Okumadan önce bilginize, spoiler içerir.
Otobiyografilerle aramda oldum olası bir mesafe vardır. Bende karşılıkları çoğu zaman fazla didaktik ya da kronolojik bir akışa sıkışmış metinler olur. Özgürlük ise bu ezberimi tamamen bozan, ne ara okuyup bitirdiğimi anlamadığım bir kitap oldu.
Arnavutluk’un o sert ve gri dönüşüm dönemini; yukardan bakan bir yetişkin gözüyle değil, her şeyi anlamaya çalışan küçük bir çocuğun dünyasından okuyoruz. Yazar tarihi anlatmıyor, o dönemin ruhunu hissettiriyor.
Okurken beni en çok sarsan, evlerin içine sinen o gizli hayatta kalma dili oldu. Okulda öğrenilen ideolojiyle evdeki sansürün çarpışması, küçük Lea’nın "Enver Amca" fotoğrafını başköşeye koyma ısrarı ve büyüklerin uydurduğu o trajikomik bahaneler... Misafirliğe gelen komşuya çocuksu bir dürüstlükle söylenen tek bir cümlenin evde yarattığı o buz gibi gerilim anı.
Kitap boyunca büyüklerin fısıldaşarak konuştuğu o "üniversiteler ve bölümler"… Hepsinin aslında birer hapishane ve toplama kampı şifresi olduğunu Lea ile birlikte öğrenirken yaşadığım şaşkınlık, kitabın en güçlü anlarından biriydi.
Lea Ypi acıyı, baskıyı ve tarihsel bir kırılmayı bir ders gibi değil, bir çocuğun gözündeki o saf anlamlandırma çabasıyla sunuyor. Çok güçlü bir büyüme hikayesi.
Büyüklerin dünyasındaki o ağır korkunun, bir çocuğun gözünde sadece "tuhaf davranışlar" olarak kalması bende bu kitaptan kalan en derin iz oldu. Bu dönemin en nitelikli, en özel keşiflerinden biriydi.