Çökmüş bir uygarlıktan yeni bir uygarlığa geçtiğimiz bu dönemde mimarlığa yönelmenin, bir dine girmek gibi bir şey olduğunu, bunun için inanmak, kendini adamak, vermek gerektiğini kavrayamadılar. Ve bunun karşılığında mimarlığın, kendilerini bütünüyle ve ateşli bir biçimde ona adayanlara bir tür mutluluk getireceğini, düşüncenin doğum sancılarından ve ışıltılı dünyaya gelişinden doğan o kendinden geçmeye benzer duyguyu yaşatacağını sezemediler.