1000Kitap Logosu

Beyza Çetin

Ulaş Ekin
Edebiyat Mutluluktur'u inceledi.
208 syf.
·
6/10 puan
Edebiyat Mutluluktur ve Livaneli'ye Dair
Kısa bir kitap bu, kısa ama uzun bir kitap ,197 sayfa. Neden böyle, çünkü tekrara düşülmüş. Zülfü Livaneli’nin iki seçeneği vardı:ya kitaptaki tekrarları kaldırıp kitabı kısaltacak, ya da 50 yıllık edebiyat bilgisinden yararlanıp upuzuuuun bir inceleme yazacaktı. Yanlış dediğinin neden yanlış olduğunu, doğru dediğinin neden doğru olduğunu ayrıntısıyla yazacaktı. Ammavelakin,edebiyatta çoğunlukla yaptığı gibi yanlış şıkkı seçti ve bu iki seçeneği reddedip kendi bildiğini yaptı. Öncelikle şunu belirtmek lazım kitap için: bu bir inceleme kitabı değil! Zaten kitap bunu iddia etmiyor, kitabın arka kapağında ‘Livanelinin edebiyat dünyasına dair düşüncelerini paylaştığı denemelerden oluşuyor’ yazıyor. Bense bu uyarıyı bazı sitelerde bu kitabın türü ‘inceleme’ olarak geçiyor diye yaptım. İkinci öncelikle’yi de söyleyeyim: bu kitabı eline alan kişi kitaptan bir inceleme kitabından umduklarını ummasın! İyi bir edebiyat incelemesi kitabıyla arasında çok fark var bu kitabın. Bu kitabı az çok kitap okumuş herkes okuyup sindirebilir, ancak bir inceleme kitabını okuyup anlamak daha zordur ki,onu sindirmek için belli bir seviyeye erişmek gerekir. İncelememi yaparken Oğuz Aktürk’ün ‘Edebiyat Mutluluktur’ incelemesiyle (#30374476) karşılaştırmalı yapacağım çünkü o incelemede değinilen noktaları beğendim. Bu sebeple bu yazıyla yararlanacağım yazıyı birlikte okursanız daha verimli olur. Ayrıca en sonda ek olarak birkaç önemli noktaya da değineceğim. O halde başlayalım OĞUZ AKTÜRK’ÜN İNCELEMESİ İLE KARŞILAŞTIRARAK YAZDIĞIM YAZI İlk paragrafta Livaneli’nin egosundan bahsetmiş,buna katılıyorum ama kendini göklere çıkarmak derecesinde bir egosu olduğuna katılmıyorum. Yine de kişisel bir görüştür, karışamam. 18- Bu konuda Livaneli’ye katılıyorum, kitap zevk için okunmalıdır, ilaç niyetine değil. Oğuz Aktürk ağabey burda konuyu yanlış anlamış, Livaneli ‘kitaptan ilaç olmaz!’ demiyor. Ben kitabı okuduğumda sözkonusu satırlardan ‘kitaptan ilaç olur ama biz zevk için okumalıyız, ilaç olsun diye değil’ anlamını çıkarmıştım. Bir söz vardı ‘kitabı ondan bir medet umarak okursan ona ihanet etmiş olursun’ gibisinden. İşte asıl anlatılmak istenen şey bu! Eğer kitabı ilaç niyetine okusaydık Beyza Alkoç’ un ‘Kar Küresi’ romanının başında yazan ‘bu kitabı okuyan herkese sözüm olsun;elimi uzatıp sizi düştüğünüz yerden kurtaracağım’ ifadelerini doğrulamış olurduk. (DİKKAT: Size mesajla polis/asker olduğunu iddia eden şahıslara ve sizi düştüğünüz yerden kurtaracağının sözünü veren kitaplara aldanmayınız) Ben kişisel gelişim kitaplarının gereksiz olduğunu düşünürüm ve bunun sebebini yukarıda kısaca açıkladığım ‘kitap ilaç değildir!’ mevzusuna bağlayabilirim. 18. Sayfanın Yan Sayfası- Bir kitabı okumaya zorlanmak saçmalıktır,kesinlikle Livaneli’ye katılıyorum. Oğuz Aktürk Ağabey Karasu,Musil, Proust’tan örnek vermiş, yani okunması diğerlerine göre biraz zor olan yazarlardan. ‘İnsan artık bir süre sonra akıcılıktan uzak, okumanın çetin olduğu Karasu, Musil, Proust gibi yazarları okumanın özlemini duyuyor.’ demiş. Bir kitap çetinse bir şey fark etmez ama akıcılıktan uzak ise neden okunur? Şayet ben bir kitabı okuyorken sıkılıyor isem – eğer zor zamanlardan geçmiyor ve diğer kaliteli kitapları okuyabiliyorsam- o kitap isterse dünyanın en güzel konusuna değinsin, varsın dünyanın en güzel kitaplarından biri olarak kabul edilsin, benim için dünyanın en kötü kitabıdır. Ben okurken diğer sayfaları merak etmiyorsam, zevk almıyorsam (tabi her şey zevk almakla ya da merak etmekle de ibaret değil, ama bir kitapta kesinlikle bulunması gereken özellikler bunlar) kendimi o kitabı okumak için zorlamam.Çünkü eğlenmiyorsun ya, düşünsene sevmediğin ama herkesin sevdiği, övdüğü bir insanı sevmek zorunda kalıyorsun. Nefret ettiğin bir yemeği herkes seviyor diye ıkıla sıkıla yemek ne berbat bir şeydir! Şimdi örnekler yanlış anlaşılmasın, Oğuz Aktürk bu kitaplardan zevk aldığı için okuyor olmalı, yani ben öyle düşünüyorum. Sadece çevremizde bulunan bazı insanlar bazı kitapları, Oğuz Aktürk vb kitap okumayı teşvik eden insanlar önerdiği için kendini zorlayarak okumaya çalışıyor ve siz bunu yüzlerinden bile anlıyorsunuz. 25- Kesinlikle katılıyorum. Doğan Kitap ve İndigokitap başta olmak üzere birçok yayınevinin kitapları fahiş fiyata sattığını düşünüyorum. Hani bazı yazarlar ağızlarından düşürmüyorlar ya ‘biz halkız,halktan yanayız,ey halkım unutma bizi’ gibi sözleri,eğer gerçekten halktan yanalarsa, şu fiyatlara bir müdahale etsinler de görelim kim halktan yanaymış, kim değilmiş. Halktan yana olduğunu iddia etmeyen yazarlara bir şey diyemem, ne yapıyorlarsa yapsınlar.Ama halktan yana olduğunu iddia eden yazarların, ülkemizde fakirlik olduğunu dürüstçe söyleyebilen yazarların, bu fiyatlara acilen müdahale etmesi lazımdır.Sayfa sayısıysa sayfa sayısı!Yüzlerce sayfalık kitapları çok uygun fiyata satan yayınevleri yok mu? Hadi diyelim ki yayınevine bunu bildirdin, yayınevi senin çok satan kitaplarından kazandığı parayı elinin tersiyle itip olmaz öyle şey dedi,sen de kitaplarını basmak için sıraya dizilen yüzlerce yayınevinin hiçbirini fiyatlar konusunda ikna edemedin, e sayın yazar, hani çok halktan yanasın ya,kitaplarını sana ekmeğini kazandıracak fiyata internete koymak aklına gelmedi mi? Ha,kazandığı para ancak kendisine yetenlere bir şey diyemem ama hepimiz biliyoruz ki, bahsettiğim bu bazı yazarların hemen hepsi çok büyük paralar kazanıyor. Şimdi bir yayıncı çıkıp da bu kitapların fiyatlarının en ucuz hali bu dese,verilerle açıklasa inanırım ama kabullenemem. Gerçekten halktan yana olan yazar, bir yolunu bulur bu fiyat mevzusunun. 49- Yorum yapamayacağım, kitabı okumadım. 66- Prag Mezarlığı’nı okumadım, kitaba yorum yapamayacağım. Ama burada Oğuz Aktürk’e itiraz etmeliyim. ‘Son olarak Eco’nun Prag Mezarlığı’nda yine bir kişinin iki kişi olması temasını okuyunca, bu modadan ne zaman kurtulacağız diye kara kara düşünmeye başladım.