığı, yazarın konuya yaklaşımı açıklanmış ve kitabın bölümleri hakkında bilgi verilmiştir.
    Yazarın savunduğu temel fikir ya da fikirlerin neler olduğu tartışılarak, yazarın görüşlerini ne ölçüde birbiriyle uyumlu olarak ortaya koyduğu incelenmiştir. Ayrıca, kitabın güçlü ve zayıf yanları ve sınırlılıklarının tespiti yapılarak, yazarın yaklaşımı, hedef kitlenin akademik ve uygulamacılar açısından hangi beklentilere cevap verebildiği ortaya konularak içerik bilgisi sunulmak istenmiştir.
    Kitabın, akademik ya da popüler olarak hangi üslupla yazıldığı, anahtar sözcükler, temel kavramlar ve terimleri, yazarın ne ölçüde kullandığını belirlemeye çalışırken, bu üslubun hedef kitleye uygun olup olmadığına da dikkat edilmiştir.
    Kitapta yazarın fikirlerini destekleyici, metin içinde, tablo, çizelge, grafik vb. kullanıp kullanmadığının yanı sıra savunmalarını dil açısından ne ölçüde doğru yapıp yapmadığı da tartışılmıştır. Kitabın Türkçeye tercümesi dil açısından, ne ölçüde anlaşılır ve etkili kullanıldığı da göz önüne alınmıştır.
    Kitabın kendi alanına yaptığı en önemli katkının yanı sıra, gelecekte buna benzer hangi çalışmaların yapılabileceği gibi değerlendirmeler ve eleştirilerle çalışma tamamlanmıştır.

    BİRİNCİ BÖLÜM


    Kitabın Kimlik Bilgileri
    KİTABIN ADI
    Dünya Düzdür- 21. Yüzyılın Kısa Tarihi
    ORJİNAL ADI
    The World is Flat
    YAZAR
    Thomas L. Friedman
    EDİTÖR
    Gülşen HEPER
    ÇEVİREN
    Levent CİNEMRE
    YAYIM YERİ
    İstanbul
    YAYIMCI
    Boyner Yayınları
    YAYIM TARİHİ
    2010
    BASKI
    6. Baskı
    SAYFA SAYISI
    ANAMETİN: 13-455 DİZİN: 461-477
    FİYATI
    35 TL.
    ISBN
    978-975-7004-50-9
    1. Yazar Hakkında


    Thomas L. Friedman New York Times dış haberler köşe yazarı. Thomas L. Friedman 2002 Pulitzer Ödülüyle[2] birlikte üç Pulitzer ödülü almıştır. Friedman 1995 yılında, New York Times’da dış haberler köşe yazarı olarak yazmaya başladı. Beyaz Saray Ekonomik muhabirleri şefliği de yapan Friedman daha sonra Washington bürosunda ekonomi haberleri muhabir şefi olarak çalıştı.
    Friedman 1981’de The Times’a 1982’de Beyrut’a Büro şefi olarak atandı. 1984’de Beyrut’tan 1988’e kadar görev yapacağı İsrail’e 1984 yılında atandı. Friedman 1983’te Lübnan tarafından, 1988’de de İsrail tarafından Pulitzer Ödülünü kazandı.
    Düz yazılarıyla 1989’da kitabıyla Ulusal Kitap Ödülünü Beyrut’tan İsrail’e kitabıyla ve 1989’da 27 dilde yayınlanan Lexus ve Zeytin Ağacı kitabıyla 2000 yılında dış politika üzerine yazılmış En İyi Kurgusal Olmayan Kitap Yazarı olarak 2000 Denizaşırı Yayıncılar Kulübü Ödülünü kazandı. Onun son kitabı, Doğu ve Batı Davranışları, 11 Eylülden Sonra Dünyayı Keşfetmek (2002), Friedman’ın köşe yazıları 11 Eylül hakkında yazılmış konuları içerdiği kadar onun tecrübelerini ve görüşlerini yansıtan günlük Eylül sonrası durumu yansıtan röportajları da içermektedir.
    Minneapolis’te doğan Friedman, Brandeis Üniversitesinde 1975 yılında aldığı diplomasıyla, 1978’de Felsefe Yüksek Lisans derecesini Modern Ortadoğu teziyle Oxford üniversitesinde yaptı. http://mitworld.mit.edu/video/266, (18/12/2010)
    2. Ne Dediler:

    Kitap hakkında ileri sürülen görüşlerin tamamının bu çalışmanın sınırlılıklarını aşacağından aşağıya bu konuda söylenen birkaç alıntı ile yetinmek durumundayız. Diğer görüş ve düşünceler, tartışmalara kaynaklar kısmında verdiğimiz linklerden ulaşılması mümkündür.
    "Küreselleşmenin heyecan verici ve okunabilir bir açıklaması… Friedman büyük bir gidişatın durumunu ilgi uyandıracak bir tarzda sunuyor... Bu harika kitabın yaptığı şey size yeni bir yol göstermek. Friedman gerçekten bu amacına başarılı bir şekilde ulaşmış... Kışkırtıcı ifadelerle Friedman, gelişmiş ve gelişmekte olan dünyaları hepimiz için anlamlı hale getiren önerile sunuyor..."–Joseph E. Stiglitz, The New York Times.
    "Dünya Düzdür Friedman’ın 1999 yılında oluşturduğu Lexsus ve Zeytin Ağacı binasında küreselleşmenin amigosu, harika ve imtiyazlı açıklayıcısı olarak görür. Küreselleşmenin süreçleri, Friedman’ın bu kitapta hediye ettiği ve gösterdiği onun başöğretmenliğinde, duygusal söylemleriyle, ticari öngörüsüyle derin ekonomik olayların açık ve duru bir şekilde açıklanmasıdır." Warren Bass, The Washington Post.
    “Son 15 yıl boyunca dijital teknolojinin macerasını, onun küresel kontekste aldığı yeri hoş bir tarzda özetlemektedir.. Friedman asla büyük problemler ve zor ve hırsla tartışmalara girmez..."–Paul Mangnusson, BusinessWeek
    http://www.thomaslfriedman.com/.../the-world-is-flat-3 (18/12/2010)
    “Friedman’a göre dünyanın düzleşmesi insanları birbirlerine yaklaştırıyor. Bu doğru olsa da benzer süreçlerin insanları birbirinden uzaklaştırabileceğini de unutmamak lazım. Şöyle bir etrafınıza bakınca hemen göreceğiniz gibi, artık insanlar evlerinden çıkmadan âşık olup, Internet üzerinden evleniyor, çocuklarıyla ‘chatleşip, arkadaşlarıyla sanal gezintiye çıkıyor. Haklısınız, mucizevî bir şekilde karşılaştığınız birine âşık olmak, büyük bir orduevi salonunda cümbür cemaat evlenmek, çocuklarla maç seyretmek ve sandal gezintisine çıkmak bu türün üyelerine çok daha uygunmuş gibi görünüyor. Ama artık yapacak bir şey yok. Ok yaydan çıkmış, sosyal evrimin kuvvetleri seçimini yapmış ve en önemlisi de dünyayı dümdüz eden idealizm ‘yıka ve çık’ amaçlı hepsi bir arada sanat eserlerini çoktan keşfetmiş durumda… Dünya düzleşirken, insanları da düzleştiriyor. Friedman’ın atladığı noktalardan biri bu. N. Emrah Aydınonat,
    http://www.neaydinonat.com/gunluk/?p=816
    3. Amaç:

    Yazarın kitabı, gelişen teknolojinin bir aracı olarak internetle birlikte dünyanın her geçen gün sanal olarak bir birine yakınlaşan, uzaklıkların kaybolduğu, mesafelerin kısaldığı, diğer dünya toplumları ile batı dünyasının girdiği etkileşimi özetlemek ve geleceğin ekonomik kalkınmasının başarılı olması için yapılması gerekenlere ilişkin farkında olunması gereken yeni gelişmeler hakkında kendi ülkesinin yönetici, iş adamları ve gençlerine, diğer toplumlara ise batının ekonomik ve teknolojik gücü karşısında, kaçınılmaz bir bütünleşme süreci içerisinde olmalar gerektiğini anlatmak ve yaşadığımız dünyanın hangi yöne gittiğini göstermek amacıyla yazılmıştır. Yazarın bu çalışmasının oldukça başarılı olduğu, ektili bir üslupla, politika üreticilere, uygulayıcılara ulaşmasını istediği mesajı ulaştırdığı görülmektedir.
    4. İçerik:


    İş dünyasının yönetimine ilişkin olarak yazılan kitabın, dünyamızın sanayi devrimi sonrasında yaşadığı ve bugün geldiğimiz noktada bilişim teknolojileri ile hızlanan gelişmeler ve değişimlerin ektisiyle kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Özellikle kitabın bütün bölümlerinde batı ile doğu arasında kurulan cyber köprüde, devletlerin, şirketlerin ve bireylerin ayak seslerini duyarsınız.
    Yazar kitabını, küreselleşmenin örneklerini batı ve doğudaki şirketlerden, bireyler üzerindeki etkilerini örnek olaylarla hikâyemsi bir ifadeyle aktarır. Elinizde tuttuğunuz teknolojinin, üzerinde gezindiğiniz araçların, çalıştığınız bilgisayarın bir anda dünyanın her yerinde, Çin’de, Hindistan’da, Kore’de, Rusya’da, ABD’de yaşayan insanların dokunduğunu biraz da ürpererek hayretle dünyanın gerçekten düzleştiğini hissedersiniz.
    Kitap altı ana bölüm ve bu bölümler altına serpiştirilmiş on üç alt başlıktan oluşur. Biz hem bu bölümlerin neler olduğunu hem de bölümlerle ilgili düşüncelerimizi bölümü ve alt başlıklarını anlatırken birlikte vermenin bütünsellik açısından uygun olacağını düşünüyoruz. Bölüm Ana Başlıkları ve Alt Başlıklarının içerik dizilişi aşağıdaki gibidir:
    5. Dünya Nasıl Düz Oldu?

