• Bu mektubum canım ablam sueda reyyan 'a ithafendir.
    Not: {En başta nefsime tabiki 🤗}

    Sait Faik Abasıyanık'ın "Yazmasaydım deli olacaktım" itirafıyla teselli ediyorum ben de kendimi şu sıralar.Aslında içimde avazı gökleri lerzeye getirecek kadar çığlık çığlığa
    konuşan,dile gelmeyen o kadar his var ki çoğunu duymuyorsun bile sen.Kalbinin yüküne,yük olmak istemeyişimden.Kalemimin sırrını senin nahif gönlüne taşımasına izin vermiyorum çünkü.Mürekkebimi yutkunarak, satırlarla cedelleşiyorum.İzin verirsem belki tasıyamazsın,dayanamazsın.
    Belki de mesuliyet ağır gelir cılız bedenine.Ya susturamazsan o çığlıkları?
    Ondan dolayı sımsıkı bohçalara sarıp sarmaladım içimde saklı hislerimi;
    el değmesin ,göz değmesin ,yürek değmesin istiyorum.Hiç kimse hatır sormasın istiyorum.

    Hem kim yüklenmek ister ki onları, Sevgili Dost ?
    Hem kim yanmak ister ki, dostunun derdiyle ?
    Hem kim dinlemekle huzurunun kaçmasını,rahat ve şirin yaşamının tadının kaçmasını ister ki ?

    Sevgili Dost,

    Aşk'ı Sükun'da da geçiyor ya yüreğim ah'larla incinmiş,kalbim bölük bölük dualarla yüklü,umudumun takati kalmadı.Hatıralarım canımı yakmakta.Yine de ne güzel tesellidir;

    "Acaba göklerin ve yerin Hâlık’ından başka kim kalbimizdeki en ince ve gizli hisleri bilir, ahireti yaratarak bizim için geleceği kim aydınlatabilir ve bizi dünyanın yüz binlerce boğucu dalgasından kim kurtarabilir?" yakarışı...

    Sevgili Dost,

    Sen de batıp gidenlere karşı alakanı kesip, ayetin bizlere fısıldadığı gibi;

    "La uhibbul afilin" diye haykır hadi...

    "Ben batıp gidenleri sevmem" diyerek kalbinin kapılarını bir bir kapat yüzlerine, tam bir teslimiyetle.

    Sevgili Dost ,

    Denizi sever misin? Evimin penceresinin kenarına kollarımı dayayıp denizin enginligini hissetmek isterken,kocaman binalar ittifak edercesine adeta denizle görüş açımı kesmekte.Evimin manzarasını iş makineleri,inşaat işçileri,tuğlalar vs. işgal etmekte.

    Taş ve soğuk zeminler yüreğimin ummanına kulaç atıp yüzmek yerine; ölümü ve cansızlığımı yüzüme yüzüme çarparak hatırlatıyor fani hayatın soğuk nefesini.

    Sevgili Dost,

    Ayrılıklar ne zor!
    Dünyada sabrımızı tüketen,takatimizi aşan,karşı koyulmaz ve yakıcı ayrılıklar var.

    Sevdiklerimizden ,dostlarımızdan ayrılık da böyle dayanılmaz işte!

    Onların gurbetine değil iki gözüm,binlerce gözüm olsa ağlamak istiyorum diyormuş ya bir mütefekkir, nasıl da ağır değil mi?

    Ahh bu dünya ne kadar da gaddar, ne kadar da aldatıcı değil mi Sevgili Dost?
    Şu anda da gözyaşlarıma engel olamıyorum.
    Şu hayat yükü cekilebilir gibi değil.

    Bak, insaatçi ustalar nasıl da çiviler çakıyor tahtaları sağlamlaştırmak için.

    Sevgili Dost,

    Sen de faniliğini hatırlayıp bu dünya seni bırakmadan, seni terk etmeden ebedi hayatını ıssız, yıkık ve harab bırakmamak için çiviler çakıyor musun ömrüne?