Üstelik güzel bir roman bu. Niye işlene işlene sakız olmuş bir klişeye gereksinim duyduğunu anlamak zor’ demiş Livaneli. ‘66. sayfada Umberto Eco'nun Prag Mezarlığı'nda anlattığı kişilik bölünmesine diss atıyor. Eco'ya klişe falan demeye kalkışıyor. Eco, mezarından Livaneli'nin bunu dediğini duysaydı sanırım Livaneli, Eco'nun önünde diz çöker tövbe isterdi. Bir tarafta göstergebilim, mimari mekan anlatma ustalığı ve Hristiyan dünyası ustası Eco, diğer tarafta halk tarafından sürekli beğenilecek şeyler yazan popüler kültür hizmetlisi Livaneli? Kemiklerin sızlama partisine 3. aranıyor...’ demiş Aktürk ise. - Eco’ya klişe demiyor yazar, güzel bir romanda neden klişe bir KONUYA gereksinim duyulduğunu sorguluyor, neden klişe bir YAZARA gereksinim duyulduğunu değil.Allah aşkına,bu,konuyu çarptırmak değil de nedir?-. Yahu Oğuz Abi, sen özgür bir şekilde istediğin kitabı eleştiriyorsun, eleştirebilirsin de zaten, kimsenin bunu kısıtlamaya hakkı yoktur ama, bu sana özel bir şey değildir ki. Ben de eleştirebilirim, fikirlerimi belirtebilirim sen de, Livaneli de, başkası da. Livaneli’nin bu fikrine katılmıyor olabilirsin, sitemim buna değil, kitap hakkındaki fikrine katılmıyor isem sitem etmeye hakkım yoktur ama, ‘Bir tarafta göstergebilim, mimari mekan anlatma ustalığı ve Hristiyan dünyası ustası Eco, diğer tarafta halk tarafından sürekli beğenilecek şeyler yazan popüler kültür hizmetlisi Livaneli?’ ne demektir yahu! Sitemim Livaneli’ye popüler kültür hizmetlisi dediğinçün de değil. ‘Bir tarafta x, bir tarafta y. X>yyyyyyyyyyyyyy’ gibi ilkel bir denklemi kullanmaya cüret edebilişine sitem ediyorum. Biz ne zaman senin eleştirdiğin yazarlar için bu denklemi kullandık? Şöyle diyebilirdik mesela: Bir tarafta onlarca kitap yazmış, kitapları ve besteleri dünyaya ün salmış,birçok aydınla fikir alışverişinde bulunmuş, Issık Göl Forumu gibi önemli forumlarda bulunmuş sanatçı Zülfü Livaneli, bir tarafta yanlış kitaplara yönelen insanları uygun dille uyarmak varken onlara hakaret eden YouTuber okur Oğuz Aktürk. Diyeyim mi, ağzım var, klavye önümde, yazayım mı? Her kafama geleni söyleseydim, inanın ki bu yazının sonu gelmezdi. Ama yazmıyorum, çünkü yanlıştır. Kısaca bu denklem, ‘ senin hiç kitabın yok ki sen kimsin de kitaba laf ediyorsun’ derecesinde zalim bir denklemdir, ayrımcıdır, gericidir. Herkesin istediği kitabı ‘nedenini belirterek’ eleştirme hakkı mevcuttur. Şimdi kalkıp o çok eleştirdiğimiz yazarlardan herhangi biri açıklamasını yaparak çok beğendiğimiz bir kitabı eleştirse böyle bir denklemi kullanmaya hakkımız var mıdır? Bu aciz denklem bizi de kendi acizliğine sürüklemez mi? 73- Vallaha postmodern edebiyat hiç ilgimi çekmedi bugüne kadar, gelecek yıllarda okumayı düşünüyorum. ‘Yahu Livaneli, bırak da insanlar istediklerini yazıp, istediklerini okusunlar.’ demiş Oğuz Abi. Kendisinin ‘bunları okumadan ölün’ başlığıyla videoları da mevcut. Nokta diyorum o zaman. 81- Burada da Livaneli, Yaşar Kemal’in ‘Yer Demir Gök Bakır’ romanını film yaptığından ve bunun Fransız basını tarafından göklere çıkarıldığından bahsediyor. Filmi izlemediğim için bilemiyorum Fransız basını tarafından göklere çıkarılması doğru mudur, değil midir. Anladığım kadarıyla Oğuz Aktürk filmi izlemiş, beğenmemiş ve olumsuz bir yorum yapmış, yapabilir. Ama filmi izlemeden dediyse bunu, durum vahim... 