    5.1.1. Ben Uyurken

    Dört alt başlıkta incelenen bu bölümde yazar (Bkz. Friedman, 2010: 11-220), “Ben Uyurken” başlığı altında Küreselleşmeyi, Kristof Kolomb’un, 1492 tarihli keşif yolcuğunun seyir defterinden, Avrupa devletlerinin, Müslüman devletlerince, Avrupa’ya ticaret yollarını kapatmasıyla birlikte kendisine yeni ticaret yolu bulmaya çalışmasının gerekçesi ile başlayan yolculuğu ile başlatır (Friedman, 2010:13).
    Her ne kadar yazar burada üzerinde durmasa da, Kolomb’un yolculuğunun başlama nedenini açıkladığı seyir defterindeki alıntısında da anlaşılacağı üzere, sadece ticari kaygılar taşımadığı, bu yolculukla misyonerlik faaliyetlerinin de başladığına şahit olmaktayız.
    Dünyanın düzleşmesi sürecinin hangi noktaya geldiğini Hindistan’a düzenlediği yolculuklar sırasında fark eden yazar, Kolomb’un denizden ulaştığı ülkede, kendi zamanında servetin kaynağını oluşturan nesneleri – değerli madenler, ipek, baharat aradığını bugün kendisinin karadan ulaştığı ülkelerde, nesneler, donanım değil; beyin gücü, karmaşık algoritmalar, bilişim işçileri, çağrı merkezleri, iletim protokolleri, optik mühendislikte yapılan atılımları yani çağımızın servetinin kaynağını oluşturan şeyleri aradığını ifade eder (Friedman, 2010:14).
    Amerika’daki şirketlerin taşeronlarının Hindistan’da varlığının, Amerika’daki şirketlerin işlerinin Hintlilerde nasıl yapıldığını gören yazar, bize dünyanın gelişen teknolojisinin nasıl hızlı ve sınır tanımayan etkisiyle her bir ülkeyi dünyanın bir mahallesi yaptığının farkına varır (Friedman, 2010:311).
    Yazarın uyanışı onun küreselleşmeyi tarihsel olarak üç bölümde incelemesinin de nedeni gibi görünüyor:
    Küreselleşme 1.0; Küreselleşme 2.0 ve Küreselleşme 3.0.
    Yazar, Kolomb’un Eski Dünya ile Yeni Dünya arasında ticareti başlatan sefere çıktığı tarih olan 1492 yi küreselleşmenin miladı olarak kabul eder. 1492-1800 yıllarının arasında yani “Küreselleşme 1.0’”da, cevaplanması gereken önemli soru “Küresel fırsat ve rekabette ülkemin yeri neresi?” “Ülkem aracılığıyla küreselleşip diğerleriyle işbirliğine nasıl gidebilirim?”dir (Friedman, 2010:19). Bu soruya verdiğiniz cevaptaki isabetlilik sizin küreselleşme 1.0’ın neresinde olduğunuzu da belirleyecektir.
    Küreselleşme 2.0’ın miladı sanayi devrimidir. 1800’lü yıllardan 2000’li yıllara kadar süren Küreselleşme 2.0, dünyayı orta boydan küçük boya indirerek, buhar makinesinden fiber optik kablolara, kişisel bilgisayarların evlere kadar girmesiyle olgunlaşır. Sizin küreselleşme 2.0’ın neresinde olduğunuzuz görebileceğiniz, cevaplanması gereken kritik soru; Küresel ekonomide şirketimin yeri neresidir? Nasıl küreselleşebilirim ve şirketim aracılığıyla diğerleriyle nasıl işbirliğine girebilirim?” dir (Friedman, 2010: 19-20).
    Küreselleşme 3.0’ın miladı bilişim teknolojisindeki yaygınlaşmayı hızlandırsan internetle birlikte başlar. E-ticaretin dünyanın her yerinde yaygınlaşmasıyla birlikte sınırların kâğıt üzerindeki haritada birer resim olarak kaldığı dönemdir. Bu çağın kritik sorusuna vereceğiniz cevap bugün sizin küreselleşen dünyanın neresinde olduğunuzu da ortaya koyacaktır. “Birey olarak, diğer insanlarla küresel işbirliğine nasıl gidebilirim? (Friedman, 2010: 20-21)
    Her dönenim itici gücünden bahseden yazara göre, Küreselleşme 1.0’ın itici gücü ülkenizin ne kadar kas gücünün olduğu ve bu gücün ne ölçüde yaratıcı olduğudur. Küreselleşme 2.0’ın itici gücü; çok uluslu şirketlerdir. Küreselleşme 3.0’ın itici gücü ise bireylerin rekabet ve işbirliği gücüdür (Friedman, 2010: 19-21)., Bunun çarpıcı bir örneğini yazarın şu cümlesinde bulmak mümkün; “ Kolomb, tesadüfen Amerika’ya gitmiş, ama Hindistan’ın bir parçasını keşfettiğini sanmıştı. Bense gerçek Hindistan’a gittim, ama orada tanıştığım birçok insanın Amerikalı olduğunu düşündüm.” (Friedman, 2010:15).
    Bu ifadelerle birlikte, yazar bu alt bölümde ABD şirketlerinin ülkelerinde yapabilecekleri bir çok işi ülkelerindeki yasaların da zorlamasıyla vergi, işçi ücretleri, maliyet gibi zorluklardan kaçınmak için; muhasebe beyannameleri, yaratıcı olmayan sıkıcı muhasebe işlerini yaptırılmasından tutun ABD’deki hastanelerin radyologların CAT (bilgisayarlı tomografi ) görüntülerinin rapor edilmesine, borsa maliyet analizlerinin yapılmasına, merkezi ABD’de olan bir çok şirketin çağrı merkezi olarak Amerikan aksanı ile İngilizce konuşma eğitimi alan Hintli kadınları kullanmasına varıncaya kadar bir çok işi Hindistan topraklarındaki taşeron firmalar aracılığıyla yapıyor olmalarından başlayan, Japon firmalarının Çin’deki taşeron firmalar aracılığıyla benzer işleri yaptırıyor olmalarına kadar “en zengin insan kaynakları ve en ucuz işgücünün olduğu yere doğal olarak ve ekonominin bir kuralı olarak şirketlerin kaydığını anlatmaktadır. Burada yazarın önemle üzerinde durduğu ve kitabının hemen her yerinde bahsettiği bu ve benzeri ilişkilerle, gelişen teknoloji arasında bir ilişki kurar. Bu ilişkilerden hareketle kaygısını bir görüşmeden naklen, “önce gençlerimiz yabancıların yanında çalışacak, sonra da kendi şirketlerimizi kuracağız. Tıpkı, bina yapmak gibi. Bugün Amerikalılar olarak binanın tasarımını, mimarlığını siz yapıyorsunuz. Gelişmekte olan ülkeler de binanın duvarlarını örüyor. Umudum o ki günün birinde mimar biz olacağız.” (Friedman, 2010: 25-45).
    Yazar, dünyanın düzleştiği sırada ABD halkının, bireylerin, şirketlerin, uyanarak hâkimiyetin gün gelip ellerinden çıkıp gideceğini dünyanın her yerinde bekleyen insanların dünyanın yönetimini ele geçirecekleri uyarısını yaptığını düşünebiliriz
    Friedman Dünyanın düzleşmesinin ve bu kitabı yazmasının temel nedeni olarak açıklamasını şu cümle ile özetler; Hemen her şeyin dijitalleştiği, sanallaştığı ve otomasyona geçtiği bir aşamaya giriyoruz. Yeni teknolojik araçları kullanabilen, ülkelerin şirketlerin ve bireylerin verimlilik artışı şaşırtıcı düzeylere yükselecek. Girmekte olduğumuz bu aşama, dünyada şimdiye kadar görülmedik sayıda insanın, yenilikçiler, işbirliği yapanlar ve ne yazık ki teröristler olarak, bu araçlara ulaşabileceği bir aşama. Devrim mi istiyorsunuz? İşte gerçek bilgi devrimi başlamak üzere (Friedman, 2010:51-52). Kitabını yazış amacını da, “düzleşen dünyadaki değişimi lehimize (ABD lehine) olacak şekilde nasıl planlayabileceğimize ve nasıl yönetebileceğimize dair bir nasıl dönüştüreceğimize dair bir çerçeve ortaya koymak” olarak ifade eder (Friedman,2010: 54).
    5.1.2. Dünyayı Düzleştiren On Güç