    Ebedi hayatına kavuşmak için,ömrünün levhalarına uyarak duvarlar örüyor musun?

    Karanlıklara boğduğun hayatını avizelerle ışıklandırıyor musun,rengarenk süslerle zinetlendiriyor musun?

    Pencereler açıyor musun, öteler için?

    Dısarının gürültüsü ve keşmekeşliğinde "özünü" kaybetmemek,kırılgan rüzgarlarda ruhunu daha fazla incitmemek için nefsinin hücumlarına karşı yalıtıma tabi tutuyor musun benliğini?

    Sevgili Dost,

    Deniz masmaviliğiyle uzaklardan,sonsuzluğu müjdeleyip halen göz kırpmakta.

    Seyyar bir dünya olan ömrün ise hiç geçmeyecekmiş gibi karşında dikilip, sağlammış gibi gözünü boyamakta,her şeye malikmis gibi ahkam kesmekte.

    Sevgili Dost,

    Sakın aldanma.Zira dünya aldatıcı!
    Ömür geçiyor!
    Senin de ömrün bitecek!

    Rabbini sevmek için verilen kabiliyetinin sızıntılarını, nefsinin çölünde kurutma sakın.

    Rahmetinin çiçek bahçesi olan varlığını geçici heveslere şiddetli alaka göstererek, susuz bırakıp soldurma lütfen.

    Her gün dolup boşalan bu misafirhanede, sen de bir misafir olduğunu lütfen unutma.

    Madem ki her şey Allah'tan, başına gelen musibetlere küsmek değil, aksine, muhabbet duymak gerek.Hatrını yoklayana kıymet gerek.

    O halde hatırla Sevgili Can Dostum,

    "Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe."
  • Farkında mısın bilmiyorum ama, ne zaman, nerede karşılaştığımız önemsiz, önemli olan en çılgın kalabalıklarda bile gözlerimizin birbirini buluşu...
    Tolga Demirel
    Sayfa 77 - Düşülke Yayıncılık
  • Yaşam başkasına aktarılamaz, herkes kendi hayatını yaşamakla yükümlüdür; kimse yaşama uğraşında başkasının yerini alamaz; çektiği diş ağrısıyla kendi canı yanmak zorundadır, o ağrının bir parçacığını bile başkasına aktaramaz; başka hiç kimse onun vereceği vekaletle onun yapacağı ya da olacağı şeyi seçemez ya da kararlaştıramaz; hiç kimse duygularında ve sevgilerinde kendini onun yerine koyamaz, onun yerini alamaz; dünyada _ nesnelerin dünyasında ve insanların dünyasında yönünü bulabilmek, o sayede doğru tavır koyabilmek için düşünmesi gereken şeyleri kendi yerine düşünsün diye bir yakınını memur edemez; sonuçta bir şeye inanmak ya da inanmamak, açık seçik fikirlere ulaşmak ya da saçmalıklara toslamak ancak tek başına yapmak zorunda olduğu bir şeydir, kimse onun yerini tutamaz, delegesi ya da vekili olamaz.
  • Sanki yanan kibrit çöpleri bizdik, mum dipleri de mezarımız... Kibrit çöpü mezarlığı, bizim gibi kırık ve kaybedenler için ne güzel bir benzetmeydi... Yana yana yaşa, yanarak öl ve öldükten sonra da yanmaya devam et. Yanmak tüm varoluşunu tanımlıyormuş gibi..."

    Geçmişindeki acıların küllerinden doğmuş, zeki bir dolandırıcı...
    Arı kovanına giren kelebek.
    Yaşamadığı için ölmeyi bile beceremeyen, hayata küskün bir kız...
    Sudan korkan balık.
    Tanrı'nın birbirlerinde çare bulmaları için bir araya getirdiği iki kişi.
    Peki ya, bir gün ömrü olan bir kelebek yarına aşık olursa ne olacak?
  • Kimsenin bilmediği soğuk ve karanlık bir odada, gözümde bir parça bile uyku yok. Oysa dağlar kadar yorgunum. Kardan pattaniyeme sarılıyorum çaresizce. O bile eğreti duruyor üstümde. O bile gitmek ister gibi. Üşüyorum ama bari o terketmesin der gibi seviyorum soğukluğunu. Yine de yüreğimde küçük bir alev saklıyorum. Biliyorum(!) Biliyorum bir gün yine yakıcak ateşi beni. Biliyorum yine yandıkça yanmak isticem. Yine yârin gözüne bakıp gidicem bu diyarlardan. Yine kokusunu alıp sarhoş olucam. Yine elimi tuttuğunda yedi göğü aşıcam.