96- ‘96. sayfada Türk-İslam geleneğinin düşünceye önem vermediğini belirtip sonrasında Gazali gibi isimler yüzünden bilime bile kuşkulu gözlerle bakıldığını belirtiyor ama kendisi her fırsatta Elif Şafak gibi bir Mevlana alıntısı paylaşıp, popüler halk onayını kazanmayı pek bir vizyon sanıyor. Bu kısımda kendisinin bu Gazali görüşü, yine kendisinin sürekli kullanmakta olduğu Mevlana vizyonuyla çelişiyor.’ Oğuz Aktürk böyle demiş bu sefer de. Şöyle düşünelim, bir fikrin/dinin doğruluğuna inanan insan, sadece o fikir/din hakkında mı eser verebilir? Yani İslam’a inanan büyük bilge Mevlana, sadece İslam hakkında mı konuşabilir?İnsanlar o’na sadece İslam hakkında fikir yürüttüğü için mi yoksa insan,toplum, erdem gibi ögeleri de içerisine alan çoğu konu hakkında fikir yürüttüğü için mi bilge diyor? (Ha, yazar İslam geleneğinin düşünceye önem vermediğini belirttikten sonra Mevlana’nın İslam hakkında bir alıntısına yer veriyorsa Oğuz Aktürk’e katılırım.) ‘Gerçek okur bütün kitapları anonimmiş gibi okur’ gibisinden bir söz vardı, mevzu işte tam da oraya geliyor.Zülfü Livaneli Mevlana’nın kitaplarını anonim gibi okumuş sevgili Oğuz Aktürk, sizin gibi ‘Livaneli’nin kitaplarını okurken neyi başaramamış diye bakıyorum’ dememiş anlaşılan. 107-Büyük ayıp etmiş Livaneli. Günümüz gençleri arasında müzik çok yaygın. Cıstakçılar ve hiçbir anlamı olmayan ‘prrrr skrtt skrt’ gibi hayvanların da çıkarabildiği seslerle müzik yaptığını zanneden şahıslar haricinde hemen her genç müzisyen yaptığı iyi ya da kötü işlere emek veriyor, yani deneme yapıyor.Oğuz Aktürk birçok isim vermiş, ben de genel olarak türkü ve halk şarkıları dinlediğim için bu isimlere türkü ve halk şarkıları ile ilgilenen çok güzel birkaç isim daha ekleyeyim. Emre Dayıoğlu, Ali İnsan(zaten ali’yi ben hariç binlerce insan bizzat livaneli sayesinde tanıdı), Onur Ulutaş, Ceren Kaçar ve Türk olmasalar bile Türkçe şarkılarla da ilgilenen ve benim çok sevdiğim Emma Greenfield ve Petra Nachtmanova, türkü dışı Ayça Özefe. Ayrıca Ceren Kaçar ve Petra gibi birçok sanatçının videolarının –bildiğim kadarıyla- görüntü yönetmenliğini yapan Stephan Talneau. Yani, gerek Türkiyede gerek diğer ülkelerde gençler/genç kalanlar müziğe emek veriyor, deneme yapıyor. 219- Oğuz Aktürk’e katılıyorum, sanat bir oyundan ibarettir. Bu yüzdendir ki, küçük bir çocuğun oyunlarla –bilgisayar oyunlarından bahsetmiyorum- gelişen hayal dünyasının seviyesine ancak sanat erişebilir, o çocuk büyüdüğünde onu ancak sanat tatmin edebilir. Kitap ve yazar hakkında bu yazıya ek olarak yazdığım bölüme geçmeden önce, söylemeliyim ki, bu bir sataşma ya da meydan okuma değildir. Sadece bir konu hakkındaki eleştirilerimi 1000Kitap yazarlarına sundum, diyeyim. Dileğim şudur ki: bu yazıya cevap yazacak kişiler –öyle birileri var ise- laf sokmuş olmak için değil, bir şeye itiraz etmek,bir fikir sunmak, bir şey anlatmak için cevap yazsın. Şimdi yazıya devam edelim. KİTAP VE YAZAR VE OKUR HAKKINDA DİĞER BAZI DÜŞÜNCELERİM (İNKILAP KİTABEVİ,EDEBİYAT MUTLULUKTUR, 2021) Kitabı okuyanların gözüne çarpan şeylerden ilki,şüphesiz ki, kitapta sol görüşlü aydınların daha çok yer almasıdır. Livaneli Bey sol görüşlü aydınları daha çok seviyor olabilir, buna karışamam ama 197 sayfanın 3- 4 sayfasında bulunacak kadar da mı hatırları