Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
Battani (858 - 929)
9. ve 10. yüzyıllar arasında yaşamış olan Battani, özellikle astronomi alanında çığır açmış bir bilim adamıdır. Battani'nin târihteki en büyük başarısı ise yaşanılan 1 güneş yılını 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye olarak ölçmesidir. Bundan tam 1000 yıl önce hesaplamış olduğu 1 güneş yılı bugün 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 46 saniyedir. Battani tam 1000 yıl önce sâdece 22 saniyelik bir sapmayla oldukça önemli bir başarıya imza atmıştır. Onun başarısı matematik biliminde de devâm etmiş ve trigonometriyi bularak onu hayâtımıza sokan kişi olmuştur.

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
Piri Reis (1465-1554)
Türk - Osmanlı denizcisi olan Piri Reis, târihte ilk kez "Dünya Haritası"nı çizen coğrafyacı ve haritacı olarak tanınır. Piri Reis yapmış olduğu seferlerdeki gözlemlerinden ve deneyimlerinden yola çıkarak târihteki "İlk Dünya Haritası"nı çizmiştir. Bu harita, Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika'nın batısı ile Amerika'nın doğu kıyılarını gösteren ve elimizde sâdece haritanın 3'te 1'inin bulunduğu kısımdır.

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
Kaşgarlı Mahmud (1008 - 1105)
Kaşgarlı Mahmud, Türk dilbilimiyle ilgili dünyâca ünlü çalışması "Divânu Lügati't-Türk" ile tanınır. Kaşgarlı Mahmud'un ömrünü verdiği bu çalışması "Türk Sözlüğünün Divanı" anlamına gelmektedir. Bu çalışma sadece ilk Türk sözlüğü olmamış aynı zamanda İslâmiyet öncesi Türk edebiyâtını, târihini, coğrafyasını, folklorunu, mitolojisini aydınlatan ansiklopedik bir çalışma olmuştur. Bu çalışmanın maksadı Türk dilini Araplara tanıtmak olmuştur. Bu nedenle eser Arapça olarak kaleme alınmıştır ve içinde pek çok Türkçe deyime, şiire ve atasözüne yer verilmiştir. Eserde Türkçe 7500 tane sözcüğün Arapça karşılığı verilmiştir. 1077 yılında son haini vermiş olduğu bu çalışmasını Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillah’ın oğlu Ebü’l-Kasım Abdullah’a sunmuştur. Eserin tek nüshası İstanbul'da bulunmaktadır.

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
İbni Sina (980 - 1037)
İbn-i Sina, tıp, psikoloji, farmakoloji, jeoloji, fizik, astronomi, kimya ve felsefe alanında bir deha ve bilim adamıdır. Aynı zamanda "Avicenna" adıyla ve "El- Kanun" (Canon) kitabıyla tıbba yapmış olduğu büyük katkıdan dolayı tüm dünyâca "Modern Tıbbın Babası" olarak tanınır.

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
Farabi (872 - 950)
9. ve 10. yüzyılda değeri bilinmemiş filozof, mantıkçı, müzisyen ve bilim adamıdır. Arkasında bıraktığı eserlerden dolayı ölümünden tam 200 sene sonra bilimde tanınmaya başlanmıştır. Farabi müziğe olan ilgisinden dolayı da 'ses' olayını fiziksel açıdan açıklama getiren ilk bilim adamıdır.

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
El-Kindi (801 - 873)
Kindi dünyâdaki ilk Müslüman filozof olarak tanınmaktadır. Kendisi filozof yönü dışında anstronomiye olan katkılarıyla bilinmektedir. Güneş sistemi teorisini dekteklemiş, kriptoloji bilminde tek alfabeli şifreleme yöntemini gelişterek frekans analizini bulan kişi olarak da târihe geçmiştir.

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
El-Harezmi (780 - 850)
Farslı bilim adamı Harezmi matematik, astronomi ve coğrafya alanlarında kendini geliştirmiştir. Cebir ve Denklem Hesâbı Üzerine Özet Kitabı dünyânın ilk matematik kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Aynı zamanda bilim adamı Harezmi '0' rakamını ve 'x' bilinmeyenini kullanın dünyâdaki ilk kişidir.