    Yazar bu bölümde düzleştiriciler olarak tanımladığı dünyayı düzleştiren on ana siyasi olay, yenilik ve şirketin birleşik gücün etkisinden bahseder (Friedman, 2010: 55-160).
    Ancak şunu vurgulamak gerekir ki, bu olaylar zinciri bir süreç olarak ele alındığında ve bir bütün olarak ele alındığında anlamlı olmaktadır. Neden Sonuç ilişkisi içerisinde bir birini izleyen ve bir olay ya da olgunun neden olduğu sonuç bir başka nedenin de başlangıcını oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle yazarın tarihi kronolojik olarak açıkladığı bu siyasi olaylar ve diğer etkenler aslında düz bir çizgide gerçekleşen olaylar zincirinden çok helezonik olarak birbiri içine girerek yayılan dalgalar şeklinde gerçekleşmiş ve gerçekleşmektedir.
    Dünyayı düzleştiren ilk düzleştirici (Düzleştirici 1), 9.11.1989’da Berlin duvarının yıkılışı ve bu yıkılışın ardından Bunlardan ilki Berlin Duvarının yıkılışıyla başlayan, dünyanın sosyal ve siyasi bağlamda özgürlük ve demokrasi mücadelesinin önünde duran duvarın da yıkılarak, dünyayı sınırsız bir şekilde algılanmasına neden olan sonuçlarıdır.
    Yazar Nobel ödüllü Hintli ekonomist Amartya Sen’den aktardığı şu ifade bu düzleştiricinin etkisini özetlemektedir. “Berlin duvarı sadece insanların Doğu Almanya’da tutmanın simgesi değil, aynı zamanda geleceğimize ilişkin küresel bir görüş geliştirmeyi engellemenin de bir yoluydu. Duvar oradayken dünyayı küresel olarak düşünemezdik. Dünyayı bir bütün olarak düşünemezdik.” (Friedman, 2010: 58)
    Yazarın bölüm başında dikkati çeken “Duvarlar Aşağı, Pencereler Yukarı” ifadesinde yer vermek istediği Windows İşletim Sistemindeki gelişmelerdir. Bilgisayarlar komünizmin dayandığı yukarıdan aşağı iletişim sisteminin aleyhine, yatay iletişim sistemini büyük oranda geliştirdi. Bu komünizmin tabutuna çivi çakan gelişme, iletişim teknolojiyle birlikte dünyanın düzleşmesine neden olan 2.0’ın da tohumlarının atıldığı olaylar zincirinin de başlangıcı olarak kabul edilebilir (Fridaman,2010: 56-60).
    Dünyayı düzleştiren ikinci (Düzleştirici 2) 9.8.1995’li yıllarda teknolojik bir gelişme olarak, 1990’ların başından itibaren gelişen “www”nin icadıdır. World Wide WWW, FTP, HTTP, SSL, SMTP, POP, TCP/IP, e-posta, fiber kablolu ağlar gibi evinizden dünyanın herhangi bir yerindeki her tür bilgiye ulaşabilme teknolojisinin, iletişim yolunun açılması, paylaşımın dijital ortamda şirketler arasında kullandığı sektöründeki gelişmelerdir. (Friedman, 2010: 69-77).
    Dünyayı düzleştiren üçüncü etki (Düzleştirici 3) bilgisayar ve iletişimin kutsal ruhu olarak tanımlanan internetle birlikte kâğıt kalemle yürütülen işleri artık bu işler için geliştirilen yazılımlar yapmaya başladığı dönemdir. İşinizi artık sizden daha hızlı ve hafızası daha güçlü, dünyanın her yerindeki işlerinizi de takip edebilen yazılımların geliştirilmesi dünyayı düzleştiren bir diğer etken. Hem de bunu artık sadece iş yerinizdeki işlerinizi yürütmek için değil dünyanın herhangi bir yerindeki işletmenizi de bulunduğunuz yerden yönetmek için kullanabilir bir güce sahipsiniz. Ülkenizde şirketinizin tüm muhasebe işlerini rahatlıkla bir diğer ülkedeki sizin adınıza çalışan on binlerce insana yaptırabilirsiniz (Friedman, 2010: 77-86).
    Türk Hava Yollarının alanlarda gördüğümüz “Hiçbir yer uzak değil” reklam sloganı sadece bir insanın bir yerden diğer bir yere nakledilmesi değil, dünyanın düzleştiğini ve orta boydan küçük boya doğru hızla yol aldığının da bir ifadesidir.
    Yazar buraya kadar olan üç düzleştiricinin bir platform oluşturduğunu ve diğer yedi düzleştiricinin işbirlikleri ve yöntem geliştirmeye dayalı olduğunu ifade eder (Friedman, 2010: 86).
    Geriye kalan on düzleştiriciden dördüncüsü: Kendiliğinden Örgütlenen İşbirlikleri ve topluluklardır. Bu düzleştirici (Düzleştirici 4 ) Açık Kaynak’tır.
    Açık Kaynak; dünyanın dört bir yanındaki bilgisayarla ilgili onu geliştirmeye hevesli bireylerin yenilikleri paylaşmasına ve işinizi yöneten yazılımları geliştirmenize katkı sağlayan formülleri eklemelerine izin veren bir sistem. Çığ gibi dünyanın her yerinden gelen geliştirmeler ve iyileştirmelerle, bu yazılımlar hızla yaygınlaşarak daha işlevsel hale geldi (Friedman, 2010: 86-97).
    Entelektüel ortaklıklardan doğan sinerjinin başka bir ifadesi olan açık kaynak, çözümü halka arz edilmiş sorunlar yumağının ya da bilgi alışverişinin, bizdeki karşılığı istişarenin, beyin fırtınasıyla dünya çapında o işin gönüllü iyileştirme ekiplerince çözüme kavuşturulması yoludur.
    Yazar bu düzleştiriciyi mülakatlarında bir aktarımlar özetlemektedir. Sanayi devrimi sırasında buluşları ve yenilikleri niteleyen şey nasıl ki bireysel dehalarsa, bu çağda yenilikleri ve buluşları niteleyen şey, yetenekli topluluklar biçiminde çalışan insanların ortak ve katılımcı yenilikçiliğidir (Friedman,2010: 97).
    On düzleştiriciden beşincisi: Dijitalleşen herhangi bir hizmet, çağrı merkezi, destek merkezi veya bilişim işi, küresel ölçekte en ucuz, en zeki ve en verimli tedarikçiye yaptırılması işi olarak dünyayı düzleştiren etkendir. Bu düzleştirici (Düzleştirici 5 ) Taşeronluk’ tur. (Friedman,2010:106-111)
    Yazar bunun Hindistan’daki örneklerini vererek ABD ve diğer ülkelerdeki firmaların işlerinin bir kısmını özellikle de çok zaman alan ve maliyeti yüksek beşeri sermaye adına gerekli işlerini Hintli firmalara yaptırmalarını gösteren onlarca örnekle dünyayı düzleştiren taşeronluğun etkisini anlatır. Çalışmamızın başında da ifade ettiğimiz gibi Batılılar artık doğuda sadece değerli maden aramıyorlar, kendilerine daha az maliyetli etkili beyinleri de kullanmanın yolunu bulmuş görünüyorlar.
    On düzleştiriciden altıncısı: Taşeronluk, şirketinizin kendi evinde yaptığı (araştırma-geliştirme, çağrı merkezi, borçlular hesabı gibi) belirli ve sınırlı bir işin başka bir firma tarafından yapıldıktan sonra operasyonunuza entegre edilmesidir. Bunun tersine, bir şirketin bir ülkedeki, şehirdeki fabrikasını alıp tümüyle başka bir ülkeye, şehre taşıması eylemi, dünyayı düzleştiren bir etkendir. Bu düzleştirici (Düzleştirici 6 ) Offshore’dur (Friedman,2010:116-117).
    Bir şirketin aynı ürünü tamamen aynı şekilde, dama daha ucuz işçilik, daha düşük vergiler, sübvanse edilmiş enerji maliyetleri ve daha az sağlı sigortası giderleriyle üretmek için taşınması olan bu düzleştiriciyi yazar, Çin ve Tokyo’dan örnekler vererek açıklar.
    Ancak yazarın bu bölümdeki kaygılarını dile getirdiği bazı düzleştirici sonuçları da vardır ki buna en güzel örneğini görüşmelerinden birindeki ifadeyi aktararak ABD şirket ve politikacılarını da uyarmadan geçemez. Bu bölüm daha çok ABD’li şirketlerin ve politikacıların offshore karşısında uyarılması ve tedbirler alınmasına yöneliktir.
    “Çin bir tehdittir, Çin, bir müşteridir. Ve Çin, bir fırsattır” (Friedman, 2010: 119). Yazara göre batılı meslektaşlarından farklı olarak istediği Çinli liderlerin istediği tek şey bir sonraki kuşakta, bir ürünün Çin’de tasarlanması. Önümüzdeki on yıllardaki gidişat bu yönde. Yani önümüzdeki otuz yıl içinde, “Çin’de satılmıştır” dan, “Çin’de yapılmıştır” a, oradan “Çin’de tasarlanmıştır” a, oradan da “Çin’de hayal edilmiştir” e geçeceğiz demektir. Bu anlamda en güçlü uyarıyı da yazar Çin’in vizyon ifadesi olarak ele alabileceğimiz cümleyi 5 Kasım 2001 tarihli bir gazetenin sayfasından nakleder “Çin Her şeyin Merkezi Olacak” (Friedman, 2010;121).
    On düzleştiriciden yedincisi (Düzleştirici 7 ) Tedarik Zinciri (Friedman, 2010; 129-142) ve sekizincisi (Düzleştirici 8) Insourcing’tir (Friedman,2010:142-151).
    Yazar bu bölüme, ABD’li bir nakliye şirketinin, dünyanın dört bir yanından gelen ve diğer dört bir yanına dağıtımı yapılan ürünlerin dağıtımını gerçekleştirdiği sistemi anlatarak başlar. Büyüklü küçüklü kutular, her indirme peronundan geçen taşıma bantlarına konuyor. Bu küçük taşıma bantları küçük derelerle birleşip büyük ve güçlü bir nehir haline gelmesi gibi büyük bantları besliyor. Haftada yedi gün, günde 24 saat, tedarikçilerden gelen kamyonlar on beş kilometrelik bu küçük taşıma bandı derelerine kutu akıtıyor. Taşıma bandı dereleri de kutulardan oluşan nehirlere dönüşüyor. Bir yandan büyük nehirlere dönüşen bantlar, oluşturulan dijital kodların da yardımıyla dünyanın diğer dört bir yanına akan nehirlere oradan da tekrar küçük derelere dönüşüyor (Friedman, 2010; 129-130).
    Yazar buradaki anlatımla zihinlerimizde gittikçe küçük boya doğru giden ve düzleşen dünyanın sadece dijital ağlarla bağlı olmadıklarını, bu ve benzeri nakliye ve kargo işletmelerinin bilişim teknolojisini de kullanarak, ürünlerin dünyanın her tarafına nakledilebilir ağlarla da bağlanarak, hızlı, güvenli, maliyeti düşük taşımacılık yaparak dünyayı düzleştiren önemli bir etkeni tasvir eder. Bu olguyu özetleyen en önemli cümle ise “Arkansas’ta Suşi Yemek”’ tir. Bugün firmaların ürünlerini yukarıda sıraladığımız düzleştiricilerde açıklanan yer ve zamanda üretip dünyanın diğer bir yanında çok kısa bir zamanda ulaştırmaları bu tedarik zinciri ile gerçekleşirken, tedarikçilerin barkotlayıp fabrikalarından gönderdikleri her kutu dünyanın biraz daha düzleşmesini sağlayan küreselleşmenin nüfuz ajanları gibi işlev görmektedir. Maraş’taki bir dondurmayı Kanada’da yemek istiyorsanız bilgisayarınızı açıp, http://www.nokta.com adresine tıklayarak, bankanız aracılılığıyla size verilen küresel kartları kullanıp, birkaç saat içinde size ulaşmasını sağlayabiliyorsanız, ya da bu ürünü Kanada’daki müşterinize ulaştırabiliyorsanız siz de dünyanı düzleşen sürecinde yerinizi bulmuşsunuz demektir.
    On düzleştiriciden dokuzuncusu (Düzleştirici 9 ) In-Forming’tir (Friedman,2010:151-160). Google, Yahoo! Ve MSN ve diğer arama motorları aracılığıyla bilginin her dilde aradığınız anda karşınıza gelebileceğini görmek gerçekten de herhangi bir yerdeki bireyin herhangi bir yerdeki bilgiye rahatlıkla ulaşabilmesi dünyanın elinizin altındaki birkaç tuştan oluşan ve araçlarla ulaşıyor olmanız dünyayı düzleştirici bir etkendir.
    Herkesin her yerde, her yerin herkeste olduğu bu ağ sayesinde şimdiye kadar hiç kimsenin sahip olmadığı bilgiye ulaşma kolaylığı da informing in ne kadar etkili bir düzleştirici olduğunu gösterir. Her geçen gün bilgilerinizi rahatlıkla depolayıp paylaşabildiğiniz özellikleri ile karşımıza çıkan düzleştiricilere halk bir isim dahi takarak bir soruyu bilmiyorsanız, “Google babaya soralım” diyerek bilgiye ulaşmanın ne kadar kolaylaştığını gösterir. Yazar bunu bir akarımla, “Google kullanabiliyorsam her şeyi kullanabilirim. Google, Tanrı gibi bir şey Tanrıya kablosuz ulaşılabilir. O, her yerdedir ve herkesi görür. Dünyada herhangi bir sorununuz varsa, Google’a sorun” (Friedman, 2010: 159).
    On düzleştiriciden sonuncusu (Düzleştirici 10) Steroidler’dir. (Friedman,2010:160-172). Yazar, vücudun çalışmasında güçlendirici etkisi olan, çeşitli hormonlar içeren kimyasal bir bileşiğe benzeterek küreselleşme 3.0 ‘ı daha güçlü ve etkin hale getiren ve güçlü kılan araçlardan bahseder. Başka bir ifadeyle yukarıda sıralanan tüm düzleştiricilerin etkililiğini sağlayan hormonal bir etki gösteren steroidler, dijital, mobil, kişisel ve sanal, her gün bir yenisini gördüğümüz farklı özellikleriyle bizi 3.0 a daha da yakınlaştıran araçları kasteder.
    “Dijital” demekle, kişisel bilgisayar-Windows-Netscape iş akışı devrimi sayesinde fotoğrafçılıktan eğlenceye, iletişime, mimari tasarıma, bahçe sulama tesisatına kadar tüm analog içerik ve süreçlerin dijitalleştiğini ve böylece şekillendirilebildiğini, yönlendirilebildiğini, bilgisayarlar üzerinden internet, uydu veya fiber optik hatlarla iletilebildiği söylüyor.
    Sanal derken, bu sistemin temelinde bulunan tüm o dijital boru hatları, protokol ve standartlar sayesinde, bu dijital içeriğin ok yüksek hızlarda ve çok kolay biçimde ve üzerinde hiç düşünmemize gerek kalmadan şekillendirilip yönlendirildiğini ve iletildiğini dile getiriyor.
    “Mobil” derken, kablosuz bağlantı sayesinde iletimin her yerden, herkes tarafından be herhangi bir aygıtla yapılabildiğini ve her yerden herkes tarafından ve herhangi bir aygıtla yapılabildiğini ve her yerden alınabildiğini ifade ediyor.
    “Kişisel” derken de bu iletimi sizin kendiniz için ve kendi aygıtınızla yapabileceğinizi anlatıyor (Friedman,2010:162). Son yıllarda ortaya çıkan 3G mobil cihazları bu harca güç katan farklı bir gelişme olarak gösterilebilir.
    Steroidleri oldukça anlamlı özetleyen bir aktarım da “Artık nereye giderseniz, çalışma masanız da beraberinizde geliyor.” (Friedman,2010: 168).
    5.1.3. Üçlü Yakınlaşma