yok bu kişilerin? Yazar bu kişilerin görüşlerine katılmasa da yaptıkları sanata bir saygı göstererek onlara da yeterince yer veremez miydi? Hani, kitabın adı ‘ideoloji mutluluktur’ değil de ‘edebiyat mutluluktur’ ya, belki ideoloji bir kenara konup edebiyat konuşulur diye bir umutla başladım bu kitaba; yine az çok böyle yapılmış ama ideoloji isimli arkadaş masadan tam ayrılmamış, bir kenara saklanmış gibi.. Birçok yazarın adının bile anılmadığı bu yüzeysel kitapta ‘adam sen de!buna mı takıldın’ diyecek olursanız, haklısınız. Ama n’apayım, bunu yazan pek olmamış, bir değineyim dedim. ------------ Kitapta pek yapıcı öneriler yapılmadığını düşünüyorum. Ünlü yazarlara da, henüz ünlenmemiş genç/yaşlı yazarlara da yer verilmeliydi. Ama ünlü yazarlardan bahsedilmiş genellikle. Sonuçta, dediğim gibi, yüzeysel bir kitap bu. Okuyan, büyük umutlarla okumasın... ____________ ___Livaneli, söyleşilerinde ve kitaplarında anılarından bahsediyor hep, onlarca sanatçıyla olan anılarından. Bu anıları böyle 500-600 sayfalık kocaman bir kitapta toplasa, o kadar sayfalı bir livaneli kitabını satın almaya paramız yeter mi bilmem ama, çok güzel olurdu. Sanatçıların birbirleriyle olan neşeli, hüzünlü, türlü anılarını okumak çok keyif veriyor bana ve şüphesiz ki zülfü livaneli, yaşayan anı defterlerinin en önemlilerinden biri. Bakalım, bu hayalimiz belki bir gün gerçekleşir... __________ Syf 57’de ‘Türkiye’de komünizm propagandası yaptığı düşünülen ve bu yüzden mahkum edilen Nazım Hikmet bile Sovyet rejiminin düşman ilan ettiği yazarlar arasındaydı.’ diyor. Bunu birkaç kaynakta daha okumuştum.Bu kaynakları okumadan evvel aklıma hep gelirdi, derdim ki kendime hep: onca sanatçıya zulmedilen o dönemde bizim şair baba’ya hiç mi bir şey yapmadılar? Birkaç kaynakta okuduktan sonra, buna canıgönülden inandım. Ama buna inanmak istemeyen bazı kişiler, kaynak istediler buna dair, haklılar da. Ben de, onlara göstermek için soruyorum: Kaynak nedir? ____________ Syf 83-84’te ‘Size bir soru sorayım: Batı’da en çok tanınan şairimiz Mevlana. Buna karşılık Yunus Emre, Şeyh Galip, Baki, hiç tanınmıyor. Acaba bunun sebebi ne? Mevlana ile Yunus Emre arasında kalite uçurumları mı var ki birini dünya biliyor, ötekinden ise habersiz? Bu sorunun çok basit bir cevabı var: Mevlana Farsça yazdığı için dünya dillerine çevrildi, Yunus Emre ise Türkçenin içine hapsoldu.’ İfadelerini kullanıyor. Bence gayet güzel bir tespit ama Livaneli, kitapta çoğunlukla yaptığı gibi, detayı görmezden gelmiş. ‘Türkçenin içine hapsoldu’ ifadesi ne kadar doğrudur? İnsanlar, yaptıkları bir hatanın karşılığı olarak, ‘cezalandırılmak’ için hapsedilmezler mi? Tanrı, Yunus Emre’yi cezalandırmak için mi Türkçe’ye hapsetti? Hiçbir dil, hapis niteliğinde olamaz, olmamalıdır. Ben Livaneli’nin dediğini gayet iyi anladım,’hapsolmak’ ifadesini bu anlamla kullanmadığını da biliyorum ama kitap genelinde şu çok keskin genellemelere ve detaylara biraz dikkat gösterilseydi, iyi olurdu. _____________ Syf 90’da içerisinde kendisinin de daima bulunduğu çok satan listelerinin vıcık vıcık kitaplarına sitem ediyor. Bu tür kitapların (kendine hoş geldin, kendine hoş buldun, kendine sefalar