• 320 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Âl-i Osman; âl-i Firavn, âl-i lâdîni, lâmillet, âl-i iblîs olmuş
    Devletin sahiplerinin üzerine bî-şeref vü bî-nâmuslar baş olmuş!
    Kurt kocamış; itlere, köpeklere maskara olmuş
    Reşidler, Rüşdü, Avniler, Fuad, Midhad ve Hayrullah kelpler
    Maral-ı nâzik ve âhû-yu devlet üstüne çökmüş, iğfâl etmişler! (26.10.19/23:59)

    Osmanlı Devleti’nin son demlerini okuyorum artık. Kayı’nın 1, 2, 3, 4 ve 5’ini çok zevk ilen; 6, 7 ve 8’i ise kahr olarak okumuştum. 9’da ise üzüldüm ama bazı kısımlarında yine gururlandım ve dedim ki: “Ulan Osmanlı’nın ölüsü bile yeter size!” Haris, kindar, rüşvetçi, dünyâ ile zifafa girmiş adamlar yüzünden koskoca devlet; zebûn olmuş. Bu beni çok acıtıyor. ‘Âl-i Osman olacağına âl-i Midhad olsun’ diyenler, ‘kînim dînimdir’ diyenler, Ramazan günü askerlerin ‘bizim abdestimiz yok’ demeleri üzerine: ‘canım kimin abdesti var, durunuz işte’ diyenler, Batılı bir diplomata ‘siz dışarıdan, biz içerden çalıştığımız hâlde Osmanlı’yı yıkamadık’ diyenler ve daha niceleri yüzünden koskoca Osmanlı yıkılmış, gitmiş... Özellikle Sultan Abdülaziz Han’a ve âilesine revâ görülen cinâyet, hakâret ve denâeti okudukça o 4 p.......e etmediğim hakâret ve beddua kalmadı. Ve o 4 p....... ile ilgili:
    “Ya hû siz nerede, hangi topraklarda yetiştiniz? Ananız, babanız gâvur muydu be!” sözlerini söylemekte kendime engel olamadım! Allah o 4 p.......i kahretsin, ebedî azâb ile azâblandırsın inşâallah! Mâlûm örgütün Twitter’da seçtiği isim olan Fuat Avni’nin Avni’si bu bölümde çıktı karşıma. Yalnız Osmanlı’daki Avni’nin ismini yanlış koymuşlar, Adüvv olacak imiş aslında ismi... Lâkin hamd olsun ki Azîz-i maktül’in rabbi el-Adl’dır ve Adl-î İlâhî Avni Paşa için de tüm p.......ler için de tecellî edecektir.

    Kayı 9, sayfa olarak 2 günde bitecek bir kitap iken 6 günüm bu kitapla geçti. Okuyamadım. Bir şeyler beni kitaptan geri çekti. Bunu epey dert edinirken bizimkiler şöyle dedi:
    “Sen bundan önceki Kayı kitaplarını da geç bitirdin. O dönem seni biraz zorluyor galiba” Taşlar yerine oturuverdi sanki. El hak öyle...

    :87576 Ahmet Şimşirgil
  • Yapması ve yapmaması gereken her şeyi kesin çizgilerle belirleyen kuralları olduğu için Vronskiy'in hayatı özellikle mutluydu. Bu kurallar çok dar bir koşullar çemberini kapsıyordu, ama kurallar kesindi ve bu çemberin içinden hiçbir zaman çıkmayan Vronskiy, gerekenin yapılmasında bir an bile kararsız kalmazdı.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 400 - İş Bankası Yayınları
  • "Ben çıkarıma bakarım" diyeceksiniz, bunun için" Babamı bile tanımam" diyeceksiniz. Kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!
  • 160 syf.
    ·4/10
    İntihar Ormanları, Ezgi Durmuş'tan okuduğum ikinci kitap oldu. İlk okuduğum kitabı Hep Sonradan'ı çok sevdikten sonra bu kitabı beğenmemiş olmak beni de hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim.

    Konusu hakkında bir şey yazamayacağım çok fazla çünkü ne desem spoi olacak gibi. Birkaç cümleyle bahsedeyim.
    Umut ve İz sekiz yaşlarından beri birbirlerinin çocukluk aşkıdır. Kitabın başında ana karakterimiz Umut, bizlere bir cinayet işleyeceğini söylüyor ve biz adım adım sona yaklaşıyoruz.


    Öncelikle kitabı beğenen bir sürü kişi olduğunu belirteyim. Yani yorumumu okuduktan sonra kafanızda bir fikir oluşmasın hemen, belki siz beğenirsiniz.

    Öncelikle kitabın kurgusundan başlamak istiyorum. Başlı başına kurguyu beğenmediğimi ve mantıklı gelmediğini söyleyebilirim. Bana fazlaca abartılmış ve dramatize edilmiş gibi geldi. En azından bize sunuluş kısmı. Aslında kitabı okuduktan sonra yazarın aralara bir yerlere, bir şeyler serpiştirmiş olduğunu fark ediyorsunuz ancak bana yine de mantıklı gelmedi. Ya da şöyle diyeyim, okuyucuları şaşırtayım da tersköşe olsunlar, düşüncesiyle ortaya böyle bir kurgu çıkmış ama olmamış gibiydi.