Tarihe Damgasını Vurmuş Müslüman Bilim Adamı
Evliya Çelebi (1611 - 1682)
40 yılı aşkın süre boyunca Osmanlı topraklarını gezmiş, gördüklerini ise dünyâca ünlü eseri "Seyahatname"de toplamış halk bilimci gezgindir. Evliya Çelebi'nin ömrünü verdiği bu çalışması dünyâca ünlü çalışma olmakla birlikte yazılışından iki yüzyıl sonra, ancak 1896 yılında Arap harfleriyle basılabilmiştir. Çelebi, seyâhat ettiği bütün yerlerin, târihine, halkının özelliklerine, diline, dinine, kıyafetlerine, sanâtlarına, gündelik yaşamlarına, mutfaklarına, coğrafyasına ve sanât târihine dâir muazzam bilgiler vermiştir. Bu çalışması "Biyografya romanı" olarak nitelendirilmiş ve toplamda 10 ciltte toplanmıştır.

Harun Eytemiş, bir alıntı ekledi.
 21 May 23:17 · Kitabı okuyor

Milli servetin, halk vicdanı ve millet aklının kurucusu olabilmek için çaba gösterin. Hayatta istediğiniz mesleği seçebilirsiniz; örneğin profesör, doktor, işçi, bilim insanı, tüccar, subay, din adamı, memur, köylü veya bakan olabilirsiniz, bu sizin yeteneklerinizle ve şartların uygun olup olmamasıyla ilgili bir durumdur. Fakat şunu hiçbir zaman unutmayın: Vücudunuz, aklınız ve ruhunuzun sahip olduğu bütün gücü vatanınıza ve halkınıza adamalısınız.

Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 50)Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 50)
Ferya Fertelli, Gülün Adı'ı inceledi.
21 May 22:34 · Beğendi · 10/10 puan

Umberto EcoGülün Adı

Umberto Eco,1932 yılında Milano’da doğmuş.Bologna Üniversitesi’nde öğretim üyesi,semiyolog,tarihçi,filozof,Ortaçağ uzmanı ve James Joyce üstüne derin araştırmalar yapmış çok yönlü bir bilim adamı.Gülün Adı yazarın ilk romanı.


Papa ve imparatorun atama yetkisi için savaştıkları bir dönemde yani 1327 tarihinde Yukarı İtalya’da bir manastırda yaşanan cinayetleri anlatıyor kitap.Adso adlı çömezin 18 yaşında tanık olduğu 80 yaşında yazdığı üstadı William’la çözdükleri cinayetleri anlatıyor.Yedi günde,yedi cinayetin günün belirlenen zaman diliminde meydana gelen olayları büyük bir ustalıkla sunuyor.Okuyucuyu Ortaçağın karanlık zihniyetine bir manastırın labirentlerinde” dolambaçlı labirent vardır;bunu geliştirirseniz elinizde bir tür ağaç bulursunuz,bir çok çıkmaz sokaklar,kökleri olan bir yapı.Çıkış tektir,ama yapılabilirsiniz.Kaybolmamak için bir Ariadne ipine gereksiniminiz vardır.Bu labirent sınama ve yanılma süreci.
Deleuze ve Guattari’nin Köksap dedikleri labirent vardır.Köksap öyle bir biçimde yapılmıştır ki her yol tüm öteki yollara bağlanabilir.Merkezi,çevresi,çıkışı yoktur.Çünkü potansiyel olarak sonsuzdur.Varsayım alanı,bir Köksap alanıdır.Benim kitaplığımın labirenti dolambaçlı Üstat William’ın Köksap’a göre kurulmuştur “ der Eco.Çünkü cinayet manastırda girilmesi yasak olan kütüphanede gizlidir.