    Yazar bu bölümü Yakınlaşma I-II ve III olarak ele alıp daha önce dile getirdiği düzleştiricilerin yakınlaşmasından ve ortaya çıkan yeni oluşumlardan bahseder (bkz. Friedman, 2010: 161–173).
    Yakınlaşma I, On düzleştiricinin yakınlaşmaya başlamasına yol açan gelişmelerdir.
    1990’lardan beri var olduğu bilinen on düzleştiricinin bir araya gelerek daha birlikte çalışmasını kronolojik olarak tanımlar. 2000’li yıllara doğru gelindiğinde bu yakınlaşmanın (Berlin Duvarının Yıkılışı, Netscape, İş Akışı, Taşeronlama, offshore, açık kaynak, insourcing, tedarik zinciri, informing ve steroidler) oluşmaya başladığı görülür. Bu tamamlayıcı malların eş zamanlı gelişmesini de ifade eder ki, on düzleştiricinin tamamlayıcı bir şekilde birbirine yakınlaşarak çok sayıda işbirliği sağlamak üzere yeni bir küresel oyun sahası oluşturmasıdır (Friedman, 2010: 176).
    Yakınlaşma II, Yeni iş uygulamalarının bir araya gelmesiyle gerçekleşir.
    Yan teknolojilerin tümü ile bu teknolojilerden en fazla yararı sağlamak gereken iş süreçleri ve iş alışkanlıklarının oluşması, birbirine yakınlaşması ve bir sonraki verimlilik atılımını sağlaması, biraz zaman gerektirir. Yeni bir teknoloji hiçbir zaman yalnız başına gelmez. Verimlilik sıçraması, ancak yeni teknoloji ile yeni iş biçimleri birleştiğinde olur (Friedman, 2010: 177).
    Yazar bu yakınlaşmanın geçirdiği evrenin temelini açıklarken, küreselleşme 2.0 gerçekten de ana bilgisayarlar çağı olduğunu hareketle şöyle devam eder: bu çağ dikey bir çağdı. Komuta kontrol odaklı bir yapısı vardı. Şirketler ve şirketlerin departmanları, dikey silolar şeklinde örgütlenmişti. On düzleştiricinin, özellikle de kişisel bilgisayarlar, mikro işlemci, internet ve fiber optik hatlarla ilgili düzleştiricilerin birbirine yakınlaşması etrafında şekillenen Küreselleşme 3.0 ise oyun sahasını dikeyden yataya çevirdi. Komuta kontrolden ziyade yatay bağlantı ve işbirliğiyle harekete geçen bu yeni iş uygulamaları, kendiliğinden gelişti.
    Yakınlaşma III, Küresel ofislerin oluşması ve aynı anda milyonlarla ifade edilebilecek sayıda insanın kendisini, fişi takıp diğer herkesle çalışma konusunda serbest durumda bulmasıdır (Friedman, 2010: 180-181). 1960’lardaki Hippilerden 1980’lere Yuppilere sonrasında Zippilere doğru akan bir gençliğin varlığından bahseden yazar, bunların “liberasyon çağının çocukları olarak adlandırır. Bu III. Yakınlaşma bireylerin özgür kaldığı, onları sistem dışında tutabilecek hiçbir vize görevlisinin olmadığı bir dünya.. Fişi takıp oyuna giriyorsun... (Friedman, 2010: 183-185).
    Bu yakınlaşmanın ortaya çıkardığı sonucu yazar şu ifadesiyle aktarır. Dünya düzleşmiş. Üçlü yakınlaşmanın sonucundaki küresel işbirliği ve rekabet (bireyler arasındaki, şirketler ile bireyler arasındaki, şirketler arasındaki ve şirketler ile müşteriler arasındaki) sayesinde dünya tarihinde görülmedik ölçüde çok farklı köşelerde yaşayan daha çok sayıda insan için daha verimli, daha kolay ve daha sürtünmesiz bir yer haline gelmiş olmasıdır. Bu yakınlaşma sonucunda doğan olgu teknolojinin, kelimenin tam anlamıyla işin tüm boyutlarını, hayatın tüm boyutlarını ve toplumun tüm boyutlarını dönüştüreceği bir çağa girmedir. (Friedman, 2010: 197-198)
    5.1.4. Büyük Saflaşma

