• 336 syf.
    ·6 günde
    Kitap; Bihruz Bey'in yaşam tarzı ve sonu hayal kırıklığı ile bitecek olan Periveş Hanım'a olan aşkı ile yanıp tutuştuğunu anlatır. Yalancı Keşfi ile Karadenizli kayıkçılar da ayrı renk katmış kitaba. Kitap hafif ve basit tek olay üzerinden gitmektedir. İyi okumalar dilerim.
  • 294 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Eskiden okullarda sınav sorusuydu?
    Edebiyatımızın ilk realist romanı hangisidir?
    Cevap veriyorum; Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası romanı..

    Peki nedir realist roman?
    Tabi ki, toplumda gerçekleri yansıtan, gözlem ve araştırmanın esas olduğu bir roman türüdür.

    Tanzimat Fermanı sonrası Türk tarihinde bir Batılılaşma sevdası başlamıştır. İlle de Batının dilini alalım derdi sarmıştır tüm aydın kesimi. Özel hocalar tutalım çocuklarımıza Fransızca öğrensinler, sonra toplum içinde , garsonla, terziyle , uşakla hep Fransızca konuşsunlar...

    Romanın baş karakteri Bihruz kardeşimiz de bu sevdadan nasibini fazlasıyla alanlardandır. Kendi dilini kaba bulan, züppelikle aydın olmayı birbirine karıştıran, babasının nüfusu sayesinde bir devlet dairesinde (güya) çalışan, dadılar tarafından giydirilip, soyundurulan hatta babsının ölümüyle miras yedilik mertebesine ulaşan bir delikanlıdır. Haftada iki gün Fransızca Hocası Mösyö Piyer den aldığı yarım yamalak Fransızca eğitimi ile, yarı Osmanlıca, yarı Türkçe, az biraz da Fransızca konuşur, kolunun altında kitap ve gazetelerle dolaşır ve tabii en gösterişli (ekipaj) arabaya sahiptir.