Kitap çok katmanlı,bir polisiye roman okurken, Hristiyan dünyasının içinde buluyor okuyucu kendini.Tarikatların oluşması,birbiri arasındaki çekişmeler var.Bilimin ve dinin arasındaki çekişme.
Kitapta üstat William ve çömez Adso arasında geçen diyaloglar kitabın iskeletini oluşturuyor.Çömez soruyor William muhteşem bir zeka ve öngörüyle bilimsel,felsefik açıklamalarda bulunuyor.

Kitapta en çok dikkatimi çeken ve zaten tarikatların birbiri arasında çekiştikleri konulardan bir tanesi gülmek,ironi üzerine tartışmaydı.İsa’nın gülmemesi.Tüm manastırda arkasına düşülen sihirli bir kitap var.Kör rahip Josenin sakladığı Aristotelis’in Poetika’sının ikinci cildi.Bu kitap gülme üzerine bir ironi.
Gülmeyi bedenin güçsüzlüğü yozlaşması ve yavanlık olarak düşünüyorlar.Ve tüm tezlerinin karşılığında İsa gülmezdi sonucunu çıkarmaya çalışıyorlar.
Dikkatimi çeken bir diğer konusu ise İsa’nın yoksulluğu üzerineydi.Eğer İsa yoksulsa,kilisesinde yoksul olması gerekliliği.

Gülün Adı’nı okurken araştırma yapma ihtiyacı hissediyorsunuz çünkü ortaçağda yaşamış birçok filozof,din adamı ve bilim adamının adları geçiyor bunları araştırmadan okuma yapmak Eco’nun yarattığı dünyayı anlamada bir adım.Ayrıca bir çok Latince cümleler var ve sayfanın alt tarafında açıklamalarıyla birlikte verilmiş bu da okumada zaten 733 sayfacık olan kısmende olsa zorlaştırıyor.Ve en son da Umberto Eco’nun yazım aşamasına dair bir açıklaması var ki başlı başına bir kitap olabilirmiş.Ordaki yazılan kuramsal bilgiler cinayeti çözmekten de zordu.Bu arada kitabın oluşmasında etkilendiği yazarları da açıklamış.Çömez Adso yani kitabı anlatıp yazan “Doktor Faustus Thomss Man,Günün saatlere göre katı yapısından ötürü örnek Ulyess’ti,bir çok konuşmaların geçmesi gereken kayalık ve sanatoryumu andıran yerinden ötürü Büyülü Dağ” der yazar.

Kitabı okumamda ki en büyük etken çağdaş klasiklerin başyapıtı olmasının yanında okuduğum Aytunç Aldundal’ın Gül ve Haç Kardeşliği kitabında Gülün Adını’nı işaret etmesi oldu.Bu kitabı okurken Azize Angela kimmiş diye araştırırken,Tarkovsky’nin Antichrist adlı filmini izledim.Şimdi sıra bu kitabın filmini izlenmesinde.

Tekrardan toparlayacak olursam,Ortaçağda kilise hayatının sapkınlığına,yoldan çıkmış din anlayışına.Kilisenin tüm erklerin önüne geçme yarışına,bilimle din arasındaki çekişmeye,dinin kimlerin elinde hangi amaçlarla yozlaştırıldığına.Tinsel bir olgunun iyileştiri kutsallığının yerine,bağnazlaşıp insanın ruhunu nasıl karanlıklara götürdüğüne dair muhteşem bir baş yapıt okudum.




️Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı katındaydı ve Söz Tanrı’ydı.
️Zihni’mizin tasarladığı düzen tıpkı bir ağ ya da bir merdiven gibidir;bir şey elde etmek için yapılır.Ama sonra merdiveni bir yana atmak gerekir,onun yaralı olda bile anlamsız olduğunu anlarsın.
️Gülmenin insana özgü olduğu biz günahkarların sınırının bir belirtisidir.Ama bu kitaptan senin ki gibi ne çok yozlaşmış kafa gülmenin insanın anacı olduğunu öngören bir yasa çıkaracaktır!Gülmek bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır.Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir;yasanın gerçek adı Tanrı Korkusudur.
️Bir düş bir kutsal yazıdır;bir çok kutsal yazıda düşlerden başka bir şey değildir.