    Yazar, üçlü yakınlaşma sonucunda sadece bireylerin kendilerini iş dünyasına hazırlama, şirketlerin birbiriyle rekabet etme ve ülkelerin ekonomileri ile jeopolitiklerini teşkilatlandırma biçimlerini etkilemekle kalmayacağını ileri sürer. Zamanla siyasi kimlikleri yeniden şekillendirecek, siyasi partileri yeni bir biçime sokacak ve kimlerin siyasi aktör olduğunu yeniden tanımlayacaktır.(Friedman, 2010: 199)
    Yazara göre üçlü yakınlaşma ardından büyük saflaşmayı da beraberinde getirecektir. Bu yakınlaşma sonucu, toplulukların ve şirketlerin kendilerini nasıl tanımladıklarını; bireylerin toplulukların ve şirketlerin nerede başlayıp nerede duracaklarını, bireylerin müşteri, çalışan hissedar ve vatandaş olarak kendi farklı bir şekilde saflaşmak zorunda. Düz dünyanın en çok rastlanan hastalığı, çoklu kimlikler olacak. Siyaset bilimi, bu çağın en hızlı büyüyen sektörü olabilir (Friedman, 2010:199-219).
    Bu saflaşmada ya küreselleşmenin bu yeni yolunda siz de oyun sahasında oynarsınız ya da direnç gösterip, gücünüz yetiyorsa, kapıları kapatır, kendinizi küreselleşme 3.0’ın dışında tutarsınız. Bu hem ülke olarak hem şirket hem de birey olarak geçerlidir.
    6. Amerika ve Düz Dünya


    Bu bölümü dört alt başlıkta inceleyen yazar (bkz. Friedman, 2010: 221-273) Amerika ve Serbest Ticaret başlığında yine ülkesinin iş adamlarını ve politikacılarına ekonomi stratejilerini belirleyici öneriler getiren veriler sunar. Kritik gördüğü şu sorunun cevabını tartışan yazar, büyüyen ekonomisiyle ABD şirketlerinin offshore ve taşeronluklarını yapan Hindistan ve Çine karşı geliştirilmesi gereken ekonomik stratejinin hangi yönleriyle ülkesine katkı sağlayacağını anlatırken diğer yandan da bu katkının ülkesinin lehine dönüştürülmesi gerektiği uyarısını yapar. Soru şudur: Dünya, çok daha fazla insanın benim çocuklarımla işbirliği ve rekabet halinde olacağı şekilde düzleştiğinde de serbest ticaret bütünsel olarak Amerika’nın yararına mı olacak? Bir sürü iş başkaları tarafından kapılacak gibi gözüküyor. Hükümetimizin taşeronluğa ve offshor’a karşı duvarları yükseltmesi, tek tek Amerikalılar için daha iyi olmaz mı? (Friedman, 2010: 223).
    Yazar bu sorulara İngiliz İktisatçı David Ricardo’nun (1772–1823)[3] karşılaştırmalı üstünlüklerin serbest ticareti teorisiyle cevaplandırmaya çalışır.
    Bu teoriye göre; her ülke karşılaştırmalı olarak maliyet üstünlüğüne sahip olduğu malların üretiminde uzmanlaşır ve bu malları diğer ülkelerin uzmanlaştığı mallarla değiş tokuş ederse, bu ticaretin tüm taraflarının he toplam gelir düzeyi yükselir hem de toplam kazanç artar. (Friedman, 2010: 224-225)
    Kazan-Kazan prensibinin hala geçerli olduğu sonucuna ulaşan yazar, zippi gençliğin gelecekte Amerikalı gençlerin ulaşamayacağı niteliklere sahip olduğuna ilişkin kaygısını şu ifadelerle dile getirir. “Asla unutmayın: Hintliler ve Çinliler bizimle dibe vurmak konusunda yarışmıyorlar. Tepeye varmak için yarışıyorlar (Friedman, 2010: 231). Yazar bu kaygısının ardından ülkesine şu mesajı ulaştırır. Başarıya giden yol, sizi bir yerlere bağlayan demiryolunu engellemekten geçmez. Daha büyük ve daha gelişkin pastadan size ve toplumunuza düşen payı talep etmenizi sağlayacak alanlara yatırım yapmaktan ve vasıflarınızı artırmaktan geçer. (Friedman, 2010: 234)
    Dokunulmazlar[4] Hindistan’da kast dışı sayılan ve kast sistemine göre en aşağı tabakada, kirli sayılan insanlardır. Hindistan’daki sosyal tabakaların en aşağısında bulunan bu sınıfın dünya düzleştikçe tersine döneceğini anlatırken yazar, dokunulmazlığa yüklediği anlam açısından bakıldığında, işleri taşeronlara verilemeyen insanlar olarak anlatılmaktadır.
    Herkes dokunulmaz olmak istemeli diyerek devam eder yazar ve şu dikkati çeken hatırasını aktarır. Çocuklarına hitaben, “Kızlar, ben çocukken ailem bana hep, Tom, yemeğini bitir. Çin’deki, Hindistan’daki insanlar açlıktan kırılıyor” derdi. Ben size şunu tavsiye ediyorum: Kızlar, ödevinizi bitirin. Çin’deki, Hindistan’daki insanlar işsizlikten kırılıyor.” (Friedman, 2010: 235)
    Bu bölümde dikkati çeken bir diğer konu yazarın düz dünyada geleceğin insanlarına verdiği çarpıcı bir mesaj olan dokunulmazlık kavramına yüklediği anlamla sınıflandırmasıdır. Dokunulmazlar dört ana kategoriye ayrılır: “Özel” işçiler, “Uzman” işçiler, “demirbaş” işçiler ve “koşullara uyan” işçiler (Friedman, 2010: 236).
    Özel işçiler; Sundukları mal ve hizmetler için küresel bir Pazar bulur ve dünya büyüklüğünde para kazanırlar. Onların işleri asla taşerona yaptırılamaz.
    Uzman İşçiler; Bütün bilgi işleri için geçerli işlerdir. Bunlar çok talep edilen ve yeri doldurulamayan niteliktedir.
    Demirbaş İşçiler; hizmet sektöründeki işçilerin yaptığı işlerle ilgilidir. Müşteri ile yüz yüze teması gerektiren işlerdir.
    Koşullara Uyan İşçiler; Sürekli değer yaratabilen, sürekli yeni nitelikler, yeni bilgiler ve ilgi alanını yenilik ekleyen, öğrenmeyi öğrenen işçilerdir. (Friedman, 2010: 236-237).
    Bu işler, yeri doldurulamayan işlerdir bilgi ve teknolojinin sınırlarını ne kadar zorlarsak, makinelerin yapabildikleri ne kadar karmaşıklaşırsa, uzmanlık eğitimi almış olanlar ya da öğrenmeyi öğrenme yetisine sahip olanlar daha çok talep edilecek ve daha iyi ücret kazanacak. Bu beceriye sahip olmayan ve koşullara uyum sağlamayan daha çok insansa daha az kazanacak. İstenilmeyen şey, yeri doldurulabilecek bir işte çalışmaktır. (Friedman: 2010: 237)
    Bölümün diğer başlığı Sessiz Krizde (Bkz. Friedaman,2010: 247-272) yazar, Amerikalıların bir spor müsabakasındaki karşılaştığı mücadeleden çıkarımla, diğer dünya ülkelerinin artık ABD ile başa baş rekabet edebilecek düzeye geldiklerini gösteren bir örnek verir (Friedman, 2010: 247). Amerikalı gençlerin bir eleştirisini yapan yazar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’da, üçüncü kuşağa gelince tüm mal varlığını tüketmeye başlayan klasik zengin aileleri hatırlatan bir şeylerin olduğunu ifade ederek üç nesil ayrımı yaparak bugün ABD’nin geldiği noktayı açıklar: Bu ailelerde birinci kuşak, toprağı tırnaklarıyla kazıyan yenilikçilerdir. İkinci kuşak, öncekilerin yaptıklarını ayakta tutar. Sonra bunların çocukları gelir. Bu üçüncü kuşak ise şişmanlar, aptallaşır, tembelleşir ve her şeyi yavaş yavaş tüketir. (Friedman, 2010: 258-249). Diğer taraftan da ülkesinin büyüklüğü ve güçlü olduğu, yeter ki Amerikaların gerektiği kadar Amerika kültürünü sağlamlaştırıcı ve yaşatıcı çalışmalara devam etsin.
    Amerika’nın içten içe ve hissedilmeyen bir kriz yaşadığını gerekli tedbirler alınmazsa dünyanın düzleşmesinin gittikçe ülkeyi tehdit eden bir hal alacağı düşüncesini paylaşır. Burada çarpıcı olan bilgilere baktığımızda Amerika’nın fen ve mühendislik alanlarındaki nitelikli elaman yetiştirmede eskisi kadar yüksek performans sağlayamadığı öz eleştirisidir. Bir asırdan fazla zamandır ABD kendini ilk kez bilimsel keşifler, yenilik ve ekonomik gelişme alanında diğer ülkelerin gerisinde kalmış bulabilir. Bu “Mükemmel Fırtına” öncesindeki sessizliktir. Sükûnet sizi yanıltmasın. Yol değiştirmek için doğru zaman, fırtınanın kopmak üzere olduğu an değil, ası böyle zamanlardır. Eğitim sistemimizin “küçük karanlık sırlarını” ele almak konusunda kaybedecek zamanımız yok (Friedman, 2010: 250-252).
    Friedman bu küçük karanlık sırlarını bu bölümden aldığımız ve konuyu özetleyen satırları aktarmakla yetineceğiz:
    Sayısal Fark, eğitimli ve kalifiye insan, aktif iş ve bilim dünyasındaki insan sayısıdır, başka bir ifade ile beşeri sermaye ve entelektüel sermayenin sayısal olarak diğer ülkelerle kıyaslanarak ortaya çıkan azlık ya da çokluktur. Yazar, bu konuyu açıklamak için diğer ülkelerle ilgili bir takım istatistiksel verileri sunar. Örneğin, tüm dünyada 2.8 milyon lisans diploması verildiğini bunun 1.2 milyonunun Asyalı öğrencilerden oluştuğunu, Asya ülkelerindeki üniversitelerin ABD’ye oranla sekiz kat daha fazla lisans diploması verdiğini belirtir (Friedman, 2010: 253-257).
    Hırs Farkı; 2004 yılının kışında Tokyo’da Nomura Araştırma Enstitüsü baş ekonomisti Richard C. Koo ile çay içtim. “Düzlük Katsayısı” tezimi Richard üzerinde denedim. Buna göre bir ülke ne kadar düzse, yani doğal kaynakları ne kadar azsa, o ülke düz dünyada o kadar iyi konumda olur. Düz bir dünyada ideal ülke, hiç doğal kaynağı olmayandır, çünkü doğal kaynağı olmayan ülkeler kendilerini keşfetmeye çalışır. Bu ülkeler petrol kuyusu kazmak yerine, insanlarının enerjisini, girişimciliğini, yaratıcılığını ve zekâsını harekete geçirmeye çalışır. Genç Çinliler, Hintliler ya da Polonyalılar bizimle dip için yarışmıyorlar. Zirve için yarışıyorlar. Değil bizim için çalışmak, biz bile olmak istemiyorlar. Bizden üstün olmak istiyorlar. Tüm dünyada insanların hayranlık duyacağı ve çalışmak isteyeceği geleceğin şirketlerini yaratman istiyorlar. Şu ana kadar geldikleri yerden kesinlikle memnun değiller (Friedman, 2010: 257-262).
    Eğitim Farkı; İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş bir iş gücü olmaksızın uluslararası rekabette kaybedilen işler için savaş umamayız. Artık ülkeler, paranın izini sürmüyorlar, beyinlerin izini sürüyorlar. İntel kurumsal ilişkiler direktörü ve şirketin fen eğitimini geliştirme girişimlerinin sorumlusu Tracy Koon, “Fen ve matematik, teknolojinin evrensel dilidir”. Teknolojimizi ve yaşam standardımızı yönlendirir. Çocuklarımız bu evrensel dili bilerek büyümezlerse, rekabet edemezler. Biz başka bir yerde üretim yapmıyoruz. Benim şirketim burada kuruldu. Bizim iki hammaddemiz var: kum ve yetenek (Friedman, 2010: 262-269).
    7. Bu Bir Tatbikat Değil (s: 273-302)