getirdin gibi) çok satanlar raflarını kendine mesken bellediğini hepimiz biliyoruz. Livaneli, her çok satan kitabın iyi olmadığını, bu doğruyu açıklamaya çalışıyor yani. Ama bakın, yine bizzat kendisi, pena youtube kanalındaki soru-cevap videosunun (youtu.be/oOy_rKtvbEI) 20.01- 20.27 aralığında kitaplarını beğenmediğini söyleyen ekşisözlük yazarına ne diyor? ‘Bizlere sadece daha nice şarkılar ve o şarkılar için de şiirler yazmasını dilediğim insandır. Çünkü kitap veya filmleri pek olmuyor. Çok yönlü olmak kaliteyi düşürüyor zira. -evet, olabilir tabi ama kitap yazmak içimden geliyor, çok da okurlar istiyor.41 ülkede çıktı çin’den amerika’ya kadar. İzninizle ben kitap yazmaya devam edeyim.’ Bence cevaba 41 ülkede çıkmasını eklemeseydi daha iyi olurdu. Bir kitabın kaç ülkede çıkmış olduğu o kitabın kalitesini belirlemez, bunu hepimiz biliyoruz. Ki Livaneli’nin beğenmediği yazarlar da birçok ülkede okunuyor, beğendiklerinin bazıları da resmen hiçbir ülkede okunmuyor. Kendiyle çelişkiye düşmüş yani. __________ Syf 101’de ağıt niteliği taşıyan şiirlerle ağıt niteliği taşımayan şiirleri karşılaştırırken ‘masabaşı şiir’ ifadesini kullanıyor. ‘ Hangi masabaşı şiir şu türkünün içtenliğine ulaşabilir’ diyor ve türküyü alıntılıyor. Ne demek istediğini anladım ama yine detay gözden kaçırılmış. ‘Masabaşı şiir’ ifadesi ‘kolay şartlarda yazılan şiir’ ifadesini de çağrıştırmıyor mu? Kendinin övdüğü şairlerin birçoğu ‘masabaşı şiir’ yazmıyor mu? Garip bir kullanım olmuş doğrusu. ‘Asgari ücret şiir, işsiz şiir, part-time şiir, yol-yemek- sigorta şiir’ filan. Devamı gelir bunun... _______ Syf 195’de Livaneli,30. TÜYAP Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda yaptığı konuşmanın ‘Bir roman için fikir geliştirelim’ isimli bölümüne ‘Mesela sizlerle roman konuları düşünelim’ diye başlıyor ve roman konuları düşünüyor. Roman konusu düşünmek saçmadır bence, zoraki eserler çıkar ortaya. Bir sabah kalkıp ‘hadi, bir roman konusu düşüneyim bakalım.’ demek komik değil midir? Bunu Livaneli gibi, kurguları az çok yaratıcı olan bir kişinin diyeceğini kırk yıl düşünsem bilemezdim. Ben bunu, bir çocuk bile anne karnında 9 ay beklerken, kurguları bilgisayarında daha altıncı ayını doldurmadan kitap haline gelen Beyza Alkoç’tan ve onun gibilerden beklerdim. Romanın konusu belliyse, başlamak ya da devam etmek için çalışılabilir ama bir romanı, bir şiiri yaratmak için çalışılabilir mi? Şimdi bir şiir yazayım dersek kötü eserler çıkacaktır ortaya. Şair, öyle istediği zaman şiir yazamaz bence. Yazabiliyorsa ‘şiir büfesi’ açsın. Alın size bahsettiğim bu ‘şiir büfesi’nden birkaç diyalog. ‘Türkiyenin ilk şiir büfesi!Gelin abicim, ablacım,buyrun gelin! - Ben bir tane istiyorum, aşk acısı bol olsun Abicim siz? - Ben bir kendime, bir kayınçoma alacağım. Bana bir Divan, kayınçoya da Yahya Kemal. Buyrun abicim, ablacım buyrun! Ablacım siz ne isterdiniz? - Ben, hani şu hep paylaşıyolar ya, bıyıklı, elinde sigara... Cemal Süreya mı? -He he, o işte. Ben ondan istiyorum bir tane, depresyonlusundan. Ablacım depresyonlu kalmamış,sevgiliye atarlı var. Cemal Süreya yok ama Cemal Süreya- Aşık Veysel karışık var. -Bir okuyun bakalım Çay