    Teee o zamanlarda bu zamana ne değişti peki? Fransıca gitti (giderken dilimize bi dolu kelime bıraktı üstelik) yerini İngilizce aldı. Ana babalar, çocuğum önce şu Türkçeyi adam akıllı öğrensin demek yerine, daha küçük yaşta İngilizce öğrenmeleri için kurslara gönderdi, o da yetmedi özel hocalar tuttu...eee haksızda sayılmazlar , tüm şirketler şart koştu dil bimeyi.. ya türkçe? Olmasa da olur...ingilizce bilsin yeter...yanlış anlaşılmasın, elbette dil bilmek kötü birşey değil, ama önce kendi dilini iyice bi öğren, adam akıllı cümle kur sonra diğer dillerede geç. Hatta bir dille yetinme birkaç dil öğren..
    Unutulmaması gereken bir şey var, bu gün çocuklar o matematik sorularını kafaları çalışmadığı için değil, soruyu anlamadıkları için çözemiyorlar...
    Kitabın konusuna gelince, bahsi geçen Bihruz'un ilk görüşte aşık olduğu sarışın dilberin peşi sıra sürüklenişi ve bu sevda uğruna, cehaletinin de ön ayak olduğu komik duruma düşüşünün anlatıldığı bir hikaye söz konusu.
    İlk realist roman olmanın yanı sıra , edebiyatımızda yavaş yavaş tasvirlerin de yer aldığı bir dönemdir bu dönem. Kitabın başında Bağlarbaşı yoluyla Çamlıca'ya gidile yolun bir anlatımı var ki , beni benden aldı ne yalan söyleyim.
    Kitabı merak edenler alıp mutlaka okusun, hatta eşine dostuna okuttursun...
    Elinizden, evinizden kitap kokusu eksikmesin dostlar...
  • 294 syf.
    ·5/10
    Bihruz Bey'in Periveş Hanım'a olan aşkı takdire şayandı. Fakat bence sonu çok saçma ve belirsiz bir şekilde bitti. Aşkına karşılık alamayan bir aşık olsa bile sanki Periveş Hanım'ı daha çok Lando'ya bindiği için bu kadar sevip gözünde büyüttüğü gibi bir hava verilmiş.
  • Bihruz Bey, İstanbul ile çevresindeki semt ve mahalleleri -birincisi kendisi gibi noblese, yani soylu ve seçkinlerden olan medeni kibara, ikincisi burjuva sınıfına yani medeni fikirlerden o kadar nasibi olmayan kaba tabiatlı, orta halli halka, üçüncüsü esnaf takımına mahsus olmak üzere- üç sınıfa ayırmış ve Kadıköyü'nü birinciye geçirmek lazım gelirken her nasılsa ikinci sınıfa ithal etmişti.
  • 192 syf.
    ·4 günde·6/10
    Eseri eskiye olan alâkam ve merakım sebebiyle okudum. Yenileşme hareketinin nasıl yanlış anlaşıldığını izah bakımından başarılı bir eser. Çok fazla Fransızca kelime barındırması ise okuyucunun sıkılmasana okurkenki akıcılığın sekteye uğramasına sebep olmuş.
    Karşılıksız aşkın sonunun sokak ortasında pek detay verilmeden sonlandırılmış olması ise pek makul olmamış. İçeriğe bakacak olursak;
    Bihruz Bey, Keşşaf Bey, Mösyö Piyer, Periveş Hanım ve Çengi Hanımın üzerine kurgulanmış plâtonik bir aşk hikâyesi. Eser lüks ve şatafat meraklısı, mirasyedi Bihruz Bey'in Çamlıca gecelerinde görmüş olduğu ve soylu zannettiği hanıma körü körüne bağlanışını konu ediniyor. Bihruz Bey ilk görüşte aşık olduğu Periveş Hanımı tekrar görebilmek ve izdivaç yapabilme düşüncesiyle kederlenmekte her yerde onu aramaktadır. Diğer taraftan ise Keşşaf Beyin binbir türlü yalanlarına kanıp iyice hüzünlenmekte kendini yiyip bitirmektesdir. Fransıza merakı yüzünden Mösyö Piyer ile derslere devam etmekte, hocası aracılığıyla ulaştığı aşk kitapları ve aşk şiirleriyle kendini avutmaktadır. Ancak sevdiği kadının bundan bi haber davrandığını düşünememekdir. Keşşaf Beyin, Periveş Hanımın öldü yalanıyla da büsbütün yıkılmaktadır. Uzun zaman sonra İstanbul sokaklarında gezerken sevdiği kadına rastlar ve yaşadığını öğrenir. Tam umutlanmak üzeredir ki aşkının karşılıksız olduğunu öğrenir.
  • Bihruz Bey her nereye gitse, her nerede bulunsa, maksadı görünmekle beraber görmek değil, yalnızca görünmekti.
  • 240 syf.
    ·3 günde·9/10
    Bu kitabı yazan deha, neden popüler olmadı? Bu kitap nasıl edebiyat dünyasında en bilinen, en okunan romanlar arasında kendine yer bulamadı? Gerçekten bilmiyorum. Okuduğum en harika romanlardan oldu kendisi. Tamamen farklı bir bölgenin edebiyatını denemek için, yazarın Bask asıllı İspanyol olduğunu öğrenerek kitabı almıştım. Kitabı da yazarı da hiç duymadım, kendime kızıyorum "Nasıl duymadım" diye.
    Başlıkta yazdığım gibi, önsözünden ötürü 1 puan kırdım. Oldum olası şu önsözleri sevemedim zaten. Çok anlamsız geliyor, hele ki romanlarda. Kitabın yazarı, genç, az tanınan bir yazar dostu tarafından önsöz yazmasını istemiş bu kitaba. Önsöz güzel başlıyor başlamasına ama, sonradan kitabın sonunu söyleyiveriyor! Daha sonrasında yazar tarafından ikinci bir önsöz yazılıyor, bu önsöz için özür dileniyor, ama önsöz hala kitapta duruyor? Bu kurgu muydu yoksa gerçek mi, asla anlamadım ve hiç hoşuma gitmedi. Şakaysa kötü, gerçekse daha kötü.
    Önsöz haricinde kitap muazzam. Aslında çok sıradan başlıyor fakat çok ilginç ilerliyor. Zengin, hayatta annesinin vefatı dışında derdi olmayan bir genci tanıyoruz. Rastgele bir kadın görüyor, aşık oluyor, evine notlar bırakıyor. Bu sırada iç konuşmaları yer alıyor ve burada Araba Sevdası'nın Bihruz Bey'ini çok andıran bir üslup var, mizahi, trajikomik. Ne aşkı, ne duyguları tadabilmiş bu genç, hayatta çok toy ve nasıl davranacağını bilemiyor. Kadınları, aşkı anladığını sanıp kafasına eseni yapıyor, aslında kitap bundan ibaret. Kitabı muazzam yapan, hem mizahı üslubun inanılmaz etkileyici kullanılması, hem de felsefi çözümlemelere yer vermesi. Anarşist bir enişte var mesela, anarşizmi yanlış anlamış ve ilginç nutuklar atıyor. Feminizmi yanlış anlamış bir kadın var, zaten ana karakter hayatı doğru düzgün tanımamış, duyguları yanlış anlayıp duran biri. Aslında çok güzel anlatıyor insanı bu komik eser.
    Spoiler olur mu bilmiyorum ama üstü kapalı şekilde söyleyeyim, bir yerde yazar, bizzat gerçek hayattaki haliyle romana dahil olup bir karakterle konuşuyor. Bu çok özgün geldi bana, sadece Ahmet Midhat'ın Müşahedat isimli eserinde böyle bir unsura rastlanmıştım, ki oldukça postmodern bir çizgidedir bu olay.
    Roman kendi içinde 3-4 farklı romanı andırdı bana, yer yer Beyaz Geceler, yer yer Araba Sevdası, hatta üslup değil de içerik açısından Aylak Adam'dan bile izler var. Gerçekten çok enteresan bir kitap, çok çok parlayabilecekken sönük kalmış. Önsözü es geçin ve okuyun derim.
    Not: Bu Akdeniz ülkelerinin edebiyatlarında "avare, başıboş tip" arketipi oldukça meşhur. Ana kahramanda bir Don Kişotluk vardı, aynı şekilde bu roman da zaten İspanya'dan çıkmıştı, unutmamak gerek. Yunan edebiyatındaki Zorba da aklıma geldi, bilemiyorum, incelemeye değer.