    Yazar bu bölümde, düzleşen dünyanın getirdikleri ve getireceklerini düşünerek yine ülkesinin politika yapanlarını ve şirketlerini uyarmaya devam etmektedir.
    Dünyanın düzleşmesi, ABD’nin önünde uzun vadede derin ve kapsamlı etkileri olan fırsatlar ve tehditler getiriyor. Bu yüzden de işleri eskiden olduğu gibi yapma becerimiz, yeterli olmayacak. Düz dünya şu an odanın içindeki fil gibi. Mesele, onun bize ne yapacağı ve bizim ona ne yapacağımız. Bizim bir şeyleri daha farklı yapmamız lazım. Neleri korumalıyız, neleri atlamalıyız, neleri benimsemeliyiz, neleri bünyemize almalıyız, nerelerde çalışmamızı ikiye katlamalıyız ve nerelere yoğunlaşmalıyız; karar vermemiz gerekiyor (Friedman,2010: 273-277).
    Yazar, düzleşen dünyada herhalde ülkesinin son zamanlarda diğer ülkelere karşı uyguladığı (Irak, Afganistan, İran örneğinde olduğu gibi) uygulamaları üstü kapalı eleştirerek “Merhametli düzleşme” olarak adlandırdığı yaklaşımı önerir. Politikalarını şu beş bileşen etrafında toplamaları gerektiğinin altını çizer. Bunlar: Liderlik, Kas Geliştirme, Koruma, Sosyal Eylemcilik ve Ana Babalık’tır.
    İnsanlar, bir eğitim farkının ortaya çıktığını, hırs farkının olduğunu ve bizim sessiz bir kriz yaşadığımızı fark etmezse, düzleşmeye karşı ulusal bir strateji geliştirmemiz mümkün değildir. Bizim hem açıklama yapmaya hem de ilham vermeye yetkin ve istekli politikacılara (Liderlere) ihtiyacımız var. Hiç biri kurum, ciddi bir sorun yaşadığına ve ayakta kalabilmek için farklı bir şeyler yapması gerektiğine inanmadıkça köklü değişiklikler yapmaz (Friedman, 2010: 277-279).
    Yazar, düz dünyanın yeni işçi ve işveren anlayışındaki değişikliği de kastederek beşeri sermayenin ve entelektüel sermayenin önemini vurgular. Buna göre, düz dünyanın düşünme şeklinde göre bireysel olarak işçi kendi kariyerini, risklerini ve ekonomik güvenliğini yönetme sorumluluğunu giderek daha fazla üstlenir. Hükûmetin ve şirketlerin göreviyse işçilerin bunu yapabilmek için gerekli kasları geliştirmelerine yardım etmektir. İşçilerin en çok ihtiyaç duyacakları “kaslar”, ömür boyu öğrenme sürecine uygun taşınabilir ve ek menfaatler (sigorta, emeklilik, ücret dışı kazanç vb.) dir. Eğer tüm dünyanın entelektüellerinin kaymak tabakasını alabilirsek, bu Amerika için daime net bir getiri olacaktır. Eğer düz dünya tüm bilgi havuzlarının birbirine bağlanması ise, biz kendi bilgi havuzumuzun en büyük havuz olmasını isteriz. Biz küresel yetenek avındayız. O halde en iyileri elimizde tutmak için ne yapabilirsek yapmalıyız… (Friedman, 2010: 289).
    Yazar koruma ile ilgili olarak insanları çalışmaya teşvik edecek, sigorta kurumlarının yapılanmasından bahseder ve sosyal eylemcilikle ilgili olarak da; şirketlerin, düz dünyada sadece güçlerinin değil, aynı zamanda sorumluluklarının da farkına vardıkları büyük bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Merhametli düzleşme yanlıları öylece oturup durmanın ve geleneksel sağ-sol ayrımları ile tüketiciye karşı şirket bakış açısıyla düşünmenin zamanının artık geçtiğine inanıyor. Bunun yerine klasik korumacılığa yönelmeden, düz dünyanın en kötü özelliklerine karşı tüketici-şirket işbirliğinin nasıl iyi bir koruma sağlayabileceği üzerinde kafa yormalıyız (Friedman, 2010: 293-298).
    Ana-Babalı yapmak, yazarın merhametli düzleşmeyle ilgili tartışmasının ailelere yönelik olarak geliştirdiği düz dünyada ki görev tanımıdır.
    Bireyleri düz dünyaya uyum sağlamasına yardımcı olmak, sadece hükûmetleri ve şirketlerin değildir. Aynı zamanda ana babaların da görevidir. Onların da çocuklarının nasıl bir dünyada yaşadığını ve ayakta kalabilmek için neler yapmaları gerektiğini bilmeleri gerekir. Zor bir aşkı idare etmeye hazır yeni nesil ana babalara ihtiyacımız var. Gençlerimizi, kendilerini rahat hissettikleri alanın ötesine geçmeye ve doğru hareket etmeye zorlamamız, uzun vadede başarı elde etmek için kısa vadede biraz sıkıntı çekmeye razı olacak şekilde yetiştirmemiz gerekmektedir. (Friedman, 2010: 298-301).
    8. Gelişmekte Olan Ülkeler ve Düz Dünya