    Kitabın anlatım dili de bana göre aynı kurgu da bahsettiğim gibiydi. O kadar çok edebi, düşüncelerden, anılardan oluşan paragraf var ki, okurken sıkıldım. Tabii ki kitaplarda olabilir ama bu şöyleydi; karakterimiz bir şeyden bahsederken bi anıdan bahsetmek için geçmişe dönüyor ardından o geçmişi bir başlıyor anlatmaya, şimdiki zamana döndüğümde bir bakıyorum kitaptan kopmuşum.
    Aynı zamanda yazarın üslubunu da beğenmedim bu kitapta. Oysa Hep Sonradan'da çok beğenmiş, biir sürü yerin altını çizmiştim. Bu kitapta da çizdim ama kitabın bana hissettirdiklerinden dolayı değil, sadece sözü beğendiğim için.
    Kitabın dili o kadar edebi ama bir yandan samimiydi ki asla birbirine uymuyormuş gibi geldi. Her şey ama her şeyden bir benzetme, bir örnek derken okurken bunaldığımı hissettim. HER ŞEY AMA HER ŞEY DRAMATİZE EDİLMİŞ.
    Sadece bi umut kelimesinden en az beş kez falan edebiyat yaptılar kitapta sjsjskdjsj Bilmiyorum komik ve absürt geldi bana.

    Kitabı okumaya başladığınızda zaten ana karakterimiz Umut, bizlere cinayet işleyeceğini söylüyor (spoi değil). Sonra kimi öldüreceğini, sebebini falan öğreniyoruz ve O KADAR SAÇMA Kİ. Kitabın sonunda okuduklarım bile sebebin saçmalığını gidermiyor.

    Karakterler de, ki özellikle İz, fazla Polyanna bir karakter gibi geldi bana. Umut ve İz'in ilişkisi de hiç gerçekçi gelmedi. Yerlere göklere sığdırılamadı ne yazık ki kitapta. Her şeyden birbirlerine dair bir şey çıkarıyorlar, her şey ilişkileri üzerine ve üzülerek, belki 72627. defa söylüyorum AŞIRI DRAMATİZE BİR İLİŞKİ. Yani her şeyden anlamlı bir şeyler çıkaraya çalışıyorlar.

    Kitapta tek sevdiğim nokta Umut ve babasına dair olan kısımdı o kadar. Orada biraz duygulandım. Orası dışında mimik oynamadı yüzümde. Yani bir şeyler hissettiremedi ama kitap ya da belki ben kitaba adapte olamadım ama sevmedim yani. Hiçbir şey mantıklı gelmedi okurken her şey araya sıkıştırılmış gibiydi. Sonu da zaten olduya bittiye geldi. Bir şeyler eksik, dramatiklik fazlaydı belki de.

    Öyle yani. Beğenmemiş olduğum için üzgün müyüm? Baya. Çünkü çoook mutlu hislerle ve kocamaaan umutlarla almıştım kitabı. Hep Sonradan'dan sonra (çok komik oldu böyle okuyunca.d) yazarın yeni bir kitabını okuyacağım için baya mutluydum çünkü. Ama Hep Sonradan'ı hepinize öneririm laf arasında söylemiş olayım.

    Keyifli okumalar dilerim.
  • Saadettin Kaynak birkaç gün ortalarda gözükmeyince dostları merak ederler. Nerede olduğunu sormak üzere yanına giderler kendisi şöyle anlatır:

    'Resulullah’la beraberdik. Artık o günlerde, bir daha dünya işleriyle alakadar olamadım'der

    hadiseyi çözemeyenler tekrar sorunca 'onu görmek ancak rûyalarla mümkündür. Bende geçen gece vuslata erdim'

    bu şarkı o gecenin sabahında yaralı bi yürekle yazılmış meğer.
    şimdi şarkının sözlerini tekrar hatırlayalım

    Muhabbet bağına girdim bu gece,
    Açılmış gülleri derdim bu gece,
    Vuslatın çağına erdim bu gece;
    Muhabbet doyulmaz bir pınar imiş.
    Ararım, ararım, ararım seni her yerde;
    Sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde?

    Açılmış bahtımın gonca gülleri,
    Gönül bağında öter bülbülleri,
    Aşkıma sarayım hep gönülleri,
    Muhabbet doyulmaz bir pınar imiş.
    Ararım, ararım, ararım seni her yerde;
    Sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde...

    ” diye bir şiir yazar. Tabi bu ilahi olarak söylendiği gibi, şarkı olarak da söyleniyor. Bunu birisine anlattığımda, o da; “Hocam ben o şarkıyı dinlerken ne beşerî aşkları düşünürdüm” diyor. Onun için kabahat şarkının kendisinde değil, dinleyenle, söyleyendedir.”

    https://www.youtube.com/watch?v=bMBkQpC3aUc