var gidersen, ben var içersen, yol var seversen... Aman, böyle bişeydi işte. -Tamam ben bunu alayım. Türkiyenin ilk ve tek Şiir Büfesi!Abicim, ablacım buyrun gelin,buyrun’ Bu absürd diyalogları yazarken hafiften bir ürperdim bunların gerçek olabilme ihtimalini düşünerek. Okurlardan bir isteğim olacak burada. İki genç şairin düzenli olarak takip ettiğim edebiyat sohbetlerine yaşı bana daha yakın olan ve söyleşide şimdi bahsettiğim zoraki şiir yazma mevzusuna da değinen bir genç şair, mutlu merve başkaya konuk olmuş. Link: (youtu.be/_qQ6bB7fQf8) Ben izledim ve çok beğendim bu bölümü. Umarım izleyenler de beğenir ve ben bu vesileyle günümüz Türk edebiyatı açısından yararlı işler yapan bu kişileri sayılı okuruma tanıtmış olurum. Programın sponsoru değilim bu arada. Şimdi geldik, şuan 2696 sözcük içeren bu uzunca yazının son kısmına, Oğuz Aktürk kısmına. OĞUZ AKTÜRK HAKKINDA SÖYLEMEK İSTEDİĞİM BİRKAÇ SÖZ Beğenmediği kitapları eleştirirken üslubunu sert tutabilir ama bu kitapların etkisi altına aldığı, kör ettiği okur kitlesine karşı hoşgörülü davranmalı. Böyle yaparsa, bence Wattpad okur kitlesinin de sevgisini kazanabilir ve bu, o kitleyi daha güzel, daha verimli kitaplara yönlendirmek için bir fırsat olur. Mesela kitlelere ‘bu kitabı okuma!’ demek yerine ‘o kitapla beraber bu kitabı da okuyabilirsin’ demek daha etkili olur. Eğer okuma anlayışı pek gelişmemiş olan o kitleye kaliteli başlangıç kitapları önerirsen, o kitle zaten zamanla kendini geliştirecektir. Bu hatayı ben de yapardım, artık yapmamaya çalışıyorum. Mesela, Oğuz Aktürk, Niteliksiz Adam kitabını çok sevdiğini belirtir hep. Biri çıkıp bir yazıyla anlatsa o kitabın kalitesiz bir kitap olduğunu Oğuz Aktürk’e, bunu okumadan öl! dese, hiçbir şey değişmez. Mesela Panait İstrati’yi severim ben de, yavaş yavaş bütün eserlerini okumaya çalışırım. Bana çıkıp dese biri, bunu okumadan öl, bu kalitesiz bir kitap dese, hiçbir şey değişmez. Kısaca, bence Wattpad okur kitlesi, kendilerine daha güzel kitaplar önermek varken ‘bunu okumasana kardeşim!’ diye haykıran kişiler yüzünden yerinde sayıyor. Hatırladığım kadarıyla Oğuz Aktürk, bir kitabı eleştirirken şuna benzer bir ifade kullanmıştı: ‘Bu kitapta x konusu şöyle kullanılmış, yanlış. Freud y kitabında bundan böyle bahsetmiyor.’ X konusu bilimsel değildi. Oğuz Aktürk, bilimsel olmayan bir konuyla ilgili bir görüşü değişmez ve nesnel olarak kabul etmişti. Bu sebeple de kitaptaki fikir,Freud’a ters düşünce ‘yanlış’ demişti hemen. Şöyle demiş gibi düşünün: ‘Cahit Sıtkı sanat sanat içindir diyor,burada yanlış var. Nazım Hikmet’in x yazısına göre sanat toplum içindir.’ Yani edebiyat gibi çok anlamlı bir sanatta değişmez kurallar çizmiş kendine. Umarım anlaşılır olmuştur... Eleştirileri ara sıra eğlenceli olsa da, genellikle yapıcı değil. Bu eleştirilerin büyük bir kısmı için söyleyebileceğim bir şey var: 10 paragraflık bir eleştiri yazmışsa, bu on paragrafın dokuzunda kitaptaki karakterleri dizi/film oyuncularına benzetiyor, ‘x bu kitabı görseydi şöyle şöyle yapardı’ yapısını kullanıyor, araya marka isimleri serpiyor filan. Bu on paragrafın ancak bir ikisinde kitabı neden eleştirdiğini okuyabiliyorsunuz. Şöyle bir şey deneyelim mesela: Her paragrafın başında soralım Oğuz Aktürk’e, ‘bu kitabı neden okumamalıyım?’ diye. Muhtemelen şöyle bir şey çıkacak ortaya: Bu kitabı neden okumamalıyım? -youtube kanalımda bu kitaba bilmemney dedim Bu kitabı neden okumamalıyım? -dostoyevski bu kitabı okusaydı edebiyatı bırakırdı Bu kitabı neden okumamalıyım? -kitaptaki karakterler x dizisinin oyuncularına benziyor Bu kitabı neden okumamalıyım? - z videomda bu kitaptan bahsettim Bu kitabı neden okumamalıyım? -Oğuz atay gibi yazarlar okurunu bulamazken bu kitaplar çok satıyor. Abi! Sana diyorum ki bu kitabı neden okumamalıyım? Kötü yanları nedir bu kitabın? Tekrar edeyim mi? Bak, bu diyorum, kitabı,ben niçin okumamalıyım? -Haa, sen onu soruyorsun. Kurgunun zayıflığıyla birlikte dil güzel kullanılmamış, üzerinde durulmamış, şu şu şu sayfalarda yanlış bilgi kullanılmış, ayrıca yersiz küfür çok, kitabı okurken iki azılı ergenin whatsapp mesajlarını okur gibi oluyorsunuz. Son olarak, her kitapta aynı depresiflik, kadına şiddet ve baskının aşk olarak gösterilmesi ve bunu okuyanların arkadaşlarına böyle davranması, koca bir neslin aşkı bundan ibaret sanması,büyüklere ve küçüklere saygısızlık, lüks hayatlara, lüks insanlara hayran olma ve onları kendinden üstün tutma ve bu nedenle kendi hayatından nefret etme ve bunları özendirme var. Diyeceklerim bu kadar. Buraya kadar tahammül edebilen okurlara teşekkürlerimi iletirim. Başlangıç: Ağustos 2021 Sonlangıç: 26 Eylül 2021 Kırlangıç: Bilinmiyor...
Edebiyat Mutluluktur
Okuyacaklarıma Ekle
5
Kadın cinayetleri son bulsun
Üstelik bu kadınlar sadece 2021 de katledilen kadınlar Hatice Soysal Feride T. Merve Abasiyun Selma TaşkömürKristina Noystka Vildan İnce Sevda Kösecik Aslıhan Dalİsmi Bilinmiyor Sevgi Tekin Ferdane Kurt Nergis BeyazGonca Pekşen Şükran Biroğlu Zerda Cunka Dilan K. Aleyna Yurtkölesi Neriman Kıvrak Canan AcerTürkiye El Mohammed Ayşe Özgecan Usta Şule Yıldırım İkram Kaplan Cahide Türkoğlu Melek Gürler Gülsüm Berk Güler Kaya Ayşe Yaylan Döndü Bakır Aygül Çakan Melek Güngörmüş Hatice Bodur Şadiye Öztürk Feride Yılmaz Süryan Büyük Mürebba Gökçe Nasıma harıfı Pınar Can Nebahat Kurt Halime Türkaslan Saniye Kaçar Semiha Peker Sibel Aksu Nuran Koçer Samira Lkhadır Saime Ü.Raziye Özcan Karanfil Özcan Nur Cemil Hüseyin Nergiz Sarıkaya Gamze Gider Gülbahar Asabay Mediha Aygün Futem Alhamadi Yağmur B. Gizem Canbulut Hatice Yıldız Rabia Doğan Serpil Fikirli Elif Atay Beyza nur Özel Fidan Zilfunur Bakır Meral S. İsmi Bilinmiyor Sezen Ünlü Necla Demirtaş İsmi Bilinmiyor Seda Kayadelen Meryem Güneş Kader Balcı Hatice T.Hatice Helvacı Hacer Çetin Gonca Akbulut Birgül Y. Hanım Pınarlı Fatma KovanZeynep Çubuk İkinci Mihrican Ekmenci Gülistan Şaylemez Gamze Kaçar Bozkurt Emel Tokkal Meral Şen Hanife Yenisu Ayşe Nazlı Kınacı bensu Narlı Hüsna T. Miraş GüneşIşık Gülsen Güder Reyhan Korkmaz
2
13
Su Poℓatღ
bir alıntı ekledi.
Ben bu zamana kadar bir sürü çatışma gördüm, bir sürü ülkede askerlik yaptım, savaşlar gördüm. Ama benim gördüğüm en çetin savaş hayat. Ve sen eğer bizi kaybettiysen şimdi o savaşın bir askerisin kızım. Babana yakışır bir asker ol, o savaşı sakın kaybetme.
7