    Yazarın bu bölümünü (bkz. Friedman, 2010: 305-330), bölümü ve belki de kitabı boyunca ülkesini uyarmaya çalıştığı ifade, özellikle gelişmekte olanların durumunu anlatan manidar cümlesi şudur; Bir zamanlar kurtlardan korkardık. Sonra kurtlarla dans etmek istedik. Şimdi kurt, biz olmak istiyoruz (Friedman, 2010: 306). Dünyanın her yerine düz dünyayı okuyan ülkelerden onların geleneklerini de taklit eden şirketlerin varlığını haberdar eden yazar bunun için, Çin tarafından Mısır’a ithal edilen, geleneksel fenerlerin, pille çalışanlarını satmaya çalışmasını da örnek verir.
    İçe bakışını ve kendi gerçeğini itiraf ederek acımasızca düz dünyanın neresinde olmaları gerektiğini açıklayan yazar, ülkelerin, insanlarıyla, liderleriyle kendine karşı dürüst olmalı ve diğer ülkelere ve on düzleştiriciye göre tam olarak hangi konumda bulunduğuna bakmalıdır. Hiçbir ülke bulunduğu yerin ve yapabileceklerinin röntgenini çekmeden gelişemeyeceği için, her ülkenin içe bakış yeteneğine sahip olması gerekir (Friedman, 2010: 308–309).
    Artık ülkeler toptan reform anlayışından uzaklaşmalı, düz dünyada, perakendeci olmak ve kalkınmayı bireylere kadar indirerek onların da düz dünya ile rekabet edebilecekleri yenilikleri reformları gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Şirketlerini, vatandaşlarını düz dünyanın imkânlarından yararlanacak yasal düzenlemeleri gerçekleştiremeyen ülkeler bu gelişmelerin ardında kalacakladır. Gelişmekte olan her ülke şu sorulara doğru yanıt vermek ve çözüm bulmak zorundadırlar. 1) Yerel kurallar, yasalar ve ruhsat ücretleri çerçevesinde yeni bir iş kurmak, 2) işçileri işe almak ve çıkarmak,3) bir sözleşmenin yerine getirilmesini sağlamak, 4) kredi bulmak, 5) başarısız veya iflas eden bir şirketi kapatmak. Bunları gerçekleştiren, kolaylaştıran her ülke perakende reform yapmaya çalışan ve düz dünyada yerlerini bulacak ülkelerdir. Diğerleri ise düz bir dünyada işleri yolunda gitmeyecek ülkelerdir (Friedman, 2010; 311-313).
    Bazı ülkelerin düz dünyayı iyi okuyup anlarken bazılarının neden bunu gerçekleştiremediklerini sorgulayan yazar Kültür kavramını ve kültürselleşmeyi tartışarak şu sonuca ulaşmaktadır. Toplumların kültürel yapılarının düz dünyayı anlama ve orada yer almayı olumlu ya da olumsu etkilediğini düşünür. Kültürün içe ve dışa dönüklüğünün bu ülkelerin gelişmişliklerini dolayısıyla düzleşen dünyada rol alan diğer ülkelere nazaran daha çabuk zenginleştiğini açıklamaya çalışır. Yazara göre, şu soruların cevabı ülkelerin kültürleri aracılığıyla ya düz dünyaya kapalı hale geldiklerini ve fakirleştiklerini ve fakirleşeceklerini, ya da düz dünyada yerlerini alarak gelişeceklerini ileri sürer. Kültürünüz içe mi dışa mı dönük? Yani; yabancı fikirlere, yabancı etkisine ne ölçüde açık? İyi kültürselleşebiliyor mu?, İçe dönüklüğü ise şu sorularla açıklar, ulusal birlik duygusu, kalkınmaya yoğunlaşma duygusu ne ölçüde? Yabancılarla işbirliği yapma konusunda toplumun kendine güveni var mı? Toplumun elitleri ne ölçüde geniş kitlelerin hayatına ilgi gösteriyorlar. Memleketlerine yatırım yapmaya ne kadar hazırlar? Yoksa fakir vatandaşlarına kayıtsızlıkla yaklaşıp başka ülkelerde yatırım yapmakla daha mı çok ilgileniyorlar?
    Kültürünüz ne kadar doğal olarak kültürselleşiyor, yani yabancı fikirleri ve en iyi uygulamaları alıp kendi gelenekleriyle birleştiriyorsa, düz dünyada o kadar büyük avantaj yakalarsınız (Friedman, 2010; 319-320).
    Friedman bu bölümde biraz da yanlı olarak Müslüman ülkeleri eleştirme yolunu tercih etmektedir. Hemen şunu ifade etmek gerekir ki, ülkelerini diğer ülkelerin kültürlerine karşı kapalı tutmaya çalışan, milli duyguları yüksek, yabancılara temkinli yaklaşan, kültürel değerlerine sadık olan, milliyetçi düşünceleri eleştirerek üstü kapalı bir şekilde, ABD’li şirketlere ekonomik kazanç yolunu açma isteğini de dile getirdiğini düşünüyoruz. Başka bir ifadeyle, Batı kültürünü üstün görerek bu kültürü kabule hazır hale gelinmesi yolunda telkinler hissedilmektedir.
    Elle tutulamaz şeyler, ülkelerin gelişmelerini konumuz itibarıyla düz dünyada yer almalarını ya da almamalarını sağlayan şeydir. Ekonomik başarı için toptan reform, ardından perakende reform, iyi yönetişim, eğitim, altyapı ve kültürselleşme becerisi ile gerçekleştiğini ancak bunu gerçekleştirme becerisini gösteremeyen ülkelerin bu potansiyelleri olmasına rağmen ülkelerindeki devlet yapısından, politikacıların, yöneticilerin ve halkın genel olarak ahlaki tutum ve değerlerinden kaynaklanan elle tutulamayan nedenler olduğu sonucuna ulaşan yazar, ekonomik gelişme için bir toplumun bir arada durma ve fedakârlık yapma yeteneği ve isteği ile cebini doldurmaya ya da statükoyu korumak yerine elindeki gücü değişim için kullanan vizyon sahibi, ekonomik gelişme için ne yapılması gerektiğini bilen liderlerin varlığını gösterir. Bazı ülkeler görevde bulundukları süreyi, ceplerini doldurmak yerine ülkesini modernleştirmeye çalışarak geçiren liderlere sahip. Bazı ülkeler ise cebini doldurarak bu zenginlikleri İsviçre’de emlak yatırımı yapan rüşvetçi elitlere sahip. Elle tutulamaz olanlardan bir başkası da, kültürünüzün eğitime ne kadar değer verdiğidir. Diğer elle tutulamaz olarak tanımladığı unsurları yazar özlü sözlerle özetler, Rubio’dan naklen Özgüven eksikliği, bir ülkenin geçmişini ağzında sakız etmesine neden olur, Will Rogers’ten naklen ise, Doğru yolda olsanız bile orada oturup kalırsanız sizi geçerler (Friedman, 2010: 324-330).
    9. Şirketler ve Düz Dünya

    9.1. Şirketler Ne Yapıyor?