    Böyle dedi ürkek yüreğim. Oysa ne kadar bekliceğini o bile bilmiyordu. Adeta sonsuz bir zamanda son günü bekler gibiydi. Aptalcaydı, o da biliyordu bunu. Yine de bekliyordu işte. Kızıyorum ona ama elimden bir şey de gelmiyor. Kapalı tüm kapıları. Bana bile!! Sadece beklediğime açılacak bu kapılar diyor. İyi diyorum, ben içiyorum sen de napıyorsan yap. Yanıyor musun kül mü oluyorsun. Ne olursan ol diyorum artık. Ben içiyorum, o yanıyor. Ruhumsa bir köşeye saklanmış sessizce bizi izliyor. Onun işi kolay tabi. O istediğinde görüyor sevgiliyi. Arada bir kaçıyor gelmiyor bir süre. Geldiğinde anlat diyoruz biz de. O nasıl iyi mi. Aptal yüreğim hemen körüklemeye çalışıyor alevini. Geldiğinde üşümesin diyor, bıraktığı gibi bulsun burayı. Ne kadar salak olduğunu düşünürken içiyorum ben de. İçiyorum. İçiyorum. En son içim geçmiş. Yüreğimin gürültüsüne uyanıyorum. Ne oldu, geldi mi yoksa diyorum istemsizce. Gelicek biliyorum diyor. Meğer yine bir şeyler yazmış. Bana göstermek için heyecan yapmış. Hadi bunu da oku diyor. Sen güzel okuyorsun deyip tavlamaya çalışıyor beni. Ya git kendi kendine yan bi köşede beni niye karıştırıyorsun deyip kızıyorum ona. O kadar çok konuşuyor ki; sussun diye tamam okuycam ama bu son diyorum. Hiç inanmıyorum ama tamam söz diyor. Elime tutuşturuyor bütün sayfaları. Ve şöyle yazmış bizim ürkek yürek yine ;
    ...
  • Nice insanlar kendilerine ait olmayan inanışlar için, başkalarından aldıkları ve ne olduğunu bile bilmedikleri düşünceler için hiç ses etmeden diri diri yanmak zorunda kalmışlardır.

    Montaigne
  • İnsanın en temel özelliği nedir? Düşünmek mi, sevmek mi, başkalarının acısına yanmak mı? Nedir insanı bir makineden ayıran? Tersten sorayım: Hangi aşamada bir makine insanlaşır ya da bir insan makineleşir? Insan ile makine arasındaki sınır nedir? Bir makine gizli gizli sevgilisine öpücük gönderir mi? Nedir farkımız? Kullanılan malzeme mi? Gülmeyin ciddi soruyorum. Eylemlilik biçimi mi, görünüşü mü? Bunlar üzerine kafa yorduğumuzu zannederiz ama aslında birer insan olduğumuz için bu konulardaki bilgilerimiz bebeklikten itibaren biriktirdiğimiz ezberlerden oluşur. Dünyada bunca teori varken sizce can üzerine neden bir şey söylenmez? Canı tanımlamaktan bile âciz olduğumuzun farkında mısınız? Peki bir makine can kazanabilir mi? Ya bir varlık kendisini yaratabilir mi? Daha doğrusu kendisini yarattırabilir mi? Tuhaf bir cümle; biliyorum ama olayın kendisi de en az cümle kadar tuhaf.“
    İsmail Güzelsoy
    Sayfa 224 - Doğan Kitap