1940'ların İtalyası savaşa girip girmeme konusunu tartışıyordu. Müttefikleri olan Almanya'nın yeni bir harekata başlayacağı zamanlar, batıyı istila edecekleri zamanlarda İtalyanların üstünde kara kara bulutlar dolaşıyor, birçok kişiyi umutsuzluğa sürüklüyordu. İşte yazar Buzzati bu şartlar altında kitabını yazdı. O da bu sıralarda orduya yazılmıştı. Kitabında da savaş öncesi psikolojiyi görebiliyoruz.
Kitabın konusu, Teğmen Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne atanması ile başlıyor. Büyük umutlarla kaleye giden Drogo, zaman geçtikçe diğer askerler gibi kuzeydeki düşmanın saldıracağı günü beklerken buluyor kendini. Beklemekle geçen koskoca bir ömür, askerliği değil beklemeyi meslek edinmişlerin kalesi Bastiani. Ancak birçok asker gibi Drogo'yu da oraya bağlayan anlamsız bir umut var. Bu umut, onları yiyip bitiriyor. Hayatlarının en güzel zamanlarını kuzeyden gelecek düşman için harcıyorlar.
Kitap, kuzeyden gelecek düşmanı beklemekle geçerken bu bekleyişin yavaşlığında ilerliyor. Sanki yazar, bu bitmek bilmez bekleyişi okura da yaşatmak istemiş. Kitap bu ağırlıkta ilerlerken bize verdiği en önemli mesajı şudur: harekete geçmek. Anlamsız bekleyişlerin hiçbir faydası yok, o halde yapmak istediklerimiz için beklemenin ne manası var? Bizim toplumumuzun da hayatı hep beklemekle geçmiyor mu? İş bul, evlen, çocuk yap, emekli ol ve öl. Bizim hayatımızı bu monotonluktan uzaklaştıracak neler var? İşte bunu düşünüp yola koyulmanın tam vakti, Drogo bekledi de ne oldu?..