    Ülkelerin yapmaları gereken genel yaklaşımları önceki bölümlerde tartışan yazar burada şirketlerin düzleşen dünyada ne yapıyor olduklarını da ele alır. Değişen ve kendini geliştiren şirketlerin büyümek ve gelişmek için, nasıl değişmeleri gerektiğini ve yapılarını da buna uyarlamaları gerektiğini ifade eder. Bu gelişmeyi ve değişmeyi anlatırken üçlü yakınlaşmaya atıfta bulunarak yedi temel kuralı gerçekleştiren şirketlerin gelişim ve değişim göstererek büyüyebileceklerini anlatır (Friedman, 2010, 333). Bu kurallar ana başlıklarıyla şunlardır:
    1. Dünya düzleştiğinde, siz de düzleştiğinizi hissedince bir kazma alıp kendi içinizi kazın. Duvarlar örmeye çalışmayın
    2. Küçük, büyük oynayacak… Düz dünyada küçük şirketlerin gelişmesinin bir yolu, büyük oynamayı öğrenmektir. Küçüklerin büyük oynamasının anahtarıysa daha ileriye ve daha derine, daha süratli ve daha kapsamlı gidebilmek için yeni işbirliği araçlarından daha hızlı faydalanmaktır.
    3. Büyük, küçük oynayacak… Büyük şirketlerin düz bir dünyada gelişmeyi öğrenmek için izlemesi gereken yol, müşterilerinin büyük düşünmesini sağlarken, küçük şirketler gibi davranmayı öğrenmektir.
    4. En iyi şirketler, en iyi işbirlikçilerdir. Düz dünyada giderek çok daha fazla iş, şirketler arasındaki işbirliğiyle gerçekleşecek. Bunun çok basit bir nedeni var: İster teknolojide olsun, ister pazarlamada, biyo ilaçta, üretimde, değer yaratımının bir sonraki katmanı o kadar kompleks olacak ki hiçbir şirket veya departman tek başına bu sürece hâkim olamayacak.
    5. Düz bir dünyanın en iyi şirketleri, düzenli röntgen çektirip sonuçları müşterilerine satarak sağlıklı kalmaya devam edenlerdir.
    6. En iyi şirketler küçülmek için değil, kazanmak için taşerona iş veriyor. Çalışanlarını işten çıkararak tasarrufta bulunmak için değil, daha hızlı ve daha ucuza buluşlar yaparak büyümek, Pazar paylarını artırmak, farklı alanlardaki uzmanlardan daha çok yararlanmak için taşerona başvuruyorlar.
    7. Taşeronluğu (vergi kaçırmak ya da ülkesine ihanet için değil) idealistler de yapabilirler. (Friedman, 2010: 333-358)
    10. Jeopolitik ve Düz Dünya

    10.1. Düz Olmayan Dünya

    Yazar bu bölümde düzleşen dünyanın düzleşmesinden yararlanacak olumsuzluklardan, bu düzleşmeyi engelleyecek olaylardan ve düzleşen dünyadaki sorunları aşabilmenin yollarını tartışmaktadır (Friedman, 2010: 359-428).
    Düzleşen dünyanın ihtiyacı olan en önemli olgunun düz dünyada olanlarla olmayanlar arasındaki çizginin, umut çizgisi olduğunu, umudun dünyadaki jeopolitik istikrar için hayati önem taşıdığını açıklar. Bunun için dünyanın işbirliğine giderek, düzleşen dünyadaki dengenin ve paylaşımın sağlanması gerektiğini savunur. Nitekim umudu olanlarla umudu olmayanların varlığı ve bunlar arasındaki fark ne kadar fazla ise düzleşmenin önündeki engelde o kadar çok olduğunu vurgulayan yazar, Afrika’da, Hindistan’da, Çin’de yaşayan ve dünyada bir şeyleri başarmanın ötesinde bunun umudunu dahi taşımayan inşaların varlığından örnekler vererek düzleşen dünyanın önündeki büyük sorunlardan bahseder ve işbirliklerini bu sorunları çözmek için kullanılması gerektiğini salık verir (Friedman, 2010: 361–371).
    Elbette yazarında ifade ettiği şekliyle, siyah ve beyaz ayrımı gibi düz dünya ya da düz olmayan kesin hatlarıyla birbirinden ayrı iki dünya söz konusu değil. Bu ikisi arasında oraya ya da buraya yakınlıklar arasında kalanlar da bulunmaktadır. Düzleşen dünyaya yakın ancak bunun nimetlerinden yararlanamayan insanların başkaldırılarını da düzleşen dünya treninde yer alamamaları olduğunu söyleyen yazar, bu insanları küreselleşme trenini durdurmak niyetinde olmadıklarını aksine kendilerinin de binmek istediklerinde kaynaklandığını belirtir (Friedman, 2010: 371–381).
    Düz dünyanın hedeflenmeyen bir diğer sonucu olarak birbirine daha çok yakınlaşan, diğerlerinin kültürünü tanıyan diğerlerini bazen yakınlaştırsa da hayal kırıklığına uğratan sonuçlarının olduğunu da ifade eden yazar, insanların kendisini diğer insanlarla kıyaslama imkânı bulduğunu bunun da kimi zaman hayal kırıklığına neden olduğundan bahsetmektedir. Bu hayal kırıklığının terörizmi besleyen damarlar olduğunu ima eder (Friedman, 2010: 381–395).
    10.2. Dell Çatışma Önleme Teorisi

    Yazar bu bölümde özellikle düzleşen dünyanın gidişatını durduracak savaş ve diğer ülkeler arasındaki çatışmaların birbirleriyle ticaret yapmanın ötesinde birbirlerine düzleştiricilerden herhangi biri ile birbirine bağlı olan ülkelerin asla savaşamayacağını iddia eden dell teorisini açıklar. (Bzk. Friedman, 2010 402-425) Büyük küresel tedarik zincirlerinin içinde yer alan insanlar, artık eski zaman savaşlarını istemiyorlar. Anında mal ve hizmet dağıtımı yapmak ve bununla birlikte gelen hayat standardındaki yükselişin keyfini çıkarmak istiyorlar. İşçileri ve sanayileri büyük bir küresel tedarik zincirine dâhil olan ülkeler, o tedarik zincirindeki yerini uzun bir süre için kaybetme riskini almadan, sanayilerini ve ekonomilerini aksatıp bir saat, bir hafta ya da bir ay savaş molası veremez. Bütün doğal kaynaklardan yoksun bir ülke için küresel tedarik zincirinin bir parçası olmak, hiç tükenmeyen petrol bulmak gibidir. Savaş için böylesi bir zincirden ayrılmak, petrol kuyularınızın kurumasına ya da birinin onların içine çimento boşaltmasına benzer (Friedman, 2010: 408-409).
    Ancak yazarın küresel tedarik zincirindeki her geçen gün gerçekleşen büyük saflaşmanın getirebileceği düz olmayan dünyaya hâkim olmak ve onların dünyalarını da kendi çıkarları doğrultusunda düzleştirmeye yeltenecek süper güçlerin olabileceğini ihmal etmiş olduğunu görülmektedir. Nitekim ABD’nin diğer ülkeler üzerinde kurmaya çalıştığı hâkimiyetin görünen masum yüzü her ne kadar bu ülkelerin de düzleşmesine katkı olsa da arka planda küresel tedarik zincirindeki yerini güçlendirmek isteyen, şirketlerin devletler üzerindeki lobi faaliyetlerini de gözden kaçırılmaması gerektiğini söyleyebiliriz.
    Savaşı engelleyen güçlerinde devletlerin değil de şirketlerin olması ki örneğin 2002’de Hindistan Pakistan nükleer krizi örneğinde olduğu gibi General Electric tarafından engellenmiş olması eğer bu ülkeden sağladığı gelirlerin azalması halinde bunun aksine bir yol takip etmeyeceğini kim garanti edebilir?
    Yazarın kitabında yanlı bir tutumla Hindistan’ın dokunulmazlarına kendi ürünlerinin ticari kullanım alışkanlıkları kazandırmanın bir meziyet olduğunu, bu insanların küreselleşme trenini durdurmak için değil inmek için seslerini yükselttiklerini anlatırken, Afganistan, Pakistan, İran, Filistin, Irak gibi ülkelerdeki hiçbir şekilde ne o insanları bulundukları yönetim ne halk tarafından tasvip edilemeyen tarzdaki eylemlerini küreselleşmenin baş düşmanı ilan etmesi ve küresel treni durdurma yönelik hareket olarak algılaması da dikkat çekicidir. Terörü İslam dünyasından bir yandan geldiğinde lanetleyen ve savaşlar açan küresel süper aktörlerin, kendi zincirlerini güçlendirecek PKK gibi terör örgütlerini sözde kınamaları, İsrail’in Filistin halkına yaptığı terör hareketlerini görmezlikten gelen tutumundan hiç bahsetmemektedir. Düzleştiricilerin kontrol edilemeyen biçimde bu gruplarca internetin kullanılması bir silahın hem avcı hem katil tarafından kullanılmasına benzer. Ancak sorgulanması gereken bazen küreselleşmenin nimetlerini beklenenin dışında kullanan gruplar tarafında bazen de karşısında olmak ne kadar etik ve ahlakidir? Zenginliğin ve refahın sadece küresel aktörlerin onayladıkları kabullenmeyi gösterenlere sunulacak gerektiğinde Arkansas’a kadar ulaştırılan Suşi ikramı, düzleştiricilerin süper aktörlerince onaylanmadığın da ise yıllarca süren abluka haline gelmesi ne kadar kabul edilebilir?
    11. Sonu: Hayal Gücü

    11.1. 9/11’e Karşı 11/9

    Kitabın çevirmenince aktarıldığı şekliyle yazar, 11 Eylül’le olan tarih simetrisini kullanıyor. Amerikalıların tarihleme sistemine göre, 11 Eylül, 9/11; Kasım, 11/9 Şeklinde yazılıyor. Kabala ise, kutsal metinlerin özel bir şifreyle yazıldığına ve bu şifrelerin çözülerek geleceğin öngörülebileceğini inanılan Yahudi mistizmini. (Friedman, 2010: 55).
    Berlin duvarı 9/11’de 1989 da yıkıldı. Kuleler 11/9’da 1999’da yıkıldı. Berlin duvarının yıkılışını